Ana sayfa 137. Sayı İnsan dili ve ses

İnsan dili ve ses

596
PAYLAŞ

İclal Ergenç

Her dil kullanıcısının beyninde, doğuştan var olan ve dilbilgisi kurallarını içeren bir dil edinim düzeneği vardır. Bu doğuştan gelen zihinsel dilbilgisi düzeneği aracılığıyla insan, içinde bulunduğu toplulukta konuşulmakta olan dizgeyi edinir ve beyindeki destek yapıların tamamlanmasıyla birlikte de kullanıma dökmeye başlar. Düzenli ve karmaşık sesler grubunun en tipik örneği olan ses, aynı zamanda insan dilinin de en küçük birimidir.

İnsan dili

Canlıların, kendileriyle aynı türden olanlarla iletişim kurmak üzere kullandıkları araçların en yetkini kuşkusuz insan dilidir. Her ne kadar hayvanlar, kendi türdeşleriyle iletişim kursalar da insan dilinin özellikleri düşünüldüğünde, hayvan dilinde olduğu gibi insan dilinin salt iletişim aracı olmadığı, bu nedenle de dil dendiğinde yalnızca insan dilinin kastedilmesi gerekliliği ortaya çıkar. İnsan dilini, diğer türlerin iletişim dizgelerinden ayıran pek çok özellik bulunur. Bunlardan biri, insan dilinin geçmişe ya da geleceğe gönderimde bulunabilmeye ya da gerçekte var olmayan nesneler hakkında konuşabilmeye izin verme özelliğidir. Sözgelimi, bir arı yeni keşfetmiş olduğu besin kaynağını diğer arılara yapacağı belirli hareketlerle yön ve uzaklık olarak bildirebilir, ancak aynı arı hiçbir zaman, “geçen hafta birlikte gittiğimiz o ilginç yerin tam karşısındaki papatya” türünden bir öbeği üretemez. Kısacası hayvanlar, diğer hayvanlarla sınırlı ölçüde bilgi alışverişi yapabilirken, insan herhangi bir eylemle ilgili pek çok ayrıntıyı dil aracılığıyla iletebilir, bunu yaparken de büyük ölçüde soyutlama yeteneğini kullanır.

İnsan dilinin soyutlama özelliği, iki birim arasındaki ilişkinin nedensizliğine dayanır. Bir nesne ile o nesneyi gösteren sesler arasında nedenlilik ilişkisi yoktur. Dillerde aynı nesnenin farklı seslerle karşılanıyor olması, bu gerçekliği açıkça gösterir. Sözgelimi, ağaç sözcüğünü karşılayan ses dizimi, İngilizcedeki tree sözcüğünü karşılayan dizimden ya da Almancada baum sözcüğündeki seslerden neredeyse tümüyle farklıdır. Havlamak gibi yansıma sözcüklerde, nesne ile onu karşılayan sesler arasında nedenli bir ilişki var gibi görünse de aslında bu sözcüklerin de dillerde, örneğin İngilizcede bark, Almancada bellen gibi farklı biçimlerinin olması, insan dilinin soyutlama özelliğinin bir göstergesidir. İnsan dilinin bu özelliğine karşın hayvan dilinde ileti ile söz konusu iletiyi gösteren imler arasında belirgin bir bağlantı bulunur. Sınırlı sayıdaki imler ve iletiyle imler arasındaki doğrudan ilişki, hayvan dilinde yalnızca belirli iletilerin oluşturulabilmesine yol açar. Oysa insan dilinde durum böyle değildir. İnsan dilinin en önemli özelliği üretici olmasıdır. Üretici olmak demek, sınırlı sayıda kuralla sınırsız sayıda tümce üretebilme yetisine sahip olmak demektir.

Evrim sürecini göz önüne aldığımızda, geçmişe dayalı farklı türlerle olan ortaklığımız, aslında biyolojik bir varlık olan dilde kendini gösterir. Hayvan dili, insan diline göre daha karmaşık, daha üretken, daha soyut olmayabilir, ancak yine de bu özellikleri belirli bir ölçüde içinde barındırır. Örneğin, gerek insanlar gerekse hayvanlar, dili doğuştan getirdikleri bir düzenek yoluyla edinmektedirler. İnsan diliyle hayvan dili arasında soyutlama, üretkenlik ve karmaşıklık gibi özelliklerdeki farklılaşmalar, her şeyden önce türlerin sinir sistemlerinin gelişmişlik düzeyi ile bağlantılıdır.

