Ana sayfa 143. Sayı Kitapçı Rafı – 143

Kitapçı Rafı – 143

262
PAYLAŞ

Temel Parçacıklar ve Fizik Yasaları

– Richard Feynman, Steven Weinberg, Çev. Zekeriya Aydın, Alfa Yayıncılık, 2015, 80 s.

20. yüzyılda en önemli iki kavramsal ilerleme, görelilik ve kuantum mekaniğidir. Bu ikisini tek parça halinde birleştiren bir kuram geliştirme uğraşı, zor ve halen süregelen bir meydan okumadır. Bu kitapta, Richard Feynman ve Steven Weinberg gibi Nobel sahibi iki kuramsal fizikçi, bu temanın merak uyandırıcı yanlarını incelemektedir. Kuantum elektrodinamiğinin kurucularından Paul Adrien Maurice Dirac’ın anısına düzenlenen konferansı metinleştiren kitapta, Richard Feynman karşı-parçacıkların doğasını, özellikle kuantum mekaniksel spin ile istatistik arasındaki ilişkiyi anlatmaktadır. Steven Weinberg ise, Einstein’ın kütleçekim kuramının fiziğin en son yasalarıyla nasıl uzlaştırılabileceği hakkındaki son düşünceleri tartışmaktadır. Bu iki fizikçi, temel fizik araştırmalarına muazzam katkıda bulunmuşlardır; ayrıca bilimin halka ulaştırılmasına yaptıkları hizmetler de yadsınamaz. Çağdaş fiziğin gelişmesiyle ilgilenenler için dikkate değer bir kitap.

Küba’da Sürdürülebilir Kent Tarımı

– Sinan Kunt, Çev. Cengiz Yücel, Yeni İnsan Yayınevi, 2015, 318 s.

Küba, çok çeşitli konularda dünyanın ilgisini çeken bir ülke. Bu kitap, sıradışı bir konuda Küba’yı inceliyor; sürdürülebilir kent tarımı. Küba halkı 20 yılı aşkın bir süredir yiyeceğini ekolojik yöntemlerle kent bahçelerinden sağlıyor.
Sovyetlerin dağılmasının ardından, o güne kadar endüstriyel tarım yaparak ürettiklerini bloğa satan ve karşılığında petrol ve yan ürünlerini alan Küba, alışılmadık bir meseleyle karşı karşıya kaldı; petrolsüzlük. Artık ne tarlalarını sürecek ne de ürünlerini şehirlere taşıyacak petrolü kalmamıştı. Petrolsüzlük öyle bir gelecek ki pek yakında fakirlerinden başlayarak sırasıyla bütün dünya ülkelerinin yüzleşeceği bir dönüşümü ifade edecek

Küba’da Sürdürülebilir Kent Tarımı, gıda krizinin nasıl fırsata dönüştürüldüğünü anlatıyor. Sadece kent tarımı ele alınmıyor. Devrim öncesi, devrim ve COMECON’un çöküşüne giden yıllar ve sonrası, yönetiminden kurumlarına, hatta dış ilişkilerine kadar satır aralarında, çarpıcı örneklerle anlatılıyor. Castro kardeşlerden Che’ye, Küba Devrimi’nin efsanevi kahramanları, somut yapıp ettikleriyle örneklerde yer alıyor.

Öte yandan, kooperatif deneyimlerinin, sağlıklı bir işleyişle nasıl başarılı olabileceğini, verimliliğinin yollarını ve işçilerin yatay bir formülde örgütlendiğinde neler başarabilecekleri şaşırtıcı bir şekilde gösteriliyor.

Kitabın öğretici metinlerinden biri de, kent bahçeciliği ve eğitim sistemi arasında kurulan entegrasyonun faydaları.

Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

– Avrupa İmgeleminde Otomatlar,  Minsoo Kang, Çev. Orhan Düz, İthaki Yayınları, 2015, 496 s.

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Bu kitap tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne eğiliyor:

“Özellikle robotbilim, yapay zekâ ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı Uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”

Yerel Yönetim, Kent ve Ekoloji

– Ed. Aykut Çoban, İmge Kitabevi, 2015, 456 s.

