Ana sayfa Bilim Gündemi Kadınlar bilim akademilerinde de az temsil ediliyor

Kadınlar bilim akademilerinde de az temsil ediliyor

124
PAYLAŞ

admin

Kadınların üst düzey akademik çevrede temsiline ilişkin yapılan ilk küresel anket, kadınların dünyadaki bilimsel akademi üyelerinin sekizde birinden azını oluşturduğu gösteriyor. 29 Şubat’ta raporlanan, 2013-14 yıllarında Güney Afrika Bilim Akademisi (ASSAf) ve InterAcademy Partnership (IAP) tarafından 69 akademide yapılan ankette de kadın üyelerin sadece yüzde 12’lik kısmı oluşturduğu gösterilmişti. Küba Bilim Akademisi yüzde 27 ile en yüksek kadın üye oranına sahipken, Tanzanya Bilim Akademisi ve Polonya Bilim Akademisi yüzde 4 ile en düşük orana sahipti.

ASSAf’taki çalışmayı yürüten Dorothy Ngila, kadınların akademilerde yetersiz temsilinin önemini, bu tip organizasyonların hem rol model oluşturmaları hem de bilim politikasına yön vermeleri açısından önem arz ettiğini ifade ediyor. Ngila, “Panel ve raporlarının, dünyamızın çeşitliliğini yansıttığından emin olunmalıdır. Hükümete ekibinizin sadece yarısını kullanarak danışmanlık sağlayamazsınız” sözleriyle de bunu vurguluyor.

Bilim akademilerinin küresel bir ağı niteliğinde olan IAP’nin üyeleri üzerinde yapılan anket, türünün en kapsamlısı olmuştur. Ngila, “Göze batan sonuçlardan biri de akademilerin bu veriyi bilinçli bir şekilde toplamıyor oluşudur” diyerek, yine de tüm akademilerin kadınların katılımı üzerine veri toplamadığını ifade etmektedir ve kadınların akademilerdeki yetersiz temsili üzerine harekete geçmek için organizasyonların öncelikle ilgili kişileri rapor ve analiz etmelerinin gerekliliğini, bununla beraber mevcut verilerin önemli bir görüş sağladığını da söylemektedir. Örneğin, Orta ve Güney Amerika’daki akademiler kadın üye mevcudiyetinde 10 ulusal akademiden 6’sını oluşturarak en yüksek oranlara sahiptirler. Bu yüksek sayılar, bir anlamda bu akademilerden her birinin, Bilim İçin Kadın programının bir parçası olarak cinsiyet meseleleriyle ilgilenmek üzere atanmış bir üye bulundurmalarına atfedilebilir. Ngila, “Her akademinin kendi gidişatına göre rapor vermesi gibi bir beklenti mevcuttur, bu da hepsinin üzerinde bir baskı oluşturmaktadır” diyor.

Cinsiyet çeşitliliğiyle ilgilenen, Cambridge Üniversitesi’nden Athene Donald adındaki fizikçi, Royal Society’yi örnek göstererek, bir akademinin yalnızca, kadın aday adaylarının potansiyel aday havuzuna dahil olmaları konusunda cesaretlendirici ve açıkça ifade edilmiş bir amaca sahipse ilerleme kaydedebileceğini ve bu tip ölçütler olmadan sayıların “hızla yükselmeyeceğini” ifade etmiştir. Donald bir yandan da bir ulusal akademi üyesi olmanın prestij kazandırmasının söz konusu olduğunu, bu nedenle kadınların sistematik olarak seçilmeye daha az eğilimli oluşları, aynı zamanda politika ve eğitimde birtakım diğer önemli rollere geçirilmelerinin de aynı oranda daha az mümkün olacağını vurgulamaktadır. “Yani sonuçlar bireysel akademilerin çok daha ötesine geçmektedir” diye eklemektedir.

Genel olarak, incelenen akademilerin yalnızca yüzde 40’ının kadınların akademik faaliyetler içerisindeki temsiliyetlerinin artmasına dair bir politikası ya da stratejisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Donald’a göre bu oran “hayal kırıcı bir şekilde düşüktür.” Bu arada, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar danışmanlık hizmeti veren bir ulusal bilim akademileri konsorsiyumu olan InterAcademy Konseyinin 2006 yılında yayımladığı raporunda tavsiye edilmesine rağmen, akademilerin yalnızca üçte biri cinsiyet ya da çeşitlilik konularını ele alan bir komiteye sahiptir.

Düşük temsiliyet probleminin sistemin kendisinde yer aldığını ifade eden Donald, akademik hiyerarşinin birbirini izleyen her aşamasında temsiliyetin daha da azaldığını ifade ediyor. Raporun yazarları, her ülkedeki kadın araştırmacıların oranı ile akademilerdeki kadın temsiliyetini karşılaştırdıklarında, pozitif anlamda zayıf bir korelasyonla karşılaştılar.

Ngila, dünya çapında verilerin nasıl toplandığıyla ilgili yaşanan tutarsızlıkların sebebinin ise her ülkedeki kadın profesörlerin oranlarının birbirleriyle kıyaslanamıyor oluşundan kaynaklı olduğunu ifade ediyor. Bu bilgiler bize her ülkede uygun nitelikli kaç kadın adayın bulunduğuyla ilgili daha iyi fikirler verebilir. Nature, Avrupa ülkeleri için bu rakamları derledi. Ancak bir ülkedeki profesörlük oranıyla o ülkelerin akademilerindeki kadın yüzdesinin arasında küçük bir korelasyon olduğu ortaya çıktı. (sonuçlar gösterilmedi)

Araştırılan ülkelerin sadece bir tanesinde -Japonya Bilim Konseyi- ülke içerisindeki kadın araştırmacıların oranının genele oranla daha fazla olduğu görüldü.

Oslo and Akershus Uygulamalı Bilimler Üniversitesi rektörü ve Norveç’teki cinsiyet dengesi ve çeşitliliği araştırmaları komitesinin başında bulunan Curt Rice’e göre, daha fazla kadın üye atamak akademilerdeki kadın biliminsanlarının görünürlüğünü artıracak ve onların bilim alanındaki katkılarını yükseltmek konusunda iyi bir rol oynayacak. Akademilerin kadın temsiliyetini sadece artırmak konusunda değil, nasıl yapılacağı konusunda da bir perspektife sahip olmalarını gerektiğini ekleyen Rice, “Onların muhafazakârlığın temsilciliğini yapmak yerine, değişimin katalizörlüğünü üstlenecek sorumluluğu almalarını görmek istiyorum” dedi.

 

Çeviren: Erkin Öncan

İÜ Klasik Filoloji Bölümü

 

Kaynak: http://www.nature.com/news/women-under-represented-in-world-s-science-academies-1.19465