Her dil kullanıcısının beyninde, doğuştan var olan ve dilbilgisi kurallarını içeren bir dil edinim düzeneği vardır. Bu doğuştan gelen zihinsel dilbilgisi düzeneği aracılığıyla insan, içinde bulunduğu toplulukta konuşulmakta olan dizgeyi edinir ve beyindeki destek yapıların tamamlanmasıyla birlikte de kullanıma dökmeye başlar.

İnsan beyninin en yetkin ürünü olarak kabul edilen bu dil düzeneği, aslında bir bilgi kümesidir. Belirli bir dilin dilbilgisel tümcelerini üreten bu bilgi kümesi, tümcelerin sözdizimine ilişkin kuralların neler olduğunu, tümcelerin nasıl sesletildiğini ve tümcelerin ne anlama geldiğini belirler. Bu bilgi kümesinde birbiriyle bağlantılı sesbilim, sözdizimi, anlambilim ve kullanımbilim bileşenleri bulunur. Burada kullanımbilim ve anlambilim bileşenlerinin yorumlayıcı, sözdizimi ve sesbilim bileşenlerinin ise kurucu olduğu kabul edilir.

Sesbilim bileşeni, konuşma seslerini bir araya getirip sözcük üretiminin ilk aşamasını oluştururken, sözdizim bileşeni bu sözcüklerin evrensel dilbilgisi kuralları çerçevesinde bir araya gelmesini ve daha büyük birimler olan öbek ve tümcelerin ortaya çıkmasını sağlar. Dilin üçüncü bileşeni olan anlambilim bileşeni aracılığıyla sözcükler arası ve tümceler arası ilişkiler kurulur, burada nesneler ve olaylarla ilgili bilişsel düşünceler, dünya bilgilerini anlamlandırma süreci işletilir. Kullanımbilim bileşeni de konuşucu ile dinleyicinin, aralarındaki konuşma eylemini, artalan bilgileri, ortak deneyimleri, ruhsal durumları ve birbirlerinin zihinsel durumlarını anlayabilme yetileriyle biçimlendirmelerini sağlar.

Konuşucunun zihinsel sözvarlığının tümüne sözlükçe denir. Ancak sözlükçe salt bir sözcük listesi olarak anlaşılmamalıdır. Sözlükçede her bir sözcüğe ait sözcüksel bir kütük yer alır ve bu kütükte de o sözcüğe ait anlambilim, sesbilim ve sözdizim bilgileri bulunur. Sözgelimi, bilmek sözcüğünün ne anlama geldiği, bu sözcüğün nasıl sesletildiği gibi bilgilerin yanı sıra sözdizimle ilgili olarak bu sözcüğün eylem kategorisinde bulunduğu bilgisi, bilen ve bildiği şey gibi bir üye yapısına sahip olduğu bilgisi, bu üyelerin ad ya da tümcecik olabileceğine ilişkin bilgilerin tümü sözlükçede yer alır.

Bir konuşma eyleminin gerçekleşebilmesi için beyinde seslerin kodlanması, bu seslerin sözcüklere ve tümcelere dönüşmesi gerekmektedir. Bu kodlama, dilin sesbilimsel yapısını oluşturur. Konuşma sırasında, sesbilim yapısı, konuşma seslerini seçme-birleştirme işlemiyle bir araya getirip düşünce boyutumuzdaki kavramların imgeleri olan sözcüklere dönüştürmemizi sağlarken, beyin de bu dizgeyi, ses yolu kaslarına gönderdiği komutlara dönüştürür. Konuşulanı duyarken ve çözümlerken de beyin, işitsel sinirlerden gelen sürekli ve iç içe verileri, önce sesbilim yapısının işleyiş kuralları çerçevesinde çözümleyerek anlamlandırma sürecini başlatır. Konuşma sesleri ayırıcı özellikler içerir ve beyindeki hücrelere yerleşimleri de böyle gerçekleşir.

