Ana sayfa 143. Sayı Gazeteci gözüyle Suriye iç savaşı

Gazeteci gözüyle Suriye iç savaşı

327
PAYLAŞ

Deniz Karakaş Şencan

2011 yılından bugüne komşumuz Suriye’de savaş var. Ülke olarak bizzat dibine kadar battığımız bu savaş hakkında hepimizin bir fikri var, ama savaşın nasıl başladığını çoğumuz hatırlamıyoruz. Ortadoğu konusunda tecrübeli gazeteci Fehim Taştekin kitabında, Suriye’deki savaşı başlangıcından günümüze, aktörlerinden, çarpıtmalarına kadar kronolojik bir sırayla bize sunuyor. İletişim Yayınları’ndan çıkan Suriye Yıkıl Git, Diren Kal Kasım ayında raflardaki yerini aldı. Kitap çıktığında bende de ciddi merak uyandırdı. Sonunda detaylı bir şekilde bu kirli savaşın nasıl bu hale geldiğini anlayacaktım. Kitabı okumaya başlayınca, sadece savaşın değil Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasından itibaren tüm önemli siyasal gelişmelerin muhabir-gazeteci gözünden başarıyla anlatıldığını gördüm.

Şu anda devam eden savaşta binlerce kişi öldü, milyonlarca insan vatanlarından ayrıldı ve hâlâ ayrılmaya devam ediyor. Bütün bu ölümleri, neredeyse canlı olarak izledik. Peki ama nasıl başladı bu savaş? Fehim Taştekin kitabında “Arap Baharı” diye adlandırılan isyan dalgası Suriye’ye ulaştığında, “demokrasi” getirmeye talip olanların nasıl bir vahşet yarattıklarını, bizim de ülke olarak bu vahşete nasıl ortak olduğumuzu anlatıyor. Ayrıca Batı medyasının Suriye’deki olayları nasıl çarpıttığını da görüyoruz.

Kitabın ilk bölümlerinde savaşın işaret fişeğinin nasıl verildiği anlatılıyor. Dera kentinde duvara yazı yazan gençlerin ağır işkencelerden geçtiği bilgisi gösterilerin kitleselleşmesinde büyük rol oynuyor. Bu olay gerçekleşene kadar, rejim muhalifleri hedefledikleri kitlesel başarıya ulaşamamış. Kitaba göre, silahlı çatışmalar bu olaydan sonra yaşanmaya başlandı. Hükümet güçleri göstericilere ateş açıyor, masum insanlar hayatlarını kaybediyordu. Şiddet olayları tırmanmaya başlayınca reform talep edenlere karşı Esad bazı adımlar attı. Kısmi afla bazı tutuklular serbest bırakıldı, askerlik süresi düşürüldü, siyasi mahkûmlar serbest bırakıldı ve başbakan istifa etti. Beşşar Esad Kürtlerin gösterilere katılmasını önlemek için Kürt aşiretlerle görüştü. Bu hamleler “reform” talep edenler için yeterli değildi, rejimin toptan yıkılması gerekiyordu.

İsyana kim önderlik ediyor?

İsyana kimin önderlik ettiği en başlarda belli değildi; solcular mı, İslamcılar mı? Savaşın ilerleyen yıllarında hepimiz liderliğin aslında yabancı ülkelerde olduğunu gördük. Ortadoğu’daki her savaşta gördüğümüz gibi çok fazla bilgi kirliliği vardı. Günümüz teknolojisinde haberlere çok daha hızlı, ama bir o kadar da çarpıtılmış olarak ulaşabiliyorduk. Muhaliflere göre gösteriler tamamen barışçıldı. Eğer çatışma olmuşsa onu da rejime bağlı askerler başlatıyordu. Ancak gördük ki işin aslı bambaşkaymış. Barışçıl göstericiler silahlanmaya başlıyor, askerleri pusuya düşürüp öldürüyor; bunu da dünya kamuoyuna “rejim güçleri yaptı” diye duyuruyorlardı. Ordudaki Sünni askerleri kışkırtmak için camiler tahrip ediliyordu. Savaş buna benzer şiddet ve katliam haberleriyle devam ediyordu.

Taştekin’in kitabında savaşın ülkemize yansımaları ve iktidarın tavır değişikliği de net biçimde anlatılıyor. Hesaba göre, komşularla sıfır sorun politikası ekseninde devam eden siyaset ve bu siyasette elde edilecek başarı Ortadoğu’nun derinliklerine giden yolları da açacaktı. Ancak hesap tutmayınca Tayyip Erdoğan’ın savaşın başlarında  “Kardeşim Esad” diye seslendiği Suriye liderinin, CIA Başkanının Ankara’ya gelip Hakan Fidan, hükümet yetkilileri ve Genelkurmay’la görüşmesinden sonra, Nusayri olduğu hatırlanıveriyordu.

2011 yılının ortalarına doğru savaşın tarafları netleşti. Bir tarafta baskıcı “Baascı Esad” diğer tarafta Suriye Dostları Grubu adı altında savaşın organizatörü olan ülkeler. Bu ülkelerin başında ABD, İngiltere, Fransa’yı, finansör olarak da Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ı saymak mümkün.

Savaşın kirli ve karanlık tarafındayız

“Emevi Camii’nde namaz kılmak” bazıları için hayal oldu bile. Hükümet Suriye’deki azınlık Şii Hükümetini mezhep çatışması yapmakla suçlayıp, “mezhep çatışmasını önleyeceğim” derken silahlı gruplara (ÖSO) açıkça destek verdiğini gizlemeye gerek duymuyordu. Muhalif diye adlandırılan cihatçı terörist gruplara başta Türkiye olmak üzere Suudi Arabistan ve Katar tarafından her türlü silah desteği sunuluyordu. “Mit tırları” olayın bizim gördüğümüz kısmıydı.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde emperyalist ülkelerin, kendi ülkelerinde her türlü hak ihlali yapılan, haksızlık ve yolsuzluk içine batmış ülkelerin, başka bir ülkenin halkının hayatına, geçmişine ve geleceğine nasıl müdahil olduğunu görüyoruz.

Kitabın en etkileyici bölümü 2015 yazında Fehim Taştekin’in Suriye’ye yaptığı ziyaretleri anlattığı bölümü. Savaş devam ederken orada yaşayan insanlarla ve askerlerle yapılan röportajlarda, haberlerde okuduklarımızdan çok daha ağır olayların yaşandığını ve yerle bir olan ülkeyi görüyoruz. Kitabı baştan sona sinirlenmeden ya da üzülmeden okumak mümkün değil, milyonlarca insanın hayatlarının nasıl ellerinden alındığını görmek, bu savaşın kirli tarafı olan ülke olduğumuzu bilmek, insanın kolay hazmedebileceği şeyler değil. Fehim Taştekin’e bu kitap için bir okur olarak teşekkür etmek isterim, savaşın tarafıyken bu konu hakkında tarafsız olabilmek eminim çok kolay olmamıştır. Benim ve bu satırları okuyacak olan insanların ortak temennisi savaşın bir an önce bitmesi. Yazarın da söylediği gibi, “Suriye’de bizi affedecek şehir yok”.

Suriye -Yıkıl Git, Diren Kal!-, Fehim Taştekin, İletişim Yayınları, 2015, 470 s.