Ana sayfa 145. Sayı Evrim ve Tanrı’nın varlığı sorusu

Evrim ve Tanrı’nın varlığı sorusu

259
PAYLAŞ

Taner Edis

Evrim kuramı, bugün yalnızca Tanrı değil herhangi bir doğaüstü güç kavramına karşı çıkan eleştirel yaklaşımın çok önemli bir öğesi. Yalnızca bir felsefi duruş olarak değil, aynı zamanda en geniş anlamda evrenin bilimsel açıklaması girişimi olarak olgun bir doğacılık ya da maddecilikten söz edebileceğimiz noktadayız.

Sunuş

Taner Edis, ABD’de Missouri eyaletinde Truman State Üniversitesi’nde fizik profesörüdür. Son kitabı Islam Evolving: Radicalism, Reformation, and the Uneasy Relationship with the Secular West 2016 yazında yayınlanacaktır.

Tanrının varlığı ya da yokluğu ile ilgili bir tartışmaya evrim ne katar?

Birçok kişiye göre -hatta birçok bilim kuruluşuna göre de- evrim başka bir şey, Tanrı başka bir şeydir. Bilim yalnız doğa olaylarının doğal açıklamaları ile ilgilendiği için doğaüstü güçleri bir yana bırakır, ama bu doğaüstü bir şeylerin olmadığı anlamını taşımaz. Tabii yaratılışçılık gibi bazı acayiplikler var, ama bu da kutsal kitapların aşırı katı bir biçimde anlaşılmasıdır.[1] Kuran’daki altı günü uzun yıllar olarak yorumlayabiliriz, Adem ve Havva’nın yaratılış öykülerini de mecazi, tarihsel değil de dini-ahlaki bazı derslerin verilmesine yönelik anlatımlar olarak yorumlayabiliriz. O zaman da din-bilim çatışması ortadan kalkar. Biyologlar da, din adamları da kendi işlerine bakar, herkes mutlu olur.

Bu çatışmazlık tezine destek olabilecek başka bir nokta da Tanrı kavramındaki genişlik. Yakınlarda muhafazakâr gazetelerin birinde yazar, Türkiye’de deizmde bir artış görüldüğünden yakınıyordu.[2] Doğru olabilir; siyasal İslam’dan bunalan bazı arkadaş ve tanıdıklarım arasında böyle bir eğilim var. “Ben Müslüman değilim” diyorlar, “Öyle peygambere vahye falan inanmıyorum. Mutlaka bu evreni yaratan bir Tanrı var, ama o da Büyük Patlamayı başlatmış, biraz da insan gibi akıllı bir canlı ortaya çıksın diye evrimi yöneltmiş olabilir.” Bu yaklaşımla da evrimle Tanrı arasında bir çelişki kalmıyor.

Bu görüşlere tam olarak katılmıyorum; öyle olsa bu çok kısa bir yazı olurdu. Bence, Tanrı sorusu ve evrim birbirinden bağımsızdır demek fazla kolaya kaçan bir çözüm. İşin doğrusu, günümüzün bilime dayalı Tanrı kavramı eleştirilerinde evrim oldukça önemli bir yer tutuyor. Bunun nasıl olageldiğini görmek, bilim ve din üzerine dönen tartışmaları anlamak için gerekli.

Evrim gerçeğinin Tanrı’nın varlığı ile ilgili çıkardığı zorlukları 5 başlık altında toplamak istiyorum.

Baştan başlayalım: Bir, evrim kutsal kitaplardaki yaratılış öyküleriyle çelişir ve tektanrılı din geleneklerinde hiçbir şekilde öngörülmeyen bir jeolojik “derin zaman” kavramı ile ilişkilidir. Özellikle bilim ve dini bağdaştırmak üzerine daha uzun süredir tartışılan Hıristiyan geleneğinde din ve evrim çatışması evrimin kutsal kitaplara uymaması ile başlar.[3]

Burada önemli olan nokta şudur: Tanrı kavramı yalnızca soyut metafizik bir kavram değildir. Çoklukla bir dinsel gelenek içinde anlam kazanır. Örneğin bu yazıyı okuyanların çoğu için Tanrı kavramı yalnızca her şeye kadir, her şeyi bildiği iddia edilen bir güç değil, aynı zamanda dünyaya peygamber gönderdiği söylenen, Kuran’daki sözlerin sahibi ve İslami yaşam biçimlerine arka çıktığı iddia edilen bir güç. Ve peygamberlere, kutsal kitaplara güvenilemezse, Tanrı’nın doğası ve varlığı hakkında bilgi sahibi olmamız için en önemli yollardan biri tıkanmış demektir.

