Ana sayfa 145. Sayı Pulsarların kâşifi Prof. Jocelyn Bell Burnell ile konuştuk: Pulsarlardan genç biliminsanı adaylarına önerilere…

Pulsarların kâşifi Prof. Jocelyn Bell Burnell ile konuştuk: Pulsarlardan genç biliminsanı adaylarına önerilere…

350
PAYLAŞ

Derleyen: Özgür Can Özüdoğru

Bell ile pulsarlardan yeni fiziğin konularına, Sovyetlerle uzay yarışından gelecek yüzyılda dünyayı bilimsel ve toplumsal olarak bekleyen gelişmelere,bilim dünyasında kadın temsiliyetinin nasıl arttırılabileceğinden genç biliminsanı adaylarına önerilerine, biliminsanlarının popüler bilim yapmadaki sorunlara değin geniş bir yelpazede söyleştik.

Ünlü astrofizikçi Prof. Dr. Jocelyn Bell Burnell, Bilim Akademisi’nin davetlisi olarak geldiği İstanbul’da, 4 Şubat 2016’da Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilim Akademisi Yılın Konferansını verdi.1967’de, henüz 24 yaşındayken keşfettiği pulsarları, görelilik ve kütleçekimi bağlamında anlattı. Konferansın ardından gerçekleşen basın toplantısında,dergimiz adına bulunan Hakan Sert ve Özgür Can Özüdoğru arkadaşlarımızın, Bilim Akademisi adına bulunan, eski Cumhuriyet Bilim Teknoloji dergisi editörü Reyhan Oksay’ın ve Hürriyet gazetesinden Selçuk Topal’ın sorularını ortak olarak yanıtladı.

Özgür Can Özüdoğru- Jocelyn Bell Burnell ile.

Pulsarlar, keşifleri, bilimin önüne açtığı ufuklar

– Hoş geldiniz, söyleşi isteğimizi kırmadığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle Türkiye’nin bilimsel duruşu hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Türkiye’nin bilimsel açıdan avantajı olduğunu düşünüyorum. Hem Asyalı hem de Avrupalı insanları içinde bulundurması, farklı kültürler ve farklı görüşlerle en doğru yargıya daha kolay ulaşılabilmesini kolaylaştırıyor olmalı. Ancak affınıza sığınıyorum, Türk akademisi hakkında bilgilerim oldukça kısıtlı.

-Pulsarları hiçbir bilimsel arka planı olmayan sıradan bir insana nasıl anlatırsınız?

– Bunlar evrendeki en tuhaf cisimler… Kara deliklerden bile tuhaflar, çünkü teorize edemiyoruz; diğer yıldızlardan da daha tuhaflar, çünkü sahip olduğu ortamı, tepkimelerini Dünya yüzeyinde bir laboratuvarda yaratmak mümkün değil. Bu yüzden bu enerji fışkırtan cisimler, evreni algılayışımızın sınırlarını zorladı. Bizleri hayal gücümüzde yaratmamızın bile güç olduğu dünyalara sürükledi.

– Sunumunuzda pulsarları anlatırken “Şu anda daha yolun başındayız” demiştiniz. Yolun devamında ne göreceğiz? Kaba olacak biraz ama, günlük yaşantımıza, topluma ne gibi bir etkisi olacak pulsarların?

-Hiçbir etkisi olmayacak, en azından yakın gelecekte. Ne zamanki dünya dışı bir varlıkla iletişim kurarız, yahut yıldızlar arası yolculukların yöntemini buluruz, o zaman pulsarları saat olarak kullanabiliriz. Dönüş periyotları bu tür amaçlar için kullanılmaya oldukça müsait. Gelecekte pulsar satleri, ışık hızı gibi, bakış açısına göre değişmeyen yapılar olarak gelecek insanının günlük hayatında yer alabilir.

– Peki pulsarlar insanlar için herhangi bir tehdit oluşturuyor mu?

– Bizler böyle bir tehlike yaratacak en yakın pulsardan çok uzaktayız, üzerimize bu cisimlerden gelen ışık bile çok az.

– Pulsarları barındıran en ilginç ve sınırları zorlayıcı cisim ne olabilir sizce?

