Ana sayfa 149. Sayı Kuzey İrlanda’da barışa giden engebeli yol

Kuzey İrlanda’da barışa giden engebeli yol

252
PAYLAŞ

Kutsal Cuma Anlaşması (1998), 1969 yılından beri 3700’den fazla insanın ölümüne 30 binden fazla insanın yaralanmasına yol açan bir sürecin sona yaklaştığının işareti oldu. Anlaşma sonucunda IRA’dan ayrılan bazı örgüt mensupları Real IRA adı altında örgütlendiler ve Omagh’ta bombalama eylemi gerçekleştirdiler. Ancak barış yönünde irade bildirmiş halkın tepkisi üzerine bu örgüt de ateşkes ilan ettiğini açıklamak zorunda kaldı.

Sinn-Fein’in kurucularından ve üçüncü genel başkanı Arthur Griffith (1871-1922).

İrlanda, Kuzey İrlanda ve İngiltere’yi karşı karşıya getiren “ulusal-mezhepsel” sorun nasıl ortaya çıkmıştır? Tarihsel kökeni neye dayanmaktadır? İrlanda Cumhuriyeti’nin bağımsızlığında öncü bir rol üstlenen, daha sonra Kuzey İrlanda’da aynı isimle kurulan, İngiltere’nin başına bela olan İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA) nedir? Hangi talepler dahilinde silahlı mücadeleyi sürdürmüştür? İngiltere Hükümeti ile yürüttükleri müzakere nasıl sonuçlanmıştır? Yazıda tarihsel kökeni 1600’lü yıllara dayanan, IRA ile birlikte günümüze kadar süregelen Kuzey İrlanda sorununu, objektif bir bakış açısı ve nesnel veriler eşliğinde ele almaya çalışacağım.

İrlanda Cumhuriyeti

Coğrafi konum olarak, kuzeybatı Avrupa’da yer alan İrlanda ya da resmi adıyla İrlanda Cumhuriyeti, Büyük Britanya Adası’nın batısındaki İrlanda Adası’nın yaklaşık olarak beşte birini kaplar. 5 milyona yakın bir nüfusa sahip olan İrlanda Cumhuriyeti’nin başkenti Dublin’dir. Nüfusun yüzde 95’inin Katolik, yüzde 5’inin Protestan olduğu İrlanda’da, İrlanda Gaelcesi ve İngilizce olmak üzere iki resmi dil vardır. Yüksek bir refah seviyesine sahip olan İrlanda’nın ekonomisi aynı derecede tarım ve endüstriye dayanır. Düşük vergi oranları nedeniyle Google, Facebook, Twitter, Apple gibi teknoloji şirketleri tarafından Avrupa üssü olarak kullanılır.

Kuzey İrlanda

Kuzey İrlanda, İrlanda Adası’nda İrlanda Cumhuriyeti’nın kuzeyinde yer alan Birleşik Krallık’a bağlı bir ülkedir. Yaklaşık olarak 1,8 milyonluk bir nüfusa ev sahipliği yapan ülkenin başkenti Belfast’tır. Nüfusunun % 53,1’i Protestan (Presbiteryen, İrlanda Kilisesi, Metodist ve diğer Protestan mezhepleri), % 43,8’i ise Roma Katolik kilisesine bağlı olan ülke, mezhepsel açıdan tam anlamıyla ikiye bölünmüş bir haldedir. Bu ikiye bölünmüşlük hali, günümüze kadar süregelen Birleşik Krallık açısından Kuzey İrlanda sorununun temelini oluşturur.

