Ana sayfa 143. Sayı Beyniniz sizsiz nasıl karar veriyor?

Beyniniz sizsiz nasıl karar veriyor?

353
PAYLAŞ

Çeviren: Aykut Özbeytemur

Tahminci kodlama denen ve giderek daha çok desteklenen bir hipoteze göre, beyin bir çıkarım üretme organı. Tahmini kodlamaya göre, beyin tarafından yönlendirilen algılar, dış dünyadan gelen verilerle doğrulanıyor. Başka türlü olsaydı, dış dünyadan verilerin alınması için çok daha fazla duyumsal girdi olacaktı ve bu da verimsizlik yaratacaktı. Beyin, efektif çalışmak için sürekli tahmin üretiyor. Duyumsal bilgi ile tahmin uyuşmadığında ise tahminini veya aldığı duyumsal bilgiyi değiştiriyor.

Sunuş: Bu yazı, bilim, teknoloji, kültür ve tasarım konularında yazıları olan Tom Vanderbilt’in, Nautilus adlı derginin bloğunda yayımlanmış yazısıdır. Spot ve arabaşlıklar tarafımızdan konmuştur. Yazar: Tom Vanderbilt

1951’de Palmer Field, Princeton’da klasik bir sonbahar karşılaşmasında, Heisman Ödülünü kazanmak için rekor sayıda oy alan, üstün yetenekli pasçı, koşucu ve vurucu yıldız savunma oyuncusu Dick Kazmaier’e sahip yenilmez takım Tigers, Dartmouth’a karşı oynuyordu. Dartmouth Big Green maçı kazandı, ancak neredeyse bir düzine oyuncusu sakatlandı. Kazmaier de büyük bir darbe aldı ve burnu kırıldı. New York Times’da maçtan en hafif şekliyle, “sert maç” olarak söz ediliyordu ve iki takım da karşı tarafı suçluyordu.

Oyun sadece spor sayfalarında haber olmadı, aynı zamanda Journal of Abnormal and Social Psychology dergisinde de yer aldı. Oyundan kısa bir süre sonra, psikologlar Albert Hastorf ve Hadley Cantril öğrencileriyle mülakat yaptılar ve maçı izlettiler. “Oyunda önce hangi tarafın sertleştiği” gibi soruların cevaplarıyla ilgilendiler, cevaplar her iki takımı da işaret ediyordu. Araştırmacılar, çalışmanın sonunda şu şaşırtıcı sonuca ulaştılar: “İnsanların her şeyi bir kenara bırakarak bir ‘oyun’u gözlemlemesi mümkün değildir.” Herkes oyunda görmek istediklerini görüyordu. Fakat bunu nasıl yapıyorlardı? Muhtemelen her biri “bilişsel uyumsuzluk”un babası Leon Festinger’in “İnsanlar bilgiyi daha önceki inanışlarına uydurmak üzere kavrar ve yorumlarlar” söylemi için birer örnek oluşturuyordu.

Ördek-tavşan yanılsaması ilk kez Amerikan psikolog Joseph Jastrow tarafından çizildi.

Öğrenciler maçın görüntülerini izler ve yorumlarken, ünlü tavşan-ördek yanılsaması çiziminin gösterildiği çocuklar gibi davranıyorlardı. Resim Paskalya’da gösterildiğinde çocukların çoğu (paskalya tavşanı sebebiyle) tavşanı görüyor, herhangi bir pazar günü gösterildiğinde daha çok ördeği görüyorlardı.(1) Resmin kendisi iki yorumu da içeriyor ve birini gördükten sonra diğerini görmeye çalışmak özel çaba gerektiriyor. Resmi 5 yaşındaki kızıma gösterip ne gördüğünü sorduğumda, “Bir ördek” dedi. “Başka bir şey” görüp görmediğini sorduğumda ise gözlerini kıstı ve daha yakından baktı. “Belki orada başka bir hayvan daha vardır” diyerek ipucu verdikten sonra ise, gözleri parladı ve “Bir tavşan!” dedi.

