Ana sayfa 141. Sayı Köy eğitmenleri tarihine Arifiye’den açılan pencere…

Köy eğitmenleri tarihine Arifiye’den açılan pencere…

277
PAYLAŞ

Firdevs Gümüşoğlu

1990’ların başında bir yüksek lisans öğrencisi olarak tezime çalışırken farkına vardığım Eğitmen Kursları, merakımı hep kışkırttı. Yine Kars Cılavuz Köy Enstitüsü’nü araştırırken de Eğitmen Kursları yanı başımdaydı ve çalışmamın temelini oluşturdu. Eğitmen Kursları hakkında yazılan her şeyi okumaya, anlamaya ve hissetmeye çalıştım. 1930’ların ikinci yarısında yaşam bulan bu kurumlar köy eğitimine, nitelikli olduğu kadar sağlam ve cüretkâr bir zemin hazırlamıştı. Cüretkârdı, çünkü klasik eğitim sistemine karşı üretici, yaratıcı ve özgürleştirici bir kapıyı aralamaktaydı. Yüzlerce yıl aynı üretim ve yaşam biçimine sahip olan köylerde, köylü gençleri eğitimin odağına yerleştirerek, köydeki dönüşümün öznesini yaratmayı halka yabancılaşmadan gerçekleştirmeyi amaçlamaktaydı. Bugünden geçmişe baktığımızda bu uygulamanın mimarlarında, ülke ve insan sevgisini, bilimsel bakış açısını, buna eşlik eden aşkı ve tutkuyu görebiliriz. Mustafa Kemal’in öngörüsü ve iradesiyle gerçekleşen, Saffet Arıkan, İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Ali Yücel’in emeği ve inancıyla devam eden, onların tasfiyeleriyle ortadan kalkan bir süreç söz konusudur. Evet, bu uygulama ortadan kaldırıldı. Ancak hiçbir şey yok olmuyor. Konuyla ilgili kitaplar, belgeler, mektuplar, fotoğraflar, objeler aracılığıyla günümüze ulaşıyor. Daha da önemlisi sonraki kuşakların yaşamlarında, belleklerinde derin izler bırakmıştır. O birikim, bütün yazılanlara karşın, bir hazine olarak hala bir yerlerde keşfedilmeyi bekliyor…

İdeal cumhuriyet köyü!

İşte yukarıda sözünü ettiğim olguyu bize taşıyan o “kaşif”lerden sonuncusu Karabey Aydoğan. Aydoğan, Arifiye Köy Eğitmenleri Tarihi adlı kitabını Nisan 2015’te yayınladı.[1] Karabey Aydoğan’ın Yeniden İmece’deki yazılarını okuyanlar, uzaktan tanıyanlar şöyle düşünebilirler: “Zaten Arifiye Öğretmen Okulu’ndan mezun. Kurumun tarihini yazmış. Yaşadıklarını dinlediklerini yazsa, birkaç da fotoğraf eklese, her durumda kitap olur!” Oysa Aydoğan kitabını bu yargıyı boşa çıkaran, bir biliminsanı titizliği ve bir belgecinin özeniyle hazırlamış. Aydoğan, Cumhuriyet’in eğitim sorununu köy sorunu bağlamında ele alırken, “İdeal Cumhuriyet Köyü” projesini bizlere anımsatıyor. “Devletçilik ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Sanayi Planı 1933” başlıklı bu planlamanın önemine vurgu yaparak kitabına başlıyor. Bu planlamanın, Türkiye’yi topyekûn kalkındırmayı hedeflediği, bölgelerin coğrafi özelliklerine, iklim durumuna göre üretimi amaçladığı ve modernleşmenin bütün kurumlarını oluşturmayı hedeflediği görülüyor.