– Bir pulsar ile bir karadeliğin birbiri etrafında döndüğünü görebilseydik, bu gerçekten devrimsel olurdu, muazzam miktarda bir kütleçekim dalgası yayardı. Ancak ne yazık ki şu ana kadar hiç böyle bir sistem gözleyemedik.

– Bir pulsar nasıl keşfedilir?

– Bir kere pulsarın bize doğru bakıyor olması gerek ki, etrafa saçtığı ve sıçrattığı jetleri görebilelim. Ardından farklı dalga boylarından gelen verileri kıyaslayıp periyot benzeri bir yapı görmemiz gerekiyor. Bunları karşılayan bir cisim yakalayabilirseniz, bir pulsar keşfetmiş olabilirsiniz.

Jocelyn Bell’in ilk gençliğinde Astronomi’nin Sınırları (Frontiers of Astronomy) kitabını okuyarak astrofizik alanına seçmeye karar verdiği, ünlü fizikçi Fred Hoyle.

– Pulsarların keşfini ilk açıkladığınızda bilimkamuoyundan nasıl bir tepki aldınız?

– Bilimkamuoyu inanılmaz derecede heyecanlandı. Cambridge Üniversitesi’nde, makaleyi basmadan birkaç gün önce bir konferans düzenledik. İngiltere’deki tüm astronomlar oradaydı., Fred Hoyle bilevardı.(1) O dönemde bulduğumuz şeyin bir nötron yıldızı olup olmadığından emin olamıyorduk. Fred Hoyle, konuşma bittiğinde yanımıza gelip şöyle demişti: “Böyle bir şeyi ilk defa sizden duyuyorum. Bence bunlar nötron yıldızı değil, bir süpernova kalıntısından çıkan yeni bir cisim.” İnanamamıştım. 40 dakikalık sunumdan önce olay hakkında en ufak bir fikri yoktu. 45 dakika içinde beyni “fizik” yaptı, hesapladı ve doğru cevabı verdi.

– Peki bir nötron yıldızı neden pulsar olamaz?

– Çoğunlukla gerekli kütleye sahip değiller, bundan dolayı yüklü parçacıkları çok fazla titreşim hareketi yapmıyor ve bu da manyetik alanın gerekli güce ulaşmasını engelliyor. Ne kütleleri, ne dönmeleri(açısal momentumları), ne de manyetik alanları bu kadar hızlı dönmelerine ve enerji sıçratmalarına olanak tanıyor.

-Magnetarlar(2)hakkında ne düşünüyorsunuz? Pulsarlar ile farkları neler?

– Pulsarlara çok benziyor bu cisimler; ancak o kadar çok enerji üretiyorlar ki, bu enerji dönme eyleminden yahut kütlesinden ötürü değil, manyetik alanından dolayı oluşuyor.Eğer kütleçekimsel dalgalar keşfedilirse(bu sunumdan bir hafta sonra keşfedildiği açıklandı), bu cisimler hakkında daha fazla bilgi alabiliriz ve fizikte yeni olan bu alan daha çok çalışılan bir konu haline gelebilir.

– Karanlık madde, karanlık enerji ve yerçekimi ile zamanın yeniden tanımlanması gibi “yeni fizik” denilen, gizemini hâlâ koruyan alanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Bu söylediklerinizin arasından en çabuk karanlık maddenin sırrını çözeceğiz, çünkü diğerlerinden daha kolay.Yerçekimi kavramı hakkında yapılan en önemli testler pulsarlar ile yapılmakta. Keşfedildiği düşünülen kütleçekimsel dalgalar ile kütleçekimi tanımlarını da yeniden güncelleyebileceğiz, böylece kuantum mekaniği ile genel göreliliği bağlayan Einstein alan kuramları tasarlanabilecek.

Dünyayı gelecek yüzyılda neler bekliyor?

-Bilimsel, teknolojik ve sosyolojik olarak dünyanın gelecek 100 yılı hakkında nasıl öngörülerde bulunabilirsiniz?