Kendimi kötü hissetmemeliydim. Allison Gopnik ve meslektaşlarının bir deneyde gösterdiği gibi, 3-5 yaş grubu içindeki hiçbir çocuk, özneleri kendi başlarına tersine çeviremiyordu (vazolar-yüzler illüstrasyonu gibi).(2) Grup büyüdüğünde, ama hâlâ naif kaldığında, teste tabi tutulan çocukların üçte biri bunu kendi kendine yapabiliyordu. Diğerlerinin çoğu, belirsizlikten söz edildiğinde ikisini de görebiliyordu. İlginç bir biçimde, kendi başlarına ikisini de görebilenler, temelinde kendi zihinsel durumumuzun dünyayla ilişki kurma kabiliyetinin sınanması yatan “zihin kuramı” testinde daha başarılı olanlardı.

İllastrasyon: Tim O’Brien.

Dikkat, sadece gözlerinizin neye bakacağına izin vermek olarak tarif edilebilir. Ördek ve tavşanı ilk bakışta algılayamıyorsanız da, endişelenmek için bir nedeniniz yok: Pek çok araştırma, karmaşık simgesel zekâya sahip yetişkinlerin de algılamada başarısız olabileceğini gösteriyor. Az sayıda öncelikle tavşanı fark etme eğilimine karşılık, çok sayıda insan ördeği algılıyor. Hangi elinizi kullandığınız üzerine eğilen incelemeler ise sonuçsuz kalıyor. Eşim tavşanı görüyor, ben ise ördeği ve her ikimiz de solağız. Er ya da geç herkes ördeği de tavşanı da ayrı ayrı algılayabilmesine rağmen, genellikle gözden kaçırılan bir nokta var: Bir seferde ne kadar uğraşırsanız uğraşın, hem ördeği hem de tavşanı görmeniz mümkün değil.

Algılar inançlar oluşturuyor, inançlar algıyı yönlendiriyor

Northeastern Üniversitesi Disiplinlerarası Duyuşsal Bilim Laboratuvarı Başkanı Lisa Feldman Barrett’a “Mecaz olarak bir çeşit ördek-tavşan dünyasında yaşıyor olabilir miyiz?” diye sorduğumda, cevabı şu oldu: “Bana kalırsa mecaz olarak denmesine bile lüzum yok. Beynin yapısında, nöronlar arasında, dünyada olup bitenleri duyumsamaya yarayandan çok daha fazla temel bağlantı bulunmaktadır. Bu fotoğrafta, beyin belirsiz bilgileri anlamlandırmak için detayları dolduruyor.” Barrett beyni, “çıkarım üretme organı” olarak tarif ediyor.

Beyin tarafından yönlendirilen algılara göre oluşan ve dış dünyadan gelen verilerle doğrulanan tahmini kodlama denen ve giderek daha çok çalışmayla desteklenen bir hipotezden söz ediyor. “Başka türlü olsaydı, dış dünyadan verilerin alınması için çok daha fazla duyumsal girdi olacaktı ve bu da hiç verimli olmazdı. Beyin, çalışmak için başka yollar bulmak zorunda. Yani sürekli tahmin etmeye çalışıyor. Duyumsal bilgi ile tahmin uyuşmadığında ise tahminini değiştiriyor veya aldığı duyumsal bilgiyi.”

Duyumsal bilgi ile tahmin ve inançlar arasındaki bu bağlantı, laboratuvarda da gözlemlendi. Neuropsychologia’da yayımlanan bir çalışmada, insanlardan “muz sarıdır” gibi bir nesneyi rengiyle açıklayan bir cümle düşünmeleri istendiğinde, beynin renkleri algılamada kullandıklarıyla benzer bölgelerinin aktifleştiği görüldü. Muzu sarı olarak düşünmenin sarıyı görmekle aynı olması (araştırmacıların algı ile bilgi temsilinin aynı şey olmadığı konusundaki uyarılarına rağmen), çağrışımla gerçekleşiyor.

İllastrasyon: Tim O’Brien.

