Ana sayfa 145. Sayı Babilliler Jüpiter’i karmaşık bir geometriyle izlemiş

Babilliler Jüpiter’i karmaşık bir geometriyle izlemiş

304
PAYLAŞ
Bu çiviyazılı tablet, matematik ve astronomi tarihini yeniden yazabilir.

Çeviren: Eray Koç

Astronominin doğuşundan beri Jüpiter geceleri gökyüzündeki en parlak gezegen olması nedeniyle ayrı bir çekiciliğe sahip olmuş. MÖ 350-MÖ 50 yılları arasından olduğu düşünülen bir tablete göre, Babilliler Jüpiter’i sadece gözlemlemekle kalmayıp gökyüzünde aldığı mesafeyi geometrik hesaplamalarla ölçmek için ilk adımı atan uygarlık.

Yapılan keşfe göre, antik dünyanın astronomiyle uğraşan biliminsanları, Avrupa’da daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan yüksek matematiksel yöntemleri kullanıyorlardı. Tablet, Babillilerin astronomi için bir çeşit yüksek matematik kullandığına dair bulunan ilk kanıtı oluşturuyor.

New York Üniversitesi’nden antik dünyada bilim tarihini araştıran Prof. James Jones’a göre bu tablet millattan önceki ilk bin yılın yarısında yaşayan, Babil matematiği ve astronomisi için çalışmalar yapan Mezopotamyalı bilginlerin de var olduklarını ispatlar nitelikte.

Tablet, Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’nden Mathieu Ossendrijver tarafından Britisih Museum’da yer alan koleksiyonlar için yapılan taramalar esnasında ortaya çıkarıldı. Tablet yazarı, belirli bir eğrinin altında kalan alanı bulmak için alanı trapezoide (yamuklara) bölerek çözümlemeye dair açıklama ve yönergeleri anlatmaktadır. Tablet bu tip hesaplamaları kullanarak, belirli bir zaman aralığında Jüpiter’in kat ettiği mesafenin bulunabildiğini göstermekte. Şimdiye kadar bu çeşit bir yöntemin 14. yüzyıla kadar kullanılmadığı düşünülmekteydi.

Ossendrijver Babillilerin yönteminin tamamen yeni olduğunu ve trapezoid figürünün herhangi gerçek uzayda yer alan bir alanı tanımlamadığını, matematiksel uzaydaki bir objeyi tanımladığını söylüyor.

Akademisyenler, Babillilerin trapezoidin alanını bulabildiklerini, gezegen ve ayın hareketleri ile de yakından ilişkili olduklarını biliyorlardı. Önceki kayıtlar incelendiğinde, basit aritmetik yöntemler kullanarak gezegenlerin hareketlerini hesaplayabildikleri görülmüştü.

Ossendrijver, MÖ 400’lü yıllara kadar Babil’de astronomi ile uğraşan biliminsanlarının Güneş ve gezegenlerin hareket ettiği eliptik bir koordinat sistemi üzerinde çalıştıklarını, kendi icat ettikleri 60 tabanında bir sayı sisteminde dereceyi tanımlamadıklarını ekliyor.

Trapezoid yöntemi, Jüpiter’in hareketini varsaymayı öğrenmeyi ve sonra, x-y grafiği üzerindeki bir dizi günle gezegenin hızının karşılaştırılarak grafikleştirilmesini içeriyor. Sonuçlar grafik üstünde eğrisel olarak gösterilmekteydi. Bu eğri altındaki alanı trapezoidler oluşturarak çözmek, gezegenin belirli bir periyotta kaç derece hareket ettiğine dair mantıklı bir yaklaşım olarak görünmektedir.

Babil tabletlerinde bu tür bir çözümün çok daha önce bulunduğunu dair alıntılar da mevcut. Bu alanda çalışmaları olan Otto Neugebauer, bu tür iki tableti on yıllar önce belirlemişti. Neugebauer’in tabletlerin çevirisi esnasında “Jüpiter” ibaresine rastladığı görülmektedir. Ossendrijver tabletin zarar görmüş olması ve tamamlanamamış olması nedeniyle içeriğine yönelik çalışmaların sonuçlanamadığını ekliyor. British Museum’da çalışmalarına başladığı sırada, tabletlerde yeni matematiksel yöntemleri aramadığını, sadece astronomiyle ilgili tabletlere ilgi duyduğunu ve halihazırda müzede yer alan birçok tabletin çevrilmeyi beklediğini belirtiyor.

Kendisi daha sonraki çalışmalarında trapezoid yöntemininin kullanıldığını gösteren üç tablet daha bulmuş, tabletlerden bir tanesinde açık ve net bir biçimde yöntemin Jüpiter’in gözlemlenmesi için kullanıldığını tespit etmiş. Ossendrijver’in çalışmasında yer alan beş tablet, Science dergisinde yer bulmuş.

Biliminsanları bulunan tabletlerin hangi çağa ait olduklarını yaklaşık olarak belirleyebilseler de, tam olarak ne zaman yazıldıklarını bilmiyorlar. En güncel bulgu ise, Jüpiter’in verili bir gündeki konumundan ziyade, gün içinde nerede olduğunun nasıl bulunacağını gösteren bir şemaya dair, dolayısıyla tablet kesin olarak tarihlenemiyor.

Genelde tabletlerin birçoğu imza niteliğinde bir damga ve tarih bilgisine sahiptir. Belli ki tabletin kırık ve eksik olan kısmı bu bilgileri içermekte. Tabletlerin Babillerin Jüpiter’i simgeleyen Marduk Tapınağına yakın bir yerlerde bulunması, çalışmaların tapınağın astronomiyle uğraşan rahipleri tarafından yapıldığı şüphelerini kuvvetlendirmekte.

Bu metodun ne kadar yaygın olduğuna ve başkaları tarafından da kullanılıp kullanılmadığına dair bir bilgiye de tabletlerden ulaşmak zor. Jüpiter diğer yıldız ve gezegenlere göre daha yavaş hareket ettiğinden, Jüpiter’e kıyasla daha hızlı hareket eden Mars ve Venüs’ü aynı yöntemle izlemek çok daha kolay olurdu. Müzede yer alan diğer tabletlere yönelik çalışmaların, bu bilgileri açığa çıkarabileceği düşünülüyor. Ossendrijver aynı yöntemin Mars’ı izlemek için uygulandığı düşüncesini ihmal etmediklerini, muhtemelen tablet yazarının, o zamanlarda kullanılan tekniklere göre daha soyut bir yöntem tarif etmesiyle ve diğer yöntemlerle gökkubbenin gözlenebilmesi sebebiyle, meslektaşları tarafından anlaşılamadığını ve bazı sıkıntılar çekmiş olabileceğini de ekliyor