-Bence az önce konuştuğumuz tüm kavramlar bu yüzyıl içinde bir çözüme kavuşacak. Ayrıca 30 ve 50 metrelik iki büyük teleskop bu yüzyılın ortalarına doğru Şili ve Hawaii’ye inşa edilecek; James Webb ve Athena X-ışını teleskobu inşa edilmiş olacak. Dolayısıyla bu yüzyıl, astrofizik açısından deney ile gözlemin bol olacağı oldukça ilginç bir yüzyıl olacak. Teknolojik olarak, insanlığın uzay programlarına çok daha ağırlık vereceğine inanmaktayım. Hem Dünya yörüngesinde hem de Mars’ta yeni yapılar kuracağız.

Sosyolojik olarak ise pek emin değilim. Toplumun şu anki en büyük sorunu bana sorarsanız artan sera etkisi ve küresel ısınmadır. Kurulu sistemimizi petrol üzerine kurduğumuz için, petrole geçmiş nesillerin altın ile kurmuş olduğu bağ gibi bağlandığımız için, oldukça büyük sorunlar yaşayacağa benziyoruz. Petrol miktarı oldukça azalıyor, ancak petrol yerine geçecek yeni materyaller geliştirmek üzerine yeterince kafa yormuyoruz. Çok daha dikkatli olmalıyız. Ben şu anki devlet yapısının, küresel ısınma sorununu bütünüyle çözebileceğine inanmıyorum ve bu yüzden gelecek politikalarımızı, yükselen sulardan ötürü yaşanacak kitlesel göçleri göz önünde bulundurarak kurmamız gerektiğine inanmaktayım. İnsanlar bir arada yaşamayı başaramıyor. Bugün Suriye gibi devletlerde de bunu görüyoruz. Mülteci sorunu Avrupa için ilginç bir tecrübe oldu, ancak bu ne yazık ki son tecrübeleri olmayacak. Süregelen politikalar devam ettikçe Avrupa çok daha fazla mülteci kabul etmek durumunda kalacak. Toplumun buna alışması gerek. Politikacıların ve Birleşmiş Milletler’in ise şimdiden şu sorunları gündeme alması gerek: Kitlesel göçlerle nasıl başa çıkacağız? Kaliteli içme suyu nasıl sağlarız? Besin kaynaklarını etkili dağıtabiliyor muyuz? Mültecileri topluma nasıl entegre edebiliriz?

Bilim dünyasında kadının yeri nasıl genişletilebilir?

– Sunumunuz sırasında günlük hayatta erkeklerin kadınlara karşı farkında olmadan sahip olduğu bilinçsiz önyargılardan bahsettiniz. Akademik bir durum için bu örneği vermiştiniz, ancak günümüz toplumunda bu çok büyük bir sorun. Türkiye gibi ülkelerde bu sorunla başa çıkmak için ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?

– Toplum içindeki kadın profilini güçlendirmek çok önemli. Bunun için hevesli ve yetenekli kadınlar desteklenmeli. Böylece toplum içinde “başarılı” kadınlar gören ebeveynler, kızlarını teşvik edebilir, çünkü önlerinde rol model olabilecek örnekler bulunur. Bu şekilde entelektüel kadınların miktarı artarsa, kadın profili artabilir. Günümüzde bilimle ilgilenen kadınların pek çoğunun sorunu, önlerinde örnek alabileceği insan miktarının az olmasıdır.

– Hayatınız boyunca hep kadın hakları organizasyonlarında da yer aldınız, değil mi?

-Evek, kadının bilimdeki yerini sağlamlaştırmayı amaçlayan dayanışma kurumlarında bulundum. Kadın biliminsanı adaylarına maddi-manevi destekler sunduk, aynı zamanda niçin kadınların da bilim ve mühendislik alanlarında olması gerektiğini anlatan bildiriler yayımladık. Bu tutumumuzun dönem ile ilintili ekonomik bir gerekçesi de vardı. Savaştan yeni çıkan toplumda mühendis olarak yetiştirilebilecek kadar erkek yoktu. Dolayısıyla ülkemizin de buna ihtiyacı vardı. Biz de bu fikirler çerçevesinde kadınlara destek olacak bir kurum kurduk.

“Kadınlar fizikte daha çok yer almalı.”

– Özellikle kadın biliminsanı adaylarına neler önerirsiniz?

