Ana sayfa 142. Sayı Aristo Anadolu’da

Aristo Anadolu’da

435
PAYLAŞ

Şafak Alpay

Platon’un ölümü üzerine Akademi yönetiminin Speuippos’a geçmesini kabullenmeyen Aristo ve Kadıköylü hemşerimiz Xenocrates bugünün Çanakkale’sini içeren Troas bölgesinin feodal yöneticisi ve kendisi de eski bir Akademi öğrencisi olan Hermeias’ın daveti üzerine Anadolu’ya geçtiler.

Eski Yunan felsefesinin ünlü filozoflarından Aristotle (Aristo) kuzey Ege’nin, zamanın Makedonya’sına ait olan, Stageira kentinde MÖ 384’de doğdu. Doğduğu kent batı Anadolu (İyon) kültürünün egemen olduğu bir kentti ve bu özelliğini hep korudu.

Aristo MÖ 347-344 yılları arasında Assos’ta (Behramkale) yaşadı. Yazı bu ziyaretin öyküsüdür.

Platon (solda) ve Aristoteles (Raphael’in ünlü “Atina Okulu” tablosundan bir kesit).

Bilindiği gibi ülkemiz antik kentler ile doludur. Yerli ve yabancı arkeologlar, buldukları kaynaklara bağlı olarak, bu antik kentleri gün yüzüne çıkarabiliyorlar, ama bu kentlere yaşam veren ve onları ünlendiren hemşerilerimiz hakkında fazla bilgimiz yoktur. Bu bağlamda Bilim ve Gelecek’in 138. sayısında Urlalı Anaxsagoras ile başladığımız geziye, Aristo’nun ziyaretinin önemli bir parçası olduklarını düşündüğüm Kadıköylü Xanocrates ve Karadeniz Ereğlili hemşerimiz Heraclides ile devam edeceğiz.

O günlerin geleneği olarak 17 yaşındaki Aristo eğitimini tamamlamak üzere Atina’ya gönderildi ve burada yirmi yıl (367-347) kaldı. Tüm bu zaman boyunca Platon’un akademisine devam etti ve onun öğrencisi oldu.

Akademinin kısa tarihçesi

Platon Akademisi Atina’ya yakın bir mekânda, adı Academos olan bir kişinin arsasında MÖ 387 yılında kurulmuştu. “Akademi” sözcüğü arsayı veren kişinin isminden esinlenerek adlandırılmanın dışında bir anlam taşımaz. Akademi MS 6. yüzyıla kadar 916 sene devam etti. Platon’un amacı öğrencilerine felsefeyi sevdirmek, onlardan felsefeciler ve devlet adamları yaratmaktı. Öğrencilere sınav yapılmadığı gibi diploma vb gibi belgeler de verilmiyordu. Verilen bilim aşkı ve aklı selimdi. İstenen donanım ise sadece mantık ve matematikti.

Platon’un MÖ 347’de ölümü ile Akademinin yönetimi Platon’un kız kardeşinin oğlu Speusippos’a geçti. Speusippos’un ölümünden sonra Akademi yönetiminin kimle devam edeceği konusunda yapılan oylamada Kadıköylü (Chalcedon) Xenocrates ile Karadeniz Ereğlisi’nden (Heraklia Pontica) eşit oy almalarına karşın Akademi yönetimi Xenocrates’e geçti ve Akademiyi MÖ 399’dan 315 yılına kadar o yönetti. Xenocrates’ten sonra Akademiyi Atinalı Polemon, sonrasında da yine Atinalı Crates yönetti. Crates ile Plato Akademisinin bir bakıma bittiği düşünülür.

Daha sonra Arcelisaos yönetimine geçen Akademi “ikinci veya orta akademi”, Carneades ile devam eden (MÖ 213-129) akademi “üçüncü akademi”, Philon ile devam eden “dördüncü akademi “olarak anılırken, Antiochos ile devam eden akademi “yeni akademi” olarak bilinir. MS 5. yüzyıla kadar devam eden akademinin yöneticileri arasında Ayasofya mimarlarından Miletli Isidoros da vardır. MS 529’da Roma imparatoru Justinian pagan eğitimi yaptıkları gerekçesi ile Akademiyi kapatır fakat hocalarına dokunmaz. Justinian’nın kapattığı kapıyı 531-579 arasında İran kralı Chosroes açtı ve Akademinin kimi hocaları İranlı hükümdar tarafından kurulan tıp okulunda görev almak üzere Bağdat’a gittiler.

Büyük İskender, hocası Aristo ile.

Aristo ve Büyük İskender

Platon’un ölümü üzerine Akademi yönetiminin Speuippos’a geçmesini kabullenmeyen Aristo ve Kadıköylü hemşerimiz Xenocrates bugünün Çanakkale’sini içeren Troas bölgesinin feodal yöneticisi ve kendisi de eski bir Akademi öğrencisi olan Hermeias’ın daveti üzerine Anadolu’ya geçtiler. Hadım olması nedeni ile eski bir köle olması gerektiğini düşündüğüm Hermeias bankerlik yapmış ve çok zengin olmuştu. Belki de Platon’dan yönetim konusunda dersler almak için akademiye gitmişti. Bir bankerin Akademide ne işi var diye sorabilirsiniz, ancak çoğu gelişmekte olan ülkenin müstakbel yöneticilerinin (ve tabii ülkemizden de kimilerinin) Harvard Üniversitesi “Kennedy School of Government”da yetiştirildiği bilgisi ışığında bu geleneğin çok eski olduğu ve şaşılacak bir yanı olmadığı anlaşılır. Yine bu bölgenin (Troas) insanları olan Erastos ve Coriscos da Akademide bulunmuşlar ve Assos’ta (Behramkale) Akademinin bir şubesini kurmuşlardı. Aristo ve Xenocrates’in Assos’taki akademiye katılmalarını, Callisthenes ve Midillili Theoprastos’un da katılımı izledi. Bu şekilde Assos akademisi kuvvetli bir okul haline geldi.