Beynin, konuşma seslerini algılama ve çözümleme süreci de oldukça karmaşık görünmektedir. Beynin ses kodlarını çözümlediği bölgede hem seslerin hem sözcüklerin arasındaki sınır belirlenmekte, yavaş/hızlı, alçak/yüksek/fısıltı ayrımları da algılanmaktadır. İşitsel algı süreci akustik belirtkeleri, üç ayrı ama oluşumları aynı anda gerçekleşen öğeye dönüştürecek biçimde çözümler: Kim konuşuyor? (sesin algılanması, ses izinin tanımlanması), Konuşmacı ne diyor? (dilin algılanması, içerik çözümlemesi) ve Nasıl söylüyor? (konuşmacının ses tonuna yüklenmiş olan bürünsel anlam). Bu öğelerden her biri beynin ayrı bir özel bölgesi tarafından çözümlenir, bulgular birleştirilerek anlamlandırma sürecine dönüştürülür.

Ses üretim organları ve konuşma seslerinin çıkarılışındaki rolleri

Düzenli ve karmaşık sesler grubunun en tipik örneği olan ses, aynı zamanda insan dilinin de en küçük birimidir. Bir büyük dizgenin işleyebilmesi için gerekli olan bu birim, kimi vücut organlarının düzenli işleyişiyle ortaya çıkar. Konuşma organları olarak da adlandırılan, soluğun akciğerlerden başlayıp ağız boşluğundan dışarı çıkarak somut ürüne dönüşmesine kadar geçen yolda her bir organ sesin biçimlenmesinde önemli bir işleve sahiptir.

Göğüs boşluğunu çevreleyen göğüs kafesi aracılığıyla nefes alma-verme, havanın içe ve dışa doğru akışını sağlayarak akciğerleri harekete geçirir. Konuşma anında nefes alma süresi kısalırken, nefes verme süresi uzar. Dakika başına nefes sayısı ortalama 12’dir. Konuşurken nefes alma süresi, saniyenin dörtte birine kadar düşer ve nefes verme süresi 5-10 saniye arasında uzar. Bu süre, konuşucunun duygudurumuna (emotion) dayalı olarak 20 saniyeye kadar uzayabilir. Bu doğrultuda, günlük konuşma eylemi esnasında bir birey yaklaşık olarak ortalama 250-300 sözcük üretebilir.

Her dil kullanıcısının beyninde, doğuştan var olan ve dilbilgisi kurallarını içeren bir dil edinim düzeneği vardır.

Ses tellerinin bulunduğu bölge olan gırtlak, seslerin üretilmesi ve biçimlenmesinde yardımcı olan ilk organdır. İç kısmında, titreşim sonucu konuşma seslerinin çıkarılmasında edici roldeki ses tellerini bulunduran gırtlak, nefes borusunun üst, ses yolunun ise alt kısmında yer alır. Gırtlağın iç kısmında konuşma seslerinin üretilmesine yardımcı olan ve ses tellerinin titreşimini denetleyen üç kıkırdak yapı bulunmaktadır. Üstgırtlaksal Bölüm olarak da adlandırılabilen Kalkansı Kıkırdak, Gırtlaksal Bölüm (Epiglot) Halkamsı ya da Yüzüksü Kıkırdak olarak da tanımlanır. Gırtlakta ses tellerini uzatma ya da kısaltma işlevi gören dört tanesi çift, bir tanesi tek olmak üzere beş kas vardır. Cinsiyete göre farklı biçimler alan gırtlak, erkeklerde boğazın ön kısmında belirgin bir çıkıntı halini alan âdem elması görünümündedir. Erkeklerde ergenlik döneminde ses tellerinin, yani kıvrımların uzaması sonucu temel ses sıklığı (frekansı) (90-160 Hz) daha alçaktır ve gırtlak çevresi 135-136 milimetre civarındadır. Kadınlarda ise bu süreç daha yavaş geliştiği için temel ses sıklığı (150-220) daha yüksektir ve gırtlak çevresi 110-112 milimetre kadardır.

