Ana sayfa 133. Sayı Türkiye’de kadının işgücüne katılımınınönündeki engeller ve kadın istihdamının artırılması*

Türkiye’de kadının işgücüne katılımınınönündeki engeller ve kadın istihdamının artırılması*

57
PAYLAŞ

Kadın istihdamını arttırmak için önerilen çalışma biçimleri, aynı zamanda kadınların hane içindeki karşılıksız emekleriyle birlikte yürütebilecekleri niteliktedir.Devlet kadınlara sermaye ile ataerki arasındaki uzlaşmayı bozmayacak, ev içi maliyetli işleri aksatmayacak şekilde, kısmi-zamanlı, geçici veya evde yapılan düşük getirili işler üzerinden işgücü piyasasına katılmayı uygun görmektedir. AKP’nin kadın istihdamını artırmak bir yana kadının ev içi rollerini pekiştiren politikalar uyguladığı apaçık ortadadır.

Kapitalizmin bir sistem olarak gelişmesi vedaha fazla işgücüne ihtiyaç duyulması kırdan kente büyük bir göç dalgası ile beraber kadınlar ve çocukların da kentlerde işçileşme sürecinde yer almasına neden oldu. KadınlarAvrupa’da ve ABD’de kapitalizmin ilk birikim döneminde işgücüne ve üretime kitlesel olarak katıldılar. Ancak kapitalizm tarihinin çeşitli evrelerinde,farklı ülkelerde, farklı bölgelerde ve sektörlerde kadınların işgücüne katılımı farklılık göstermiştir ve göstermektedir. Kadınlar kimi zaman geleneksel olarak, kimi zaman toplumsal cinsiyet rolleri, kimi zaman da sermayenin tercihleri nedeniyle bazı işkollarında daha fazla yer almakta, bazı işkollarında ise nerdeyse hiç yer bulamamaktadır.

Ev içi emek, kadının esnek istihdamına yol açıyor

Kadınların farklı yoğunluklarda işgücüne katılımına rağmen, kapitalizm kadınlara erkeklerle beraber emeğini satma ve sömürülme “hakkı” getirmiştir. Farklılıklar gösterse de kadınların üretime dahil olması bir ilerleme olarak kabul edilmelidir. Kadınların işçileşmesine ve kentli işgücüne katılımına rağmen, emek gücünün yeniden üretilmesi kadının görevi olmuş ve harcadığı ev içi emek görünmez hale gelmiştir. “Emek gücünün yeniden üretilmesinin, hem günümüz işçi kuşağının her gün işine gidebilmesi için yenilenmesinin, hem de bir sonraki işçi kuşağının çocukluğundan itibaren yetiştirilmesinin yükü, hâlâ esas olarak işçi sınıfı ailesinin ve kadınların omuzlarındadır. İşçi sınıfı ailesi, emek gücünün yeniden üretilmesinin ucuz bir aracı olarak, kapitalist sistem için baha biçilmez değerdedir.”(1)

Türkiye’de evli kadınlar evli olmayan kadınlara göre üçte bir oranında, 0-4 yaş arası çocuğu olan kadınlar küçük çocuğu olmayan kadınlara göre yarı oranda iş yaşamına katılıyor.

İdeolojik ve ekonomik olarak kadının ev içi emeğinin kadının esas görevi olarak kabul edilmesi, ev içi emeğin ücretlendirilmemesi,kadınların çalışma hayatında yer almasının sadece ev ekonomisine katkı olarak görülmesi, çocuk bakımının kadının görevi olduğu kabulü, kadının üretim süreçlerine eşitsiz koşullarda katılmasına neden oluyor.

Diğer taraftan kadınların ne tür işlerde çalışacakları, kaç saat, hangi ücrete çalışacakları konusunda kapitalist ilişkilerin yanında ataerkil kültürün ürettiği cinsiyetçi tanımlamaların, rol beklentilerinin, önyargıların ve cinsiyetçi söylemlerin de etkisi var. Bugün Türkiye’de kadınların çoğu üretim süreçlerine son derece düşük statülerde katılıyor ve ev ya da ev dışında uğraşları ekonomik bir faaliyet olarak sayılmıyor.