Bu kitabın yayımlanmasının iki amacı var. İlki, pek çok kişinin üzerinde emeği olan Prof. Can Hamamcı’ya bir armağan yapıtla, toplumsal gönül borcunu da belirterek kolektif olarak teşekkür etmek. İkincisi ise, onun bu emeğini de bilgi üretiminin parçası kılarak, yerel yönetimler, kent ve ekoloji konularıyla ilgili yazına katkıda bulunmak. Günümüz kapitalizmi kenti ve doğayı sermaye birikiminin merkezine yerleştirdiği içindir ki, bu konular hem giderek daha yoğun biçimde gündelik yaşamın içine giriyor; hem de Gezi eylemlerinde de tanık olduğumuz gibi toplumsal muhalefetin üzerinde yükseldiği uyuşmazlık alanlarını oluşturuyor. Bir yanıyla kente ve doğaya kapitalist bir saldırı var, öbür yanıyla da buna karşı direniş ve isyan pratikleri toplumsal umudu yeşertiyor. Kitaptaki yazılar, sözü edilen saldırı sürecinin unsurlarını tartışmakla kalmayıp direniş stratejilerinin öğelerini de kavramamızı sağlıyor.

Komün’ün Asi Kadınları

– Gay L. Gulickson, Çev. İlke Bereketli Zafeirakopoulos, Yordam Kitap, 2015, 368 s.

Gay L. Gullickson, canlı bir dille yazılmış ve resimlerle zenginleştirilmiş bu kitapta, Paris Komünü olarak bilinen başkaldırının bir parçası olan kadınların nasıl temsil edildiğini inceliyor. Bu isyanla ve onun Fransız ordusunca kanlı biçimde bastırılmasıyla ilgili hararetli tartışmalar bugün de modern tarihçiler arasında devam ediyor. Özellikle kadınların Paris Komünü’nde oynadığı rol hakkında birbirinden çok farklı yaklaşımlar sergileniyor.
Paris’i sarsan çalkantının tam ortasında basın, kadınları acımasızlıkları ve öfkeleriyle öne çıkarmıştı. Örneğin Paris-Journal adlı gazete şöyle ateş püskürüyordu:

“Âdeta çıldırmışlardı. İnsan onları dağınık saçlarıyla, askerlerin üzerine kaynar yağ, öteberi, kaldırım taşı atarken görebilir.” Gullickson, gazetecilerin, anı yazarlarının ve siyasi yorumcuların yarattığı ve çağdaş tarihçiler ile siyasi düşünürlerin ayrıntılandırdığı imgelerin anlamını araştırıyor. Kadınların kenti barbarca yaktığı yönündeki iddialardan doğan kötü şöhretli Pétroleuse efsanesinin yanında; yazın dünyası, kadın Komünarları başka biçimlerde de betimlemiştir: Masum kurban, rezil hatip, Amazon savaşçısı, koruyucu melek ve daha niceleri…

Gullickson’a göre, kadınların rolünü karikatürize eden bu anlayışlar, Komün karşıtlarının Komün’ün ahlaki yönünü tartışmalı hale getirmeye çalışarak onu mahkûm etme çabalarına bir dayanak oluşturmuştur. Daha da önemlisi, kadınların böylesi yapay siyasi özneler olarak tanımlanması, sınırlanması ve anlam yüklenmesi, 19. yüzyılın geri kalanında olduğu kadar, 20. yüzyıldaki toplumsal cinsiyet kavramsallaştırmalarını da etkilemiştir.

Sermayenin Sınırları

– David Harvey, Çev. Utku Balaban, Yazılama Yayınevi, 2015, 696 s.

Sermayenin Sınırları, Marx’ın önemli yapıtı Kapital’i, Marksist kuramın gelişimini merkeze alan bir bakış açısıyla ele alıyor. Bu eser üç açıdan okura yeni fırsatlar sunuyor. Birincisi ve en önemlisi, eser Kapital’in ele aldığı temel konuları günümüz okuru için anlaşılır kılmayı amaçlıyor. Bu sayede, Kapital’in fikri mimarisini anlamamıza yardımcı oluyor. İkincisi, 20. yüzyılda Marksist düşünürlerin yaptıkları katkıları özetliyor. 150 yılı aşkın bir süreçte oluşmuş kuramsal dağınıklığı, Kapital’i merkeze alarak toparlıyor ve gelişmeleri okura sunuyor. Son olarak, Harvey, bu sunum içinde, birikim kuramına ilişkin özgün fikirlerini de okurla paylaşıyor. Harvey’in daha yakın tarihli eserlerinde sıklıkla kullandığı birçok kavramın, bu eserde yaptığı Kapital okuması sayesinde ortaya çıktığı söylenebilir.