Oldukça esnek olan ses tellerinin gerilimi, esnekliği, yüksekliği, genişliği, uzunluğu ve kalınlığı, gırtlağı kontrol eden kasların hareketlerine göre değişim gösterir. Ses tellerinin titreşimi sonucu, uğultu şeklinde ve duyulabilir özellikli ötüm adı verilen titreşimler elde edilir. Ünlülerin tümü ve ünsüzlerin bir bölümü bu titreşimlerle üretilir. Ses tellerindeki her bir titreşim ses tellerinin bir açılış-kapanış hareketine karşılık gelir. Yetişkin erkek sesinde bu titreşim hareketi, saniyede ortalama 120 defa 120 Hertz biçiminde tekrarlanırken yetişkin kadınlarda bu titreşim hareketi, saniyede ortalama 200 titreşim döngüsü biçiminde gerçekleşir ve erkek sesinden yaklaşık olarak bir oktav daha yüksekte bulunur.

Genizsil trakt ve oral trakt gibi bölümleri bulunan ses yolu, temel sıklık değerinin ve ses kalitesinin belirlenmesinde önemli bir işleve sahiptir. Cinsiyete göre farklılık gösteren ses yolu, yetişkin erkeklerde 16,9 cm, yetişkin kadınlarda ise 14,1 cm kadardır. Ayrıca, yetişkin bir erkekte ses yolu uzunluğu yaklaşık 90-190 milimetre arasında iken, yetişkin bir kadında bu uzunluk yaklaşık olarak, 160-300 milimetre arasındadır.

Ağız boşluğunun arka-üst boşluğunda bulunan, kaslı ve geniş bir doku özelliği taşıyan yumuşak damağın en belirgin birimi olan Küçük Dil (uvula), ağzın arka tarafından sarkan ve ayna yardımıyla da rahatlıkla görülebilen bir eklentidir. Yumuşak Damak (artdamak), nefes alıp verme sürecinde alçalarak burundan alınan havanın rahatlıkla içeri girmesini sağlar. Konuşma sırasında artdamak, aldığı biçimlerle oluşturulacak sesin niteliğini de belirler.

Ağız boşluğu içinde konumlanan dişler, alt sıra dişler ve üst sıra dişler, kesici dişler, köpek dişleri, küçük azı dişleri ve büyük azı dişleri olmak üzere kendi içinde bölümlere ayrılır ve özellikle ünsüzlerin üretiminde önemli bir işleve sahiptir.

Bir konuşma eyleminin gerçekleşebilmesi için beyinde seslerin kodlanması, bu seslerin sözcüklere ve tümcelere dönüşmesi gerekir.

Konuşma seslerinin üretilmesinde önemli bir yeri olan dudaklar, ağız bölgesinin çevresini kaplayan çeşitli kaslar tarafından yönetilir. Seslerin çıkarılışı sırasında açık, yarı kapalı, düz, yuvarlak gibi biçimlere dönüşerek sesin biçimlenmesini sağlar.

Ağız boşluğu içinde bulunan dil, iç ve dış kısmındaki kaslar aracılığıyla yukarı, aşağı ve geri olmak üzere üç farklı yönde hareket edebilme ve şekil alabilme özelliğindedir. Dilucu (tongue-apex), dilin kenarı (rim), dil palası (blade, lamina), dil sırtı (dorsum) ve dil kökünden (radix) oluşan dilin iç kısmındaki kaslar, dilucunun yukarı-aşağı ya da sağa-sola oynatılmasını sağlar. Konuşma seslerinin çıkarılmasında önemli bir işlevi olan dil, ağız boşluğunun üst kısmındaki konumuna göre, ağız içinde artdamak ve öndamakla (sertdamak) bütünleşir. Dil sırtı (dorsum) açısından sınıflandırılarak, öndamağın karşısındaki alan öndil, artdamağın karşısındaki alan arkadil, öndamakla artdamağın buluştuğu alan ortadil olarak adlandırılır.