Kapitalizm emeğin yeniden üretilmesinde çocuk yetiştirme, ev işlerinin görülmesi ve yaşlı/hasta bakımı gibi maliyetli işleri, işçi sınıfı ailelerinin omuzlarına yükler. İşçi sınıfı ve kadın mücadeleleri ev içi işlerin en azından bir kısmının maddi olarak sosyal devlet tarafından karşılanması konusunda birtakım tarihsel kazanımlar elde etmişti. Fakat 90’lı yıllarda neoliberal dalga ile engelli/hasta/yaşlı bakımevlerinin ve kreş gibi kamusal hizmetlerin giderek özelleşmesi,hem kadınların işgücüne katılmasındaki engelleri artırdı, hem de kadın emeğini esnek çalışma rejimine daha uygun hale getirdi. Ayrıca eğitim ve sağlık gibi kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması da yine kadının bu hizmetleri karşılayan rolünü pekiştirdi. Temizlik, çamaşır, bulaşık, çocuk bakımı ve çocuğun eğitiminin takip edilmesi, yaşlı/hasta bakımı gibi maliyetli hizmetlerinkadın tarafından ev içinde karşılanması,sermaye açısından hoşnutsuzluğun ve hak taleplerinin ortaya çıkmaması, bu başlıklarda maliyetin düşürülmesi ve kadınların esnek bir biçimde istihdam edilmesi gibi bir taşla birkaç kuşun vurulmasınısağladı.

Sayılarla evli, çocuklu ve bekâr kadın istihdamı

Günümüzde Türkiye’de kadın istihdamı çok düşük düzeyde; 28,2 milyon (15+ yaş) kadından yalnızca 8,7 milyonu işgücüne katılırken, yalnızca 7,6 milyonu istihdam ediliyor (TÜİK verileri,2013). Çalışabilir kadın nüfusunun çok azı işgücüne katılabiliyor. Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde en uzun çalışma saatlerine ve ev içi ücretsiz çalışma saatlerinin kadın erkek arasında dağılımı açısından da en büyük cinsiyet uçurumuna sahip ülke.“Evli lise mezunu bir kadının işgücüne katılma olasılığı diğer her açıdan kendisiyle aynı özelliklere sahip (yaş, çocuk sahibi olma) evli olmayan bir kadının sadece üçte biri kadarken; evli, lise mezunu ve 0-4 yaş arası çocuğu olan bir kadının işgücüne katılma olasılığı her açıdan aynı özelliklere sahip fakat küçük çocuğu olmayan bir kadının yarısı kadardır. Türkiye’de ilköğretim ve lise mezunu kadın nüfusu, emek piyasasına evlilik ve doğum öncesi en geç hamileliğe kadar kısa süreli katılmakta; daha sonra piyasadan çekilmektedir.(2)2013 yılında kadınların işgücüne katılamama nedenleri arasında,yüzde 58,7 ile ev işleriyle meşgul olmanın baştageldiği görülmektedir (TÜİK Toplumsal Cinsiyet İstatistikleri).

Kadınların ne tür işlerde, kaç saat, hangi ücrete çalışacakları konusunda kapitalist ilişkilerin yanında ataerkil kültürün ürettiği cinsiyetçi tanımlamalar, rol beklentileri, önyargılar ve cinsiyetçi söylemlerde etkili.

Kadın istihdamının artırılması için anne olmanın ve ev işlerinin kadının işgücü katılımına engel olmasının önüne geçilmelidir. Fakat Türkiye’de annelik ile iş yaşamının bir arada yürütülmesi için kadınların mevcut hakları oldukça yetersizdir. 16 Ağustos 2013 tarihli resmi gazetede yayımlanan yönetmeliğe göre, kadın gebe veya emziren çalışan günde yedi buçuk saatten fazla ve gece çalıştırılamaz. Özel sektördeki çalışma koşullarını dikkate aldığımızda bu pek mümkün görünmüyor, kaldı ki bu yönetmeliğe uymayan işverene verilen idari ceza 2015 itibariyle 1478 TL’dir. Ayrıca ücretli doğum izinleri doğumdan önce ve sonra sekiz haftadır ve ek olarak ücretsiz 6 aydır. Bu süre dünyada birçok ülkeye göre oldukça kısadır. Özellikle son yıllarda başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere birçok sağlık otoritesi kadınlara bebeklerini ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslemelerini öneriyor. Süt izninin büyük kentlerde uygulanmasının zorluğu düşünülürse, ücretli doğum izninin doğumdan sonra en az 32 hafta olması gerektiği söylenebilir.