İrlanda Sorunu’nun tarihsel kökenleri

Sorunun tarihsel kökeni 1542 yılına dayanır. Britanya 1542 yılında İrlanda’nın tümünü kontrol altına aldığını ve tek taraflı olarak orasının kendi toprağı olduğunu ilan etti. Bu tarihin ardından özellikle 1600’lü yılların başında, İrlanda’yı kolinize etmek için, İskoçya ve İngiltere’den adaya göçler başladı. Göç eden yerleşimciler, tamamı Katolik olan İrlanda halkının aksine Protestan’dı. Londra merkezli Kraliyet adına üzerinde yerleştikleri altı eyaletin adını da “Ulster” koydular. 18. yüzyılın başında, özellikle Kuzey İrlanda’da Protestanların çoğunluğa erişmesinin ardından, Katolikler birçok yerde azınlık durumuna düştü.  İrlanda Kralı’nın İngilizlere karşı yaptığı savaşı kaybetmesiyle de ada fiilen Protestanların egemenliğe girdi ve Katoliklerin bazı hakları yasaklandı. 1782’de İrlanda Parlamentosu yasama gücünü tekrar elde etmesine karşın, İngiliz monarşisinin yetkilerinde bir değişiklik olmadı. 1798’de İrlanda ve İngiltere tekrar yasal birliktelik kurdu.

19. yüzyıla gelindiğinde ise, Katolik İrlandalılar arasında “bağımsızlık” talepleri daha güçlü bir şekilde dile getirilmeye başlandı. Bu doğrultuda ulusalcı hareketler ortaya çıktı. Bu hareketlerin arasında öne çıkan Fenian ve İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği (IRB), bağımsızlığın silahlı bir direniş ile elde edilebileceğini savunmuş ve İngiltere ile Amerika’da bulunan Katolik İrlandalılar tarafından da desteklenmiştir. Bu hareketin önde gelenleri, daha sonra, silahlı mücadeleyi siyasi mücadele ile eş güdümü bir şekilde yürütmek için Sinn-Fein (Yalnız Kendimiz) partisini kurdu. Bugün aktif bir şekilde, Kuzey İrlanda’da faaliyet yürüten Sinn-Fein’in temeli bu şekilde atılmıştır.

Britanya Krallığı bir diğer ifade ile İngiltere’nin üzerinde hakimiyet kurduğu İrlanda’da, Protestan ve Katolik halk birçok kez karşı karşıya gelmiş, adadaki kaotik düzen kronikleşmiştir.

IRA, İrlanda’nın bütünüyle İngiltere himayesinde olduğu dönemde İrlanda yönetimindeki parlamento olan First Dail tarafından meşru kabul edilen İrlanda ordusu olarak doğdu. Kurucu liderliğini sosyalist James Connolly (1868-1916) yapıyordu.

IRA’nın doğuşu

IRA, İrlanda’nın bütünüyle İngiltere himayesinde olduğu dönemde İrlanda yönetimindeki parlamento olan First Dail tarafından meşru kabul edilen İrlanda ordusu olarak doğdu. Bu ordunun kurucu liderliğini James Connolly yapıyordu. 1916’da İngiliz yönetimine karşı gerçekleştirilen ‘Paskalya Ayaklanması’nda büyük rol oynadı. Bu tarihe kadar İngiltere’ye karşı birçok başarısız ayaklanma gerçekleşmişti fakat bu ayaklanma devletin kaderini ciddi şekilde etkileyecekti. Ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılması, amaçlananın aksine, İrlanda halkının “bağımsızlık” taleplerini daha güçlü bir şekilde seslendirmesine vesile oldu. 73 milletvekili çıkaran Sinn-Fein partisi, İngiltere parlamentosuna katılmayı reddederek, İrlanda geçici hükümetini ilan etti.

İrlanda’nın kuruluşu

Cumhuriyetçi İrlandalılar, 1919 yılında, İrlanda’da kurulan geçici hükümeti tanımayan İngiltere ve çoğunluğu güneyde yaşayan Protestan İrlandalılara karşı 2 yıl sürecek savaşı başlattılar. IRA’nın öncülüğünde verilen savaş sonrasında, İngiltere ile 1921 yılında imzalanan “Anglo-Irish Anlaşması”na istinaden adanın güneyinde bağımlı devlet statüsünde Serbest İrlanda kuruldu. Mezhepsel açıdan ikiye bölünmüş durumda olan adanın kuzeyinde ise Kraliyete bağlı Kuzey İrlanda kuruldu.

