Ana sayfa 145. Sayı Empati

Empati

441
PAYLAŞ

Meriç Öztürk

Bir parkta yürüdüğünüzü hayal edin, çimlerde top oynayan çocuklar olsun. Çocukların oynadığı o top önünüzde yürümekte olan bir insana geldiğinde, sanki size gelmiş gibi tepki verirsiniz. Veya bir yarışı izlerken, sporcular bitiş çizgisine yaklaştıkça sizin kalbiniz de hızla atmaya başlar. Daha bilindik bir şey ise, karşınızdaki kişi yediği bir şeyden iğrendiğinde, yüzünüz sanki siz iğrenmişsiniz gibi şekil alır, hatta bazılarımızda daha ileri gider ve mideleri bulanır. Karşınızda biri esnediğinde, siz de onunla esnersiniz. Acı çeken bir canlı, kendi türünüzden olmayan bir hayvan bile görseniz, içiniz cız eder. Bu tepkilerin hepsi kendimizi, gözlemlediğimiz şey yerine koymamızdandır. Yani “empati” kurmamızdan kaynaklanır.

Empati, tartışmasız sosyal hayatımız için olmazsa olmaz bir özelliktir. Fakat, sadece gözlemlediğimiz bir şeyden dolayı kendimize acı çektirmemiz mantıklı mı ve bireysel açıdan düşündüğümüzde bize kattığı herhangi bir şey var mı? Evrimsel süreçte bu özellik neden destek gördü? Bu özelliğin biyolojik arka planı nedir?

Bu sorulara cevap vermeye başlamadan önce empati terimini açıklamakta fayda var. “Empati” kelimesi, dilimize Fransızcadan girmiş olsa da Latince “empatheia”, Türkçe, “taraflılık, fiziksel sevgi duyma, tutku” kelimesinden köken almaktadır. Bu terimin birçok farklı açıklaması olsa da, açıklamalar duygu durumlarından dışarıya çıkmamaktadır. “Diğerlerini umursamak”, “onlara yardım etme isteği duymak”, “karşıdakinin duyguları ile kendi duygularını eşleştirmek”, “diğerlerinin ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamak” gibi durumlar empati kapsamında ele alınabilir.

Altruizm, grup seçilimi ve evrim

Bir arı, kovanını korumak için kendini feda edebilir. Bazı kuş türleri akrabalarından oluşan grubunu uyarmak için, avcı olan başka bir kuşu gördüğünde tiz bir ses çıkarmaya başlar. Bu ses grubun saldırıya hazırlıklı hale gelmesine ya da kaçmasına yardımcı olurken, ses çıkaran kuşun avcı için açık hedef haline gelmesine neden olur. İki örnekte de fedakâr bireyler kendini feda etti ve daha fazla yavru üreterek kendi genlerini aktaramadı. Eğer her saldırıda fedakâr bireyler ölürse ve neslini devam ettiremezse bir süre sonra grupta altruistik bireylerin yok olacağını düşünmek mantıksız değil. Ancak genelde av olan ve grup halinde yaşayan hayvan toplulukları incelendiğinde grup içerisinde fedakâr bireylerin çoğunlukta olduğu görülebilir. Bu durum grup seçilimi ile açıklanabilir. Yani altruistik bireylerin daha fazla olduğu gruplar nesillerini devam ettirmeye daha yatkındır.

Aynı durumu primatların oluşturduğu gruplara da bazı farklarla uyarlayabiliriz. Söz ettiğimiz, altruismle paralellik gösteren yardımlaşma olgusudur. Hemen hemen her primat türü gruplar halinde yaşar. Bu şekilde kendilerini ve nesillerini devam ettirecek olan yavrularını garanti altına alırlar. Fakat bu gruplarda yer bulmak isteyen bireylerin bazı fedakârlıklarda bulunması gerekir. Yani kendi çıkarlarını sağlarken yaşayacakları grubun da çıkarlarını gözetmeleri gerekir. Bunu yapabilen bireylere sahip grupların çoğu saldırıdan göreceği zarar en az miktarda olacaktır.

