Ana sayfa 139. Sayı Felsefenin Tesellisi: İlaç niyetine felsefe

Felsefenin Tesellisi: İlaç niyetine felsefe

397
PAYLAŞ

Güner Or

Boethius hapishanedeki yatağında, aklını kemiren sorulardan yorgun düşmüş, hasta bir halde uzanmaktadır. Başına gelen felaketlerden umutsuzca yakınmaktadır. Şiir Perileri ona hüzünlü düşünceler esinler. İşte tam o sırada, canlı ve zarif görünümüyle bir kadın belirir. Bu kadının adı Felsefe’dir. Felsefe önce Şiir Perilerini Boethius’un başından savmakla işe koyulur. Böylelikle Boethius ve Felsefe arasında bir diyalog başlar. Bir tiyatro oyununun açılış sahnesi tadındaki bu giriş, Boethius’un idamını beklerken yazdığı Felsefenin Tesellisi’nde yer alıyor. Manzum-nesir tarzda yazılan eserde dramatik bir ton hâkim. Bu teatral atmosfer bizi daha ilk satırlarında yazarın bulunduğu dünyanın derinliklerine çekiyor.

Boethius’u sona götüren olaylarla ilişkili olarak dönemin siyasi entrikalarla değişen çehresine bakmak yerinde olur. Sunuş yazısında görebileceğimiz gibi, zor bir dönem; Doğu Roma İmparatorluğu’yla ilişkilerinde siyasi ve dini alanda dengeyi koruduğu bilinen Büyük Theodoricus, 518 yılında Doğu Roma’da iktidarın değişmesiyle paniğe kapılır. Senatus içinde güvensiz bir ortam doğar. Bunun sonucunda senatorlar arasında krala ve vatana ihanet suçlaması baş gösterir. Roma hukuku ve kültürüne saygılı Theodoricus’un, benimsediği ölçülü siyaseti terk edip akıl dışı uygulamalara girişmesi bu tarihlere rastlar.

520 yılında devletin en prestijli görevlerinden sayılan magister officiorum görevine getirilen Boethius, çok değil, bundan 3 yıl sonra dönemin kralı Theodoricus’a karşı suikast girişimine ortak olduğu iddiasıyla ölüme mahkûm edilir ve İtalya’nın bugün Pavia olarak bilinen Ticinum şehrine gönderilir. Unvanını, servetini, her şeyini kaybeden Boethius, kitabın başında kendisini idama götüren olayları bir bir anlatır. Bir anlamda kendi savunmasını yapar. Sonrasında adalet, iyilik-kötülük, ödül-ceza, kader, rastlantı-zorunluluk, Tanrının öngörüsü, insanın özgür iradesi, zaman gibi temel kavramlar üzerinden birtakım sorgulamalara girişir. Kötüler cezasını bulmaz, iyiler ödüllendirilmezken, adaletten söz edilebilir mi? Kader nasıl işler? Tanrının öngörüsü insanın özgür seçimlerine engel midir? Felsefe’nin refakatinde, Boethius’un aklındaki bu türden sorular adım adım açıklığa kavuşur.

Beş kitaptan oluşan Felsefenin Tesellisi’nde kadere isyanla başlayan sorgulama,  son kitapta Tanrısal öngörü ve insanın özgür iradesi arasındaki ilişkide düğümlenir ve çözülür. Boethius bu konudaki şüphelerini şöyle dile getirir: “…Tanrı her şeyi önceden görüyorsa ve hiçbir şekilde yanılmıyorsa, öngörünün önceden gördüğü her şey olmak zorundadır. Bu yüzden ezelden beri Tanrı insanların yaptıklarını, hatta düşüncelerini ve isteklerini önceden biliyorsa, irade özgürlüğü diye bir şey olamaz!” (1) Buna itiraz olarak Felsefe, bilgi türleri arasındaki ayrıma işaret eder, Tanrının bilgisi ve insanın bilgisi arasındaki farka. Tanrı ve insan açısından zaman algısı için de bir ayrıma gider. Felsefenin Tesellisi’yle ilk karşılaşmamda V. Kitaptaki sorgulama örgüsünü son derece zihin açıcı bulduğumu hatırlıyorum. Bu bölümde insan aklının özgürlüğüne bir kapı açılır. Diğer yandan bu, kitapta da görüldüğü gibi, insanın seçimleri ve eylemlerinden sorumlu olduğu anlamını taşır.

