Ana sayfa Bilim Gündemi Kelimeler aldatabilir, ama ses tonumuz asla!

Kelimeler aldatabilir, ama ses tonumuz asla!

109
PAYLAŞ

admin

Çift terapileri sırasında kaydedilen konuşmaların, ses tonlarını esas alan çözümlemeleri ilişkilerin gelişme gösterip göstermeyeceğine yönelik öngörülerde bulunuyor.

Çiftlerin terapi esnasında kullandıkları ses tonunun çözümlemesi bir bilgisayar algoritmasının ilişkilerin gelişme gösterip göstermeyeceğine yönelik tahminde bulunmasına olanak verdi. Aslında bu algoritma, evliliklerinde ciddi sorunlar yaşayan çiftlerin evliliğe dair başarılarını saptamada, ilişki uzmanlarının terapi sırasında getirdikleri tanımlamadan daha iyi bir iş çıkardı.

İki yıldan uzun bir süre boyunca araştırmacılar, terapi seansları sırasında, yüzden fazla çifte ait yüzlerce konuşmayı kayda aldı ve beş yıl boyunca evliliklerinin ilerleyişini takip etti.

Yeni bir bilgisayar algoritması, neredeyse yüzde 79 doğruluk payıyla, birbirleriyle konuşurken kullandıkları ses tonunu değerlendirerek çiftlerin ilişkilerinin ilerde iyiye mi yoksa kötüye mi gideceğine yönelik tahminde bulunabiliyor. Bu araştırma 6 Eylül 2015 tarihinde Proceedings of Interspeech’de yayımlandı.

USC Viterbi Mühendislik Okulu’ndan Shrikanth Narayanan, Panayiotis Georgiou ve doktora öğrencileri Md Nasir’in liderliğinde; Utah Üniversitesi’nden Brian Baucom’un işbirliği ile çalışan disiplinler arası ekip, konuşmayı işleme tekniği kullanarak kayıtları yankılanım özelliklerine göre ayıran bir algoritma geliştirdi. Bu algoritma sesin yükseklik – alçaklık derecesini, şiddetini, titreşimini, heyecan belirten ses hareketlerini takip etmek gibi tekniklerden faydalanıyor.

Nasir,“Sadece ne söylediğiniz değil, bunu nasıl söylediğiniz de önem teşkil ediyor. Çalışmalarımız çiftlerin ilişkisine etki eden şeyin bu olduğunu doğruluyor” diyor. Beraber ele alındıklarında ses-titreşimsel özellikler, ekibin programı için katılımcıların hem bir terapi seansı içinde hem de tüm terapi seansları boyunca değişen iletişimsel durumuna yönelik ipuçları sundu. Bu özellikler bireysel olarak incelemeye alınmadı. Daha ziyade, birçok terapi seansı boyunca bir partnerin diğeri üzerine etkisi gözlemlendi.

Narayanan bu konuda şunu söylüyor: “Bu sadece duygularınızı gözlemlemekle ilgili değil. Partnerinizin söylediklerinin sizin duygularınız üzerindeki etkisini gözlemlemekle ilgili.”

Geourgiou, “Çiftlerin tek bir durum üzerindeki tutumunu değerlendirmek gözlemsel gücümüzü limitler. Öte yandan, zaman içinde birçok durumu değerlendirmek ve hem bireylerin hem de ilişkinin dinamiklerine yönelik gözlem yapmak, ilişkinin yörüngesini belirlemede daha faydalıdır” diyor.

Program kurulduğunda uzmanlar tarafından belirlenen davranışsal çözümlemelerle test edildi. “Kabul etmek” gibi olumlu nitelikler ve “suçlamak” gibi olumsuz nitelikler kullanıldı. Ekibin elde ettiği sonuca göre, uzmanlar tarafından yaratılan durumlar yerine, doğrudan doğal durumlarda kullanılan sesler üzerine çalışmak çiftlerin geleceklerine yönelik daha net ipuçları sundu.

Baucom, “Katılımcılar ve araştırmacılar partnerlerin konuşmalarının ve bir problem üzerine tartışma şekillerinin ilişkilerinin ne derece sağlıklı olduğuna yönelik ipuçları verdiğinin farkındaydı. Bununla birlikte, bu diyaloglardaki önemli elementleri ölçecek etkili ve güvenilir araçların eksikliği, bunların kliniklerde yaygın olarak kullanılmasının önünde büyük bir engeldir. Bu bulgular davranışsal uygulamaların tarafsız bir şekilde test edilmesine yönelik ileriye dönük bir adımı temsil ediyor ve ilişki terapistleri tarafından uygulanabilir” diyor.

Bir sonraki aşamada ekip, müdahalelerin ne kadar etkili olacağına yönelik tahminleri geliştirmek için sözlü ve sözsüz iletişim araçlarından faydalanarak Narayanan tarafından geliştirilen bir taslak olan “davranışsal işaret çözümlemesi”ni, yani insan davranışlarını sayısal verilerle tanımlama tekniğini kullanmayı planlıyor.

 

Çeviren: İlayda Öncü

 

Kaynak: http://www.sciencedaily.com/releases/2015/11/151123202344.htm