Ana sayfa 142. Sayı T. D. Lisenko ve Sovyet biyolojisi

T. D. Lisenko ve Sovyet biyolojisi

256
PAYLAŞ

Lisenko’nun Sovyetler Birliği’nin biyoloji bilimini otuz yıla yakın adeta rehin almış olması, bu ülkenin sadece bilimsel ilerlemesine sekte vurmakla kalmadı, yüzlerce insani trajediye de yol açtı. Fakat Lisenko’nun önerdiği yöntem ilginç bir biçimde günümüzde yeniden gündeme geldi. Lisenko epigenetik bilimini öngörmüş olabilir mi?

Siyasetin bilime yön vermeye kalkışmasının ne denli sakıncalı ve vahim sonuçlar doğurabileceğini, Stalin döneminde Sovyet biyolojisinin başına gelen hazin olaylardan yola çıkarak anlamak mümkün. Lisenko’nun Sovyetler Birliği’nin biyoloji bilimini otuz yıla yakın adeta rehin almış olması, bu ülkenin sadece bilimsel ilerlemesine sekte vurmakla kalmamış, yüzlerce insani trajediye yol açmış, geniş halk kitlelerinin açlığa kurban verilmesine neden olmuştur. (1)

Gençlik yılları ve sivriliş

Trofim Denisoviç Lisenko 1898 yılında Ukraynalı bir köylü ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelir. Çocukluğunun ilk yıllarını doğduğu köy ortamında geçiren Trofim’de sıra dışı yetenekler gözlemleyen babası, oğlunun çiftçilik ile uğraşmasının yanı sıra okumasını da ister. Böylece genç Trofim iki yıl boyunca köy okulu derslerine katılır ve on üç yaşına geldiğinde okuma yazma öğrenmiş olur. İyi bir öğrenci olan Lisenko bundan böyle bahçecilik ilkokulunun derslerini izler ve 1917 yılında Ukrayna’nın Uman kentinde, alanında en iyi okullardan biri sayılan Tarım ve Bahçecilik Meslek Okulu’nun sınavını kazanır. (2) 1921 yılında mezun olup, bir süreliğine, bir deneme istasyonunda çalışmaya karar verir. Kariyerine akademik düzeyde devam etmeye hevesli olan Lisenko, 1925 yılında Kiev Tarım Enstitüsü’nden Tarım Bilimi dalında doktor unvanını alır ve sonraki araştırmalarını iki yıl boyunca Azerbaycan’da Ganja Deneme İstasyonu’nda yürütür. Bu çalışmalarıyla, sıra dışı bir mesleki ve siyasi kariyerin ilk basamaklarını hazırlamış olur.

Trofim Lisenko ilk başarısına 1927 yılında ulaşır. Azerbaycan’ın soğuk kış koşulları altında bir tür bezelye çeşidini gübre ya da herhangi bir mineral kullanmaksızın büyütür ve mahsul almayı başarır. Fakat bununla kalmaz. Basının gücünü sezimlemiş olan ihtiraslı Lisenko, buluşunu, bir makale sayesinde Pravda gazetesi aracılığı ile geniş halk kitlelerine duyurmayı ihmal etmez -her ne kadar deneyler tekrarlandığında aynı sonuçlara ulaşmak mümkün olmasa da! Şöhret kapısı bir defa aralanmaya görsün -bir de ideolojik akım ile uyumluluk sağlanabilmiş ise- hem profesyonel, hem maddi hem de siyasi gelecek hepten güvence altına alınmış olur. Ancak Lisenko’nun ani sivrilişi, birtakım gözlemcilerin dikkatinden kaçmaz ve hatta kimilerinde endişeye yol açar. Örneğin zamanının ünlü Rus gazetecisi Fedoroviç, Lisenko hakkında keskin ve alaycı sözlerini esirgemez: (3)