1916’da İngiliz yönetimine karşı gerçekleştirilen ‘Paskalya Ayaklanması’ndan bir görüntü. Kanlı bir şekilde bastırılan ayaklanmada J. Connolly de katledildi.

IRA tekrar sahneye çıkıyor

Adanın güneyinde yer alan İrlanda Cumhuriyeti, 1960’lı yıllara nispeten sakin bir ortamda girmişti. Fakat adanın kuzeyi ise, mezhepsel açıdan yaşanan bölünmüşlük halinden dolayı toplumsal sorunlara gebe bir hale gelmişti. Kuzey İrlanda’da Protestanların çoğunluğa erişmeleri, yönetimde söz sahibi olmaları, iktisadi ve siyasi açıdan Katolikleri baskı altına alan bir güce erişmeleri, Katolik İrlandalılar arasındaki huzursuzlukları arttırmıştı. 1960’lı yıllarda dünyada esen “bağımsızlık” ve “sosyalizm” rüzgarından etkilenen Katolik İrlandalılar, Protestanların baskısını kırmak ve Kuzey İrlanda’yı, İrlanda Cumhuriyeti ile birleştirerek, adayı tek bir devlet haline getirmek için, IRA çatısı altında tekrar silaha sarıldılar.

IRA’nın ikiye bölünüşü

İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu içinde yaşanan sert siyasi tartışmalar, ideolojik farklılıklar, IRA’nın ikiye bölünmesine neden oldu. Günümüzde IRA olarak bilinen örgüt, 1969 yılında Resmi IRA’dan ayrılanların oluşturduğu, Kuzey İrlanda’yı silah zoruyla ve siyasi ikna yoluyla Birleşik Krallık’tan ayırıp birleşik bir İrlanda içinde sosyalist bir cumhuriyet kurmayı amaçlayan geçici İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’dur. (Provisional Irish Republican Army) Sosyalist bir İrlanda kurma amacıyla hareket eden örgütün içinde, sosyalist dünya görüşüne sahip insanların yanı sıra güçlü bir ulusalcı akım da mevcuttu. Özetle; IRA’nın ideolojik yörüngesi sosyalizm ile İrlanda ulusçuluğunun eklektik bir birleşimine dayanmaktaydı. Daha sonraki yıllarda, Doğu Bloku’nun çökmesi gibi faktörler başta olmak üzere, değişen dünyanın yeni dinamiklerine uyum sağlama amacıyla, sosyalizm IRA ve IRA’nın siyasi kanadını oluşturan Sinn-Fein partisinin ajandasından çıkmış, örgüt İrlanda ulusçuluğu temelinde hareket etmeye başlamıştır.

30 Ocak 1972’de Derry şehrinde protesto yürüyüşü düzenleyenlere müdahale eden İngiliz askerler 13 silahsız protestocuyu öldürdüler. Olay kayıtlara “Kanlı Pazar” olarak geçti.

Kanlı Pazar

30 Ocak 1972’de Kuzey İrlanda’nın Derry şehrinde yaşanan olay, İngiltere’nin başını ağrıtacak eylemlerin, bir diğer ifade ile Kuzey İrlanda sorunun kırılma noktalarından birisini oluşturdu. Ağustos 1971’de Britanya Krallığı’na bağlı Kuzey İrlanda hükümeti terör şüphelilerinin yargılanmadan gözaltında tutulabilmesine karar verdi ve gösteri yürüyüşlerini yasakladı. Bu yasağı delmek amacıyla Katolik İrlandalılar 30 Ocak 1972’de Derry şehrinin Bogside bölgesinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. İngiliz askerler, protesto yürüyüşüne müdahale ederek 13 silahsız protestocuyu öldürdüler.