Aynı amacın bir yansıması olarak Kuzeydoğu Anadolu’da Kars ve Ardahan’ın muhteşem meralarında da büyükbaş hayvan yetiştiriciliğine odaklanan büyük çiftliklerin kurulması ve süt ürünleri üreten fabrikaların açılması gündeme gelir.[2] Eğitmen Kursları’nın ve 1940’ta Köy Enstitüleri’nin açılmalarının nedenlerinden biri de budur. Amaç: İdeal Cumhuriyet Köyü’nü yaratmaktır. Aydoğan kitabında, İdeal Cumhuriyet Köyü planı üzerinde temellenen, Eğitmen Kursları’ndan Arifiye’yi ele alırken, Adapazarı ve İzmit’in eğitim tarihine de ışık tutuyor. Bu tarihin yaratıcıları ve özneleri olan her kademedeki eğitim emekçilerini sevgi ve saygıyla anlatıyor. Aydoğan’ın belirttiği gibi, 1930’lu yıllarda Kocaeli’nde bulunan 1000 köyün üçte birinde okul bulunmaktadır ve Eğitmen Kursu’nun açılışı kamuoyunda büyük bir heyecan yaratır. Basında bu kursa yüklenen anlam büyüktür. Kursun öğretmen ve yöneticilerine gösterilen sevgi ve saygı gazete sayfalarına yansır. Örneğin, dönemin Milli Eğitim Müdürlerinden, Kocaeli Köy Eğitmenleri Kursu’nun ilk müdürü Ermat’ın görevinden ayrılışın ardından Türkyolu gazetesinde yazılanlar da bunun göstergesidir: “Kemal Ermat’ın yolu, yüzü ve gönlü gibi aydınlık olsun”.[3]

Köy Eğitmen Kursları’yla başlayan eğitimde grup çalışması, Köy Enstitüleri’nde de devam eder. Bir bakıma kurslar, Köy Enstitüleri’nin laboratuvarıdır. İlk denemeler orada yapılır, bu denemeler sonucu gerçekleşen başarılar Köy Enstitüleri’nde geliştirilir. Hiçbir şey rastlantısal değildir bu kurumlarda. Eğitmen gruplarının adları bile tarih bilinci vermeye yöneliktir. Buna göre, İzmit köylerinden gelen eğitmenler grubu: Altıok, Hendek köylerinden gelenlerin: İnönü, Geyve köylerinden gelenlerin: Anafarta, Kandıra köylerinden gelenlerin: Kocatepe, Adapazarı köylerinden gelenlerin: Dumlupınar, Karasu köylerinden gelenlerin: Sakarya’dır![4] Eğitimde rekabete ve ezbere meydan okunduğu bu kurumlarda, hiçbir grup diğerinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır. Aydoğan’ın kitabında görüldüğü gibi eğitim, bir “yurt meselesidir” ve ortaçağ koşullarından kurtulmanın biricik yoludur.

Eğitimde öğretme değil, ‘gösterme’ dönemi!

Arifiye’de eğitmen adaylarına öğretilen kişisel temizlikten, yurdun tanıtılmasına dek yaşamda karşılığı olan uygulamalar gerçekleştirilir. “Yurt” kavramının köyün sınırlarını aşan bir nitelik taşıdığına ilişkin bilinç, eğitmen adaylarına, inceleme gezileri aracılığıyla yaşatılarak ve hissettirilerek öğretilir. Aydoğan’ın belirttiği gibi İzmit’te belediye binası incelenir, aygır deposu, itfaiye, mezbaha, tütün ve kâğıt fabrikaları, Derince’deki silolar, travers fabrikası gezilir. Eğitmen adayları, İzmit’in cadde ve sokaklarındaki gözlemlere katılır. Maşukiye’deki özgün mimariye sahip köy evleri dahi eğitmenlerin eleştirel incelemesine tabi tutulur.

Arifiye Köy Eğitmenleri Tarihi bize çok önemli bilgiler sunuyor. Örneğin 23.07.1937 tarihli Akşam gazetesinde yer alan bir haberde, Eğitmen Kursları’ndaki derslerin filme alındığı, eğitmenlere sinema hakkında bilgi verildiği görülüyor. Bu filmler, aynı zamanda eğitmenlere izlettiriliyor. Ayrıca dönemin gösterimdeki filmlerinin Arifiye’de eğitmenlere izlettirildiği, dönemin tanıkları tarafından da dile getirilir.[5] Öte yandan Aydoğan’ın dikkat çektiği gibi Kocaeli Maarif Müdürlüğü’nün “Vilayet Kültür Sineması” adlı bir biriminin olması, eğitimde çağdaş araçların ve yöntem olarak görselliğin kullanılmasına ne denli önem verildiğini ortaya koymaktadır. Aydoğan, sinema makinesi kullanma geleneğinin öğretmen okulu zamanında da sürdüğünü, kendisinin de kullanmayı burada öğrendiğini dile getiriyor.[6]

