Ana sayfa 147. Sayı Marksist bir biliminsanının ardından

Marksist bir biliminsanının ardından

249
PAYLAŞ

Fulya Alikoç

Çok insan ölümüyle öğrendi Kenan Abi’nin Doğu Afrika’ya gidip hekimlik ettiğini. Meslektaşlarına  “sınırları tanımamak yetmez, aslolan onları ortadan kaldırmaktır” diyen bir 11. tez gibi şimdi hayatı. O hayat ki daha ben doğmadan tanıştığı “hayatlarında ilk kez bir beyaz gören, koca kafalı, şiş karınlı, çırpı bacaklı” Afrikalı çocuklarla bugün omuz omuza mücadele ettiği genç yoldaşları arasında bir süreklilik ve ilişkisellik abidesi gibi duruyor.

 

“Açıktır ki, tarih bilinci ve gelecek fikri olmadığında, esasta herhangi bir şeyi açıklamak mümkün olamaz; çünkü bir şeyi açıklayabilmek için, onu diğer şeylerle ilişkilendirmek; ve bu ilişkilerin özgünlüğünü anlayabilmek için de onu bütünlüğü ve tarihselliği içinde ele almak gerekir.”

(Kenan Ateş, Tarihte Bilim’in Türkçe Baskıya Önsöz’ünden, Evrensel Basım Yayın, 2008, s.24)

Yazma işiyle haşır neşir olanlar bilir, bir yazıyı en zor kılan başlangıcıdır. Ve en tıkanılan anda alıntıyla başlamak da en kolay olanıdır çoğu zaman. O’na “Doktor” diye hitap eden yoldaşları, “Hocam” diyen öğrencileri, ya da benim gibi “Kenan Abi” diyen genç mesai arkadaşları anlayacaktır; Kenan Ateş’in bir işi kolaylaştırdığı pek nadirdir. Size çok basit görünen herhangi bir şeyi haftalar, hatta aylarca tartışır; sonra bir bakarsınız süresini aylarla ifade ettiğiniz bir iş iki gün içinde çalışma masanızın üzerinde hazırdır. Aradaki fark nedir? Kenan Abi’nin ikna olmasıdır. Günlük hayatta kullandığımız herhangi bir metanın üretiminin saniyelerle, “akademik” bir makalenin üretiminin günlerle ifade edilebildiği bu “hızlı” çağda üretmek ve ürettiğini toplumun hizmetine sunmak ciddi bir süreçtir, kolay ikna olmamayı gerektirir. Yeni kendini hareket halindeki maddi gerçekle sınamalı, tarihsellik ve bütünsellik içerisinde hak ettiği yeri bulana kadar, bir yer hak ediyorsa eğer, Kenan Ateş’in akıl çemberinin dışında beklemelidir. Çünkü o çember, merkezine tarihsel ve diyalektik materyalizm pergeli yerleştirilerek çizilmiştir; üretimi başlı başına entelektüel ve maddi bir emek süreci olan bilimsel bilginin, şimdiki zamancılığın “güncellik düşkünlüğü”ne kurban edilmesine karşı bir kalkan işlevi görür, onun değişim değeri olan gündelik bilgiye indirgenmesine direnç gösterir.

Benim gibi, sosyal bilimlere kapitalizmin insanlık önüne koyduğu sorunlara çözüm bulma uğraşının araçlarından biri olarak bulaşmış sabırsız bir gencin bu kalkana çarpıp geri çekilmesi, kendini yenileyip o çemberin içine yeniden girme çabası her zaman öğretici oldu. Evrensel Basım Yayın’da Kenan Abi ile birlikte mesai yaptığımız bilim kurulunun her toplantısından önce aklımda bir fikir, önümde bir proje, elimde bir dosya… Ve birçoğunun hayat bulması için önemli bir koşul, Kenan Abi’nin ikna olması. Dediğim gibi, zor iştir, saatlerce sürecek ve çoğunlukla haftalara yayılacak tartışmalar demektir. Her toplantı benim için taranacak yeni bir literatür, uzayıp giden okuma listeleriyle son buldu. Birçok özelliğinin yanı sıra biliminsanı olan Marksist bir devrimciyle birlikte çalışmanın çoğu genç için zor bulunur öğreticiliği de buradaydı.

Akademide, geçtiğimiz yüzyılda sayısız alt disipline ayrılarak detaylı bir “uzmanlaşma” süreci yaşamış, bugün bu parçalılıkla baş edemeyip, bir yandan asıl ihtiyacı olan toplumu anlamada bütünsellik ilkesini reddetme inadını sürdüren, diğer yandan disiplinlerarasılık eğilimi eklektik bir seyirde güçlenen sosyal bilimlerin öğrencisiydim ben. Kendi alanımdaki ampirik çalışmaların mikro verileri çok şey anlatıyordu. Evrensel bağıntılar kurmak ve kapitalizmin kendi varlığını sürdürmek üzere yeniden yeniden ürettiği meşum olguları sistematik olarak açıklamak ve daha da önemlisi bunları değiştirmek dışında çok şey.