“Eğer bir adamı ilk izlenimlere dayanarak değerlendirmek gerekirse… cılız, öne doğru fırlamış elmacık kemikleri ve kısaca kesilmiş saçları… bu Lisenko tam bir diş ağrısıdır. Tanrı sağlık versin ama mahzun bir hali vardır. Laf cimrisi ve anlamsız bir yüz; insanın tek aklında kalan, yerlerde sürünen asık suratı ve en hafif deyimle, birisini öldürecekmişçesine bakışları. Sadece bir kez bu yalınayaklı bilimcinin yüzünden bir gülümseme sızmış ve bu da şekerli ve ekşi kremalı Poltava kiraz böreğinden bahsedildiğinde… Yalınayaklı profesör Lisenko’nun şimdi takipçileri, talebeleri, bir deney alanı var. Kışın, deney istasyonunun yeşil sahaları önünde durup ellerini minnetle sıkan tarım dünyasının şöhret isimleri tarafından ziyaret edilmekte.”

Ukrayna’da açlık

1929 yılı Sovyetler için kötü haber taşıyıcısıdır: Ukrayna’dan gelen açlık haberleri! Bu durum, hasat verimini artırmaya yönelik fikir ve düşüncelere sahip olan Lisenko için altın bir fırsat niteliğindedir. Lisenko, sonraları vernalizasyon terimi ile anılacak olan bir yöntem icat eder. Bu yönteme göre tohumlar, filiz sürmelerine dek suda bekletilir ve sonrasında, soğuk bir ortamda, örneğin kış aylarında kar içinde, muhafaza edilir. Elde edilen filizler toprağa verildiğinde, mucizevi bir şekilde, bu işleme tabi tutulmayan tohumlara kıyasla, çok daha güçlü bir gelişme gösterirler. Gene Lisenko’ya göre, bu yöntem örneğin buğdaya uygulandığında, ekin verimliliğini önemli ölçüde artırmak mümkündür. İlginç olan şu ki Lisenko’nun elde ettiği sonuçlara göre bitkilere kazandırılan yararlı özelliklerin bazıları daha sonraki nesillerde de baş gösterir: başka bir deyişle, çok kısa bir sürede, avantajlı karakterler kalıtsal bir nitelik kazanır.

Tarımsal üretimi hızlıca artırma ve mahsul alma sürecini daha etkin hale dönüştürme perspektifini açan bu yöntemin Sovyetlerin açlık sorununa mucizevi bir çözüm olarak görülmesi Lisenko’yu Stalin’in nezdinde gözde bilimadamı konumuna getirir. Etkinliği o zamana dek geniş ölçekte doğrulanmış olmayan fakat bir siyasal ihtiyacı ve bir ümidi karşılayan bu tekniklerin araştırılıp geliştirilmesi devlet kalkınma politikasının bir parçası haline gelir. Lisenko da gelişmeleri lehine kullanarak, bilim ile devlet ideolojisini ustaca harmanlamayı başarır.

Örneğin köylü biliminsanı modelini, Sovyetler tarım biliminin bir ideali olarak sunacak ve bilim camiasına dayatmaya çalışacaktır. Lisenko’ya göre teorik biyolojinin, tarımsal uygulamalar ile iç içe geçmesi gerekir. Köylü biliminsanı, gereksiz teorik ve entelektüel tartışmalardan arınmış, uygulamaya yönelik ve doğrudan fayda sağlayacak pratik yöntemleri geliştirmeye odaklı, çalışmalarını saha ve çiftçiliğe adamış, böylece tüm bilgi ve becerilerini, komünist sisteminin yarattığı proletaryanın hizmetine sunabilen yeni bir tür biliminsanıydı.  Stalin’i de yanına almayı başaran Lisenko, Sovyet biyoloji dünyasını, bir yanda proletarya dostu deneyciler ve diğer yanda reaksiyoner teoristler olarak, ikiye bölmeyi, kutuplaştırmayı başarır.