– İlk olarak şunu söylemeliyim: İnsanların ne dediğine aldırmayın, kadınlar çok başarılı biliminsanları olabilir. Bu tür konular açıldığında her zaman şu örneği veririm: Malezya’da bir üniversitede konuşma yapmaya gitmiştim ve orada genç bir kadın fizikçiyle tanışmıştım. Ona “Kadınlar fizikte daha fazla yer almalı” dediğimde bana, “Neden?” demişti. Malezya’da fen fakültelerinde okuyan ve akademide çalışan insanların yüzde 60’ı kadın, yüzde 40’ı erkek. Bu bir dünya rekoru… Belki de bizim “medeni” dediğimiz toplumlarda bir sorun var. Bu tür örnekler şunu gösteriyor,biz kadınları belirli bir takım mesleklere iten içgüdülerimiz değil, kültürümüzün kendisidir. Bu yüzden bu erkek egemen kültürel yapının dönüştürülmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak kültürel değişimler her zaman çok yavaş ve acı verici oluyor. Toplumu bir anda değiştiremezsiniz, toplum yavaş yavaş evrim geçirir. Hızlı ve şiddetle gelecek tüm değişimler, işin sonunda muhafazakârları yaratır. Burada günümüz kadınlarının yapması gereken topluma kadınların da erkeklerin yaptığı meslekleri yapabileceğini göstermek.

– Bir kadın olarak siz ne gibi zorluklarla karşı karşıya kaldınız?

– Yaşadığım sorunlardan birini örnek vereyim. Pulsarların keşfini tüm dünyaya açıklayacağım bir konuşma hazırlıyordum ve yeni evlenmiştim. Evlilik yüzüğümle gurur duyuyordum. Bana konuşma sırasında yüzüğümü çıkarmamı önerdiler. İşteyken yüzüğümü hiç çıkarmazdım. 1960’lar Birleşik Krallığı’nda evli kadınların çalışmaması gerektiği düşünülüyordu. Bir evli kadının çalışması ailesi için utançtı. Bu kocasının evi geçindirecek kadar para kazanamadığı anlamına geliyordu. Bense evli olmakla gurur duyuyordum ve yüzüğümü hiç çıkarmadım. İnsanlar bana acıyarak bakıyordu. Hatta ve hatta, eğer evli bir anne çalışıyorsa, çocukların serseri olacağına inanılıyordu. Ben çocuklarım olduğunda da çalıştım. Çocuklarım çok başarılı insanlar oldu.

– Sizce iyi bir biliminsanı aynı zamanda dindar olabilir mi?

– Elbette. Öncelikle belirtmeliyim ki, ben de dindar bir bireyim, ancak her zaman dini görüşlerimin bilimsel yargılarıma karışmamasını sağlamaya çalıştım.

– Bunu nasıl sağladınız?

– İçinde bulunduğum mezhebin (kuakerizm) sorgulamaya ve bilime açık olduğunu düşünüyorum. Ancak bu her din için mümkün değil. Dinler gelecekte var olmak istiyorlar ise, bilimle tutarlı olacak şekilde kendilerini güncellemek zorundalar. Ben kendi dinimin bu tür bir reform sürecinden geçtiğini düşündüğüm için, bilimsel bakış açıma bir sorun yarattığını sanmıyorum.

Genç biliminsanlarına öneriler

– Akademide uzun süren bir eğitmenlik deneyiminiz var, pek çok ders verdiniz. Deneyimlerinizden yola çıkarak günümüz gençliğine ne gibi önerilerde bulunursunuz?

– Her şeyden önce bilimin ulaşılmaz bir şey olmadığının fark edilmesi gerek. Toplumumuz her geçen gün daha da “akıllı”laşıyor. Mesela evimdeki buzdolabının sıcaklığını cep telefonumdaki uygulamadan şu anda ayarlayabiliyorum, evimin bahçesindeki güvenlik kamerasını izleyebiliyorum. Para yavaş yavaş sanal bir şey haline gelmeye başladı, bankacılık sanal âlem üzerinden yapılmaya başlandı. Bu inanılmaz bilgi birikimini dönüştürebilecek ve algılayabilecek bilgi birikimine erişmemiz gerekiyor. Ayrıca bu teknolojik imkânların daha da geniş kesimlere yayılabilmesi için daha fazla mühendise ihtiyacımız var.