Yeni yasa tasarısı, kadının annelik görevini pekiştiriyor

AKP tarafından “Ailenin ve Dinamik Nüfusun Korunması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”ndakoparılan onca gürültüye rağmen, kadın istihdamını artırıcı ve kadınların çalışma koşullarını iyileştirici bir kazanım yok. Kadınların 8 saatlikçalışma hakkı, emzirme izni, kreş gibi haklarını kullanamadığını görüyoruz. Özellikle ücretsiz izin hakkı,ancak devlet memurları tarafından kullanılabiliyor;özel sektörde ücretsiz izin hakkı kadınlar için işten atılma anlamına geliyor. Kaldı ki, ücretsiz izin kapitalizm koşullarında eve giren gelirin ciddi bir biçimde azalması demek.Düşük gelirli emekçi ailelerinde bakıcı veya kreş parasını bulmak zor olduğu için ya kadın tamamen iş hayatından ayrılıyor, ya da işini kaybetme korkusu nedeniyle çocuğu bir aile yakınına bırakarak hemen işe dönüyor. Kadınlara doğum sonrası süt-emzirme izni yeni yasa tasarısı ile bu ilk 6 ay için günde 3 saate çıkarılıyor, fakat 4-b ve 4-c kapsamında olan sözleşmeli çalışanlar bundan yararlanamayacak. Özellikle özel sektörde çalışan kadınların kent merkezlerinde çalıştıkları düşünülürse, eve gidip gelme saati süt izin saatine denk gelmektedir. Sonuç olarak çoğunlukla kadınlar bu hakkı kullanamamaktadır.

Yeni yasa tasarısındadoğum izni biten anne, ilk 6 aya kadar yarı-zamanlı esnek çalışacak, ikinci ve üçüncü çocuğa sahip olan anneler daha uzun esnek çalışma saatlerine sahip olacaktır. Bu esnek yarı-zamanlı çalışma, daha emek yoğun mesai, eksik sigorta primi, düşük ücret ve emekliliğin hayale dönüşmesi anlamına gelmektedir. Kadınlara ücretli izin hakkı verilmesi gerekirken esnek çalışma önerilmektedir. Ayrıca esnek çalışma vasıfsız işlerde çalışmaya, terfi ve yükselme için ayrımcılığa yol açacaktır.

Ev işlerinin ve çocuk bakımının kadınlar için öncelikli iş olarak görülmesi, kadınların tam gün çalışmasına engel oluyor, kadın işgücünün esnek çalışma için uygun hale gelmesine ve kadınların düşük ücretlerle çalışmayı kabullenmesine, hak mücadelelerinden uzak durmasına yol açıyor.

Yasa tasarısında 1. çocuk için 200 TL, 2. çocuk için 400 TL, üçüncü çocuk için 600 TL“doğum yardımı” yapılması öneriliyor. Bir defaya mahsus yapılan bu komik yardım, ilk aydaki çocuk bezi gideri kadardır. İkinci çocuk için iki ay bez gideri karşılanabilir. Ayrıca çocuk için kreş yardımı ilk altı ay 300 TL olarak belirlenmiştir. Kreş talep edilen yerlerde 150’den fazla kadın çalışan varsa,eğer kreş 250 metreden uzak bir alandaysa,0-6 yaşındaki çocukların kreşe bırakılması için işveren servis hizmeti sağlamak zorundadır. İşverenin kendisi de oda ve yurt açabileceği gibi anlaşmalı kamu kuruluşlarıyla da bu isteği yerine getirebilir. İş Kanunu hükmü gereği, kreş açma yükümlülüğünü yerine getirmeyen işyerlerine çok düşük ve bir defaya mahsus idari para cezası uygulanmaktadır. Uygulamada işverenler kreş açma yükümlülüğüne uymaktansa cezaya razı olmaktadır. Yeni yasa tasarısı kadının asli görevini annelik olarak pekiştirmekte, esnek ve güvencesiz çalışmanın önünü açmaktadır.

Sermaye-ataerki cenderesinde, kadın aleyhine istihdam

Kadın istihdamını artırmak için iki çözüm önerisi dile getirilmektedir. Bunlardan ilki esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması ve kadınların bu tarz çalışmaya teşvik edilmesi, ikincisi ise kadın girişimciliğinin desteklenmesi olmuştur. Kadınlar için önerilen istihdam biçimleri, aynı zamanda kadınların hane içindeki karşılıksız emekleriyle birlikte yürütebilecekleri niteliktedir. Devlet kadınlara sermaye ile ataerki arasındaki uzlaşmayı bozmayacak, ev içi maliyetli işleri aksatmayacak şekilde kısmi-zamanlı, geçici veya evde yapılan düşük getirili işler üzerinden işgücü piyasasına katılmayı uygun görmektedir.

AKP’nin kadın istihdamını artırmak bir yana kadının ev içi rollerini pekiştiren politikalar uyguladığı apaçık ortadadır.