Diyafram yükseldiğinde alınan hava, akciğerden geçerek, bronşlar ve soluk borusu yoluyla gırtlağa ulaştıktan sonra ağız boşluğu ya da geniz boşluğundan geçerek dışarı çıkar. Nefes alınırken ses tellerinin arasında, ses yarığı adı verilen üçgen biçimde bir boşluk oluşur. Konuşma üretimi sırasında telden daha çok dudağa benzeyen ses tellerinin birbirine yaklaşmasıyla ses yarığı kapatılabilir. Hava basıncının etkisinden dolayı ses yarığının açılıp kapanmasıyla ses telleri titreşime geçer ve bu yolla ötümlü sesler çıkarılır. Ses yarığı daralmış ise ses telleri hareketsiz kalır ve ötümsüz olarak adlandırılan sesler oluşur. Yutak, ağız ve geniz boşluğu, gırtlakta oluşturulan seslerin tınlamasını sağlar. Durağan öndamak (sert damak) ve hareketli artdamak (yumuşak damak), geniz boşluğunu, ağız boşluğundan ayırt eder. Artdamağın ucunda yer alan küçük dilin yükselmesiyle geniz boşluğu kapanır ve hava ağız boşluğundan çıkar; bu yolla çıkan sesler ağız sesleri olarak tanımlanır. Öte yandan, küçük dil aşağıya doğru sarktığında geniz boşluğundaki yol açılır ve hava geniz boşluğunda biçimlenir. Bu sesler de geniz sesleri olarak betimlenir.

Ünlüler ve ayırıcı özelikleri

Düzenli ve düzensiz olarak iki temel gruba ayrılan doğadaki seslerden insan diline özgü olanları düzenli seslerdir. Konuşma organlarının sistemli bir biçimde çalışmasıyla ortaya çıkan düzenli sesler de kendi içlerinde ünlüler (vowels) ve ünsüzler (consonants) olmak üzere sınıflandırılır. Ünlüler sesin üretimi sırasında konuşma organlarında herhangi bir kapanma, sürtünme ya da patlamanın yaşanmadığı, akciğerlerden gelen hava akımının hiçbir engele takılmadan özgürce biçimlendiği seslerdir ve oluşum sürecinde ses tellerinin titreşimine neden oldukları için de ötümlü olma özelliği taşırlar.

Ünlülerinin oluşumu sürecinde konuşma organları arasında en belirgin işlevi ‘dil’, ‘dudaklar’ ve ‘çene’ üstlenir. Ünlülerin betimlenmesinde de bu organların oluşum sırasında aldıkları biçim göz önünde bulundurularak bir sınıflandırma yapılmaktadır.

Oluşumu sırasında dudakların aldığı biçime, yani dudakların durumuna göre ünlüler

– düz ve yuvarlak;

soluğun ağız boşluğundan çıkışı sırasında çenenin aşağıya doğru sarkması ya da sarkmamasıyla yani, çene açısına göre

– dar ve geniş;

dilin ağız boşluğu içinde öne, arkaya yığılmasıyla ya da ortada kalmasıyla yani, dilin ağız içindeki devinimine bağlı olarak

– öndil, ortadil ve arkadil

olmak üzere kendi için sınıflandırılmaktadır.

Tablo 1: Ünlülerin Sınıflandırılması

Ünlüler için yanda sunulan tablo, dünya dillerindeki genel bir sınıflamayı göstermektedir. Her ses, bu sınıflamada gösterilen en az 3 temel özelliği bünyesinde barındırır. Bir başka deyişle, bir sesin /a/ olarak tanımlanabilmesi için o sesin, arkadil ünlüsü olması, düz bir ünlü olması ve geniş ünlü olma özeliğini taşıması gerekir. Ancak her ses her dilde bulunmadığı için, dillere özgü ses dizgesini yansıtacak evrensel bir görünümden söz etmek olası değildir. Örneğin Fransızcada yalnızca düz, yuvarlak, arkadil ve öndil ünlüleri bulunurken; İsveççede öndil ünlüleri, düz ve yuvarlak ünlüler olarak kendi içinde uzunluk ve kısalık değerleri açısından sınıflanmakta, arkadil ünlüleri ise yalnızca uzun ve kısa biçiminde ikiye ayrılmaktadır. Ayrıca dilin yüksekliğine göre bu sesler yüksek, yarı-yüksek, alçak, yarı-alçak gibi alt sınıflara da bölünebilmektedir. Öte yandan, ünlüler sayısal olarak da evrensel bir düzenleniş içermez. Örneğin İspanyolca, Japonca, Zulu, Swahili ve Hawai dillerinde 5 ünlü bulunurken, Amerikan İngilizcesinde 15 ünlü bulunmaktadır. Bu nedenle her dilin kendine özgü bir ses dizgesinin var olduğunu söylemek gerekir.