Öneri kısmına gelirsem, kendimden bir örnek verebilirim. Ben oldukça genç yaşta astronomi ile ilgileneceğimi biliyordum, yüreğimin içinden hem de. Gençlere önerim, yapmayı sevdiğiniz şeyleri ve ilgi alanlarınızı erken keşfedin; bu gelecek hayatınızda çok daha sağlıklı ve emin kararlar vermenizi sağlıyor. Ben, iyi bir astronom olmak istediğimin bilincine ulaştığım zaman, herhangi bir engelle karşılaştığımda, hep kendime şunu söyledim. “Eğer şimdi pes edersem, iyi bir astronom olamayacağım.” Bu cümleyi defalarca tekrarlardım ya da şunu söylerdim: “Gerçekten bu engelle yüzleşecek kadar çok mu seviyorum astronomiyi?”, sonra kendi kendime bağırırdım “Evet!” diye.

– Peki, ailelere ne önerirsiniz? Çünkü özellikle Türkiye’de aileler çocuklarının bilimle ilgilenmesini çoğunlukla parasal kaygılardan ötürü istemiyor…

– Eğer bir konuyu seviyorsanız, sevdiğiniz konu hakkında yeteneğiniz de varsa, o alanda daha çabuk yükselirsiniz ve her alanın başarılı insanları iyi paralar kazanır. Aileler bu açıdan doğru düşünmüyor.

– Kişisel bir soru soralım, “Astronomi ile ilgilenmeliyim” dediğiniz ilk an ne zamandı?

– 14-15 yaşlarında bir genç kızdım ve babam o zamanlar çıkan güncel kitapları alan bir insandı, bir gün yeni çıkan bir kitabı getirmişti. Fred Hoyle’un Astronomi’nin Sınırları (Frontiers of Astronomy) kitabıydı. Aslına bakarsanız orta öğretim seviyesinde bir çocuk için oldukça zorlayıcı bir kitaptı, ama tek solukta okumuştum. “Bu harika bir şey!” diye bağırdığımı hatırlıyorum evde. Fizik ve matematik zaten çok ilgimi çekiyordu, ama fiziğin hangi alanında olmam gerektiğini anlamıştım. Bu benim için hep bir avantaj oldu, çünkü daha çocuk yaşta master tezimi neyin üzerine yapmam gerektiğini belirlemiştim. Sınıfımdaki hiç kimse bu kadar ileriyi göremiyordu. Erkekler arasında elektrik ve makine mühendisi olmak isteyip bunu hedefleyen insanlar vardı, ancak kızlar arasında hedefi olan tek bendim. Bunun her zaman en büyük avantajım olduğunu düşünüyorum.

“Sovyetleri bilim ve teknolojide alt etmeliydik”

– Sizi etkileyen biliminsanları, bilimkurgu karakterleri kimlerdi?

– Bana en çok yol gösteren kişi hep Fred Hoyle olmuştur. Ancak kitabı okumamın ardından fırlatılan Sputnik uydusu beni bütünüyle benden almıştır. İki açıdan etkilemiştir, birincisi elbette bilimsel olarak böyle bir şeyi başarabildiğimiz için insanlıkla gurur duymuştum. İkincisi ise biraz daha milliyetçi düşünerek, “Ruslar bilimde çok ileri, bizleri tepemizden dinliyorlar, radyomda onların uydusunun sesini duyuyorum. Biz İngilizler de bunu yapmalıyız” gibi bir bakış açısına bürünmem oldu. Bugün elbette bunun saçma olduğunu biliyorum, ancak o dönemde hem Birleşik Krallık hem de ABD aynı paniği yaşıyordu.O dönemde ABD’nin uzay programı başlatmasının temel motivasyonu, Sovyetlerden daha üstün teknolojik ve bilimsel altyapıya sahip olmak olmuştur. Çünkü biliyorduk ki 1957’de bizler uzaya uydu gönderemiyorduk. Yenilmiştik. Bu yüzden bir anda bütün devlet politikaları ile bütçeleri, uzay mühendisleri ve astrofizikçiler için ardına kadar açıldı.Ben bu etkilerin başlamasından çok daha önce kararımı vermiştim, ancak bu siyasi gerilimler sayesinde, ailemden de çok büyük destek aldım. Çünkü o dönemki hükümetlere göre Sovyetleri yakalamalı ve alt etmeliydik.