İnançlarımızı dünyadan algı çerçevesiyle gelenlerle şekillendiriyoruz, ancak daha sonra bu inançlar yalnızca görmek istediklerimize odaklanmamıza yol açan bir mercek gibi davranıyor. New York Üniversitesi’nde bir psikoloji laboratuvarında bir grup insana bir polis memuru ile silahsız bir sivilin kavgasının 45 saniyelik görüntüsünü izletildi.(3) Tutuklanmaya karşı çıkan sivili kelepçelemeye çalışan polisin uygun davranıp davranmadığı kesin olarak anlaşılamıyordu. Videoyu görmeden önce, insanlardan bir grup olarak polis memurlarıyla kaç kere özdeşlik hissettiklerini ifade etmeleri istendi. Videoyu izlerken, göz hareketleri ayrı bir biçimde izlenen insanlardan kusurluyu bulmaları istendi. Sürpriz olmayan bir biçimde, polisle daha az özdeşlik yaşayan insanlar, polise daha güçlü ceza verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Fakat bu, videoyu izlerken sık sık polis memuruna bakan insanlar için böyleydi. Polis memuruna o kadar sık bakmayanlar için, ceza kararı, polisle özdeşleşseler de özdeşleşmeseler de, aynıydı.

New York Üniversitesi Sosyal Algı Eylem ve Motivasyon Laboratuvarı Yöneticisi ve çalışmanın yazarlarından Emily Balcetis’in söylediğine göre, genellikle karar vermenin kilit noktası önyargılarımızdır. Öte yandan şu soruyu sormaktadır: “Büyük yargıyı, bilişin hangi yönleri önceler?” Burada söylemek istediği, “Gözleriniz, sizin izin verdiklerinizi görür” olarak düşünülebilir. Polis videosunda, “Göz hareketleriniz, durumun gerçeğiyle ilgili tamamen farklı bir anlayış belirliyor.” Polise karşı daha sert karar veren insanlar, polise bakmaya daha fazla zaman harcıyorlar (ve ördek-tavşandaki gibi, muhtemelen polis ve sivili aynı anda izleyemiyorlar). Balcetis: “Eğer polisten hoşlanmadıysanız, onu daha fazla izlersiniz. Çünkü beyin, tehdit oluşturabileceğini düşündüğünüz adama odaklanır.”

Bu tip değerlendirmeleri yapmada önemli olan parametreler de oldukça değişkendir. Çok sayıda araştırma, kendi soylarından insanların fotoğraflarını gören insanlarda sinirsel bir işaret olduğunu gösteriyor. İnsanlar fotoğraflarla kendilerini ait hissettikleri kurmaca bir “takım”la ilişkilendiriyor. New York Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Jay Van Bavel, “İlk 100 milisaniyede, bir ördek-tavşan problemiyle karşılaşıyoruz” diyor. Baktığın, senin kendi takımından biri mi, yoksa başka bir takımdan mı? Van Bavel’in çalışmasında, aynı soydan olan bu sanal takım üyelerinde aniden pozitif sinirsel aktivitenin geldiği gözlemleniyor Bu durum, ördek-tavşan yanılsamasında, aynı anda yalnızca birinden taraf olabilmemize benziyor.(4) Bavel’e göre, “Bir açıdan, neredeyse her şeyden çeşitli yollarla anlam çıkardığımız bir dünyada yaşıyoruz.” Sonuç olarak, değişmeksizin, ördek ve tavşandan birini seçiyoruz. Aynı zamanda, kararlarımız konusunda da oldukça inatçıyız

