Ana sayfa 142. Sayı Kitapçı Rafı – 142

Kitapçı Rafı – 142

213
PAYLAŞ

Kralın Yeni Aklı

– Bilgisayar, Zekâ ve Fizik Yasaları-, Roger Penrose, Çev. Tekin Dereli, Koç Üniversitesi Yayınları, 2015, 404 s.

Bilgisayar ekranındaki görüntüler gerçek dünyadaki olguların birebir temsili midir, yoksa sanal bir dünyada hayal mi görmekteyiz? Sakın evren dediğimiz, muazzam bir bilgisayar ekranından ibaret olmasın? Bilgisayarlar bilinçlendirilebilir mi? Yani akıllanıp kendi başlarına düşünebilirler mi? Ama bu tür sorulardan önce, akıl nedir veya bilinç nerededir sorularını da sormamız gerekmez mi?

Roger Penrose, yanıtı zor sorulara ilişkin görüşlerini, bu kitabından önce felsefenin derin tartışmalarından uzak durmuş bir matematikçi ve temel bilimcinin pratik yaklaşımıyla savunuyor. Görelilik teorisinden kuantum mekaniğine ve kozmolojiye uzanan farklı konuların tartışıldığı Kralın Yeni Aklı’nın ana düşüncesini felsefecilerin “us-beden problemi” olarak adlandırdığı teori oluşturuyor.

Doğanın Sonu

– Bill McKibben, Çev. Berna Göl, İlksen Mavituna, Everest Yayınları, 2015, 225 s. 

Küresel ısınma nedir? Neden oluşur? Doğa, sık sık düşündüğümüz gibi hiç değişmeyen ve sonu asla gelmeyecek olan kadim bir dost mudur, yoksa bildiğimiz anlamda doğanın da bir sonu var mıdır? Daha önemlisi, gezegenimizin geleceğini değiştirme şansına sahip miyiz?
Küresel ısınma hakkında geniş kitlelere hitaben kaleme alınan ilk çalışma sayılan kitap, tüm bu soruların cevaplarını arıyor ve okurunu hem bugün hem de yarınla ilgili düşünmeye davet ediyor. McKibben’ın güncelliğini korumaya devam eden temel metni ilk defa Türkçede yayımlanıyor. Yazarın Türkçe baskı için kaleme aldığı önsöz ve Ömer Madra’nın yazdığı sunuş da kitabın ilk yayımlandığı yıl olan 1989’dan bu yana yaşanan gelişmelere dair bir gözden geçirme niteliğinde.
McKibben, dünya üzerinde yaşayan hiç kimsenin kayıtsız kalamayacağı sorunları bir biliminsanı titizliği ve bir edebiyatçı üslubuyla önümüze koyuyor. Gezegenimizi bugüne kadar ne ölçüde değiştirdiğimizi özetliyor ve onu korumanın yollarını araştırıyor, tahminlerde bulunuyor.

İnsanlık Tarihi

– Cyril Aydon, Çev. Ilgın B. Yıldız, Say Yayınları, 2015, 488 s.

150.000 yıl önce Homo sapiens’i artık modern insandan ayırt etmek mümkün değildi. İnsan 60.000 yıl önce, anavatanı olan Afrika’dan çıkıp tüm dünyaya yayıldı. Yaklaşık 30.000 yıl önce, bugün din, bilim ve sanatta kendini dışavuran soyutlama yetisi belli bir olgunluğa ulaştı. Ardından yerleşik yaşam ve Tarım Devrimi geldi. Onu Sanayi Devrimi izledi. Demiryolu, elektrik ve içten yanmalı motorun icadıyla modernite kapımıza dayandı, elektronik devrimi bizi bugüne ulaştırdı. Bu süreçte pek çok macera yaşadık. Devletin icadı, Truva Savaşı, kara ölüm ve Ay’a yolculuk bunlardan sadece birkaçıdır. Bu kitapta anlatılan, insanların Afrika’daki ilk yuvalarından dünyaya yayılmalarının, insan soyunun o zamandan itbaren deneyimlediği maceraların ve talihsizliklerin hikâyesi. Tabii bir de insanların yaşamlarına yön veren bazı fikirlerin, bilhasssa din, politika ve doğal dünyanın işleyişine ilişkin fikirlerin hikâyesi.

