Ana sayfa 134. Sayı Genç akademisyenler: Üniversitenin proleterleri

Genç akademisyenler: Üniversitenin proleterleri

210
PAYLAŞ

Esnek çalışma, kısa süreli ve proje bazlı sözleşmeler, iş ilişkilerinde keyfiyet, adam kayırmacılık, yarışmacılık, bencil ve köleleştirilmiş çalışanlar, iş arkadaşının omzuna basarak yükselmeyi salık veren sermaye ideolojisi, bilgiyi üretmeyi değil hazıra konmayı, kopyalamayı, çalmayı teşvik eden eğitim sistemi… Güvencesiz ve hiçbir gelecek umudu olmadan köle gibi çalıştırılan genç akademisyenler. Yani üniversitenin proleterleri…

Son zamanlarda “proleter” kavramı kadar üzerinde tartışılan başka bir kavram var mıdır acaba? Anlam itibariyle “çocuklarından başka gelecek umudu olmayan” diye tanımlanan; Marx’ın biraz daha yerli yerine oturtarak “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan” sözleriyle tanımladığı proleter. Bugün hangi mesleğin güncel durumuna ilişkin bir anlatıya başlasak ilk aklımıza gelen sözcük bu oluyor.

Eskinin gözde mesleklerinden olan hekimlikten mi söz ediyorsunuz? Aralıksız 3 günlük nöbetlerle üç kuruş paraya çalıştırılan intörnlerden başlanıyor söze. Mühendis ya da mimar olmanın ayrıcalıklarını hatırlatma gafletinde mi bulundunuz? Asgari ücretin biraz üzerindeki paralar için, bitmek bilmeyen “esnek” çalışma saatleri ve boyun fıtığı, omurga eğilmesi gibi sağlık sorunları ortaya dökülmeye başlanıyor. Hukukçu olmanın prestijini övmeye mi yeltendiniz? 4 yıllık hukuk fakültesi bitirmenin avukat olmak için yeterli olmadığı, en az bir yıl olmak üzere ucu açık bir dönem boyunca hiçbir karşılık beklemeksizin staj yapma zorunluluğu hatırlatılıyor. Liste her meslek için giderek uzuyor…

Zamanın ruhu bu: Esnek çalışma, kısa süreli ve proje bazlı sözleşmeler, iş ilişkilerinde keyfiyet, adam kayırmacılık, yarışmacılık, bencil ve köleleştirilmiş çalışanlar, iş arkadaşının omzuna basarak yükselmeyi salık veren sermaye ideolojisi, bilgiyi üretmeyi değil hazıra konmayı, kopyalamayı, çalmayı teşvik eden eğitim sistemi… Üretim ilişkilerinin tamamına artık sinmiş olan bu neoliberal ideolojiden bütün alanlar gibi akademi de nasibini aldı elbette. Okuyacağınız dosya, akademideki neoliberal tahrifatın yarattığı çok önemli ve acil bir soruna değiniyor: Güvencesiz ve hiçbir gelecek umudu olmadan köle gibi çalıştırılan genç akademisyenler. Yani üniversitenin proleterleri…

Türkiye’de akademinin durumuna ilişkin çok farklı sorun tanımları yapılabilir. Nitekim daha önce Bilim ve Gelecek’in çeşitli sayılarında birçok kez üniversitelerdeki ve TÜBİTAK, TÜBA gibi bilim kurumlarındaki siyasal baskılara, gericileştirmeye, bilimin ve aydınlanmanın yerine hurafelerin ve dinsel dogmaların baskın hale getirilmesine ilişkin dosyalar hazırladık, yazılar yayınladık. Ancak akademiye yönelik gerici saldırıların yakıcılığı karşısında üniversitenin biliminsanı yetiştirme sorumluluğuna vurulan darbeye; yani genç akademisyenlerin sorunlarına değinmeye pek fırsatımız olmamıştı. Bu dosya, böyle bir eksikliği gidermek için bir başlangıç niteliğinde.

Dosyada genç akademisyenlerin bugün karşı karşıya kaldıkları en önemli sorunlara ilişkin, bizzat bu sorunlarla yüzleşmek zorunda kalan akademisyenlerin hazırladıkları yazılara yer verdik. Üniversite eğitiminin sürekliliğinin en önemli parçası olan araştırma görevlileri, son yıllarda farklı hukuki statülerde ve çok derin sömürü ve baskı ortamında görev yapmaya çalışıyorlar. Bu baskı ortamını özetlemek için sayısız öykü anlatılabilir. İçlerinden en çarpıcı olanlarından biri Nisan 2013’te Akdeniz Üniversitesi’nde görev yapan bir araştırma görevlisinin intiharı. Kısa intihar notunda “Hayattan zevk almıyorum. İşyerinde de mutlu değilim. Başarılı olduğumu düşünmüyorum” diye yazan 28 yaşında bir akademisyenin ölümü acı gerçeği bir tokat gibi yüzümüze çarptı. Durum gerçekten acı; çünkü bu olay münferit değil. Yeni akademi düzeni binlerce araştırma görevlisini anti-depresan ilaçlarla yaşamak zorunda bırakıyor, türlü baskıya karşı boyun eğmeye ve ortalamaya teslim olmaya zorluyor. Dahası genç yaşta özgüvenlerini kırıyor, umutlarını ellerinden alıyor ve başarısız hissetmelerine neden oluyor.

İşte üniversitenin ve onun proleterlerinin hal-i pür melâli…