Eğitmen Kursları’nda uygulanan bu eğitim anlayışı, talimatnamelere “gösterme” kavramını sokar. Aydoğan’ın vurguladığı gibi “dersler gösterilir”. Bu kavramın çok önemli olduğu kanısındayım, dersler öğretilmez, “gösterilir”. Bu anlayış, Tonguç’un bütün eserlerinde karşımıza çıkar. “Üreterek, yaparak, yaşayarak” ve eleştirel aklı kullanarak gerçekleşen eğitim, insanlığa özgürleşmenin araçlarını da verecektir. Tonguç’un önem verdiği bu anlayış, eğitmenler için hazırlanan Kılavuz Kitaplar’da yerini alır. Örneğin eğitmenden beklenen, “Çocukları çok konuşturmaya çalışması”dır. “Düzgün konuşup, serbest hareket etsinler…” denir.[7] Tonguç’un eserlerinde ve uygulamalarında, binlerce yıl susmuş, susturulmuş Anadolu halkının sesinin yükselmesine ve bu sesin duyulmasına verdiği önemi görürüz. 1960’lı yıllarda Freire’nin ezilenlerin “sessizlik kültürü”[8] dediği olgu 1930’ların Türkiye’sinin en önemli sorunlarından biridir ve Eğitmen Kursları’nda buna karşı büyük bir mücadele yürütülür. “Sessizlik kültüründen kurtulmanın” yolu köylü çocuklarını “iş” içinde yetiştirmek ve köyü konusunda da farkındalık yaratmaktır. O yüzden de çocuklara “ödev” değil, “iş” verilir. Bu iki sözcük arasındaki en temel farklılık, birinin edilgenliği, diğerinin ise etkenliği çağrıştırmasıdır. Bu “işler”den bir kaçı III. Yıl Kılavuz Kitabı’nda şöyle yer alır:

1) Siz okula başlayalıdan beri köyünüzde ne gibi hastalıklar çıktı?

2) Her hastalığa kaç kişi tutuldu? Kaçı kurtuldu, kaçı öldü?

3) Köyünüze kaç kere doktor geldi? Kaç kere sağlık memuru geldi?

4) Üç seneden beri köyünüzde kaç doğum, kaç ölüm oldu? Köyünüzün nüfusu artıyor mu, eksiliyor mu? Sor, öğren, yaz.[9]

Görüldüğü gibi öğrencinin, sorması, öğrenmesi ve yazması, düşünce üretmesine de kaynaklık edecektir. Öte yandan, yaşadığı toplumsal çevrenin farkına varacaktır. Farkına varmak, bireye dönüştürmenin araçlarını da verecektir.

Aydoğan’ın çalışması eğitmenlere ilişkin çok önemli ayrıntılarla doludur. Bunlardan birkaçı şöyledir: Arifiye’de “münakaşalı” akşam konuşmaları yapılır, “talebeye telefon makinisti tarafından” telefon hakkında bilgi verilir. Eğitmen adaylarına köylerde uygulamalı dersler yaptırılır.[10] Köylerdeki temizlik ve hijyen sorununa karşı tedbirlere, öğrencilerin kişisel temizliğinden başlanır. Öğrencilerin kirli, sökük giysilerle okula gelmesinin önüne geçilmeye çalışır. Okulda “iğne, iplik, sabun, makas, ayna bulundurulacak”tır. Öte yandan köyde yetişmediği düşünülen, köylünün “yetişmiyor” dediği ürünler “talebeye ektirilecek”tir.[11]

‘Bir eğitim şehidi’: İsa Başkaya

Köye ve eğitmene verilen değer, sıtmaya yakalanarak Arifiye’de ölen eğitmen adayı İsa Başkaya’ya yapılan cenaze töreninde de görülür. Dönemin “korkunç afeti” olarak anlatılan sıtmadan yaşanan bu kayıp, Arifiye’deki herkesi derin bir üzüntüye boğar. Eğitmen adayı Başkaya’ya anıt mezar yapılır, cenaze törenine Hasan Ali Yücel, İ. Hakkı Tonguç, Kocaeli Valisi Ziya Tekeli, S. Edip Balkır, Arifiye’nin öğretmenleri ve eğitmen adayları katılır. Balkır törende yaptığı konuşmada şöyle der: “… İç düşmana karşı hazırlık yaparken aranızdan ayrılan İsa Başkaya’ya da ‘şehit’ adını koyabiliriz… Arkadaşlar! Her şehit, bizi zafere bir adım daha yaklaştıracaktır. Asırlardan beri bakımsız kalmış yurt, sizin emeğinizi, sizin cesaretinizi bekliyor.”[12] Başkaya’nın mezar taşına “Köy kalkınması yolunda ölmüştür” yazılır.[13]