“Ördek-tavşan”ın gerçekliğini açıkça gösteren başka bir çalışmada, Balcetis ve meslektaşları deney katılımcılarına, “deniz canlıları” ve “çiftlik hayvanları”nın belirsiz tasvirlerini gösterdiler. Katılımcılardan her bir resimde ne olduğunu söylemeleri istendi ve doğru cevaplarından puan alacakları söylendi. Eğer oyunu pozitif bir skorla tamamlarlarsa onlara fasulye biçiminde jöle şekerleme; negatif bir skorla tamamlarlarsa, fasulye konservesi verilecekti. Son resim belirsiz bir foku fark etmenin daha zor olduğu bir “at-fok” figürüydü. Nahoş fasülyeninin tüketiminden kaçınmak için, öznelerin hangi imajı en üstün de üzerine koyacaklarını görmeleri gerekecekti. Büyük çoğunluğu böyle yaptı. Fakat katılımcılar gerçekte her iki figürü de fark ettiyse ve cevap olarak kendi istediklerini seçtilerse ne olacaktı? Deney yeni katılımcılarla göz hareketleri izlenerek tekrarlandı. Daha çok çiftlik hayvanlarını görme güdüsü olanlar, ilk önce “çiftlik hayvanları” yazan kutucuğa (bilgisayar ekranında figürü gördükten sonra tıklanılarak diğer figüre geçmek için kullandıkları kutucuklar) bakma eğilimi gösteriyorlardı. Bu zihinlerinde kayıtlı olan “doğru” kutucuğa atılan bakış, bilinçli hesaplamadan yoksun yönelimleri ortaya çıkaran pokerdeki “konuşmaya” benziyordu. Öngörüleri, tuttukları cevabı işaretlemeye hazırlanıyordu.

Deneyde, bilgisayar programında bir hata olduğu söylendiğinde ve figürün bir deniz canlısına ait olduğuna dair bir yönlendirme yapıldığında bile, katılımcıların çoğu bu yeni harekete geçiriciye rağmen, asıl güdülendikleri anlayıştan ayrılmadılar. “Zihinlerinde biçimlendirdikleri bu resmi yeniden yorumlayamadılar, çünkü bu belirsiz figür üzerindeki anlamlandırma çabası, onun üzerindeki belirsizliği ortadan kaldırmıştı.”

Kara Federmeier ve meslektaşlarının hafıza yapımızla ilgili yeni çalışması da bizi benzer bir sonuca götürüyor.(5) Çalışmada örnek olarak, çoğu insanın yanlış biçimde Michael Dukakis’in vaat ettiklerine inandıkları “eğitim başkanı” ilanının aslında George Bush’a ait olması gibi, bir adayın politik tutumu hakkında hatalı bir inanca sahip biri incelendi. EEG ile beyin aktivitesi incelendiğinde, hafıza sinyallerinin doğru anımsadıkları ile yanlış anımsadıkları şeyler için aynı biçimde olduğu görüldü. Olay hakkında yapılan yorum, gerçeklik olarak kalıplaşıyordu. Bu kalıplaşma, biz farkında olmadan gerçekleşebilir.

Pediatrics’te yayımlanan bir çalışmada ABD’de yaşayan 1700’den fazla ebeveyne MMR aşısının tehlikeleri hakkındaki yanlış bilgileri azaltmak üzere tasarlanan 4 örnek kampanyanın materyalleri gönderildi.(6) Kampanyaların hiçbiri, ebeveynleri aşılamaya teşvik etmeyi başaramadı. İlk başta aşılamayla en az ilgili ebeveynler için ise, gönderilen materyaller MMR’ın otizme sebep olduğuna dair inancı azalttı. Ancak aşılamaya olan ilgilerini değiştirmedi. Aşılama yapılmadığı takdirde ortaya çıkabilecek kabakulak ve kızamık tehlikesi için hasta çocuk fotoğraflarının gösterilmesi ise insanları yalnızca aşılamanın yan etkilerinin tehlikeli olabileceğine inandırdı.

Kalıplaşmış algılama biçimleri nasıl değişir?

Bu kalıplaşmanın tam olarak nasıl gerçekleştiği ve birini yaklaşımını değiştirmek üzere teşvik etmenin ve ördek-tavşan yanılsamasındaki yorumunu tersine çevirmenin ne ile mümkün olduğu açıkça bilinmiyor. Görüntüyü algılamayı tersine çevirme süreciyle ilgili kalıcı ve süregelen bir anlaşmazlık var. Bir iddia, bunun “altüst” etmekle mümkün olduğu yönünde. Buna göre, nöronlar size ördek görüntüsünü göstermekten yorulmuş veya görüntüye “doymuş” olabilirler ve bu sebeple aniden bir tavşan belirebilmektedir görüntüde. Ya çizilmiş figürün yapılışına dair bir şeyler vardır, gaga dışarı fırlar ya da istenen anahtar sunulur.