Ünlülerin sesbilgisel (phonetics) görünümlerinin belirlenmesindeki en temel ölçütlerden biri formant değerleridir. İlk olarak Gunnar Fant tarafından ses tayfındaki spektral tepe noktaları olarak adlandırılan formantlar, akustik sesbilimde konuşma eylemi sırasında ses yolunda oluşan titreşimler olarak tanımlanır. Formantların bant aralıkları ses yolundaki akustik kayıplarla belirlenir. Buna göre, konuşma sesleriyle ilişkilendirilen ve 0-5000 Hz arasında değişim gösteren dört formant değeri bulunmaktadır: Birinci formant (F1/500-1000 Hz), ikinci formant (F2/1000-2000 Hz), üçüncü formant (F3/2000-3000 Hz), dördüncü formant (F4/3000-4000 Hz). Bu değerlerin içinde ünlülerin ayırıcı özellikleri, karşıtlıkları ve algılanma biçimleri gibi kimi özellikleri tanımlanırken, sıklıkla F1 ve F2 formant frekansları ele alınmaktadır.

Şekil 1: Formant frekanslarının harmonik görünümleri

Ünlülerin ağız boşluğundaki konumlarını belirleyen ünlü dörtgeni (vowel quadrilateral/vowel trapezia) ilk defa Daniel Jones tarafından ortaya konulmuştur. Ünlü dörtgeni, ünlülerin sınıflandırılmasına dayalı olarak oluşturulmuş temel bir diyagramdır. Bu diyagram, dilin ön bölümü, arka bölümü ve orta bölümleriyle birlikte dilin yüksekliğini kapsayan dört temel bölüme ayrılmıştır. Uluslararası Sesbilim Abecesinin 2005’te yayınlanan son sürümünün verildiği yukarıdaki ünlü dörtgeninde yuvarlak ünlüler [yø œ ɶ ɒ ɔ o ʊ u ʉ], düz ünlüler [i ɪ e ɛ æ a ɐ ɑ ʌ ɤ ɯ ɨ ɜ ə] biçimindedir.

Şekil 2: Uluslararası Sesbilim Abecesine Dayalı Ünlü Dörtgeni ve formant frekansları

Ünlü dörtgeninin dikey konumu ünlülerin kapalılık durumunu, yatay konumu ise ünlülerin ağız boşluğundaki devinim ve yükseklik ilişkisini sunmaktadır. Formant değerlerinin değişimi açısından incelendiğinde, ünlülerin kapalılık durumlarını gösteren dikey kısım F1 formant frekanslarını, ünlülerin ağız boşluğundaki devinimi ve yükseklik ilişkilerini belirleyen yatay kısım ise F2 formant frekanslarını vermektedir.

Ünlülerin, dillere göre kimi farklılıklar gösterseler de oluşumlarını sağlayan (dil, dudak ve çene) konuşma organları temelinde üstlendikleri özellikler (ön-arka-orta; düz-yuvarlak; dar-geniş; uzun-kısa), onların ayırıcı özellikleridir. Ayırıcı özellik, bir birimi, aynı temel özellikleri taşıyan grubundaki diğer birimlerden ayıran özelliktir. Ünlü olma temel özelliğini taşıyan iki sesten /o/, arkadil, yuvarlak ve geniş olma özelliklerini taşırken, /u/, arkadil, yuvarlak ama dar olma özelliği taşır. Her iki ses arasındaki ayırıcı özellik, oluşumları sırasında çene açısının birinde dar diğerinde geniş olmasıdır. Sesler, beyindeki dil sisteminde de bu ayırıcı özellikleriyle yer alırlar.

Ünsüzler ve ayırıcı özelikleri

Konuşma üretimi sırasında akciğerlerden gelen havanın, ses yolunda tıkanma, daralma, sürtünme, patlama gibi çeşitli engellerle karşılaşması sonucu oluşan seslere ünsüz denir. Bu engeller, ses yolunu oluşturan konuşma organlarının ikisinin ya da üçünün devreye girmesiyle oluşabilir. Soluk, ağız boşluğunda dilin damağa iyice yaklaşması sonucu kalan aralıktan sürtünerek ya da iki dudağın kapanıp açılmasıyla patlayarak çıkabilir. Ünsüzlerin oluşumu sırasında gırtlaktaki ses telleri kimi zaman titreşip kimi zaman da durağan durumda olabilir, bu nedenle de ünsüzlerde ötüm özelliği farklılık gösterebilir. Oluşumları, birden fazla eylemin ardışık ya da bir arada işlemesiyle gerçekleştiği için ünsüzler, ünlülerden daha karmaşık bir yapıya sahiptirler ve farklı ölçütlere göre betimlenmektedirler.