Lisenko, köylü biliminsanı modelini, Sovyetler tarım biliminin bir ideali olarak sunmuştu.

Lisenko’nun bitkilere kısa bir sürede birtakım kalıtsal özellikler kazandırabilen teknikleri Lamarck’ın evrim kuramını tekrar gündeme getirip Lamarckizmi bilim sahnesine bir kez daha çeker, ki bu da Lisenko ve destekçilerini, evrimsel süreçlerin doğrudan genetik yasalar ile açıklanması gerektiğini savunan Thomas Hunt Morgan ve destekçileri ile karşı karşıya getirir. İlginç olan şu ki, hem Lamarckçılar hem de Morgancılar kendi bilimsel gerçeklerini komünist ideolojinin ilkeleri ile uyumlu hale getirmek için çabalarlar.

Lamarckçılara göre kendi teorileri, komünist devriminin ilke ve hedefleriyle bağdaşır şekilde, halkların kısa bir zamanda dönüşebileceğini, toplumsal olarak sosyal ve kültürel geçmişin zincirlerinden kurtulabilmenin mümkün olduğunu bilimsel olarak ortaya koymaktaydı. Morgancı görüşe göre, tam aksine, biyolojide olduğu gibi sosyal gelişimlerde de, değişimin çok yavaş süreçler şeklinde tezahür etmesi bir avantaj sağlamaktaydı, çünkü zor tarihsel süreçlere yenik düşmemenin ve toplumların bekasını sağlamanın tek yolu, geçmişte elde edilen faydalı yeteneklerin sürdürebilirliğinden geçiyordu. Fakat Sovyet Cumhuriyetleri’nin en acil ihtiyacı, toplumların hızlıca evrilmesi ve komünist devriminin halk tarafından kısa bir süre içerisinde benimsenmesi olduğu kadar tarımsal üretimin de hızlıca canlandırılmasıydı; dolayısıyla resmi ideoloji açısından Morganizm değil Lamarckizm bir ümit kapısı olarak görünür.

Lisenko’nun dayanılmaz yükselişi…

Bu şartlar altında Lisenko iktidar basamaklarını zalim adımlarla tırmanır. Odessa’daki Ukrayna Seleksiyon ve Genetik Enstitüsü’nde kıdemli uzman (1929-1934), bilimsel direktör ve sonrasında da müdür (1935-1938) pozisyonuna getirilir. 1940 yılında, Stalin iktidarı altında Lisenko, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Bilimler Akademisi Genetik Enstitüsü’nün müdürü olur ve bu makamın başında 1965 yılına kadar kalır. Özellikle genetik bilim araştırmalarının adeta yasaklanmaya başlandığı 1948 yılından Stalin’in ölüm yılı olan 1953’e kadar Sovyet biyolojisinin tek hükümdarı olur. Sovyetler Birliği Tarım Bilimleri Akademisi’nin de başına getirilir. Bu pozisyonundan faydalanarak -hapsetmeler, sürgün ve ölüme sürmeler ile- yüzlerce biliminsanının uzaklaştırması ve ortadan kaldırılmasına neden olur. İktidarı altında Mendel genetiğine dayalı her türlü bilimsel araştırma ve çalışma sekteye uğrar.

…ve nihai çöküşü

1953 yılında Stalin’in ölümü ve Kruçev’in iktidara gelmesi ve sonuç olarak Stalinist ideolojinin ivme kaybına uğramasıyla Lisenko’nun yıldızı sönmeye başlar. Ancak yıllarca suskunluğa mahkûm edilen biliminsanlarının Lisenko’nun Stalinist yönetimine dayanan zulüm ve zorbalığını dillendirebilmesi daha uzun yıllar alacaktır. Lisenko’nun saltanatını fiilen sonlandıran olay, Haziran 1964’te Sovyetler Birliği Bilimler Akademisine üye seçimi esnasında yaşanır.