Kitabı ikinci kez elime alışımda bende hayranlık uyandıran şeylerden biri şuydu: Felsefe’nin elbisesi. Bu elbisenin detaylarını Boethius’tan dinleyelim: “Zarif bir işçilikle dokunmuş incecik ipliklerle dikilmişti elbisesi, kumaşı hiç bozulmayacak derecede kaliteliydi. Sonradan kendisinden öğrendim ki, elleriyle dokumuştu onu. Ama uzun zamandır hiç temizlenmediğinden, is tutmuş masklar gibi, rengi yer yer kararmıştı. Alt kenarına Yunanca п harfi işlenmişti, yakasına da Ѳ harfi. Bu iki harfin arasına, tıpkı merdiven basamakları gibi, belli dereceler işaretlenmişti. Bu derecelerle en alttaki harften en üstteki harfe bir yükseliş söz konusuydu.” (2) Dipnotta belirtildiğine göre, elbisenin yakasındaki Ѳ (Theta) kuramsal felsefeyi, eteğinin ucundaki п (Pi) ise pratik felsefeyi simgeler. Felsefe’nin karakter çizimi ilgi çekicidir: Aşırı duygulu bir hava yaratan Şiir Perilerini odadan kovar, Boethius’u akla davet eder, onunla neredeyse azarlayıcı bir tonda konuşur, aklı karışan Boethius’un düşüncelerine çekidüzen verir. Ayrıca hatırlayalım, Platon’un Symposion’unda Sokrates’e Diotima adında bir kadın rehberlik eder.

Boethius’un düşünce tarihinin kırılma noktasında bulunmasıyla birlikte geçmiş kültürü kendi çağına taşıma çabası dikkate değerdir. “Son Romalı”, “ilk Skolastik” olarak anılan Boethius, yaşamı süresince Platon ve Aristoteles’in eserlerini Latinceye çevirme ve yorumlama idealiyle hareket eder. Böylece Antik Yunan düşüncesinin Latin dünyasına tanıtılmasına öncülük edenlerden biri olur. Aristoteles ve Platon’dan aldığı mirası kendi düşünceleriyle harmanlar. Çevirileri şunlardır: Aristoteles’ten Birinci Çözümlemeler, Topika, Kategoriler, Yorum Üzerine, Sofistlerin Yanlış Çıkarımları Üzerine, Porphyrios’tan Isagoge. Yorumları: In Isagogen Porphyrii commenta (Porphyrios’un Isagoge’si Üzerine Yorumlar), In Ciceronis Topica (Cicero’nun Topika Uyarlaması Üzerine), Aristoteles’in Yorum Üzerine çalışması hakkında yazdığı iki yorum, Kategoriler üzerine yorumları. Kendi eserleri: De hypotheticis syllogismis (Hipotetik Sillojizm Üzerine), De syllogismo categorico (Kategorik Sillojizm Üzerine),  Introductio ad syllogismos categoricos (Kategorik Sillojizme Giriş), De divisione (Bölümleme Üzerine), De topicis differentiis (Konular Ayrımı Üzerine), teoloji konulu metinlerini içeren Opuscula sacra, Philosophiae consolatio (Felsefenin Tesellisi).

Sonuna mı geldik? Puslu ve belirsiz tarafa bakmak kolay değil, bunun korku uyandıran tarafları var. Ancak bir yönüyle de heyecan verici; düşüncenin olgunlaşması yolunda bir aşama olarak görebileceğimiz ortaçağ felsefesi, dönemin kavrayışına ışık tutacak bir hazine gizliyor. Kaybolan ve unutulan metinler ise ayrı bir merak konusu. IX. ve XV. yüzyıllar arasında en çok okunan ve atıf yapılan eserlerinden biri olarak kabul edilen Felsefenin Tesellisi, başta yazılış amacı, anlatımı ve sorgulamalarıyla bugün de etkileyici özelliğini koruyor.

