Ana sayfa 149. Sayı Bizim mahallenin ilk 11’i

Bizim mahallenin ilk 11’i

234
PAYLAŞ

Teknik Direktör: Cesar Luis Menotti. Futbolcular: Şenol Güneş, Oleguer Presas, Javier Zanetti, Jamie Carragher, Ivan Ergic, Javier Poves Gomez, Socrates, Metin Kurt, Michael Bradley, Carlos Caszely, Cristiano Lucarelli.

Bu listeye solcu futbolcular listesi diyebilmek zor değil. Ancak aşağıda adı geçen futbolcuları sadece solcu olarak nitelemek yerine, sadece futbolu düşünen futbolcular olmadıklarını söylemek daha doğru olur. Zaten takımın hocası olarak söz ettiğimiz Cesar Luis Menotti de böyle bir takım kurulmasını isterdi. Sadece futboldan anlayan futboldan da anlamazdı ona göre. Seçili 11’de yer alan oyuncuların her biri futbolda olduğu gibi bulundukları yerlerden dünyaya farklı açılardan bakıyorlar. Ancak gerçekleşebilmesi için mücadelesini verdikleri yaşam felsefesi aynı.

Cesar Luis Menotti: “Benim yetenekli futbolcularım, diktatörlüğün taktiğini ve sistemin terörünü alt ettiler.”

Teknik Direktör: Cesar Luis Menotti / Arjantin

Güney Amerika’nın diktatörlük yönetimlerinden başını kaldıramadığı yıllardı. 1978’de Arjantin General Videla’nın hükümdarlığında ev sahipliği yapılan Dünya Kupası için yoksul mahallelerin etrafları duvarlarla örülüyordu. O mahallelerden çıkan çocuklardan oluşan Arjantin Milli Takımı şampiyonluğa doğru emin adımlarla yürüyordu. Videla, ülkede sorun yaşanmadığına dair, “Barışın, özgürlüğün ve adaletin ülkesine hoş geldiniz” cümleleriyle dünyaya mesajını iletiyordu. Ancak iki yıldan beri ülkenin birçok muhalifi ‘kayıp’tı.

Tangocuların teknik direktörü Cesar Luis Menotti takımı finale taşırken, “Biz ordunun şeref tribünü için değil, insanlar için futbol oynuyoruz. Askeri diktatörlüğü değil, özgürlüğü savunuyoruz…” sözleriyle oyuncularını telkin ediyordu. Finalde 3-1 kazanan Arjantin’in hocası Menotti kupa seremonisinde Videla’nın elini sıkmadı ve sonraki röportajlarında, “Benim yetenekli futbolcularım, diktatörlüğün taktiğini ve sistemin terörünü alt ettiler” demeçleriyle Videla’yı ve askeri rejimi eleştirmekten geri çekmiyordu kendini.

Futbolun işçi sınıfının oyunu olduğunu ve tüketim aracı olmasıyla birlikte kapitalist bir ürüne dönüştüğüne dair söyledikleri birçoklarının futbola bakışını da değiştirmiştir. Futbol oyun stillerini sağcı futbol ve solcu futbol olarak iki farklı teoriyle açıklar Menotti: “Sağcı futbol sonuç odaklıdır, galibiyet uğruna futbolcular askere dönüşmüştür. Solcu futbol ise birlikte keyif alarak oynanarak elde edilen yaşama sevincinin dışavurumudur.”

Şenol Güneş: “Gençliğe ‘kafanı kaldır’ dememiz lazım ama sen kafayı bastırıyorsun!”

Şenol Güneş / Türkiye

Kalecilik yalnızlıktır. Takım 11 kişidir ama rakip yarı alanda hakimiyet kurduğunda geride kalan, eğer rakip ani bir atak yaparsa 3-4 pozisyon ötesini tahayyül ederek nasıl karşılanacağına dair taktikler verendir. Geriden oyunu kurandır. Takımın içindedir ama takıma uzaktan bakar. Takımının çerçevesini korur ama oyundaki geniş çerçeveyi görür.

