Ana sayfa 148. Sayı Bu bir Yalçın Küçük ansiklopedisidir

Bu bir Yalçın Küçük ansiklopedisidir

274
PAYLAŞ

Ogan Güner

Yalçın Küçük’ün bir kitabı üzerine yazmak aynı zamanda Yalçın Küçük’ü de yazmak anlamına geliyor. Söz konusu Yalçın Küçük olduğunda, yazar ile kitabı arasına nesnel sınırlar çekmek mümkün değil çünkü. Üstelik Yalçın Küçük sadece kitaplarında değil, ürettiği her şeyde kendini de yeniden üretiyor. İster televizyon programında olsun, ister Silivri Cezaevi’nin önünde, ister hâkim karşısında… O her daim yumruğuyla havayı döverek muazzam bir zihinsel tornado eşliğinde bize bir şeyler söylüyor. Kimi zaman “Yuh artık” diyoruz, kimi zaman “Hadi ya”… Ama kulak kabartmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Vardır elbet bir hikmeti. O yüzden Çıkış serisi üzerine yazarken öncelikle Yalçın Küçük’ü de yeniden okumamız gerektiğine inanıyorum.

Bir performer olarak Yalçın Küçük…

Yalçın Küçük’ü öncelikle bir performer olarak okuyabiliriz. Bulunduğu her ortamda kendi sahnesini yaratma kabiliyeti var. Yalçın Küçük için all the world’s a stage. Üstelik tarihi bir sahne. Bunun bilincinde olarak sahneye çıkma fırsatını her yakaladığında, döne döne, vura vura bize bir şeyler söylüyor. Yalçın Küçük’ün bu performansında, geleneğimizde de envai çeşidi bulunan bir hiciv hâkim. Düşünsenize, Silivri Mahkemesi’nde Yalçın Küçük’ün savunma metinlerini dinlemek zorunda kalan mahkeme heyeti, nasıl bir tarihi aşağılanmaya maruz kaldıklarını bile anlayamamıştır muhtemelen. Bu hiciv değil de nedir? Bir de buna eser miktar istihza eklenince Yalçın Küçük’ün performansı bir entertainment değeri (tıpkı İlber Ortaylı’da olduğu gibi) de kazanıyor. Etkisi entelektüel çevrenin dışına çıkıyor ve kitleselleşiyor. İşte bu performer yeteneği sayesindedir ki, Yalçın Küçük, kalpağı ve kırmızı atkısıyla popüler kültür hafızamızda yerini çoktan almış durumda. Televizyon kameralarına savurduğu “bomba”ları YouTube’da izlendikçe izleniyor hâlâ. Yalçın Küçük bunu severek yapıyor, başarısının sebebi de bu. Yalçın Küçük’ün Yalçın Küçük’ü oynadığı anlar bile olabilir. Öylesine taşkın ve coşkun sahneler yaratıyor ki kulağını tıkayanlar çok şey kaçırıyor.

Ana akım sol ve liberal entelijansiyanın bu performanslarını bahane ederek Yalçın Küçük’ü neredeyse meczup ilan etmesi de görülmesi ve tartışılması gereken bir olgu. Oysa bu Yalçın Küçük’e kulak tıkamak için icat edilmiş bir yöntem. Yalçın Küçük onları rahatsız ediyor, çünkü onu bir kalıba sokmakta zorlanıyorlar. Ulusalcı desen onlarla da kavga ediyor. Ortodoks solcu desen onlarla da kavga ediyor. Yalçın Küçük kendi başına bir akım, üstelik tek başına bir örgüt gibi davranıyor. Sürekli dürtüyor, sürekli rahatsız ediyor, sürekli parmaklıyor. Entelijansiyanın Yalçın Küçük’e katlanamamasının sebebi bu. O yüzden kendisine meczup deyip onu unutabileceklerini ve unutturabileceklerini sanıyorlar.