Karıncalar Arasında Serüvenler

– Mark W. Moffett, Çev. Aybey Eper, Alfa Yayıncılık, 2015, 460 s.

Dünya üzerinde 100 milyon yıldan fazla bir süredir hüküm süren karıncalar, savaşçı, yapı ustası, büyük hayvan avcısı ve köle sahibidir. Pazar ekonomisi uygularlar, imalat hatları oluştururlar, hijyene önem verirler, atıkları değerlendirirler, çiftçilik ve savaş yaparlar. Uluslararası gezgin araştırmacı, biyolog ve fotoğrafçı Mark W. Moffett, karıncaların dünyasını araştırırken, bizleri yerküre üzerinde ilginç bir yolculuğa çıkarıyor. Moffett Nijerya, Endonezya, Amazon, Avustralya, Kaliforniya ve daha başka yerlerde geçen serüvenlerini anlatırken karıncaların nasıl yaşadıklarına ve etraflarındaki ekosistemlere, farklı ölçeklerde ve daha hızlı bir tempo içinde olsalar da insanlara şaşırtıcı bir şekilde benzeyen davranışlar sergileyerek nasıl egemen olduklarına ilişkin ayrıntıları akıcı bir dille gözler önüne seriyor.

Yıldızlardan Ebediyete

– Astronomiyi Temel Alan Bir Varsayım-, Louis-Auguste Blanqui, Çev. Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, 2015, 192 s.

Blanqui’nin 1872’de Taureau Kalesi hapishanesinde kaleme aldığı Yıldızlardan Ebediyete, 19. yüzyılda bilimle yakınen ilgilendiklerini bildiğimiz sosyalist ve anarşist düşünürlerin oluşturduğu geleneğin dikkat çekici halkalarından biri. Blanqui 1930’lu yılların ortalarında Benjamin ve Borges’in ayrı ayrı keşfetmesine kadar unutulmuş olan bu metninde, devrinin bilimsel bulgularını bir araya getirerek özgün bir tür “paralel evren” ve “ebedi dönüş” kuramı geliştiriyor.

Metnin bağlamıyla ilgili ilave metinler de baskıya dahil edilmiş: Tuncay Birkan, Sunuş’ta bilim karşısındaki şüpheciliğin bazı haklı gerekçelerle yaygınlaştığı uzun bir dönemin ardından Blanqui’ninki gibi “antika” metinleri yayımlamak ve okumaktan ne beklenebileceğini anlatıyor. Önsöz’de Jacques Ranciére, Blanqui’yi 19. yüzyıla bakınca sadece pozitivizme, eğitime ve mekanik determinizme duyulan safdillik derecesinde bir inanç görenlerin fena halde yanıldıklarını gösteren bir figür olarak ele alıyor. Aykut Çelebi, Borges’in ve özellikle de Walter Benjamin’in eserlerinin kılcal damarlarında bu ayrıksı metnin yarattığı derinlemesine etkinin izlerini sürüyor. Berna Kılınç ise Blanqui’nin Ebedi Tefekkürü başlıklı yazısında metnin bilim tarihi içindeki yerini, 19. yüzyıldaki bilimsel faaliyetlerin ayrıntılı ve zihin açıcı bir haritasını sunarak anlatıyor ve kitaptaki astronomi tezinin bugünün bilimsel bakışı açısından ne ölçüde savunulabilir olduğunu değerlendiriyor.

Osmanlı Mimarisinin Temel İlkeleri

– Oya Şenyurt, Doğu Kitabevi, 2015, 436 s. 

Yazara göre Osmanlı dünyasında mimari çizim tekniğinin imparatorluğun geleneksel sanatlarından Hat ve Minyatür teknikleri ile benzerliği, her durumda tasavvur edilenin kâğıda aktarımını sağlayan zihin dünyası ve geleneksel düşünce yapısı ile bağlantısını ortaya çıkarır.