Şenol Güneş bir kaleci olarak da teknik direktör olarak da farkını her zaman ortaya koydu. Belli bir ideolojiyi savunduğunu açık açık söylemese de içinden geldiği halka sırtını dönmeyip oradan kopmaması onu farklı kılan özelliğiydi. Kalecilik yaptığı dönemde maçlara, Zonguldaklı maden işçilerinin çalışırken neler hissettiğini daha iyi anlayabilmek için onların eldivenlerini giyerek çıkması eşine rastlanılamayacak bir davranış.

Teknik direktörlüğü sırasında da yaptığı açıklamalar, özellikle de son olarak Socrates dergisine verdiği röportajdaki sözleri ülke futbol ortamında bir vaha niteliği taşıyor:

“Gezi olaylarında bir hata yapıldı. Genç bir nesil, oraya düşüncesini söylemeye gitti, bir şeyler yapmak istedi. Kimlik arayışındaydı. Ve bu doğru bir kimlik arayışıydı ama olay siyasi tarafa çekildi. Hükümet onların önünü kesti. Bence o noktada hata yapıldı. O gençlik fikrini söyleme hakkını kullanmalıydı. Biz futbolcuya, “kafanı kaldır, önünü gör” deriz. Gençliğe ne diyeceğiz? Yine “kafanı kaldır” dememiz lazım ama sen kafayı bastırıyorsun! Bastırmayla gelişme olur mu?”

Oleguer Presas: Yazdığı kitapta antifaşizm ve İspanya Hükümeti’nin Körfez Savaşı’ndaki olumsuz rolünden söz etti.

Oleguer Presas / Katalonya

Barcelona futbol takımının ekolleşme yolunda ilk adımlarını attığı yıllarda takımdaki Oleguer, sadece oyunu ile konuşulmuyordu. Şehrin en önemli üniversitelerinden biri olan Autonomous Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 2006’da bir kitap yayımladı. Kitapta antifaşizm ve İspanya Hükümeti’nin Körfez Savaşı’ndaki rolünden söz etmesi ve eleştirmesi bir hayli konuşuldu.

Katalonya’nın en büyük ikinci büyük şehri Sabadell’de 1980’de doğan Oleguer, kendini her zaman Katalon olarak niteledi, İspanya Milli Takımı’ndan gelen teklifi bu nedenle reddetti ve Katalon Milli Takımı’nın formasını giydi. Baskça yayımlanan Berria gazetesi için yazdığı İspanya devletinin geçerliliği, içinde bulunulan yasal süreçleri ve ETA üyesi Inaki de Juana’nın açlık grevi yaptığı sırada uygulanan adalet sistemini eleştiren yazı kulüpte tartışma konusu olmuştu. Başkan Laporta ve Teknik Direktör Rijkaard bu yazıyı tasvip etmedi. Bireysel sponsorları geri çekildi. Onun buna yanıtı ise, “Beni en çok üzen şey, insanların yazdıklarımı gerçekten okumamış olması oldu. Eğer okuyup akıllıca eleştiriler getirselerdi bunları kabul ederdim.” oldu.

2010’da Ajax takımına transfer olurken veda mektubunda “Söylediklerim çoğu zaman kargaşa yaratmak için çarpıtıldı. Ben her zaman içinde bulunduğum toplumun gelişmesi, yaşanan eşitsizlik, haksızlık gibi sorunların çözülmesi için kendimi ifade ettim.” sözlerine yer verdi. Ajax’ta oynadığı dönemde de 2010 yılında halkın kullandığı işgal evlerinin özelleştirilmesine karşı yapılan eylemde sokaklardaydı.

Javier Zanetti: “Zapatistaların ruhunda yaşam bulan ilke ve idealleri aynen paylaştığımızdan eminiz.”