– Sovyet Döneminde pek çok fizikçi, keşfettiğiniz pulsarlar üzerine çalıştı. Bu insanlarla hiç iletişime geçtiniz mi ya da birlikte iş yaptınız mı?

– Sanmıyorum. Doğu Bloğu dünyaya o kadar kapalıydı ki, oradaki bilimsel gelişmeleri takip etmek bile oldukça güçtü. Yapılan çalışmalar Batı dünyasına yıllar sonra servis ediliyor, bunların Rusçadan tercüme edilip yayımlanması gerekiyordu. Böyle bir dönemde ortak iş yapmak neredeyse imkânsızdı. Pulsar çalışan Sovyet astrofizikçiler ile ancak uluslararası büyük kongrelerde buluşabiliyorduk. O tür bir toplantıda Zeldovich gibi büyük bir isim ile tanışma onuruna erişmiştim.(3)

– Soğuk savaş bitti. Bilime devletlerin desteğini kamçılayan böyle bir etki yok. Bilime olan ilgi yeniden nasıl arttırılabilir?

– Günümüzde sanayiye doğrudan ürün verebilen bilim dalları çok daha fazla destekleniyor. Daha hızlı akıllı telefon yapacak bir sistem üretiyorsanız, daha etkili güneş panelleri üretiyorsanız, para kazanıyorsunuz. Para sahibi insanlara ve hükümetlere bu çalışmaların teorik fiziğin ürünleri olduğunu öğretmek gerek. Fiziğin yapacağı yeni atılımın nereden geleceğini bilemiyoruz ve bilime bütçe ayırırken, sanayiye vereceği ürün bakımından kıyaslama yapmamalıyız. Ne yazık ki politikacılar her şeyin 4 yıl içinde bitmesini istedikleri için böyle şeylere zamanları yok.Bilim için harcanan kaynak insan zihnini geliştirmeye yapılan bir yatırımdır.

Popüler bilimdeki kimi sorunlar

Jocelyn Bell, pulsarları keşfettiği yıllarda, henüz genç bir biliminsanıyken.

– Halka bilim anlatmak bir biliminsanının sorumluluğu mudur? Halkla hiçbir alakası olmayan, ancak oldukça önemli bilimsel çalışmalar yapan bir biliminsanı eksik bir biliminsanı mıdır?

-Sana televizyon önüne sık sık çıkan ve halka yanlış bilgiler veren,kesinlikle halktan uzak tutulması gerektiğini düşündüğüm birçok isim söyleyebilirim.Bu açıdan bilimi popülerleştiren kişi olmak kolay iş değil, bu işi yapmayan ya da yapamayan biliminsanlarını suçlayamayız. Halkın anlayabileceği dile inebilen biliminsanları, eğer bu işte iyi olduklarını düşünüyor ve halk da bu insanları seviyorsa, bu insanlar popüler bilim yapmalı. Halkın gözünde biliminsanları asla Hıristiyan “ulema sınıfı” gibi bir yere gelmemeli. Sonuçta maaşlarımızı ve yaptığımız araştırmaların, kullandığımız aletlerin parasını vergileriyle ödeyen halka bizbiliminsanlarının borcudur bilim anlatmak. Ancak popüler bilimi herkesin yapmasına müsaade etmeyin, yoksa halk nezdinde bu tam bir felaket olur.

-Günümüz bilim camiasında kendilerini“bilim konuşmacısı” olarak nitelendiren biliminsanları var. Bu insanlar, halkla çok içli dışlı olmayan pek çok fizikçi tarafından sertçe eleştiriliyor çoğu zaman. Eleştirenler arasında bazen Nobel ödüllü fizikçiler bile olabiliyor. En sık dile getirilen eleştiri de, bu insanların bilimsel olarak çok az çalışma yaptıkları için biliminsanı olarak görülmemeleri gerektiği. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Popüler bilim yapan biliminsanlarının bilim gündemini takip etmeleri çok önemli. Popüler bilim gündemini kast etmiyorum, güncel akademik makaleleri kastediyorum. Ancak ben günümüz bilim kitaplarına ya da bilim şovlarına baktığımda, bu insanların çoğu zaman geri kaldıklarını görüyor ve üzülüyorum. Bana sorarsanız bilim konuşmacısı 15 yıldır bir makale bile yazmayan, üniversitedeki ofisine uğramayan, ama o radyo programından bu televizyon şovuna giden insanlara denmemeli. Bu insanlardan belki de daha az ünlü, ancak akademik çalışmalarını yürüten, bunu yaparken de popüler bilime katkı sağlayan insanlara denmeli. Çünkü yüzde 100 popüler bilim, yüzde 0 gerçek bilim yapan bir kişinin bilimsel güncelliği zaman içinde kaybolur ve akademideki yeri silinir. Halkın güvendiği insanlar olarak bilim konuşmacıları bu yüzden akademiden ayaklarını hiç kesmemeli.