Ancak sosyal ilişkiler karmaşıklaştıkça, farklı durumlara çok farklı tepkiler veren bireyler ortaya çıkabilir. Bu tepkiler ve kararlar gruba zarar verecek düzeyde olabilir. Grubun bütünlüğü için bu bireylerin gruptan bir an önce uzaklaştırılması gerekir. Genelde de böyle olur, özellikle şempanzelerde bu durum sıkça görülebilir. Alfa erkeği başta olmak üzere grubun üyeleri, kendilerine zarar vereceğini düşündükleri birey veya bireyleri gruptan uzaklaştırırlar. Bu grup açısından avantaj iken gruptan uzaklaştırılan için bir dezavantajdır. Yardımlaşmaya veya altruisme yatkın olmayan, grubun bütünlüğünü bir şekilde bozan bireyler, eğer sığınabilecekleri başka bir grup bulamazlarsa kısa bir süre içerisinde doğaya yenik düşeceklerdir. Grup ise hayatta kalma ve takibinde gelen üreme başarısını artırmış bir şekilde yaşamına devam edecektir.

Evrimsel açıdan incelediğimizde, empatinin ilkel bir formu olarak düşünülen altruismin önemini anlamak çok da zor değil. Ancak, uygarlık sahibi olan biz insanlarda bu durum biraz daha karışık. Bizler de empatiye olan yatkınlığımızı bu yollardan geçerek elde ettik. Beynimizin daha fazla evrimleşmesi, sosyal ilişkilerde olduğu gibi altruismde de farklı bir yol izlememize yardımcı oldu.

Empatinin nörobiyolojisi ve oksitosin

Annelik iç güdüsünü sağlayan oksitosin hormonu salgılandığında pozitif sosyal davranışlar da artıyor. Ayrıca yapılan bir araştırmaya göre oksitosin ve sosyal ilişki içerisinde olmak, HPA (Hipotalamus – hipofiz – adrenal aksı) yolağının aktivitesini azaltıyor. HPA aktif olduğunda stres tepkisi üreten bir kimyasal olan CRH (kortikotropin serbest bırakıcıhormon) hormonunu salgılanıyor. Bu da fizyolojik strese sebep oluyor. Devamında da psikolojik stres baş göstermeye başlıyor, fakat sosyal ilişkide bulunma ve devamında görülecek oksitosin artışı bu yolağın aktivitesini azaltarak stres durumunu en az seviyeye indiriyor. İkili ve çoklu ilişkileri bu kadar çok etkileyen bu hormon ayrıca karşılıklı güven duygusunu da insana kazandırıyor. Güven duygusu, sosyal ilişkide bulunabilmek için önemli olan şeylerin başında geliyor hiç kuşkusuz.

Asıl dikkat çekici olan ise oksitosinin empatiyle olan ilişkisi. Yapılan başka bir araştırmada rs53576 geninde G alleli homozigot (GG) olan bireylerin aynı gende A allelini (AG/AA) bulunduranlara kıyasla davranışlarının daha bozuk olduğu ve ayrıca empati kurma yeteneklerinin daha az olduğu görülmüş. Bunun nedeni ise, homozigot G allelli bireylerde oskitosin salgılanmasında sorun oluşması. Ayrıca ebeveynlik davranışları üzerinde yapılan araştırmalar da oksitosinin beynin motivasyonu, duyguları ve empatiyi yöneten limbik sisteme etki ettiğini kanıtlıyor. Yapılan bu iki deneyden, empatinin hem genetik temelli olduğunu, genetik temelli olmasından ötürü evrimsel bir süreç sonucu oluştuğunu çıkarmak da mümkün.

Empatinin nörobiyolojik incelemesinde dikkat çeken bir diğer biyolojik faktör ise ayna nöronlar. Bu nöronlar ilk olarak, 1980’lerden başlayarak 1990’lara kadar nöronlar üzerine araştırma yapan Giacomo Rizzolatti ve ekibi tarafından bulundu. Bu nörologlar, Macaca nemestrina türü 3 tane makağın ventral premotor kortekslerine elektrotlar yerleştirerek makakların el ve vücut hareketlerini bir süre takip ettiler. Deney boyunca, maymunların karşıdaki kişinin hareketlerini taklit etmelerini sağladılar. Bu süre zarfında F5 bölgesindeki bazı nöronların, taklit hareketlere karşılık verdiğini fark ettiler. Ardından gelen çalışmalarda bu nöronların insanlarda da bulunduğu ve bir başka insanın hareketlerini, duygusal durumunu gördüğümüzde beynimizdeki bazı bölgelerin (ön insula, ön singulat korteks, inferior frontal korteks gibi) ayna nöronlar ile birlikte daha fazla aktivite gösterdiği görüldü.

