Ana sayfa 148. Sayı Bir fikir adamının ölümü

Bir fikir adamının ölümü

250
PAYLAŞ

Behçet Necatigil

Türk kültür hayatı bir felsefeciyi daha yitirdi. 1950-1955 yıllarında İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi’nde birlikte çalıştığımız Dr. Ziya Somar bu felsefeci. Ziya Somar, ders kitaplarının dar dörtgeni içinde kalmayan, derslerini ve sohbetlerini renkli, şaşırtıcı buluşlarla yüklü artistik bir yaratma biçimine dönüştürmede usta bir öğretmendi. Öğrencilerinin, dostlarının belleğinde daima canlı bir anı olarak kalmasının nedeni, dikkat ve merakı hiç gevşetmeyen bir kültür birikimiyle rahat, dolu, ilginç konuşmalarında aranmalıdır. O bir kalıp, bir dogma adamı değil, bilgilerini akışkan hayata aktarırken onlara geniş boyutlar katmasını bilen bir aydındı. Felsefe ve edebiyat arasındaki bağları vurgular, bağlamlar kurar; aklın, sezginin, yöntemin hakkını verir ve bu bolluk içinde kendini dağıttığı da olurdu. Konuşmaları, tartışmaları bir çağlayan gibi akardı boyuna.

Kabataş Erkek Lisesi’nin ek yapılarından birindeki odasına girdiniz mi kendinizi döşemeden tavana yığın yığın ve kullanılmaktan yıpranmış kitap dizilerinin arasında şaşkın, çaresiz hisseder, dakikalar ilerledikçe dirilir ve Somar’ın büyülü havasında ısınırdınız. İncelemelerini, çevirilerini bastıramayıştan gelen hırçınlıklar altında, iç aydınlığı olan, iyimser bir adamdı Somar. Üzüntülü kimseleri neşelendirmesini bilir, sofralarda sanatın, edebiyatın eşliğinde güler yüzlü, konuşkan olunsun isterdi.

Eserleri arasında Yakın Çağların Fikir ve Edebiyat Tarihimizde İzmir, Somar’ın büyük tasarılarından biriydi. Kendi olanaklarıyla ancak (uzun süre sık sık okuduğum, okuttuğum) birinci cildini bastırabildiği ve Halit Ziya’nın İzmir yılları, İzmir’de yazdığı eserleri, İzmir’deki çevresi üzerine araştırması, Somar’ın edebiyat ve fikir tarihimizde ilginç, yetkin eserlerinden sadece bir tanesidir. Bu monografinin tamamı, sonra Mehmet Emin Yurdakul ve Halide Edip Adıvar üzerine yazdıkları kitaplaşamadan kaldı. Dosya dosya tamamlanmış, tamamlanmak üzere eserlerini ara-sıra çıkarıp gösterdikçe acı bir gülüşle güler, sonra her zamanki neşesine dönerdi.

Değerli dostum 26 Kasım 1978 pazar günü, kısa bir hastalıktan sonra ölüm yolculuğuna çıktı, onu 28 Kasım Salı Erenköy Sahrâyıcedit mezarlığında, çok gençken bir deniz kâzasında ölmüş oğlunun yanına gömdük ve anılar fanusunda titreşen parıltılara dalarak gündelik hayatımıza döndük.

29 Ekim 1970’de bir ziyaretimizde bana el yazısıyla yaşamöyküsünü vermişti. Ömrünü felsefe ve edebiyata adamış bir fikir adamının, değeri ilk kaynak olmaktan gelen bu belgesinin yayın yeri elbette Felsefe Dergisi olmalıdır:

Kendi kaleminden yaşam öyküsü

“Ziya Somar. Doğum yeri: Yanya, yılı: 1906. İlk, orta ve lise öğrenimini Bursa lisesinde yapmış, son sınıfı Konya lisesinde bitirmiştir. Üniversiteyi, İstanbul Darülfünunu Felsefe şubesinde tamamlamış, oradan 1929’da diploma alarak, sırasıyla Konya, Sivas, Erzurum, Edirne ve İzmir liselerinde felsefe ve edebiyat öğretmenliği yapmıştır. 1948’de İstanbul Üniversitesinde ‘Türk Felsefe Düşüncesinde İdealist Akım ve Mehmet İzzet’ üzerine bir doktora tezi ile felsefe doktorluğunu kazanmış, fakat tezini bastıramamıştır.

“1950’den 1963’e kadar İstanbul’da Kabataş Erkek, Haydarpaşa, Erenköy Kız ve Galatasaray liselerinde felsefe öğretmenliğinde bulunmuş, 1963-1965 yıllarında da Erzurum Atatürk Üniversitesi Felsefe öğretim görevlisi olmuştur. 1969 yılında İstanbul Galatasaray Lisesi’nden emekliliğini istemiştir.

“Çıkan eserleri: Bergson Hayatı ve Felsefesi, İlmi Felsefe (Reichenbach’tan tercüme), Yakın Çağların Fikir ve Edebiyat Tarihimizde İzmir (cilt 1, 1944), Bir Şehrin ve Bir Adamın Tarihi: Tevfik Nevzat (1948).

“Yazılmış ve Basılmamış Eserlerinden Bazıları: Sokrates ve Ölümsüzlüğün Apolojisi, Felsefe ve Aşk: Abelard ve Heloise, Felsefe ve Cinnet: Schopenhauer, Nietzsche ve Ahlaksızlığın Ahlakı, Alain: Felsefe Adamı ve Öğretmen, Bizde ve Dünyada Anarşizm ve Anarşistler (iki cilt), Baha Tevfik ve Fikir Hayatımızda Bunalım, Jaures: İnsan ve Sosyalizm, Mehmet Emin: Türk Şairi ve Türk’ün Sazı ve başkaları.”
Anısı önünde saygıyla eğiliriz.

(Felsefe Dergisi, Sayı: 6, Ocak-Şubat-Mart 1979, İstanbul, s.140-142.)