Javier Zanetti / Arjantin

Meksika’daki Zapatistalar futbol tutkusuyla dünyaya nam saldıkları dönemde, EZLN (Ejército Zapatista de Liberacion) ismini verdikleri takımlarıyla Meksika futbolu yıldızlarına karşı maça çıkmışlardı. Anonim olmayı neredeyse birinci prensip edinen Zapatistalar kar maskelerini çıkarmadan oynadıkları maçta 5-3 yenilmişlerdi.

2004’te Mayıs ayında Arjantinli futbolcu Javier Zanetti, oynadığı kulüp Inter’in resmi katkısıyla Zapatistalar bir mektup yazarak 2500 Euro maddi destek yolladı. Mektupta şu sözlere yer veriyordu: “Zapatistaların ruhunda yaşam bulan ilke ve idealleri aynen paylaştığımızdan eminiz. Bizler daha iyi, küreselleşmeyen bir dünyaya inanıyoruz. Öyle bir dünya ki farklı kültürlerde zenginliğini bulan bir dünya. Bu sebeple sizin kendi aslınız ve idealleriniz için verdiğiniz mücadelede sizleri desteklemeye karar verdik.”

1908 yılında farklı ülkelerin futbolcularının bir arada oynayabilmesi için kurulan Internazionale takımı belki de yıllar sonra Arjantinli bir futbolcunun önderliğinde gerçek amacına ulaşıyor ve bu amaç uğrunda yürüyenleri de destekliyordu. EZLN takımı ile Zanetti önderliğinde kurulacak bir yıldızlar topluluğunun 2005 yılı sonunda bir destek maçı organize etme girişiminde de bulunuldu ancak hayata geçmedi.

Zanetti futbolu bıraktıktan sonra da Arjantin’de eşiyle birlikte çocuklara yönelik çalışmalar yapan bir yardım vakfını yönetiyor.

Jamie Carragher: İşçi sınıfından gelen biri olarak yeni jenerasyonun yaşadığı sıkıntıların çözülmesini istiyordu.

Jamie Carragher / İngiltere

İşçi sınıfının önemli bir şekilde temsil edildiği futbol takımlarının başında Liverpool geliyor. Kale arkası ‘KOP’ tribünlerinde yer alan destekçilerine sırtını dönmeyen oyuncuların başında da Jamie Carragher gelmekte. Liverpool doğumlu olan oyuncu taraftara olan bağlılığını futbolcu olduğu dönemde gösterdiği gibi formasını ve ayakkabılarını astıktan sonra da sürdürdü. Son olarak henüz geçtiğimiz sezon bilet fiyatlarına yapılan zammı protesto eden ‘KOP’ tribününe destek için Sunderland maçında taraftarlarla 77. dakikada yapılan stadı terk etme eylemine katılmıştı. İşçi sınıfından gelen biri olarak yeni jenerasyonun yaşadığı sıkıntıların çözülmesini istiyordu. Ülkesindeki İşçi Parti’sine 10 bin Pound’luk bağış desteği yaptı.

Ivan Ergic: UEFA ve FIFA’yı futbolculuğu döneminde futbolu aşırı endüstriyelleştirdikleri için eleştiren belki de tek isimdi.

Ivan Ergic / Sırbistan

Politik çalkantılar yaşayan Avrupa’nın tam ortasında doğdu Ergic. Birçoklarının yaptığı gibi ailesinin Yugoslavya’dan Avustralya’ya göçmesiyle politik duruşunun şekillendiğini söylemek yanlış olmaz. Daha sonra futbol kariyerine Avrupa’da devam etmek için önce İtalya ve İsviçre’ye, devamında da Bursaspor’a yolu düştü.

Ancak kafasındaki konular çok daha başkaydı. Babasından öğrendiği Marx’a ve Marksist felsefeye bir hayli kafa yordu. 2006 Dünya Kupası’nda Almanya’ya giden Sırbistan kadrosundaydı ancak, aşırı şovenizmden bunalarak milli takımla bağlarını kopardı.

Bugünlerde yolsuzluktan geçilmeyen UEFA ve FIFA’yı futbolculuğu döneminde futbolu aşırı endüstriyelleştirdikleri için eleştiren belki de tek isimdi.