Ailesinde engelli ya da bakıma muhtaç yaşlısı bulunan, belirli minimum gelir seviyesinin altındaki hanelerde bakımı üstlenen kişiye (ki bu neredeyse her zaman kadındır) asgari ücret düzeyinde bir nakit desteği verilmesi şeklindeki uygulama AKP iktidarı ile gündeme gelmiştir. Bu uygulama ev içi emeğin ücretlendirilmesi bakımından bir gelişme gibi gözükse de, gerçekte cinsiyetçi işbölümünü kurumsallaştırmaktadır. Bu bakımların devlet tarafından üstlenilmesi yerine, kadını işgücü dışında tutan ve ev içi emekçiler olarak ücretlendiren yapı kadının geleneksel konumunu resmileştirmektedir. Bu yolla ayrıca kadın istihdamını artırma hedefi için kâğıt üzerinde yapay bir artış yaratılmaktadır.(3)

Ev işlerinin ve çocuk bakımının kadınlar için öncelikli iş olarak görülmesi, kadınların tam gün çalışmasına engel olurken, kadın işgücünün esnek çalışma için uygun hale gelmesine ve kadınların düşük ücretlerle çalışmayı kabullenmesine, hak mücadelelerinden uzak durmasına neden olmaktadır. Eşitsiz koşullarda üretim süreçlerine katılan kadınlar için işgücü piyasasında güvencesiz, vasıfsız işler, taşeron çalışma ve düşük ücretler söz konusudur. Vasıfsız işler ev içi işlerle benzer özellikler taşımakta ve kadınlar çoğunlukla ev ve bakım işleriyle uğraşmaktadır.

Kayıt dışı kadın istihdamı

Kadın istihdamı büyük oranda kayıt dışı gerçekleşmektedir. Sektörlere göre istihdam sayılarına bakılacak olursa; kadınların 2,8 milyonu tarımda, 1,1 milyonu sanayide, 3,6 milyonu hizmet sektöründe ve 65 bini inşaat sektöründe istihdam edilmektedir (TÜİK verileri, 2013). Kadınların yoğun olarak çalıştığı tarım, tekstil, gıda ve hizmet gibi sektörlerde işverenle pazarlık güçleri daha zayıftır ve kayıt dışılık oranı çok yüksektir. Kayıt dışı çalışma aynı zamanda, sigorta, emeklilik, sendika gibi birçok haktan yoksun, iş güvenliği ve işçi sağlığı bakımından denetimsiz, uzun ve ağır çalışma anlamına gelmektedir. Kayıt dışı çalışma oranlarına bakıldığında; TÜİK 2013 verilerine göre erkek istihdamının yüzde 30,2’si kayıt dışıyken, kadın istihdamının yüzde 52’si kayıt dışı çalışmaktadır. En fazla kayıt dışılık ücretsiz aile işçiliğinde görülmektedir.

Evde mandal yapan kadınlar. Kadınlara, evde yapılan düşük getirili işler üzerinden işgücü piyasasına katılmak reva görülüyor.

Kayıt dışı olmadığında da, kadınların çalışma ortamları kadın işçi sağlığı bakımından denetimsizdir. Kadınların yaptıkları işlerin hafif ve zararsız olduğunun düşünülmesi, birçok zararlı maddenin sınırlarının erkek bedenine göre belirlenmesi söz konusudur. Birçok çalışmada, işyerinde kadın sağlığı bakımından değil, üreme sağlığı bakımından araştırma yapılmıştır. Örneğin solunum hastalıkları ile ilgili meslek hastalıkları kömür, asbest, taş ocağı tozları ile ilişkili erkek işçilere yoğunlaşılırken, konfeksiyon tozları kaynaklı solunum hastalıklarının kadınlardaki boyutuna dair çok az şey bilinmektedir. Yine konfeksiyonda çalışan kadınlarda boyama ve baskı kimyasalları kaynaklı zehirlenmelere dair bir veri yoktur. Ayrıca kadın işçilerin yoğunlaştığı tekstil ve gıda sektöründe kaza oranı oldukça yüksektir. Ne yazık ki bu kazalarla ilgili sağlıklı bir veri yoktur. Bunlara ek olarak, sağlık ve bakım işleri gibi hizmet sektöründe çalışan kadınlar da fiziksel olarak ağır iş yükü altındadır. Büro işçisi ve beyaz yakalı (sağlık, eğitim, akademi, banka, finans vs.) kadınlarda ise mobbing, psikolojik baskı ve çok uzun çalışma süreleri ciddi psikolojik rahatsızlıklara yol açmaktadır.