Bu tabii ki evrimi kabullenen birinin İslam ya da başka bir tektanrılı dine inanması olanaksız demek değil. Ancak zorlama yeniden yorumlamalarla görüntüyü kurtarmak, o yorumların sonradan, dindışı bilgi kaynaklarına uyum sağlamak için uydurulduğunun üzerini örtmüyor. Güya Tanrı tarafından yaratılmış olan evren üzerine bilgi için dinsel kaynaklar yararsızsa, dinsel gelenekler tarafından zenginleştirilmiş Tanrı kavramının içini boşaltmaya doğru büyük bir adım atılmış demektir.

İki: İnsanlar öteki yaşam biçimleri ile akrabadır. Tanrısal ile canlı doğa arasında bir yerde değil, öteki hayvanlarla bir aradayız. Biyolojik bakımdan insanlar evrimin sonu ya da amacı değil, karafatma ya da lahana gibi bugünkü yaşam biçimlerinden biridirler.[4]

Evrim hakkındaki en sık görülen yanılgılardan biri, amaca yönelik bir yükselme ve mükemmelleşme süreci olduğudur. (Hani bazen kaba davranan biri için “az evrimleşmiş” denir ya, o tümüyle yanlış.) Dinsel geleneklerde çok zaman insan bir metafizik varlık merdiveninde orta yere yerleştirilir. En altta ölü ve edilgen madde, sonra bitkiler, hayvanlar, insanlar, melekler ve diğer maddeden bağımsız ruhlar ve en üstte Tanrı. Tanrı kavramı böyle bir bağlamda anlam kazanıyor. Ama günümüz biyoloji anlayışında böyle bir merdiven kavramı doğayı anlamamıza herhangi bir katkıda bulunmuyor. Sözün kısası, merdiven falan yok.

Üç: Darwin’in başını çektiği günümüz evrim anlayışına göre yaşam biçimlerindeki adaptif, yani ortama uyum sağlayan değişimlerin açıklaması, çeşitlilik ve ayıklanmaya dayanır. Genetik çeşitlilik ve değişim herhangi bir gelecek durumu öngörmez, herhangi bir plan ve programa uymaz.[5]

The Creation of Man by Michelangelo Sistine Chapel

Yine üzerine basarak söyleyeyim: Evrim bir yükselme ya da mükemmelleşme süreci değildir. Üstelik, “akıllı tasarım” gibi iddiaların tersine, yaşam biçimlerinin tarihinde herhangi bir öngörü ya da tasarımın izine rastlamıyoruz.[6] Yani günümüz bilimsel anlayışına göre, evrimin temel mekanizmaları tamamıyla doğal, fiziksel, herhangi bir akıl izi göstermeyen işleyiş biçimleri.

Yine dinsel geleneklerde Tanrı, yaratışını bir amaca, bir akla bağlı olarak gerçekleştirir; her ne kadar ayrıntılarının hepsini bilemesek de doğanın temelinde bir tasarım vardır. Evrim, biyolojiden bu tasarım izlerini tümüyle siler. Dolayısıyla Tanrı’nın yaratıcı özelliğinin içi oldukça boşalır. Tanrı kavramı evrendeki düzen ve karmaşıklıkla ilgili önemli bazı ayrıntıları açıklayabilme özelliğini yitirir.

Dört: Karmaşıklığın çeşitlilik ve ayıklanma ile açıklanması, biyolojinin yanında fiziği de kapsayan daha geniş bir doğacı anlayışın parçasıdır. Bu anlayışa göre evrenin var oluşu yasalarla rasgeleliği bir araya getiren süreçlerden kaynaklanıyor.[7]

Yani doğanın temel süreçleri tümüyle fizikseldir. Doğadaki yaşam, akıl gibi ilgimizi çeken özellikler tanrısal bir ruhun yukarıdan aşağıya etkisiyle değil, basit fiziksel süreçlerin bir araya gelmesi ve evrilmesi sonucu aşağıdan yukarıya doğru ortaya çıkar.