Öte yandan, doğa bilimlerinde, ortaçağ gericiliğine modern laboratuvar önlükleri giydiriliyor, yaratılışçılık ve akıllı tasarım kürsüleri bilim adına yeniden servis ediliyor, maddenin enerjiye, enerjinin maddeye dönüşümü esnasında kütle kazanan parçacıklarda Tanrı aranıyordu. Okültizmin maddenin var olduğu “ilk an”dan insanlığın geleceğine uzanan kehanetleri pek rağbet görüyordu. İşte, onlarca ülkede örgütlü, binlerce biliminsanı çalıştıran nükleer araştırma merkezlerinin bulgularını maniple ederek yayılan mistisizm ile kendi saha çalışmamda bizzat karşılaştığım, sadece bir sanayi kentinin birkaç bin nüfusluk mahallesindeki “Hindi Baba Tarikatı” arasındaki ilişkiselliği kurmaktı Kenan Abi ile yaptığımız.

Ne var ki bu ilişkiselliği kurmakla yetinmeyen, aslolanın onu değiştirmek olduğunu bilen bir okulun farklı yaş ve deneyimlerdeki öğrencileri oturuyordu bilim kurulu masasının etrafında. Çatışma kaçınılmazdı, üretken ve öğretici bir çatışma. Bugün Ortaçağ ile birlikte andığımız gericilik, belki de daha doğru bir ifade ile bilimdışılık kadar buna karşı çıkma iddiasıyla geliştirilen “postmodern” ya da “eleştirel” yaklaşımlara da kuşkuyla bakılmalıydı, aceleci olunmamalıydı. Bilimin kendisi ve tarihsel gelişim seyri de bilimsel analiz yöntemlerinden muaf olmamalı, diyalektik materyalizmin merceği buraya da tutulmalıydı. Kenan Abi’ye göre, örneğin, kökeni 2500 yıl öncesine dayanan evrim teorisinin karşısına konmaya çalışılan yaratılışçılık tezleri esasta bilimdışı olmanın yanı sıra ne kadar ideolojik ve politik bir tartışmanın konusuysa, bu eleştirel teorilerin de bir o kadar ideolojik ve politik bağlamları vardı. Tarihsizlik ve felsefesizlik hastalığına tutulmuş her “güncel” yaklaşım, iradi ya da kaçınılmaz olarak aklı hedef alır bir konuma düşebiliyor, irrasyonalizmi kutsar hale gelebiliyordu. Olguların tarih içerisindeki süreklilikleri ve kırılma anları, köhne olana karşı yeniye duyulan arzunun heyecanıyla bir çırpıda harcanamayacak kadar önemli kriterlerdi. Zaten, bizzat kendisinin de söylediği gibi, böylesi bir tarihsellik ve bütünlülükten yoksun olanın gelecek ufku da olanaklılık yoksulu olmaktan kaçınamıyordu.

Gelecekte sınıfsız toplum olanağını görmek için, tarihte sınıfsızlığa en yaklaşmış insan deneyimini koymuştuk masaya son günlerde. Sovyet deneyimine “bilimsel” sosyalizm deyişimiz lafügüzaf değildi elbette. Anti-komünist propagandanın söylem kirliliği içerisinde, Sovyet bilim tarihinin insanlığın böyle bir deneyimi yokmuşçasına gündemden düşürülmesine, deyim yerindeyse, “kafayı takmıştı”.

“Popüler bilim” mefhumu da kafayı taktığı başka bir meseleydi. Popülerlikle derdi vardı Kenan Abi’nin. Popüler bilim, ya saf ve yüksek bilimin “sıradan insanların anlayabileceği bir dilde” dolaşıma sokulması indirgemeciliğine denk geliyor ya da bilimsel bilgiyi doğrudan ticari bir yaklaşımla “çok satılır” etiketiyle metalaştırıyordu. “Popüler”e kendi gerçek anlamı geri kazandırılmalıydı; bilim zaten toplumsal işlevi olan bir uğraştı. Örneğin, bilim ve teknolojinin gelişim düzeyiyle insanların günde 12-16 saat çalışmak zorunda oluşu arasındaki çelişki toplumun sorunu haline getirilmeli ve ortadan kaldırılmalıydı. Bu nedenledir ki, geçtiğimiz yıl patlak veren Metal Direnişi ta en başından beri Evrensel Basım Yayın’ın bilim kurulunun gündeminde oldu. Daha gençlik yıllarında babasının fabrikasındaki işçileri babasına karşı örgütleyen devrimci bir biliminsanının emek verdiği bir kuruldan da daha azını beklemek olmaz.

Marksizm, ya da daha isabetli ifade edecek olursak, bilimsel sosyalizm, kendisini benimseyen insanlara bilgiyi ve düşünceyi atomize edip sadece bir alanında “uzmanlaşma”, ürettiği bilgi ve düşünceyi, eylediği eylemi maddi-somut gerçekliğe dayandırmama, anı dondurup hareketi yok sayma, teoriyi ve pratiği birbirinden ayrı tutma lüksü tanımaz. Kendisini benimseyeni “çok yönlü”, ya da bana daha doğru gelen bir ifadeyle “tam insan” olmaya, fikir ve eylemlerini yakınsatmaya zorlar. Kenan Ateş, bu zorunluluğun özgürleştirdiği insanlardan biriydi. Çok insan ölümüyle öğrendi Doğu Afrika’ya gidip hekimlik ettiğini. Meslektaşlarına  “sınırları tanımamak yetmez, aslolan onları ortadan kaldırmaktır” diyen bir 11. tez gibi şimdi hayatı. O hayat ki daha ben doğmadan tanıştığı “hayatlarında ilk kez bir beyaz gören, koca kafalı, şiş karınlı, çırpı bacaklı” Afrikalı çocuklarla bugün omuz omuza mücadele ettiği genç yoldaşları arasında bir süreklilik ve ilişkisellik abidesi gibi duruyor şimdi.