Frankfurt Okulu’na özel bir merakı var ve Adorno, Horkheimer ile Sartre hayranı. Karaburun Bilim Kongresi’nde “Toplumda Sosyal-Darwinizm ve Piyasa Toplumunda Varoluş Mücadelesi” başlıklı bir sunum yapabilecek kadar da politik derinliği olan bir futbolcudur Ergiç.

Javier Poves Gomez: “Profesyonel futbol sadece para ve yolsuzluktan ibaret. Bu kapitalizm ve kapitalizm öldü. Paraya bağlı bu sistemin bir parçası olmak istemiyorum.”

Javier Poves Gomez / İspanya

İspanyol futbolunun ‘Indignados’u, öfkeli çocuğu Javier Poves Gomez, ağabeylerinin yanında önemli bir yeri hak ediyor. 28 Eylül 1986, Madrid doğumlu Poves, Atletico Madrid altyapısında yetişip Sporting Gijon’a kadar uzanan bir kariyere sahipti. Gijon ile 21 Mayıs’ta Hercules karşısında sahaya çıkarak La Liga’da da oynamaya başlayan 25 yaşında bir futbolcuydu.

Kamplarda Karl Marx’ın Das Kapital’ini, Hitler’in Kavgam kitabını okuyarak vakit geçiren oyuncu kulübüyle kontrat yenileme konuşmaları geldiğinde yönetimle ters düştü. Bankaların manipülasyon yapmaması için kendisine ödenecek paranın bankaya yatırılmamasını istemişti. Kulüp olumsuz yanıt verip eline bir arabanın anahtarını tutuşturmaya yeltenince de isyan bayrağını çekerek futbolu bıraktığını açıkladı:

“Dünya’da açlık yüzünden acı çeken insanlar varken 800 Euro yerine 1000 Euro almak hayatımda bir fark yaratmaz” diyebilecek kadar farkındalık sahibiydi Poves. “Küçükken spor aşkıyla oynardık. Ama futbol hakkında ne kadar çok şey öğrendikçe her şeyin paradan ibaret olduğunu gördüm ve canım sıkıldı. Profesyonel futbol sadece para ve yolsuzluktan ibaret. Bu kapitalizm ve kapitalizm öldü. Paraya bağlı bu sistemin bir parçası olmak istemiyorum.” diyerek emekliliğini 25 yaşında ilan etti ve Brezilya, Kamboçya, Senegal, Meksika derken dünyayı gezip başka hayatlar öğrenme yolunu seçti.

Dr. Socrates: Brezilya’da askeri diktatörlüğe karşı ‘Corinthians Demokrasi’nin kurucularından oldu.

Socrates / Brezilya

Babasının adını Socrates koymuş olması onun kaderini etkilemişti sanki. Büyüdüğü evdeki felsefe kitapları dolu kitaplıkla çokça vakit geçiren babasına hayranlığını gizlemeyen Socrates’in düşünen  futbolcuların başında gelmesinin en büyük temeli de buydu.

Ancak diktatörlük döneminde babasının çok sevdiği kitaplarına mecburi veda edişi onu yıkmıştı. “Burada bir yanlışlık vardı” diye düşünerek kendisini okumaya daha çok verdi. Ailesinin maddi durumunun iyi olması nedeniyle de Sao Paulo’da üniversite bitirip tıp doktoru olabilmişti. Artık sahalarda ‘Doktor’ lakabıyla bulunuyordu.

Futbolculuğu döneminde Corinthians’ta oynadığı yıllarda askeri diktatörlüğe karşı ‘Corinthians Demokrasi’nin kurucularından oldu. Arkadaşlarını da organize ederek sahaya halkı oy vermeye çağırmak üzere, “Demokrasi” ve “Oy verin” tişörtleriyle çıktı. 2 milyon insanın karşısına çıkarak başkanlık seçimleri askeri rejim tarafından kabul edilmezse futbol hayatına İtalya’da devam edeceğini söyleyecek kadar cesurdu.