Küçük Panteon

– Alain Bodieu, Çev. Işık Barış Fidaner, Encore Yayınları, 2015, 192 s.

Badiou, kendi kuşağından Fransız düşünürler adına düzenlenen anma toplantılarında yaptığı konuşmaları ve onlar anısına yazdıklarını bu kitapta toplamış.

Politik idealleri, umut ve çatışmaları, güçlü yoldaşlık bağları ve yoğun düşünsel çalışmalarıyla geçmiş bir felsefi kuşağın üstün tuttuğu değerleri temsil eden bu Fransız düşünürlere yine onlardan biri olarak hürmetlerini sunan Badiou, aralarında Lacan, Sartre, Althusser, Lyotard, Deleuze, Foucault, Derrida gibi isimlerin de bulunduğu 14 düşünürü anlatıyor.

Tımarhaneler

– Erving Goffman, Çev. Ebru Arıcan, Heretik Yayıncılık, 2015, 497 s.

Patolojik olan, bir işleyiş bozukluğudur esasında. Bir şeyin, bir nesnenin, bir organın normal işleyişinden uzaklaşması, sapması halidir; kısacası ilişkiseldir. Psikiyatr da, aynen bir saat tamircisi veya dahiliyeci gibi, bu türden bir patoloji tanımından hareket eder, ancak bir farkla: Yelkovanın gerektiği gibi dönmemesi veya böbreğin beklenen enzimleri salgılamaması esasen teknik bir meseleyken, uygunsuz addedilen bir davranış biçimi ekseriyetle ahlaki bir meseledir. Normal-patolojik ayrımının sınırları artık burada bir idrak kategorisinin sınırlarıdır da. Teşhis; kültürel manada etnosentrik, bir olma biçimini tanımlaması manasında da ziyadesiyle politiktir. Tanım koyan, tasnifleyen ve de kapatan bir iktidar dilinin mekânıdır burası.

Gündelik hayatın ince kıvrımlarının kıvrak zekâlı gözlemcisi Erving Goffman, bu dilin yuvasına, bir “total kurum” olarak akıl hastanelerinin kendine has dünyasına götürüyor bizi. Hapishaneler, toplama kampları, kışlalar gibi diğer türden gözetim kurumlarını da kapsayan total kurumlar, benliği kırmaya ve dönüştürmeye yönelik neredeyse doğal bir deney, bir insan serası olarak çıkıyor karşımıza. Uzak diyarlardaki gizemli bir kabilenin izinde sahaya inen meraklı ve kuşkucu bir etnograf edasıyla, doğrudan St. Elizabeths Akıl Hastanesi’nde yürütüyor çalışmasını Goffman. Orada çalışıyor, yaşıyor, gözlemliyor, soruyor… Öyleyse, başka türden bir sosyalbilim pratiğini; maharetli ve ezber bozucu, ama bir o kadar emek ve birikim isteyen bir saha mesaisini işaret etmesi açısından da bir klasik eser Tımarhaneler.

Okurken Ne Görürüz?

– Peter Mendelsund, Çev. Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, 2015, 448 s.

Edebi eserlerdeki betimlemeleri okuduğumuzda zihnimizde ne canlanır? Yazarın hayal ettikleriyle bizim hayal ettiklerimiz örtüşür mü, yoksa tamamen kendimize özgü karakterler/mekânlar mı yaratırız? Betimlemeler hiçbir zaman eksiksiz değildir, mutlaka atlanan detaylar kalır. Bu boşlukları nasıl doldururuz? Dahası, betimlemeler bazen peyderpey gelir; sözgelimi bir karakterin boyuna posuna dair bilgi edindikten 20 sayfa sonra öğreniriz göz rengini ve biçimini. Peki o arada gözlere ne olur? Karakterimiz gözsüz mü idare eder?
Aslen kitap tasarımcısı ve aynı zamanda sıkı bir edebiyat okuru olan Peter Mendelsund, yönelttiği bu ve benzeri sorularla, okurken zihnimizde olup bitenleri daha detaylı düşünmeye çağırıyor bizi. Okuduklarımızın zihnimizde nasıl işlendiğini, görselliğin bu süreçte nasıl bir rol oynadığını irdeliyor. Bunu yaparken de hem edebiyatın önemli eserlerinden hem de esprili ve yaratıcı görsellerden faydalanıyor.