Yalçın Küçük’ün popüler medyadaki performansları doğası gereği bugüne odaklı. Praksisi an be an didikliyor, lime lime ediyor, olanı biteni kendi süzgecinden kayda döküyor. Çıkış serisi de en basit anlamıyla bu kayıtların derlemesi olarak tanımlanabilir. Ama kendisi bu seriye Ansiklopedi tanımını koymuş; “cahiliyeye panzehir” olarak kurulmuş bir Ansiklopedi. Güncel olanın kaydını tutmaktan öte, sonraya aktarılmak üzere tabletleştirilmiş nesnel bir bilgi derlemesi ile mi karşı karşıyayız? Bunlar hep Yalçın Küçük’ün okurlara hediye ettiği minik zekâ oyunları, çünkü Çıkış olsa olsa öznel bir ansiklopedi olabilir ancak. Bir Yalçın Küçük Ansiklopedisi. Dağınık, daldan dala atlayan, Yalçın Küçük alamet-i farikası stiliyle bir ansiklopedi denemesine girişmek ancak Yalçın Küçük’ün aklına gelebilirdi. Kendisinin “deli kızın bohçası” diye tanımladığı bir önceki Çöküş serisiyle kıyaslandığında, Çıkış serisinde bu dağınıklığın giderek bir yazma ve okuma biçimi haline dönüştürüldüğü söylenebilir. Tutuklandığında arşivinden çıkarılıp el konan ve yasa gereği hepsinin altına “benimdir” diye imza atması gerektiğinden, on yıllardır biriktirdiği on binlerce hafıza kartını haftalar boyunca tekrar okumak durumunda kalan Yalçın Küçük’ün zihninde bir tür maceraya çıkıyoruz sanki. Birbiriyle alakasız gibi görünen ama Yalçın Küçük frekansıyla hepsi birbiriyle ilişkilendiren alıntılar, kutular, eski yazılar ile hyperlink metinler serisinin içine çekiliyorsunuz her iki kitap boyunca.

Bu hyperlink metinleri okuyabilmek için Yalçın Küçük frekansına girmek gibi bir şart var. Bu sorgulayan bir zihnin ama özelde Yalçın Küçük’ün zihninin farklı olgular arasında nasıl bağlantılar kurduğuna dair bir metot gerektiriyor. Yalçın Küçük de bunun farkında olmalı ki, 1. kitabın “Am I A Marxist aynı anlama gelmek üzere Am I A Materialist?” başlıklı makalesinde kendi düşünme ve sorgulama metodunun detaylarını, neredeyse bir lecture halinde sunuyor. Bu makaleyi okudukça fark ediyoruz ki Yalçın Küçük appearance’ların ardındaki essence’ın peşinde hep. Kendisinin “somut bakma bataklığı” (Çıkış, 1. Kitap, s.192) dediği appearance dünyasının onu hiç heyecanlandırmadığını itiraf ediyor. Galiba Yalçın Küçük’ü nev-i şahsına münhasır bir düşünce adamı yapan da, peşinde koştuğu bu sıra dışı diyar. Marks’a atfen bahsettiği essence peşinde koşma macerası iki temel özelik kazandırıyor Yalçın Küçük’e:

Birincisi, düzyazıda sıkça rastlanmayan, artık Yalçın Küçük’ün alamet-i farikası sayılan bilinç akışı tekniği. Cümleden cümleye zaman ve konu değiştirebilen, bağlantısız görünen olgular arasında derinde yatan ilişkiler arayan ve mutlaka ama mutlaka bunları tarihsel bir perspektif içinde konumlandırmayla sonuçlanan bir üslup bu. İçine girmesi hiç de dışarıdan görüldüğü kadar kolay değil, ama keyifli ve derler ya hani: zihin açıcı. Çıkış, bu tekniğin bilinçli bir şekilde iyice zorlandığı bir örnek sayılabilir.

Yine bu bilinç akışı tekniğiyle bağlantılı ikinci özelik ise Yalçın Küçük’ün köklerinin sanıldığı gibi siyaset alanında değil kültür alanında yatıyor olması. Bu onun söylediklerinin anlaşılmasını daha zor kılmakla birlikte, söylediklerinin önemini daha da artırıyor. Yalçın Küçük için siyaset kendinden menkul bir alan değil, kültürün içinde biçimlenen bir pratik. Bu yüzden disiplinler arasında gezinmek bir üsluptan ziyade bir yöntem. Yalçın Küçük’ün kantarında Marks’ın ağırlığı neyse Shakespeare’in de, biriktirdiği magazin kupürlerinin de ağırlığı aynı… Yazdıklarının temel amacı yalıtılmış bir siyaset alanını değil, praksisi analiz etmek. Salt doğruyu değil, essence’ı aramak yazdıklarının ana dürtüsü denebilir.