Empatinin nörolojik tabanı hakkındaki en önemli bilgiler ise psikopatlar üzerinde yapılan araştırmalardan geliyor. Psikopati psikiyatride empati ve vicdan eksikliğine dayanan kişilik bozukluğu olarak adlandırılır. Yapılan araştırmalarda, psikopatların beynin öğrenme ve duygusal eylemleri kontrol eden prefrontal temporo-limbik bölgesinde bozukluk olduğu tespit edilmiş. İlerleyen araştırmalarda bozukluk olan bölgeler özellikle amigdala, hipokampüs, singulat korteks, striatum, frontal ve temporal korteks olarak belirtilmiş. Bu bozuklukların birçok nedeni olabilir. Genlerdeki sorunlar, ergenlik döneminde beyin gelişiminin düzgün tamamlanmaması, beyne alınan hasar, şizofreni ve hatta yüksek testosteron oranının düşük seviyede kortizol ve seretonin ile birleşmesi dahi empati eksikliğine ve saldırganlığa neden olabilmektedir.

Peki, empati kuran tek canlı bizler miyiz? Empati kuramayan insanların farkında olan tek canlı biz olabiliriz ancak empati kurabilen başka canlılar da var. Spinal nöronların insan beyninde bulunduğu yerler sayılıdır. Anterior singular korteks ve insular korteks de bunlardan ikisi. Bu iki bölge insanda empati, önsezi, konuşma ve sosyal organizasyon gibi eylemleri yönetir. Spinal nöronların birkaç balina türünde, fillerde ve birkaç yunus türünde de bulunduğu biliniyor ve bu nöronların empatiyle alakalı bölgelerde de bulunabileceği düşünülüyor. Zira yapılan araştırmalarda bu üç türün de empati kurabildiklerine dair ip uçları ele geçirildi.

Bir araştırmada makakların davranışlarını incelemek için düzenek hazırlandı. Düzenek iki makağın yardımlaşarak yemek yiyebileceği şekildeydi. Kafesten uzakta olan düzeneğe iki tane ip bağlandı. Eğer iki makak da aynı anda kendi iplerini çekerse ödül olan yemeklerini alabileceklerdi. Düzenek hazırlandıktan sonra yapılan ilk iş makaklara bunu öğretmek oldu. Öğretildikten sonra da asıl deneye geçildi. İki makaktan bir tanesine yemek verildi, diğeri ise aç bırakıldı. Daha sonra düzenek getirilince aç olan maymun ipi çekmeye başladı, tek olduğu için de yemeğe ulaşamıyordu. Aç olmayan maymun başlarda pek oralı olmasa da durumu anlayınca arkadaşına yardıma gitti ve ipi çekmeye başladı. Düzeneğe ulaşıldığında ise kendisi için hazırlanmış olan yemeğe dokunmadı bile. Bu deney sonucunda araştırmacılar makakların da empati kurabildikleri sonucuna ulaştı.

Son olarak, insan bebekleri de empati kurabiliyor. Çoğumuz tanık olmuşuzdur, bazı bebekler karşısında ağlayan birini gördüğünde ağlamaya başlayabilir. İki yaşında olan bir bebeğin karşısındakinin duygusal durumunu anlayabilme yetisi vardır. İki yaşından daha önce, mesela bir yaşında, empatiye kurmaya benzeyen davranışlar görmemiz mümkündür.

Kaynaklar

– http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2709751/

– http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1749-6632.2011.06027.x/full#leftBorder

– http://center-for-nonverbal-studies.org/emotion.htm

– http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/ar.20407/abstract

– http://psi.sagepub.com/content/12/3/95

– http://greatergood.berkeley.edu/article/item/the_evolution_of_empathy

– http://anthro.palomar.edu/behavior/behave_2.htm