Karşıt “baş aşağı” iddiaya göre ise, beyin derinlerinde bir şey algımızı değiştirmemiz için bizi ilk andan itibaren hazırlamaktadır: Bunu önceden öğrenmiş durumdayız, deneyimliyoruz ve aktif olarak bunun için bakıyoruz. Tersini algılaması istenmemiş insanların, daha çabuk algılaması istenenlere göre, diğer görüntüyü algılama oranları daha düşük.(7) Üçüncü bir iddia ise her iki durumun etkili olduğu yönünde ve bu grup iki etkiyi birbirinden ayırmanın zor olduğunu düşünüyor.(8)

Freiburg, Almanya Sınır Psikoloji Alanları ve Akıl Sağlığı Enstitüsü’nden Jürgen Kornmeier ve ekibi, bu etkileri birbirinden ayırmak için karma bir model öneriyor. Kornmeier’in söylediğine göre, gözlerdeki ilk hareketler ve ilk görsel sistemler bile “baş aşağı” iddiaya ters davranıyor; çünkü bilgi akışı tek taraflı olarak düşünülemez. Onlara göre, biz ördek veya tavşanı fark edememiş olsak bile, beynimiz bilinçdışında resmin güvenilmezliğini kaydetmiş ve haberi yaymamaya karar vermiş olabilir. Bu açıdan, beyin kendi kendini kandırıyor. Bu durumda odadaki tek kandırılan siz oluyorsunuz.

Bunların hiçbiri, insanlara basitçe doğru bilgiyi vererek kurallar ve diğer tartışma konularıyla ilgili sorunların çözüleceğine işaret etmiyor. Yale Üniversitesi’nden hukuk ve psikoloji öğretim üyesi Dan Kahan’ın araştırmasına göre, kutuplaşma hiçbir zaman iklim değişikliği gibi bir tarafın daha analitik yaklaşırken diğerlerinin mantıksız ve sezgisel önyargılarla yaklaştığı meselelerde gelişmiyor.(9) Bunun yerine, bilişsel düşünce ve bilimsel okuryazarlığı yüksek olanlarda Dan Kahan’ın “düşünsel kaynaklı biliş” dediği şey görülüyor. Orada olduğunu bildikleri ördeği görmek için daha fazla dikkat ediyorlar.

Kaynaklar

1) Brugger, P. & brugger, S; “The easter bunny in october: ıs it disguised as a duck?”, Perceptual and Motor Skills 76, 1993, ss.577-578.

2) Mitroff, S. R., Sobel, D. M., & Gopnik, A, “Reversing how to think about ambiguous figure reversals: spontaneous alternating by uninformed observers”, Perception 35, 2006, ss.709-715.

3) Granot, Y., Balcetis, E., Schneider, K. E., Ttyler, T. R.; “Justice is not blind: visual attention exaggerates effects of group identification on legal punishment”, Journal of Experimental Psychology, General, 2014.

4) Van Bavel, J. J., Packer, D. J., & Cunningham, W. A.; “The neural substrates of in-group bias”, Psychological Science 19, 2008, ss.1131-1139.

5) Coronel, J. C., Federmeier, K. D., & Gonsalves, B. D.; “Event-related potential evidence suggesting voters remember political events that never happened”, Social Cognitive and Affective Neuroscience 9, 2014, ss.358-366.

6) Nyhan, B., Reifler, J., Richey, S. & Freed, G. L.; “Effective messages in vaccine promotion: a randomized trial”, Pediatrics (2014). Retrieved from doi: 10.1542/peds.2013-2365.

7) Kornmeier, J. & Bach, M.; “Ambiguous figures -what happens in the brain when perception changes but not the stimulus”, Frontiers in Human Neuroscience 6 (2012). Retrieved from doi: 10.3389/fnhum.2012.00051

8) Kornmeier, J. & Bach, M.; “Object perception: when our brain is impressed but we do not notice it”, Journal of Vision 9, 2009, ss.1-10.

9) Kahan, D. M., “Ideology, motivated reasoning, and cognitive reflection: an experimental study”, Judgment And Decision Making 8, 2013, ss.407-424.