Çalışan kadınlar işten eve döndüklerinde evde çalışmaya devam ederler. “Kadınların kapitalist toplumda toplumsal olarak üstlendikleri veya onlara dayatılan roller,  rutin çalışma yaşamlarına ek olarak görünmeyen ev işçileri olarak da çalışmaları sonucunu doğurur. Tek düze ve yorucu bir işgününün ardından, karmaşık ve yorucu (yemek yapılması, çocuklara bakılması, yemeğin hazırlanması, çamaşır, bulaşık vs.) bir ikinci vardiya ile birlikte emekçi kadınların çalışma saatleri 16-17 saati bulabilmektedir.”(4)

Toplumsal cinsiyet rolleri de kadınların iş yaşamına katılmasında önemli bir engeldir. İşlerin “kadın işi-erkek işi” olarak kategorize edilmesi birçok alanda kadın istihdamının önüne geçmektedir. Kadın işlerinin daha hafif işler olması gerektiği ve kadının korunması gibi cinsiyetçi yaklaşımlar, kadınların çalışma ve istihdam alanlarını ciddi oranda daraltmaktadır. “… kadınların belli işlerde çalıştırılmaması gerektiğini söylemek bizi riskli bir alana sokar. Evet, bilimsel olarak eldeki veriler ışığında, bazı sektörlerin kadınlar için zararlı olduğu söylenebilir ve bu alanlarda kadınların çalıştırılmaması onları korumak adına iddia edilebilir. Ancak bunun bir sonucu da kadınların istihdamdaki oranlarının tamamen aşağıya çekilmesi, kadınların taşeron sisteminin en diplerine, …… ve ev içi işlere itilmesidir.”(5)

Anne olmanın ve ev içi rollerin, kadını üretim süreçlerinin dışına itmesine engel olunmalı.

Kadın istihdamı nasıl artırılabilir?

Kadın istihdamının artırılması için özelikle kadın işgücüne ihtiyaç ortaya çıkmalı; dolayısıyla büyük bir sanayileşme ve ekonomik kalkınma hamlesi gereklidir. Bu büyük kalkınma hamlesiyle beraber işsizlik yasaklanmalı ve kadınların erkeklerle eşit koşullarda işgücüne katılımı garanti altına alınmalıdır. Bunun için kadınlar yine erkeklerle eşit koşullarda eğitim almalı, özgürce meslek seçebilmelidir. Kadının ev içi rollerinden sıyrılması ve istihdamının artırılması için anne olmanın ve çocuk bakımının kadını üretim süreçlerinin dışına itmesine engel olunmalıdır. Ev içi işlerin kolektif bir biçimde devlet yardımı ile karşılanması, çocuk bakımının ve eğitiminin ücretsiz bir biçimde tamamen devlet tarafından üstlenilmesi gerekir. Yine hasta ve yaşlı bakımı devlet tarafından ücretsiz bir biçimde karşılanmalıdır.Esnek, güvencesiz ve yarı-zamanlı çalışma yasaklanmalıdır. Ayrıca doğum ve emzirme izinleri uygulanabilir olmalı, kadınların doğum yaptıktan sonra işe dönebilmesi garanti altına alınmalıdır. Kadınların çalışma koşulları iş güvenliği ve işçi sağlığı bakımından uygun hale getirilmeli, sürekli denetlenmeli ve meslek hastalıklarına karşı köklü önlemler alınmalıdır.Tüm bunlarla beraber, elbette cinsiyetçi işbölümüne ve bununla ilişkili cinsiyetçi ideolojilere karşı da mücadele etmek gerekir.

* Bu yazı İlerici Kadınlar Konferansı Kadın Emeği Komisyonunun katkılarıyla hazırlanmıştır.

Dipnotlar

1) Kadınlar ve Sosyalizm, –Kadınların Kurtuluşu Üzerine Denemeler-, Sharon Smith,Yordam Kitap, 2011, s.55.

2) “Why are there so few women in the labor market in Turkey: A multi-dimensional approach”, İpek İlkkaracan,Feminist Economics, Vol 18 (1), January.

3) “Feminist politik iktisat ve kurumsal iktisat çerçevesinde Türkiye’de kadın istihdam sorunun farklı bir yaklaşım”; İpek İlkkaracan, Geçmişten Günümüze Kadın Emeği içinde; Ankara Üniversitesi Yayınevi; 2012.

4) “Kadınların Görünmeyen Acıları (2): Kimisi Gözümüzün Önünde Kimisi Saklı”; Emre Gürcanlı; http://ilerihaber.org, 08.02.2015.

5) “Kadınların Görünmeyen Acıları (3): Memleketimden Kadın Manzaraları…”; Emre Gürcanlı; http://ilerihaber.org, 15.02.2015.