Bir Ronin olarak Yalçın Küçük…

Bunları söyledikten sonra, ana akım sol ve liberal entelijansiyanın Yalçın Küçük’ten haz etmemesinin tek nedenini onun kategori dışı oluşuna indirmek haksızlık olur elbette. Burada daha derin ve uzlaşmaz sebepler arıyoruz haklı olarak. Buluyoruz da…

Yalçın Küçük deyim yerindeyse bir ronin olarak duruyor düşünce hayatımızda. Efendisiz, kimseye eyvallahı olmayan bir birey… Hayatının ciddi bir bölümünü hapishanelerde geçirmesine rağmen susturulamayan, susmayan bir ve kendi başına bir örgüt gibi davranan yalnız bir savaşçı… Onu siyasi kategorilerden bağımsız kılan, ele avuca sığmayan, kelebek gibi dans edip arı gibi sokan karakteri de ronin’liğinden geliyor desek abartmış olur muyuz? Olmayız.

Ronin, bugünün katlanabildiği bir imge değil, çünkü günümüz Türkiye entelijansiyasının karakteri 19. yüzyıla has meydan savaşları ile biçimlendirilmiş durumda. Bu düşünsel ortamda ancak cephelerin karşılıklı ve somut bir karşıtlık içinde olduğu durumlarda tartışmak mümkün. Tarafların karmaşıklaştığı, mevzilerin silikleştiği, bireysel inisiyatiflerin toplu eylemlerden daha etkin olduğu kozmopolitik bir düşünce ortamında Türkiye entelijansiyasının donanımı yetersiz, sınırlı ve işlevsiz kalıyor. Bu yüzden ronin iyi bir hasım değil. Fazla hareketli, fazla agresif ve fazla bireysel addediliyor. Ronin’e meczup demek en kestirme ve en kaçamak yol.

Ama bu da yetmez. Yalçın Küçük, ana akım sol ve liberal düşüncenin üzerine oturduğu üç temel kavram ve olguya karşı kıyasıya bir muhalefet yürütüyor: Devlet, Kürt Hareketi/PKK ve Tarih. Neredeyse denebilir ki, bu üç kavram etrafında oluşmuş kategorik büyük uzlaşı olmasa, Türkiye entelijansiyası varlık sebebini kaybedebilir ve dağıtım kanallarından dışlanabilir. Yalçın Küçük her tür dışlanmayı göze almış ve yine de kendi dağıtım kanallarını oluşturmayı başarmış bir ronin olarak duruyor karşımızda. Çıkış kitabındaki makaleler de bu üç kavramsal hattı devam ettiriyor. Detaylarına bu yazıda girmek nafile olur, ama tarih kavramı konusundaki uzlaşmazlığın altını çizmek gerekiyor.

Türk solunun bir temsilcisi olarak Yalçın Küçük…

Yalçın Küçük ne derseniz deyin Türk solu tarihinin önemli temsilcilerinden biridir. ’50’lerin sonundan itibaren yarım yüzyıldır Türk solunun bütün önemli oluşumlarının içinde bulunmuş, düşünce ve eylem üretmiş (Çıkış, 2. Kitapta hikâyesini anlattığı Aydınlar Bildirisi gibi) bir şahsiyettir. Ve günümüz olgularına eğilirken bu tarihsel merceği hiç ihmal etmiyor. Ve because he is a Marxist, Türk solu tarihinin derinliklerinden döverek yonttuğu kılıcıyla saldırıyor entelijansiyaya. İşte bu, Yalçın Küçük’ün bir meczup olarak damgalanmaya çalışılmasının en önemli sebebidir. Yalçın Küçük’ün tarihsel merceğinde gerçeklik olarak gördüğü şeyleri, entelijansiya bir heyula olarak görmek eğiliminde. Günümüz entelijansiyası, varlığını, kendini tarihten muaf kabul etmesiyle garanti altına almaktadır. Aksi halde varlığına izin verilmezdi. Eğer bu heyulayı, yani Türk sol tarihini ve dolayısıyla Türk modernite tarihini ciddiye alacak olursa, onunla hesaplaşmak zorunda kalacaktır. Ve bu hesaplaşmadan mağlup çıkma ihtimali hayli yüksektir. Bunun yerine tarihi sadece bir baskı geleneğinden ibaret kılarak vulgar ve üstünkörü bir paket haline getirerek (çünkü bu tarih bir product olarak sunulmaktadır önümüze), evrensel kabul ettikleri birtakım kavramlar eşliğinde, tarihdışı, kendinden menkul bir sol rezidans inşa etmektedirler. Yalçın Küçük’ün dillendirdiği heyulayı görmemek en çok işlerine gelen şeydir.