Çıkış biçimine göre:

Çıkış biçimi, ağız boşluğunda engelin doğası (kapanma, daralma) ve havanın hangi tınlayıcıdan (ağız, burun) geçtiği gibi gerçekleşme biçimlerini yansıtır.

a) Ses yolunda tam bir kapanmanın oluşmasının ardından soluğun bırakılması sonucunda oluşan patlamalı (stop) ünsüzler.

b) Ağız boşluğunda kapanmanın oluşması sonucunda havanın geniz boşluğundaki serbest akışı ile oluşan genizsil (nazal) ünsüzler.

c) Ses yolundaki daralma ile oluşan sürtünücü (fricative) ünsüzler.

d) Bir ses organının titreşimi ile oluşan çarpmalı (vibrant) ve tek vuruşlu (tap veya flap) ünsüzler.

e) Ağız boşluğunda kapanmanın oluşmasıyla ortaya çıkan yan daralma (lateralapproximant) ünsüzleri.

Çıkış yerine göre:

Çıkış yeri, dudağın ya da dilin ses yolundaki hava akımını engellenmesine bağlı olarak eklemlendiği yerdir.

a) çift-dudak (bilabial)

b) dudak-diş (labiodental)

c) dilucu-dişeti (apico-/lamino-) dental)

d) dilucu-dişardı (apico-/lamino-) alveolar)

e) dilucu-öndamak (apico-palatal)

f) dil sırtı-öndamak (dorso-palatal)

g) dil sırtı-artdamak (dorso-velar)

h) küçük dil (uvular) – dil sırtı-küçük dil

j) boğazsıl (pharyngeal) – dil kökü-boğaz

k) gırtlak kapağı (epiglottal) – ari epiglottik fold-gırtlak kapağı

l) gırtlak (glottis) – sestelleri-gırtlak

Ses tellerinin titreşimine göre:

Oluşumları sırasında ses tellerini titreştirerek oluşan seslere ötümlü, ses tellerini titreştirmeden oluşan seslere ise ötümsüz ünsüzler denmektedir.

Şekil 3’te IPA tablosunda çıkış biçimi, çıkış yeri ve ses tellerinin durumuna göre dillerarası ünsüzler gösterilmiştir.

Şekil 3: Ünsüzlerin IPA Tablosundaki Genel Dağılımları
Şekil 4: Türkçe Ünlü ve Ünsüz sınıflandırması

Türkçe ses dizgesindeki sesler ve özelikleri

Sondan eklemeli/bağlantılı (agglutinative) bir dil olan Türkçenin ses dizgesinin temel özellikleri aşağıdaki gibidir.

a) Türkçe sözcükler genellikle bir ünlü bir ünsüz biçiminde eklemlenir. Aynı seslem içinde birden fazla ünlünün, seslem başında ünsüz yığılması denilen birden fazla ünsüzün yer alması söz konusu değildir. Söz varlığında yer alan bu tür sözcüklerin hepsi yabancı kökenlidir.

tren, spor, saat, reis

b) Türkçe, sözcüklerin sonsesinde kimi ünsüz bileşimlerinden oluşan yığılmaya izin verebilmektedir.

sevinç, ilk, rt, ark, alt

c) Ünlü-ünsüz uyumları (benzeşme), sözcüğün ilk seslemindeki ünlü ve ünsüzün ayırıcı özelliklerinin sonraki seslemde bulunan sesleri biçimlendirmesiyle oluşan kurallar bütünüdür:

arkadil ünlüsü > arkadil ünlüsü

ortadil ünlüsü > ortadil ya da arkadil ünlüsü

öndil ünlüsü > öndil ünlüsü

düz ünlü > düz ünlü

yuvarlak ünlü > dar-yuvarlak ya da düz-geniş ünlü

ötümlü ünsüz/ötüksüz ünsüz > ötümlü ünsüz/ötümsüz ünsüz

geldi-ler (düz-öndil); tu-lar (dar-yuvarlak)

d) Ses benzeşmeleri: Seslerin birbirine eklemlenmesiyle oluşan sözcüklerde, seslerin birbirini etkilemesi sonucu ortaya çıkan ses olaylarının bir bölümü, yalnız sözlü dilde işlerken bir bölümü, zaman içinde yazılı dile de geçebilir.