Ölenler anısına yapılmış bir duvar resmi.

Kayıtlara “Kanlı Pazar” olarak geçen bu olay sonrasında, IRA, İngiliz askerleri tarafından öldürülenlerin intikamını alacağını ilan ederek, silahlı eylemlerine hız kazandırdı. “Kanlı Pazar” olayı sonrası, IRA’ya katılımlar daha da arttı. Britanya Krallığı’na bağlılığı savunan, İngilizlerin adadaki gölgesi konumunda olan Protestan İrlandalıların gün geçtikçe artan baskısına karşı daha etkin bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğini savunan Katolik İrlandalılar açısından, Derry’de yaşanan sivil katliamı bardağı taşıran son damla olmuştur.

Hüsranla sonuçlanan ilk ateşkes

Katolik İrlandalıları baskıyla sindiremeyeceğini anlayan İngiliz Hükümeti, daha sert önlemlerin alınması gerektiğini düşünerek, Protestanların çoğunlukta olduğu Kuzey İrlanda Parlamentosu’nu kapatarak, merkezi yönetime geçme kararı aldı. Bu durum, İngilizlerin amaçladığının aksine, IRA’nın bir zaferi olarak adlandırılır ve örgütün prestijine katkı sunar.

Haziran 1972’de İngiliz Hükümeti ile IRA arasındaki ilk barış görüşmeleri başlar. IRA ateşkes kararı alır. Ancak, ateşkes hüsranla sonuçlanır. IRA’nın isteklerinin İngilizler tarafından “kabul edilemez” bulunması sonucunda ateşkes 14 gün içinde sona erer.

21 Temmuz 1972’de, Belfast’ın 9 noktasında, IRA tarafından yerleştirilen bombaların patlatılması sonucunda 9 kişi öldü, 130 kişi de yaralandı (Kanlı Cuma).

Kanlı Cuma

Hüsranla sonuçlanan ilk barış görüşmelerinin ardından, tarihe “Kanlı Cuma” olarak geçen, ada tarihinin en kanlı eylemlerinden birisi yaşandı. 21 Temmuz 1972’de, Belfast’ın 9 noktasında, IRA tarafından yerleştirilen bombaların patlatılması sonucunda 9 kişi öldü, 130 kişi de yaralandı.

1973 yılından itibaren örgüt eylemlerini İngiltere’de de gerçekleştirerek etkisini arttırmayı planladı. İngiltere’de yüzün üzerinde insanın ölümüne yol açtı. Olaylar üzerine İngiltere gözaltına alma sürelerini uzatma ve mahkemelerin daha hızlı karar almalarını sağlamaya yönelik tedbirler aldı. İngiltere’de gerçekleştirilen eylemler İngiliz solundan IRA’ya verilen desteği azalttı. İngilizler de silahlı eylemlerin bitirilmesi için çare aramaya başladılar. Bu durum IRA ve İngiliz Hükümeti’nin bir kez daha masaya oturmasını sağladı. 1974-1975 yıllarında örgüt ateşkes ilan etti. Ancak İngiliz ordusunun adayı tamamen boşaltması şartının gerçekleşmemesi nedeni ile taraflar yine sonuç alamadılar. Bu dönemde yasa dışı sayılan Sinn-Fein partisi yasallığını kazandı.