– Oldukça verimli ve öğretici bir söyleşi oldu, ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz. Bizleri mutlu ettiniz.

– Ben teşekkür ederim.

Jocely Bell Burnell kimdir?

1943’de Kuzey İrlanda’da doğdu. 1965’de Glasgow Üniversitesi Fizik Bölümünü bitirdi. Cambridge Üniversitesi’ndeAnthony Hewish’in yanındakidoktora çalışmasında, gezegenlerarası kompakt radyo yıldızlarını inceledi. 1967’dekendi yaptıkları radyo teleskobununverilerini incelerken, düzenli sinyaller fark etti: Pulsarları keşfetmişti. “20. yüzyılın en önemli bilimsel keşiflerinden biri olarak kabul edilen” bu keşfe verilen Nobel ödülünü, ne yazık ki, Jocelyn Bell Burnell değil, doktora danışmanı Anthony Hewish aldı. Bu durum bilim dünyasında tartışmalara yol açmıştır. Ünlü İngiliz astronom Fred Hoyle, Nobel Ödülü’ne Bell Burnell’in de dahiledilmesi gerektiğini savunmuşsa da, durum değişmemiştir.

Bell Burnell 1968-1973 arasında Southampton Üniversitesi’nde, 1974-1982 arasında Londra Üniversitesi’nde ve 1982-1991 arasında Edinburgh Kraliyet Gözlemevi’nde çalışmıştır. 1973’ten 1987’ye kadar Açık Üniversite’de özel öğretmen,danışman,denetmen ve de öğretim üyesi olarak, 1991’den 2001’e kadar ise fizik profesörü olarak görev yapmıştır.

Bell Burnell 2007’de dame unvanını (İngiltere’de Kraliçe tarafından kadınlara verilen bu unvan, erkeklere verilen “Sir” unvanının eşleniğidir) kazanmıştır. 2002-2004 arasında Kraliyet Astronomi Topluluğu’nun 2008-2010 arasında Fizik Enstitüsü’nün başkanlığını yürütmüştür. 2014’te İskoçya’nın Akademisi olan Edinburgh Kraliyet Topluluğu’nun başkanı seçilen Bell, halen Oxford Üniversitesi’nde, “Gravitational Radiation” (Kütleçekimsel Radyasyon) başlıklı yüksek lisans dersini vermektedir. Bilimsel araştırmalarının ve yöneticiliğinin yanında, bilim eğitimi için ve bilim dünyasında kadınların daha çok sayıda ve etkili düzeyde yer almaları için yaptığı çalışmalarla da tanınır.

Hazırlayanın Dipnotları

1) Fred Hoyle, yıldızlarda ağır kimyasalların üretildiğini kanıtlayan, Dünya’ya yaşamın bir asteroid ile gelmiş olabileceği argümanı olan panspermia hipotezini ortaya atan İngiliz fizikçi.

2) Magnetarlar, aslında bir çeşit nötron yıldızıdır; ancak çok daha yüksek bir manyetik alana sahiptirler; içlerinde bulunan enerji de bu manyetik alandan üretilir. Bu tip gökcisimleri çok yüksek enerjili X-ışınları ve gama ışınları yayarlar. Bu açıdan günümüzde magnetarların kütleçekimsel dalgalar yaratabildiği düşünülmektedir ve LIGO açıklamalarının ardından bu alanda da daha çok insanın çalışmalar yapması beklenmektedir.

3) Yakov Borisovich Zerdoviç, Sovyetlerin atom bombasını üreten ekibinin başı olan ve kozmik arkaplan ışınımını teorize eden Sovyet nükleer fizikçisidir.