Bu durumda insanların çok zaman “ruhsal” denen psikolojik özelliklerinden yola çıkarak tanrısal bir ruh kavramı geliştirmek oldukça zor olacaktır, çünkü bildiğimiz (yani insanlarda olan) tüm psikolojik özellikler fiziksel süreçler üzerine temellendirilmişlerdir. Ve bu durumda biyolojik evrimi bir kenara koyup, “Tanrı Büyük Patlamayı ya da evrimin başlayabileceği ilk yaşam biçimini yarattı” demek de kolay değildir, çünkü günümüz fiziği de aynı şekilde fiziksel süreçleri doğanın gördüğümüz özelliklerini açıklamada yeterli bulur.

Ve son olarak, Beş: Darwinci evrim temelli, çeşitlilik ve ayıklamaya dayalı açıklamalar, kendimizi anlamada da öne çıkmaya başladı. Beynimizin ortaya çıkışı ve çalışma biçimleri, biliş, yaratıcılığımız, evrimsel süreçlere dayanıyor. İnsanlar olarak doğaüstü güçlere inanmaya büyük bir yatkınlığımız olmasına karşın, bu psikolojik yatkınlığın nedenleri dahi bugün Darwinci evrimsel bir çerçevede açıklanıyor.[8]

Tanrı kavramı doğal bilimlerde iş görmediği için tartışma sona ermiyor. Doğaüstü inanç geleneklerimiz, dinle ilişkili deneyimlerimizden ahlaki algılarımıza, ruhlardan Tanrı kavramına kadar birçok olguyu Tanrı’ya bağlamaya çalışıyor. Ama bunları Tanrı kavramına yaslanmadan, bilimsel olarak açıklama girişimleri de çoğu zaman biyolojik evrimle yakın ilişki içindedir.

***

Söylediklerimi toplamaya çalışayım. Evrim kuramı, bugün yalnızca Tanrı değil herhangi bir doğaüstü güç kavramına karşı çıkan eleştirel yaklaşımın çok önemli bir öğesi. Yalnızca bir felsefi duruş olarak değil, aynı zamanda en geniş anlamda evrenin bilimsel açıklaması girişimi olarak olgun bir doğacılık ya da maddecilikten söz edebileceğimiz noktadayız. Tanrı kavramı eleştirisini, felsefi ayak oyunlarıyla, deist geri çekilmelerle ya da politik işe yararlılığının ötesinde inandırıcılığı bulunmayan “bilim, din ile çatışmaz” teziyle geçiştiremeyiz. Ve bu “Tanrı eleştirisinin” en temel kavramlarından birinin evrim kuramı olduğunu görmezden gelemeyiz.

Kaynaklar

[1] Eugenie C. Scott, Evolution vs. Creationism: An Introduction (Berkeley: University of California Press, 2005). Robert T. Pennock, Tower of Babel: The Evidence Against the New Creationism (Cambridge, MA: MIT Press, 1999).

[2] Faruk Beşer, “Dünyevileşme deistleştiriyor,” Yeni Şafak, Ocak 15, 2016, http://www.yenisafak.com/yazarlar/faruk_beser/dunyevilesme-deistlestiriyor-2026205, son erişim Şubat 7, 2016.

[3] John C. Greene, The Death of Adam: Evolution and its Impact on Western Thought (Ames: Iowa State University Press, 1996).

[4]Sean Nee, “The Great Chain of Being”, Nature 435(2005): 429.

[5] Richard Dawkins, The Blind Watchmaker: Why the Evidence of Evolution Reveals a Universe Without Design (New York: W. W. Norton & Company, 2006).

[6] Matt Young ve Taner Edis, Why Intelligent Design Fails: A Scientific Critique of the New Creationism (New Brunswick, NJ: Rutgers University Press, 2004).

[7] Taner Edis, The Ghost in the Universe: God in Light of Modern Science (Amherst, NY: Prometheus Books, 2002). Taner Edis ve Maarten Boudry, “Beyond Physics? On the Prospects of Finding a Meaningful Oracle”, Foundations of Science 19, 4(2014): 403-422.

[8] Richard R. Nelson, “Evolutionary Social Science and Universal Darwinism”, Journal of Evolutionary Economics 16, 5(2006): 491–510. Scott Artan ve Joseph Henrich, “The Evolution of Religion: How Cognitive By-products, Adaptive Learning Heuristics, Ritual Displays, and Group Competition Generate Deep Commitments to Prosocial Religions”, Biological Theory 5, 1(2010): 18-30.