Açlık grevleri ve Bobby Sands’in milletvekili seçilmesi

IRA’nın Katolik İrlandalılar arasındaki desteğinin artması, Britanya hapishanelerindeki IRA üyelerinin hapishaneleri ideolojik ve politik eğitimin verildiği birer örgüt kampı haline getirmesi, İngiliz Hükümeti tarafından bir dizi sert önlemlerin alınmasını beraberinde getirdi. İngiliz hükümetinin gerekçelerini Denis O’hearn (1) şu şekilde açıklamıştır:

“1972’de IRA’lı mahkumlar kimsenin ölmediği bir açlık grevinde başarılı bir biçimde siyasi tutuklu statüsü kazandılar. Daha sonra yatakhane şeklindeki barakalarda yaşadıkları ve eğitimlerini, (el işi üretim kooperatifini de içeren) işlerini, boş zaman faaliyetlerini, kaçıp savaşa yeniden katılma girişimlerini de kendilerinin organize ettiği Long Kesh hapishane kampına taşındılar. Mahkumlar, kendi göreli özgürlüklerini Britanya’nın İrlanda işgaline karşı mücadeleleriyle ilgili kolektif ve bireysel bilinci artırmak için kullandılar. Che Guevara gibi uluslararası devrimcileri, James Connolly gibi İrlandalı sosyalistleri okudular. Bu, IRA’nın silahlı mücadelenin bir parçası olarak toplumsal siyasete daha çok önem veren, daha az hiyerarşik ve daha katılımcı bir yapıyı içerecek şekilde yeniden kurulması için temel sağlıyordu.” (2)

Mart-Ekim 1981 arasında cezaevinde gerçekleştirilen açlık grevlerinde yaşamını yitiren Bobby Sands anısına yapılmış bir duvar resmi.

1976 yılında, İngiliz hükümeti, IRA’nın hapishanelerdeki etkinliğini kırmak amacıyla, mahkumlara tanınan “Özel Kategori Statüsü”, diğer bir ifadeyle “Siyasi Tutuklu Statüsü”nü kaldırdı. Mart 1976 sonrasında yaptıkları eylemlerden dolayı suçlu bulunan tüm tutsakların siyasi statüsü geri alındı ve bunlar Long Kesh hapishanesinin yeni inşa edilen “H-Blokları”nda hücre hapsine çarptırıldılar. 1981 yılına kadar IRA mahkumları, cezaevi koşullarını protesto etmek için çeşitli yöntemlere başvurdular. Bunlardan en bilineni, hükümlülere giydirilen hapishane üniformasını reddederek battaniyeye sarınmalarıdır. Bu eylemlerinden ötürü, Long Kesh hapishanesindeki mahkumlar, “Battaniye Adamlar” olarak anılır olmuştu.

Var olan tecrit koşullarının kaldırılması ve tekrar siyasi tutuklu statüsüne geçmek için çeşitli eylemler düzenleyen IRA’lı mahkumlar, herhangi bir netice alamadıkları için son çare olarak, açlık grevine girmeye karar verdiler. İlk açlık grevi Aralık 1980’de başladı. Ancak, IRA’nın o alandaki yöneticilerinden birinin, ölmek üzere olan açlık grevi eylemcisi mahkuma yemek verilmesi için hapishane yetkililerine çağrıda bulunmasıyla grev sona erdi.

İkinci açlık grevi, Mart 1981’de Bobby Sands’in öncülüğünde başladı. Ekim 1981’e kadar süren açlık grevinde, 7 IRA, 3 NLA mahkumu hayatını kaybetti. (Açlık grevi şu şekilde gerçekleşti; grevde ölen her bir kişinin yerine, sırasıyla, daha önce karar verilen bir başka kişi geçti.)