Böylesi bir girişimin Assos’ta yaşama geçmesinin nedenleri arasında, kadim Yunan uygarlığının destanlarından İlyada ve Odysseia’nın MÖ 8. yüzyılda yine İzmirli (veya Sakız adalı) hemşerilerimizden Homeros tarafından derlenmiş ve tam da MÖ 4. yüzyılda yazılı hale getirilmiş olması ve İlyada’nın Çanakkale ve etrafı hakkında ayrıntılı bilgi içermesinin Assos’un çekiciliğini arttırmış olması sayılabilir.

Aristo, Assos’ta 347-344 arasında üç yıl kaldı ve iki evliliğinden birincisini burada, Hermeias’ın yeğeni ve evlatlığı Pythias ile yaptı. Ancak Hermeias’ın Makedon kralı Philip patronajı altına girmesi, Mysia’yı (Dikili) hakimiyeti altında bulunduran İranlıların hoşuna gitmedi. Hermeias İranlılar tarafından yakalanıp, Susa’da 344’te çarmıha gerildi. Son sözlerini soran İran kralına söylediği “arkadaşlarıma söyleyin, felsefeye yakışmayan hiçbir şey yapmadım” sözleri ünlüdür.

Aristo’nun Assos’ta kendini bulduğu, fikirlerini netleştiği ve Midilli adasına yaptığı gezilerde de özellikle zooloji konusunda kendisini eğittiği kabul görür. Philip’in, oğlu İskender’in eğitimi için Aristo’nun Makedon başkenti Pella’ya gelmesini istemesi üzerine oraya gider ve 340-335 arasında orada kalır. Sonrasında da Atina’ya giderek Lyceum’u kurar (335). Lyceum, MS 268 tarihindeki kapanışına kadar bilimin altın çağını yaşadığı merkezlerden biri olmuştur. MS 3. yüzyıldan sonra etkisini giderek kaybeden Lyceum’un ünlü hocalarından biri, MS 198-211 arasında yöneticiliğini de yapan Afrodisyaslı Alexander’dı.

Büyük İskender, MÖ 323 yılındaki ölümüne kadar, hem Aristo’nun, hem de Lyceum’un destekçisi olmuştur. Örneğin, doğuyu batılılaştırmak amacı ile çıktığı Asya seferi sırasında zamanın ileri gelen biliminsanlarından oluşan bir topluluğu da yanında götüren İskender’in bu seferi belki de ilk bilim seferberliği idi. Bu sefer sırasında toplanan çiçek-böcek ve benzeri malzemeler eğitimde kullanılmaları için Lyceum’a hediye edilmiştir. Askeri seferlerinde benzer bir yöntem izleyen Napolyon’nun da kimi örnek aldığı açıktır.

Ereğlili Heraclides

MÖ 390 yılında doğan Heraclides’in eserleri zaman içinde kaybolmuşsa da, kitaplarının içerik ve stilinin zamanında beğeni topladığını, söyleşi biçiminde olduğu ve bunların isimlerini biliyoruz. Venüs ve Merkür gezegenlerinin güneşi merkez kabul ederek, onun etrafında dönerken, güneşin dünya etrafında döndüğünü ileri sürmüştür. Heraclides dünyanın evrenin merkezinde olduğunu ve kendi ekseni etrafında bir günde döndüğünü söylemiştir. Ancak, Heraclides’e ait olduğu ileri sürülen kimi astronomi kuramlarının İzmirli Theon’a ait olduğu bilinmektedir. Heraclides’in yaşam ve eserleri için temel kaynak Diogenes Laertius’un Lives of the Philosophers – V (Leipzig 1884) adlı yapıtıdır. Akademinin başına geçememenin yarattığı düş kırıklığı ile Ereğli’ye dönen Heraclides kısa bir süre sonra orada öldü.

Kadıköylü Xenocrates.

Kadıköylü Xenocrates

MÖ 396’da Kadıköy’de doğmuş, 314’de Atina’da ölmüştür. Hem Platon’un hem de Aristo’nun yapıtları hakkında bilgi sahibiydi. İlgi alanları mantık, fizik, metafizik, epistomoloji, matematik ve etik idi. Akademi yöneticiliği süresince Platon’un matematik bilmeyenleri öğrenci olarak kabul etmeme ilkesine sadık kaldı. Eserlerinin tamamının zaman içinde kaybolmasına karşın, başka yazarların yaptığı atıflar aracılığıyla eserlerinin isim ve içerikleri hakkında bilgi sahibiyiz. Bu eserlerin sayılar kuramı ve geometri hakkında oldukları anlaşılıyor. Yunan alfabesi ile 1.002.000.000.000 kelime üretilebileceğine dair sonucu, günümüzde kombinatorik olarak adlandırılan matematik alanının belki de ilk örneğidir.

Bitirirken, bu yazıda ismi geçen kişi ve yerlerin, Batı Anadolu uygarlığının kadim Yunan’ın önemli bir yapı taşı olduğunu ileri süren Cevat Şakir’in (Halikarnas Balıkçısı’nın) ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gösterdiğini belirtmek isterim.

Kaynak

– G. Sarton, A History of Science, Harvard University Press, 1952.