– Felsefenin Tesellisi, Boethius, Latinceden Çev. Çiğdem Dürüşken, Alfa Yayıncılık, Mayıs 2015, 271 s.

Dipnotlar

1) Boethius, Felsefenin Tesellisi, Çev. Çiğdem Dürüşken, Alfa Yayıncılık, 3, V. Kitap, s. 236.

2) Age., 1, I. Kitap, s.51-52.

Direnişler çağı

Krizde Felsefe ve Direniş

– Yunanistan ve Avrupa’nın Geleceği-, Costas Douzinas, Çev. Tulga Buğra Işık, Metis Yayıncılık, 2015, 301 s.

Bu kitap küresel kriz ve direnme hakkı, neoliberal biyopolitikalar ve doğrudan demokrasi, entelektüellerin sorumluluğu ve çokluğun şiirini konu alıyor. Hukuk Profesörü Costas Douzinas, Yunanistan örneğinden yola çıkarak birbiri ardına patlak veren protesto, ayaklanma ve devrimlerin siyaset manzarasını kökten değiştirdiğini öne sürüyor. Bu yeni siyaset direnme dürtüsünün, insan ruhunun kalıcı özelliğinin son örneği.

Douzinas’a göre, Avrupa Birliği ve IMF, kriz zamanlarında toplumu yeniden inşa etme koşullarını sınamak için Yunanistan’ı kobay olarak kullanmış, ancak çeşitli direnişler bu deneyin nesnesini bir siyasi özne haline getirerek seçkinlerin planlarını altüst etmiştir. Demokrasi fikri ve demokrasinin sınırları doğduğu yerde yeniden tanımlanmaktadır.

Direniş ve Estetik

– Küresel Ayaklanmalar Çağında-, Der. Aylin Kuryel, Begüm Özden Fırat, Çev. Birkan Taş, Elçin Gen, Ayşe Boren, İletişim Yayıncılık, 2015, 439 s.

Bu derleme, estetik ile siyaset, sanat ile hayat arasındaki sınırları bulanıklaştıran teorik ve pratik çabalara katkıda bulunmayı amaçlıyor. Sanatın profesyonelleşmiş ve özelleştirilmiş bir alana hapsolmasını, yaratıcılığın kültür endüstrileri tarafından tanımlanmasını reddeden tartışmalar açmayı hedefliyor. Sanatın ve estetiğin, devrimci toplumsal dönüşüm tahayyülleriyle arasındaki organik bağı görünür kılmaya çalışıyor. Bu doğrultuda, dada, sürrealizm ve sitüasyonizm gibi radikal avangard hareketlerden 1990’larda başlayan küresel antikapitalist harekete, Filistin’den Tahrir’e, Paris Sinemateki’nden Emek Sineması’na, Tekel Direnişi’nden Gezi Parkı’na ve Özgür Kazova’ya uzanan mücadeleleri odağına alıyor.

Türkiye’de Alternatif Medya -Direniş Çağında-

– Der. Barış Çoban, Bora Ataman, Kafka Kitap, Haziran 2015, 533 s. 

Alternatif medya çalışmaları dünyada daha toplumsal hareket çalışmalarından beslenen özerk bir medya çalışmaları alanıdır. Türkiye’de bu yönde kurucu bir hareketlilikten yeni söz edilebilir. 2013 Haziranı bu yöndeki gelişimi ivmelendirmiştir. Gerçek ve sanal ağların üst üste binerek melezleştirdiği karşıt-kamusal alanlarda bir araya gelen yurttaşların kent meydanına akarak gerçekleştirdiği işgal, Gezi Direnişinin de içinde yer aldığı çağdaş toplumsal hareketlere ait karakteristik bir özellik. Bu kitabın başlıca amacı, alternatif medya çalışmalarının Türkiye’deki gelişimine katkı sağlamak. Kitaptaki makalelerin yarısı Gezi Direnişini alternatif medya perspektifiyle ele alan çalışmalar. Kitap, “Gezi Medyası”, “Alternatif Gazetecilik/Dergicilik” ve “Alternatif Medya/Alternatif Kültür” başlıklı üç ana bölümden oluşuyor.