Bu Çamuru Beraber Çiğnedik

– Bir Gecekondu Mahallesi Hikâyesi-, Burcu Şentürk, İletişim Yayınları, 2015, 261 s.

Gecekondu, artık neredeyse eskimiş sayılan bir kavram. Kentsel dönüşüm, yerleşik gecekondu mahallelerini bile dağıtıyor. Öncesinde de genellikle olumsuz çağrışımlı bir addı gecekondu. Düzensizlikle, yoksullukla, mahrumiyetle özdeşleşmişti. Burcu Şentürk, gecekondu gerçekliğine başka bir pencereden bakıyor: Bir ortak hayat kurma, dayanışma tecrübesi olarak, bir yaşam dünyası olarak; kentsel hareketlerin ve mücadelelerin özgün ve canlı bir örneği olarak. İlk yerleşimlerden, kentsel dönüşüme dek… Ankara-Mamak’taki Ege Mahallesi örneğinde, Türkiye’nin gecekondu tarihinin bir hikâyesi var bu kitapta. Toplumsal ve iktisadi rejimin değişimine bağlı olarak gecekonduların ve gecekonduluların nasıl değiştiğinin hikâyesi… Hikâyenin içinde ayrı bir hikâye de gecekondulu kadın emeği hakkında.

Dünyanın Durumu 2015

– Sürdürülebilirliğin Önündeki Gizli Tehditlerle Yüzleşmek, Worldwatch Enstitüsü, Çev. Gülru Hotinli, 2015, 232 s.

Kirlilik, su kıtlığı, ısınan bir dünya… Çevre tahribatını anladığımızı düşünüyoruz. Oysa bunlar yalnızca gözlenebilen sorunlar. Gıda güvensizliği, enerji-ekonomi ilişkisi, iktisadi varlıkların çevre tahribatı yoluyla değer kaybetmesi, hayvan kökenli hastalıklarda hızlı yükselme ve iklim kaynaklı göçün yarattığı zorluklar, sürdürülebilir olmayan küresel sistemin sonuçlarından sadece birkaçı. İnsanlığı daha iyi bir rotaya oturtmak için milyonlarca küçük “çözümler” gerekiyor. Bu çözümlerin bazıları küçük roller oynayacak, bazılarıysa büyük…

Worldwatch Enstitüsü’nün en meşhur yayın serisi Dünyanın Durumu’nun 2015 yılı kitabında uzmanlar, sürdürülebilirliğin önündeki gizli tehditleri araştırıyor ve bunlara nasıl yaklaşılması gerektiğini irdeliyorlar. Uluslar; taşkın, kuraklık ve diğer aşırı iklim olaylarından kaçan iklim değişikliği mültecilerinin yol açtığı göç ile nasıl başa çıkacak? Biyolojik çeşitlilik kaybına, sera gazı emisyonlarının biyosferi ve okyanusları etkilemesine sebep olan ekonomik büyüme vazgeçilmez mi? Bir ekonomi, büyümeden de dinamik olabilir mi? Yeryüzünün muhafaza edilmesi için ne tür bakış açılarına ihtiyacımız var? Dünyanın Durumu 2015: Sürdürülebilirliğin Önündeki Gizli Tehditlerle Yüzleşmek, sekiz bölüm altında bu soruları ve daha birçok kilit konuyu, temel sorunlar ve bunlara yönelik esnek çözümlerle derinlemesine inceliyor.

Türkiye’de Yabancı Dil Eğitimi

– Beklentiler, Gerçekler, Öneriler-, Sinan Bayraktaroğlu, Öğretmen Dünyası Yayınları, 2015, 150 s.