Türkiye’nin Aydınlanma birikimini yaratanlar arasında Eğitmen Kursları’na emek verenleri, Aydoğan’ın eseri bağlamında; Arifiye Eğitmen Kursu müdür vekili Sabri Yılmaz Salman, Köy Enstitüsü Müdürü Edip Balkır, Hamit Özmenek, doktor ve öğretmen Kazım Zafir’in Arifiye’ye kazandırdığı sokak çocukluğundan gelme usta öğreticiler Celil ve Mustafa’yı anmak ve anımsatmak gerekir. Bu kişilerin yanı sıra “eğitim kahramanı” olarak, köydeki eğitimin uygulayıcılarını, eğitmenleri saygıyla anmak hepimizin onlara olan borcudur.

Cumhuriyet dönemi eğitim uygulamalarına ilişkin her çalışma, bakış açımızı geliştirecek, gelecek toplumun inşası için önemli ipuçlarını barındıracaktır. Bu bakımdan da Aydoğan’ın yaptığı çalışma son derece önemli ve bundan sonra yapacaklarının da iletileriyle dolu.

Ülkemizi, İdeal Cumhuriyet Köyü’nden ve kentlerinden mahrum edenlerle, 2015 yılında askere, polise ateş açan, demokratik hakkını kullanan yurttaşı bombalarla yok etmek isteyenlerin aynı ideolojik zeminde olduğunu unutmamak gerekir. Aydoğan’ın kitabı, havası yasla yüklü bu ortamda nefes almamızı ve umudumuzun artmasını sağlıyor. Okuyun, size de iyi gelecek!

– Arifiye Köy Eğitmenleri Tarihi, Karabey Aydoğan, Demkar Yayınevi, Nisan 2015, 306 s.

Dipnotlar

[1]Karabey Aydoğan, Arifiye Köy Eğitmenleri Tarihi, Demkar Yayınevi, İstanbul, Nisan 2015

[2]Firdevs Gümüşoğlu, Cılavuz Köy Enstitüsü, YKKED Yayınları, Kasım 2011.

[3]Karabey Aydoğan, Arifiye Köy Eğitmenleri Tarihi, s.23.

[4]Agk., s.39.

[5]Burada kanımca çok önemli nokta şudur: 1920’lerin başında yaşama köyde gözlerini açmış, askerlik dışında köyünün dışına çıkmamış, ya da çok azı çıkmış olan bu gençlerin bilinçlerinde, bu uygulama sonucu çok önemli bir değişimin ortaya çıkmasıdır. Nitekim Köy Eğitmenleri aracılığıyla köylerde gerçekleşen en önemli adım, okulsuz köylerde okul açılmasıdır. Özellikle Eğitmen Kursları’na önem verildiği dönemde, eğitmenlerin yaşam biçimi, bakımlı bahçeleri, hayvanları ve yetiştirdiği ürünler köylünün dikkatini çekmiş, örnek alınmıştır. Bu bağlamda ülkemizin modernleşme sürecinde eğitmenlerin katkıları büyüktür.

[6]Aydoğan ortaokulda yaz aylarında harçlığını çıkarmak için İstanbul Okmeydanı’nda Şark Sineması’nda çalıştığını, sinema makinasını kullandığını belirtmektedir. Bu satırları okuduğumda çok şaşırdım ve çocukluk günlerimi anımsadım. Bu sinemada Aydoğan’ın sözünü ettiği dönemde, o yoksul semtte başta Yılmaz Güney filmleri olmak üzere çocukluğumun en güzel filmlerini izledim.

[7]Karabey Aydoğan, Agk., s.95

[8]Paulo Freire, Ezilenlerin Pedagojisi, Çev. Dilek Hattatoğlu-Erol Özbek, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1991, s.11

[9]Karabey Aydoğan, Agk., s.99

[10]Agk., s.102

[11]Karabey Aydoğan, Agk., s.150

[12]Agk., s.170

[13]Agk., s.267