Mimari çizimlerin kâğıda aktarımında Hat Sanatı’nın araçlarının kullanılması, bu sanatın estetik ve teknik özelliklerinin mekân tasarımında da izlerinin okunmasını olanaklı kılar. Diğer taraftan, Minyatür Sanatı’nda doğaya ve yapılı fiziksel çevreye bakma biçimlerine ilişkin tercihlerin mimari anlatım teknikleri ile olan ilişkisi de gözden kaçmaz.
Bu kitap, birbirini izleyen tarih süreçleri ışığında Osmanlı Mimarisini, plan tipolojileri, işlev, üslupsal ayrıştırma biçimindeki bilindik metodolojilerle ele almak yerine; yazı, yazılı belge, dil ve görme biçimlerine bağlı olarak sorgulamakta. Bu bakış açısıyla, gelenekselleşen tasarım yaklaşımlarının ve mimarlık düşüncesinin ortaya çıkardığı ilkelerin ulaştığı son nokta, Osmanlı’nın son dönemlerinden geriye yönelik bir değerlendirmeyle kaleme alınmış.

Suriye’nin Sevr’i Amerikan Koridoru

– Mehmet Ali Güller, Kaynak Yayınları, 2015, 216 s.

100 yıl önce adı “Sevr”di, 100 yıl sonra “BOP” oldu, Büyük Ortadoğu Projesi. Genişletildi, “Geniş Ortadoğu Projesi” oldu. Hedefe yeni yerler eklendi, “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi” oldu. Adı değişti, ancak özü hep aynı kaldı: Bölgeyi parçalamak, yeni devletçikler kurmak. Neden? Sömürebilmek için! İngiliz ve Fransız emperyalizmi 100 yıl önce bu topraklara Sevr için saldırdı. ABD iki kez Irak’a Sevr için saldırdı. Ve ABD Suriye’ye yine Sevr için saldırdı. ABD’nin Sevr’i, Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir koridordu. Bu koridorun geçeceği Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ın adım adım bölünmesi gerekiyordu. İlk adımı Irak’ta attılar ve “Barzanistan” adı altında Irak koridorunu kurdular, şimdi Suriye’de ikinci bir koridor inşa etmeye çalışıyorlar. Dün Irak’ta Özal’ı kullandılar, bugün Suriye’de Erdoğan’ı kullanıyorlar. Fakat şartlar artık değişti. ABD daha zayıf, Atlantik Cephesi yekpare değil ve bölge ülkelerinin arkasında bu kez somut olarak Rusya ve Çin var. Üstelik İran, Irak ve Suriye bir blok olarak hareket ediyor. Bu tablo, Amerikan Koridoru inşa etmek için Suriye’ye Sevr dayatanlara karşı, Lozan yanıtı üretmeye çalışmakta. Kısacası Atlantik ile Avrasya Suriye’de çarpışmakta. Kitap bu büyük çarpışmayı inceliyor.

Türkiye Coğrafyası

– Marcel Bazin, Stephane De Tapia, Çev. Arzu Nilay Kocasu, İletişim Yayınları, 2015, 350 s.

Türkiye coğrafyası üzerine yazılmış bu kitap, klasik anlamda bir coğrafya kitabı değil. Ülkenin fiziki özelliklerinin yanı sıra beşeri coğrafyasını, toplumsal niteliklerini; Osmanlı İmparatorluğu’ndan cumhuriyete geçiş, askeri darbeler gibi Türkiye’nin ve bulunduğu coğrafyanın yapısını derinden etkileyen olaylarla birlikte geçirdiği ve geçirmeye devam ettiği tarihsel dönüşümleri de inceliyor. Göç, nüfus, istihdam, eğitim, sanayi, turizm, üretim, siyaset, ekonomi, din, iç çatışmalar gibi konuları ele alıyor, Türkiye’nin çok tartışılan “gelişimi” ile ilgili analizlerde bulunuyor.

Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Ortadoğu ile ilişkiler ve karşılıklı etkileşimler; Avrupa’nın -özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişi ile ilgili ülkeye bakış açısı, Türkiye’nin bir Avrupa mı, yoksa Asya ülkesi mi olduğuyla ilgili önemli sorular soruyor, cevaplar veriyor. Ülkenin jeopolitik konumu gereği gördüğü “köprü” görevinin gerçekten Türkiye’ye özgü olup olmadığını irdeliyor ve bu durumun kendisine sağladığı avantajlar ve dezavantajları bir bütün olarak ortaya koyuyor.

Romanda Estetik Kalkışma – 1

– Osmanlı’da Toplumsal Değişimin Romanlara Yansıması-, Ed. Cengiz Gündoğdu, İnsancıl Yayınları, 2015, 421 s.

Bir roman nasıl anlamlandırılır. Nasıl gerçekte var kılınır. Özet, bir romanı var kılan öğe değildir. Ceniz Gündoğdu’nun deyimiyle, Türkiye’de özneler, roman denilen varolanla karşı karşıya gelmişler, ama romanı gerçekten var kılamamışlardır. Her sanat yapıtı nesnelerin estetik biçimlenmesiyle oluşur. Bu, roman için de böyle. Bir romanın gerçekte var kılınması o romanı oluşturan öğelerin ayrıştırılmasıyla, üstünde durmakla, o öğeleri belirtmekle mümkün olabilir. Bu kitapta edebiyat tarihimizin önemli yapıtları üzerine kolektif bir araştırma ekibinin çalışmalarıyla ortaya çıkan metinlerde yapılmaya çalışılan da bu.

Macaristan 1919 ve 1956

– Karşıdevrimin Anatomisi-, Ernie Trory, Çev. Özgür Balkılıç, Yazılama Yayınevi, 2015, 86 s.

İngiliz komünist tarihçi Ernie Trory’nin bu eseri, iki farklı dönemde Macaristan’da gerçekleşen karşıdevrimlere dair bir çalışma: Karşıdevrimlerin ilki Macaristan Sovyet Cumhuriyeti’nin yenildiği ve yok edildiği tarih olan 1919’da ve ikincisi, Macaristan Halk Cumhuriyeti’nde devrimin bu sefer yenilemediği 1956’da yaşandı. İki durumda da olaylar ayrı ayrı dönemlere ait ancak bilindik örüntüleri izlediler. Dolayısıyla Macaristan’daki karşıdevrimlerden dersler çıkarılabilir ve çıkarılan dersler bu olaylardan önce ve bu olaylardan günümüze değin diğer ülkelerde gerçekleşen benzer karşıdevrimci durumlara uygulanabilir.

İslam’da Şiddet

– Arif Tekin, Berfin Yayınları, 2015, 270 s.

Kitapta, Hz. Muhammed’in Medine döneminde gerçekleşen savaş ve baskınların bilançosu; Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarının asıl nedenleri; inanca karşı şiddet; savaş ve öldürmeyi emreden ayetler; Hz. Muhammed’i eleştirmenin ve İslamiyet’ten çıkmanın cezası; İslam’da kadına karşı şiddet; Kuran’a göre emek-sermaye ilişkisi; Hicaz’da uygulanan kültür soykırım gibi çarpıcı konular teorik ve pratik örneklerle, ayetler eşliğinde geniş bir kaynakçayla inceleniyor.
Yazar, “Dinler insan ürünü olup, eskiden beri süre gelen mitolojik inançların birer versiyonlarıdır. Kutsal dinlerin insan ötesi bir yerden gelme iddiası akılla, ilimle ve sosyal realiteyle bağdaşmaz” diyerek, İslam’ın kendi dışındaki inançlara, yönetim modellerine hayat hakkı tanımadığını ayetlere dayanarak gösteriyor.

Bebek Savaşları

Aile Çatışmasının Dinamikleri-, Robin Baker, Elizabeth Oram, Çev. Banu Erol, Paloma Yayınevi, 2015, 336 s.