Lisenko yanlısı olduğu bilinen Nikolai Nuzdin Akademi’ye adaylığını koyar. Bu adaylığa karşı çıkan pek çok akademisyen olduğu halde, seslerini yükseltmeye korkarlar. Ancak Akademi üyesi nükleer fizikçi Andrei Sakarov tartışmalar esnasında söz alır: (3)

“Akademi’nin tüzüğü, bilimsel liyakat ve vatandaşlık sorumluluğu açısından çok yüksek standartlar koymuştur. Nikolai Nuzdin … kriterleri yerine getirmiyor. Akademisyen Lisenko ile birlikte, Sovyet biyolojisinin ve özel olarak genetiğin utanç verici gericiliği, sözdebilimsel görüşlerin yayılması, maceracılık, öğrenimin ayaklar altına alınması ve pek çok gerçek bilim insanının itibarsızlaştırılması, kovulması, tutuklanması ve hatta ölümünden sorumludur. Nikolai Nuzdin’in aleyhinde oy kullanmanız için çağrıda bulunuyorum.”

Sonuç olarak, Nuzdin’in üyeliği reddedilir. Bunun üzerine Sakarov’a karşı bir karalama kampanyası yürütmeye kalkışan Lisenko’nun girişimleri akamete uğrar ve böylece Lisenko dönemi fiilen sona ermiş olur.  Lisenko kısa bir zaman sonra Bilimler Akademisi Genetik Enstitüsü müdürü pozisyonundan alınıp Moskova yakınlarındaki bir deney çiftliğine uzaklaştırılır. 1976’da hayata veda eder.

***

Ne ilginçtir ki tüm bu olaylara rağmen, günümüz ve yeni buluşların gözüyle bakıldığında, Lisenko’nun öne sürdüğü bazı görüşlerin yabana atılacak nitelikte olmayabileceği düşünülebilir. (3)

Lisenko’nun öne sürdüğü bazı görüşlerin yabana atılacak nitelikte olmadığı düşünülebilir.

Lisenko’nun iddiasına göre canlı bir organizma kalıtsal özellikleri itibariyle yaşadığı doğal ortamdan etkilenebilir. Gerçi sperm ve yumurta hücreleri (tohum hücreleri) ile vücut (soma) hücreleri oluşumun daha ilk evrelerinde farklılaşır ve ikisi arasında bir “bariyer” oluşur: tohum hücreleri, vücut hücrelerinde meydana gelebilecek herhangi bir değişimden etkilenmez, dolayısıyla kazanılmış karakterler kalıtsal bir nitelik taşımaz. Ancak, günümüz araştırmalarının işaret ettiği üzere, doğal ortamda yer alan bazı çok istisnai, çok ender fakat “önemli” olaylar, çok az sayıda olsa da, bir organizmanın kalıtsal materyaline etki eden, nesilden nesile aktarılır birtakım özelliklerin ortaya çıkmasına olanak sağlayabilir.

Lisenko’nun 1936 yılında açıkladığı üzere: “Genel anlamda, bitkisel organizmaların oluşumunun sonsuz sürecinde dış etkenlerin muazzam bir rol oynadığı çok açıktır. Fakat bildiğim kadarı ile şimdiye dek hiç kimse, gelecek nesillerde istenilen yönde değişme sağlanabilmesi için, bitkilerin hangi gelişimsel aşamasında hangi koşulların değişmesi gerektiğini deneysel olarak gösterebilmiş değildir.”

Lisenko’nun, epigenetik bilimini (4) öngörmüş olduğu söylenebilir mi?

Dipnotlar

1) Zhores A. Medvedev, The Rise and Fall of T. D. Lysenko, Columbia University Press, 1969.

2) Peter Pringle, The Murder of Nikolai Vavilov, Simon and Schuster, 2008.

3) Ross Honeywill, Lamarck’s Evolution, Pier 9, Murdoch Books Pty Limited, 2008.

4) Nessa Carey, The Epigenetics Revolution, Columbia University Press, 2013.