Futbolculuğuyla ülkesine bir Dünya Kupası getiremedi ama ülkesinin durumunu düşündüğümüzde Brezilya’ya demokrasiyi getiren futbolcu olmak onun için çok daha önemliydi.

Metin Kurt: Bir devre sağ bir devre sol açık oynardı. Bunun nedeni protokol tribünün önünde oynamak istememesiydi. Hep halkın durduğu tarafı seçti.

Metin Kurt / Türkiye

Türk futbolunda sendikal hareketin öncüsü Metin Kurt, aileden sosyalist. Babasının küçükken ona verdiği nasihat hayatının dönüm noktalarından. “Sakın sizden zayıflarla uğraşmayın. Zayıflara yardımcı olun. Eğer ille de biriyle mücadele edecekseniz sizden daha güçlüsü olsun” cümlesini hayat felsefesi haline getirmesi, futbolculuk kariyerine de yansıdı.

İlk transferinden aldığı ücretle ailesine bakmaya başladı. Daha sonra Galatasaray’a transfer olarak ülke futbolunun sol çizgisinde gezen kimliğini kazandı. Transfer görüşmelerindeki dayatmacı sisteme başkaldırdı. Ankaragücü takımını elemelerine karşın istenilen primlerin verilmemesine de karşı çıktı. Kulüp Metin Kurt ve takım arkadaşlarının anarşi yarattığını basına servis etti, ancak oyuncular yaptıkları basın açıklamasında “Hakkımızı arıyoruz” dediler. Ertesi gün takımı greve çağırsa da yeterli desteği bulamayınca kulüp tarafından da mimlendi ve kısa zamanda takımdan gönderildi.

Kariyerinde bir devre sağ bir devre sol açık oynadı. Bunun nedeni protokol tribünün önünde oynamak istememesiydi. Hep halkın durduğu tarafı seçerek çizgisini bozmadı. Sol çizgi’nin adamı olarak sporcu sendikalarının kuruculuğunu yaparak futbolculuğu sonrasında hak arayışı mücadelesini sendikal çalışmalarla devam ettirdi. Vefatından kısa bir süre önce de Türkiye Komünist Partisi’nden milletvekili adayı olmuştu.

Michael Bradley: Orlando’daki eşcinsel bara gerçekleştirilen silahlı saldırı sonrasında koluna üstünde “One Nation” (Tek Ulus) yazan ve eşcinsellerin sembolü olan gökkuşağı renklerinde bir pazubandı takarak maça çıktı.

Michael Bradley / ABD

Takımın en genci Bradley. Kariyerine hâlâ devam ediyor. Gerçekleştirdiği çok taze bir hamle onu son anda kadroya soktu. Futbol tarihinin devam eden en eski futbol organizasyonu Copa America’nın 100. yılı için Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan turnuva sırasında Orlando’daki bir eşcinsel bara gerçekleştirilen silahlı saldırı sonrasında 49 kişi yaşamını yitirdi. ABD Takımının kaptanı bu olaydan sonra koluna üstünde “One Nation” (Tek Ulus) yazan ve eşcinsellerin kendisine bayrak olarak sembolleştirdiği gökkuşağı renklerinde bir pazubandı takarak maça çıktı: “Ülkem ve LGBTİ toplulukları açısından çok kötü bir hafta oldu. Ülkemizi temsil ettiğimiz her an büyük sorumluluk hissediyoruz. Ve bu maça bu tasarımda bir bantla çıkmak ülkemi temsil etmek açısından en iyi yoldu.”

Bradley karşılaşmanın ardından Ekvador maçında kullandığı bu bandı ve giydiği formayı açık arttırmayla satacağını, gelirini de saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine bağışlayacağını açıkladı.

Eşcinsellerin gitgide ezildiği dünyada, yeni başkan adayları Donald Trump’ın da her konuşmasında bu konu hakkında yaptığı aşağılık açıklamalara karşın Bradley’nin bu cesaret dolu dayanışmacı politik oyununu alkışlamadan geçmek olmazdı.