Aslında, bazı insanlar için, aile hayatı bir savaşı yönetmekten başka bir şey değildir. Az ya da çok, bebekler bütün ailelerde savaş anlamına gelir! Ana babalık neden bıçak sırtında gitmelidir? İnsan üremesinin bu kadar eski ve temel özelliği olan bir şeyde neden bu kadar çok potansiyel problem olmak zorundadır? Evrimin sabah bulantılarıyla ne ilgisi var? Bebek ağlamasının stres yaratan sesiyle? Kardeş rekabetiyle? Çocuk taciziyle?
Bu kitap, aile yaşantısının karanlık sırlarını aydınlatıyor ve onları dürüstlükle ve önyargısız ele alınabilecekleri şekilde açıklığa kavuşturuyor. Evrimsel biyoloji, insanların ne düşündükleri, söyledikleri ya da hissettiklerinden ziyade gerçekte ne yaptıklarıyla ilgilidir. Dr. Robin Baker, Bebek Savaşları’nda özellikle insanların davranışlarının üreme başarılarını nasıl etkilediğini örnek ve açıklamalarla inceliyor.

Türkiye’de Yabancı Dil Eğitimi

– Beklentiler, Gerçekler, Öneriler-, Sinan Bayraktaroğlu, Öğretmen Dünyası Yayınları, 2015, 150 s.

Kitaba göre Türkiye’de maalesef toplumumuzun eğitim bilinci, “yabancı dille eğitim” ile “yabancı dil eğitimi” arasındaki farkı yeterince anlamak bakımından yetersizdir. Bundan ötürü, üniversitelerin üst yöneticileri başta gelmek üzere, ebeveynlerin, öğrencilerin, yazılı-sözlü basının, sosyal medyanın ve sivil toplum kuruluşlarının önemli bir kısmında, İngilizce’ye karşı yaygın sosyal talep karşısında ve bu dilin yabancı bir dil olarak öğretim ve öğrenimi alanında yaşanan sorunlar ve başarısızlıklar sonucunda büyük bir yanılgıya düşülmekte, sanki İngilizceyle eğitim yapılırsa bu sorunların üstesinden gelineceği zannedilmektedir. Bunun sonucu olarak da, bugün yüksek öğretimde sadece “İngilizce eğitimi” veya “İngilizceyle eğitim” sorunu değil, ciddi boyutlarda bir dil sorunu yaşanıyor. İngiliz filolojisi, uygulamalı dilbilim ve yabancı dil eğitimi konularında uzman Prof. Dr. Bayraktaroğlu’nun “Dil olmayınca düşünme de olamaz” savından hareketle kaleme aladığı makaleleri bu kitapta biraraya getirilmiş.

Kapitalizmin Tarihi 1500 – 2010

– Michel Beaud, Çev. Fikret Başkaya, Yordam Kitap, 2015, 448 s. 

Dünyaca tanınmış bir iktisat tarihçisi ve kuramcısı olan Michel Beaud, pek çok dile çevrilmiş bu kitabında kapitalizmin doğuşunu ve gelişimini ayrıntılarıyla çözümlüyor. Ticarete dayalı Batı toplumlarının tüm dünyaya hükmeden bir güç haline geldiği doğal çevrede, yine ticaretle yaşayan Doğulu eşdeğerlerinin neden kapitalizm diye bilinen bu yaratıcı ve yıkıcı olgunun bir parçası olarak görülemeyeceği üzerinde duran Beaud, XVI. yüzyıldan başlayıp kapitalizme uzanan süreci, toplumsal sınıflar ve hükmetme biçimlerinde görülen değişiklikleri, Avrupalı fatihlerin başını çektiği ilk fetih dalgasını ve bütün bunlarla bağlantılı iktisadi ve siyasi yapıyı gözler önüne seriyor. Feodal toplumların arkaik yapısından sanayi sonrası dünyanın dört taraftan çevrelenmiş güncelliğine varan yoğun bir araştırma.