Kitaba göre Türkiye’de maalesef toplumumuzun eğitim bilinci, “yabancı dille eğitim” ile “yabancı dil eğitimi” arasındaki farkı yeterince anlamak bakımından yetersizdir. Bundan ötürü, üniversitelerin üst yöneticileri başta gelmek üzere, ebeveynlerin, öğrencilerin,  yazılı-sözlü basının, sosyal medyanın ve sivil toplum kuruluşlarının önemli bir kısmında, İngilizce’ye karşı yaygın sosyal talep karşısında ve bu dilin yabancı bir dil olarak öğretim ve öğrenimi alanında yaşanan sorunlar ve başarısızlıklar sonucunda büyük bir yanılgıya düşülmekte, sanki İngilizceyle eğitim yapılırsa, bu sorunların üstesinden gelineceği zannedilmektedir. Bunun sonucu olarak da, bugün yüksek öğretimde sadece “İngilizce eğitimi” veya “İngilizceyle eğitim” sorunu değil, ciddi boyutlarda bir dil sorunu yaşanıyor. İngiliz filolojisi, uygulamalı dilbilim ve yabancı dil eğitimi konularında uzman Prof. Dr. Bayraktaroğlu’nun “Dil olmayınca düşünme de olamaz” savından hareketle kaleme aldığı makaleleri bu kitapta bir araya getirilmiş.

Bebek Savaşları

Aile Çatışmasının Dinamikleri-, Robin Baker, Elizabeth Oram, Çev. Banu Erol, Paloma Yayınevi, 2015, 336 s.

Aslında, bazı insanlar için, aile hayatı bir savaşı yönetmekten başka bir şey değildir. Az ya da çok, bebekler bütün ailelerde savaş anlamına gelir! Ana babalık neden bıçak sırtında gitmelidir? İnsan üremesinin bu kadar eski ve temel özelliği olan bir şeyde neden bu kadar çok potansiyel problem olmak zorundadır? Evrimin sabah bulantılarıyla ne ilgisi var? Bebek ağlamasının stres yaratan sesiyle? Kardeş rekabetiyle? Çocuk taciziyle?
Bu kitap, aile yaşantısının karanlık sırlarını aydınlatıyor ve onları açıklıkla ve önyargısız ele alınabilecekleri şekilde açıklığa kavuşturuyor. Evrimsel biyoloji, insanların ne düşündükleri, ne söyledikleri ya da ne hissettiklerinden ziyade gerçekte ne yaptıklarıyla ilgilidir. Dr. Robin Baker, Bebek Savaşları’nda özellikle insanların davranışlarının üreme başarılarını nasıl etkilediğini örnek ve açıklamalarla inceliyor.

Karanlık Kıta

– Avrupanın 20. Yüzyılı-, Mark Mazower, Çev. Mehmet Moralı, Alfa Yayıncılık, 2015, 610 s.

1. Dünya Savaşının sonunda yaşlı imparatorluklar yok olurken kalıntılarından daha iyi bir toplum kurma fırsatı doğmuştu. Ama sonuç bölünme ve bütün ölçüleri aşan katliamlar oldu. Geçtiğimiz yüzyıla dair önemli çalışmalardan biri sayılan kitabında Mazower, 20. yüzyıl tarihini, insanlık için yeni bir dünya düzeni yaratmak isteyen üç rakip ideolojinin mücadelesi olarak kurguluyor: liberal demokrasi, komünizm ve faşizm.

Sözcüklerin Bilinci

Elias Canetti, Çev. Ahmet Cemal, Sel Yayıncılık, 2015, 311 s.

İnsan kavramını tüm uluslardan ve ırklardan bağımsız şekilde ele alan Elias Canetti’nin, tanıklık ettiği dünyayı müthiş bir zekâyla irdeleyen ve güncelliğini yitirmeyen denemeleri, onun filozof ve yazar olarak değerini bir kez daha ortaya koyuyor.

Kafka, Konfüçyüs, Büchner, Tolstoy, Karl Kraus gibi isimlerin yanı sıra Hiroşima ve Hitler gibi insanlığın başına gelebilecek en korkunç yıkımlar hakkındaki yorumların, güncelerin yazılmasına ya da bir romanın oluşumuna ilişkin düşüncelerin paylaşıldığı Sözcüklerin Bilinci, bu özelliğiyle çok geniş bir alanı kapsayarak deneme türünün özgün örneklerini ortaya koyuyor.