Carlos Caszely: Hiçbir zaman Pinochet’nin elini sıkmadı.

Carlos Caszely / Şili

Şili futbol tarihinin en golcü oyuncularından birisi olmasının yanında, ülkenin en karanlık günlerindeki duruşuyla hiçbir zaman unutulmayacaklardan. Başkent Santiago’da 5 Temmuz 1949’da komünist bir ailede doğdu.

Sözlerini esirgemeyen biriydi. Futbolcular Birliği’nin aktif üyesi de olan Caszely, Salvador Allende’nin önderliğindeki ‘Unidad Popular’ Partisine desteğini de hiçbir zaman gizlemedi. 11 Eylül 1973’te Pinochet’nin ülkede darbe yapmasıyla hayatı çok zor bir döneme girdi. Ülkedeki tüm darbe karşıtlarını tek tek zindanlara koyan Pinochet, Caszely ailesini de hedef alıyordu. Carlos bu konudaki tek istisna oluyordu. Pinochet, Dünya Kupası’na gidecek futbolculara dokunamıyordu, imajını daha da kötülememek için, daha ne kadar kötü bir imaja sahip olacaksa artık!

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Milli Futbol Takımı, Dünya Kupası elemesi rövanş mücadelesi için Santiago Stadı’na çıkmayı reddetti. FIFA’nın baskılarıyla SSCB olmadan oynanan maçta Şili sahaya çıkıp 1 gol atmak zorundaydı. Zindan olarak kullanılan ve aile üyelerinin de yer aldığı stadyuma zorla çıktı Caszely.

Pinochet imaj çalışması olarak futbol takımıyla ilişkilerini iyi tutmaya çalıştığı günlerde takımla sık sık bir araya geliyordu. Ancak Caszely, selamlaşma sırasında hep en son sırada yer aldı ve hiçbir zaman Pinochet’nin elini sıkmadı!

Cristiano Lucarelli: ‘Otonom Tugayları’ grubunun kuruluş yılı 1999’a gönderme yaparak 99 numarayı sırtında taşıdı.

Cristiano Lucarelli / İtalya

İtalya’nın küçük bir liman kenti olan Livorno, Medici ailesi hükümranlığı döneminde “ideal şehir” olarak tasarlandı. Şehir mühendislik olarak bu doğrultuda planlarırken de ticari açıdan özgür bırakılmasına karar verildi. Hukuki açıdan da af şehri olarak tanımlandı.

Livorno, 1921’de bambaşka bir ideale sahip olan İtalyan Komünist Partisi’nin kuruluşuna ev sahipliği yaptı. Partiden eski olan futbol takımı da bu kimliği taşıyor. Takımın taraftarları ve birçok oyuncusu da komünisttir.

Liman işçisi bir babanın oğlu olan Lucarelli ise takımın kült oyuncusu olmayı attığı gollerin dışında duruşuyla da başardı. Hayranlığını gizlemediği Che Guevara’nın kızı Aleida Guevara ile buluşup Küba’da Livorno takımıyla bir hayır maçı oynama planı geliştirdiler. Gerçekleşmedi ancak niyet iyiydi.

Kariyerinin en iyi döneminde Livorno ile gollerine devam ederken ve İtalya Milli Takımı’na da çağrılmışken ligin büyük kulüplerinin tekliflerini reddetti ve Ukrayna’nın kömür işçileri tarafından kurulan Shaktar Donetsk’e gitti. İstemeden yaptığı bu transferde tek arzusu endüstriyel futbolun içinde varlığını komünist ideallerle sürdürmeye çalışan kulübüne para kazandırmaktı.

Lucarelli, Livorno’nun solcu taraftarlarının sahadaki varlığını da sürdürebilmesi ve taraftarlarla kurduğu bağı göstermek için ‘Otonom Tugayları’ grubunun kuruluş yılı 1999’a gönderme yaparak 99 numarayı sırtında taşıdı.