Yalçın Küçük için tarih, devingen ve pozisyonların olgular karşısında değişebildiği, lineer olmayan bir kavram olarak görürken (sürekli tekrarladığı “Biz sosyalisttik, AKP bizi tekrar Kemalist yaptı” bunun en basit ifadesidir), entelijansiya için tarih sabit bir özden ibarettir. Ne olgular onu değiştirebilir, ne de olgular karşısında tarihsel pozisyon değişiklikleri mümkündür. Ütopik ve aslında bilimdışı bir tarih anlayışı ile bugünü yargılamak ve yarını kurmak ancak tarihi dışlamakla olasıdır. Yalçın Küçük ise Türk modernite tarihini bir turnusol kâğıdı gibi bugünün girdabına uygulayıp duruyor.

Bu yüzden sadece Yalçın Küçük’ün kendi yazdıklarına değil, Çıkış’ın her iki kitabında da“Yazarlarımız Var” ve “Türkiye’de Aydınlar Var” başlıklı bölümlerde adı anılan Zafer Toprak, Korkut Boratav ve Taner Timur gibi isimleri de bu tarihsel perspektifte birer okuma tavsiyeleri olarak ciddiye almak zorundayız. Bu isimlerin içinde özelikle Zafer Toprak ve kitapları Çıkış’ın birkaç makalesinin belkemiğini oluşturuyor.

Peki Çıkış’ta Onomastique ve Sabetayizm var mı? Elbette var. Yalçın Küçük paralel olarak birkaç disiplini, birkac leitmotiv’i sürekli yanında taşıyor. Kimi yargılar, cümleler ve hatta pasajlar birçok makalesinde tekrarlanıyor. Bir yazarın söylediği her şeye inanmak zorunda hisseden bir okuyucu değilseniz, bu kasırgadan keyif almanız bile mümkün. Dahası popüler medyada çokça yer alan bu leitmotiv’lerin ardında Yalçın Küçük’ün asıl tezlerinin yeterince duyulamadığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Yalçın Küçük’ün performanslarının popülerlik adına feda ettiği asıl tezleri için sadece seyretmek değil, okumak zorundayız kendisini.

Çıkış’ın 2. Kitabında yer alan Deniz Hakan’ın, Ahlak Teorisine Dönüş başlığı altındaki “Artık Demokrat ve Ahlaksız Adamlarız” makalesi ile Okan İrtem’in “Çok Dinli Doğum: Osmanlı” makalesi de özellikle anılmalı. Bu iki makale sayesinde, Yalçın Küçük imzası taşısalar da Çıkış kitapları bir ekip emeği ve tadı taşıyor. Bir örgüt işi.

Sonuç olarak Çıkış, Yalçın Küçük’ün tarih sahnesinde tuttuğu günlükler gibi okunabilir. Bu günlüğün içindeki bugün ve Yalçın Küçük belleğindeki tüm bir tarih yekpare bir zamandır. Yalçın Küçük kitaptaki Aziz Nesin ile olan anekdottaki gibi “…nın değdiği her yeri tarihi” kabul edecek kadar bireyci ve “işi indirmek ve kaldırmak olan gençleri bekliyorum” diyecek kadar halkçıdır. Pusulaya etki eden önemli bir manyetik alandır. Buradayız.

– Çıkış Ansiklopedi 1 – 2, Yalçın Küçük, Tekin Yayınevi, 1. Kitap (Eylül 2015, 336 s.), 2. Kitap (Kasım 2015, 424 s.)