Açlık grevleri sürecinde çok ilginç bir gelişme yaşandı. Kuzey İrlanda’daki Fermanagh ve South Tyrone bölgesinin Britanya Parlamentosu’nda milletvekili olan Frank Maguire, Nisan 1981’de geçirdiği kalp krizi sonrasında hayatını kaybetti. Maguire’den boşalan koltuk için yapılacak seçimler için, IRA sempatizanı Katolik İrlandalılar tarafından Bobby Sands’in aday gösterilmesi önerildi. Kuzey İrlanda’da faaliyet yürüten en güçlü cumhuriyetçi partilerden biri olan Sosyal Demokrat İşçi Partisi de ikna edilerek, Sands’in cumhuriyetçilerin ortak adayı olmasına karar verildi. 9 Nisan 1981’de yapılan ara seçimi Sands, Kuzey İrlandalı Protestanların desteklediği Ulster Birlik Partisi’nin adayı Harry West’e karşı, 29.046 oya karşı 30.493 oyla kıl payı kazandı. Sands’in bu başarısına karşın, akabinde Britanya Hükümeti, bir yıldan fazla hüküm giyen mahkumların Parlamento’ya giremeyeceğine dair bir kanun çıkartarak, Sands’in milletvekilliğini düşürdü. Bu durum uluslararası camiada ve Katolik İrlandalılar arasında büyük bir tepkiye neden oldu. “Demir Lady” lakaplı Başbakan Margaret Thatcher’in mahkumlarla herhangi bir uzlaşmaya yanaşmaması ve bu inatlaşmanın sonucu olarak 10 kişinin hayatını kaybetmesi, IRA’nın, silahlı eylemlerden dolayı kaybolan itibarını tekrar kazandırmış, örgütün siyasi kanadı Sinn-Fein partisinin daha da güçlenerek, Kuzey İrlanda’daki seçmenlerin yüzde 15’inin, Katoliklerin ise yüzde 35’inin desteğini alabilecek bir potansiyele erişmesini sağlamıştır.

Bir adım ileri iki adım geri

IRA’nın artan silahlı eylemleri, Sinn-Fein partisinin siyasal alanda güç kazanması, İngiltere ve Kuzey İrlanda’da çözüm arayışlarını hızlandırdı. 1984 yılında, İngiltere Başbakanı Thatcher ve bakanları hedef alan Brighton bombalamasından sonra işler daha farklı bir boyuta evrildi. 1985 yılında Anglo-İrlanda anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre, Kuzey İrlanda halkının istemesi durumunda güney ile birleşebilecek, Serbest İrlanda yönetimi Katolik azınlığın garantörü olabilecek ve geleceği için söz sahibi olabilecekti. Bu anlaşmaya birlikçi Protestanlar, taviz verildiği gerekçesiyle karşı çıktılar.

Dönemin İngiltere Başbakanı Thatcher, devletin IRA ile görüşmesi için silahların susması ön koşulunu koydu. IRA ise, Thatcher’in samimiyetine güvenmediğini belirterek, ses getiren eylemlerine devam etti. Bu eylemler arasında, Kraliyet ailesinden Prens Philip’in amcasının öldürülmesi, Londra’daki Downing Street’te bulunan Başbakanlık Ofisi’nin bombalanması, İngiliz istihbarat birimi M16’nın binasına roket ile saldırılması da vardır.

Barışa atılan adım

Thatcher’ın yerine 1990’da Başbakanlık koltuğuna oturan John Major, çatışan taraflara görüşme çağrısı yaptı. Bu çağrıya uyan IRA 1994’te ateşkes ilan etti, ancak Sinn Fein’le görüşülmemesi üzerine ateşkes adımını geri aldı.

İngiltere ile IRA’nın arasında devam eden çatışma sürecinin sona ermesi açısından 1997 yılı dönüm noktalarından biri oldu. 1997 yılında Başbakanlık koltuğuna oturan Tony Blair, önceki hükümetlerin aksine Sinn-Fein lideri Gerry Adams’la görüştü ve IRA’nın yasal kolunu barış sürecine dahil etti.

ABD Başkanı Bill Clinton’ın arabuluculuk yaptığı görüşmeler sonucunda, 1998 yılında, Kuzey İrlanda’da bulunan tüm örgütlerin silah bırakmasını da içeren Kutsal Cuma (Good Friday) Anlaşması imzalandı. Anlaşma Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti’nde referanduma sunuldu, Kuzey İrlanda’da yüzde 71, İrlanda’da ise yüzde 94 ile kabul edildi.