onlar ~ onnar; somye > somya; eşya ~ eşşa; tuzsuz ~ tussuz

e) Ünlülerin ünsüzlere etkisi: Ötümsüz ünsüzle biten bir sözcük, ünlüyle başlayan bir ek aldığında sonsesteki ünsüz ötümlüleşir.

ağaç – ı > ağacı; kitap – ı > kitabı; öç almak ~ öcalmak

f) Ünsüzlerin ünlülere etkisi:

/y/ yarı ünlüsü, kendisinden önce gelen geniş ünlüyü daraltır.

başla-yor > başlıyor; gel-e-yor > geliyor; ora-ya ~ orıya

g) Benzeşmezlik: Oluşum yeri birbirinden çok farklı iki ünsüzden biri, söyleyiş kolaylığı için farklılaşabilir.

fincan ~ filcan

h) Ses düşmesi: Art arda gelen seslemlerde yinelenen iki ünsüzden biri düşebilir.

çabuk-cak > çabucak

j) Ses türemesi: Özellikle yabancı dilerden alınan sözcüklerdeki ünsüz yığılmalarını önlemek amacıyla öncesinde ya da iki ünsüz arasında ünlü ya da iki ünlü arasında ünsüz türemesi yaşanabilir.

scala > iskele; fiat > fiyat; tualet > tuvalet; station > istasyon

k) Seslem yitimi: En az çaba kuralı gereği, zaman içinde sözcükteki seslemlerden biri sözlü dilde yitirilebilir, bu yitim kimi zaman yazılı dile de geçebilir.

Pekiyi ~ peki; süpürüntü > süprüntü; kilitlemek ~ kitlemek

l) Kaynaşma: Birlikte kullanılan sözcük gruplarının zamanla kaynaşarak tek sözcüğe dönüşmesi olasıdır.

güllü aş > güllaç

m) Ünlü çatışması: Ünlüyle biten bir sözcük yine ünlüyle başlayan bir sözcükle birleşirken ünlülerden biri düşebilir ya da iki ünlü arasına bir ünsüz türeyebilir.

kaldı idi > kaldıydı; su ile > suyla

n) Ses aktarımı: Özellikle yabancı kökenli sözcüklerde, söyleyiş kolaylığı sağladığı için içsesteki ünsüzler yer değiştirebilir.

perhiz ~ pehriz

Her dilin ses dizgesini oluşturan seslerin dizgeleşme sürecinde bir araya gelme koşulları farklılık gösterir ancak, yaşanan ses olayları hemen hemen tüm dillerde benzer görünümler sunmaktadır.

Kaynaklar

1) Ergenç, İ. (2002); Konuşma Dili ve Türkçenin Söyleyiş Sözlüğü, Multilingual Yayınları.

2) Ergenç, İ. (2008); Dilin Beyindeki Gerçekleşimi ve Konuşma Eylemi: Cognitive Neurosciences (Düzenleyen S. Karakaş), Nobel Tıp Kitabevi, s.169-185.

3) Ergenç, İ. ve Aydın, Ö. (2012); Biyolojik ve Zihinsel Bir Organ: Dil, Bilim ve Ütopya (218), Ankara.

4) Cyrstal, D. (1997); The Cambridge Encyclopedia of Language, ikinci baskı, International Phonetic Alphabet (IPA), 2005, son sürümü.

5) Ladefoged, P. (2005); Vowels and Consonants, Blackwell Publishing, ikinci baskı.

6) Seikel, J. A., King, D. W. ve Drumright, D. G. (2009); Anatomy & Physiology for Speech, Language and Hearing, 4. baskı, Delmar Cangage Learning Yayınları.

7) Stevens, K. (2000); Acoustic Phonetics, The MIT Pres, birinci baskı.