Anlaşmanın ana hatları şu şekildedir:

– Tüm silahlı örgütler iki yıl içinde silah bırakacak.

– Silah bırakan örgütlerin hükümlü üyeleri iki yıl içinde serbest bırakılacak.

– Kuzey İrlanda Parlamentosu tekrar açılacak.

– İngiltere, Kuzey İrlanda’da bulunan askerlerini çekecek.

– İrlanda Cumhuriyeti’nin anayasasından Kuzey İrlanda üzerinde hak iddia eden maddeler çıkarılacak.

– İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda’nın birleşmesi her iki toplumun ortak iradesi ile

gerçekleşebilecek.

Kutsal Cuma Anlaşması, 1969 yılından beri 3700’den fazla insanın ölümüne 30 binden fazla insanın yaralanmasına yol açan bir sürecin sona yaklaştığının işareti oldu. Anlaşma sonucunda IRA’dan ayrılan bazı örgüt mensupları Real IRA adı altında örgütlendiler ve Omagh’ta bombalama eylemi gerçekleştirdiler. Ancak barış yönünde irade bildirmiş halkın tepkisi üzerine bu örgüt de ateşkes ilan ettiğini açıklamak zorunda kaldı.

Kutsal Cuma Anlaşması’ndan sonra Sinn-Fein, IRA’nın Mayıs 2000’de silahlarını bırakacağını açıkladı. Ekim 2001’de IRA silahsızlandırmayı başlattığını açıkladı. 20 Temmuz 2005’te IRA, silahları tamamen bıraktıklarını açıklamıştır.

Sinn-Fein lideri Gerry Adams.

Radikal gazetesi muhabiri Ezgi Başaran’ın yaptığı söyleşide Sinn-Fein lideri Gerry Adams şunları söylemişti:

“Sinn Fein olarak biz askeri bir zaferin söz konusu olamayacağını biliyorduk. Bunu açıkça 1970’lerden itibaren söylememe rağmen IRA’yı silahın dışında bir seçenek olduğuna inandırmak zaman aldı. Askeri bir kördüğüm vardı, yani ne IRA İngiliz ordusunu ne de İngiliz ordusu IRA’yı yenebiliyordu. Savaş sonsuza kadar sürebilirdi. Savaşın en büyük tehlikelerinden biri savaşanların anlık eylemlere takılması, bir adım geri çekilmeyip büyük resmi görememesidir. İngiliz hükümeti tam olarak bunu yapıyordu. Sinn Fein’in barış stratejisi; İrlanda devleti, John Hume, ABD’deki İrlandalılar ve Beyaz Saray’ı yek vücut haline getirmekti. Bunu başardığımızda IRA’yı silah bırakmak konusunda ikna edebildik. Silah bırakmadan sonra politik krizin kilidi açıldı.”

Dipnotlar

1) Denis O’Hearn, New York Eyalet Üniversitesi (University of New York – Binghamton) Sosyoloji Bölümü’nde profesördür ve “Hiç bitmeyecek şarkı: Bobby Sands, Bir Nesli Ayaklandıran İrlandalı Açlık Grevcisi” (Nothing But an Unfinished Song: Bobby Sands, The Irish Hunger Striker Who Ignited a Generation) başlıklı Bobby Sands biyografisinin yazarıdır.

2) http://www.bianet.org/bianet/dunya/141851-aclik-grevi-irlanda-deneyimi

Kaynakça

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/01/130115_peace_process_8.shtml

– http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/11/03/ira.terorunu.bitiren.gerry.adams.anlatti/595198.0

– http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/northern_ireland/2132219.stm

– http://news.bbc.co.uk/onthisday/hi/dates/stories/april/10/newsid_2453000/2453183.stm

– http://www.biography.com/people/bobby-sands-20941955#activism

– http://www.radikal.com.tr/yorum/kuzey_irlandada_siddet_sorunu_nasil_cozuldu-1125062

– http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_%C4%B0rlanda

– http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0rlanda