Ana sayfa 149. Sayı Oyuna antropolojiyle bakmak

Oyuna antropolojiyle bakmak

246
PAYLAŞ

Oyun ile günlük yaşam arasındaki sınır, oyunun kuralları ile çizilir. Kurallar, oyunun alanı ve zamanını belirler ve böylelikle oyun, yaşamın dışında kendine özgü bir alanda kurgusal bir biçimde var olur. Şu halde en temel haliyle oyun, kurallarıyla kendine ait zaman ve mekanda var olan ve katılmanın keyfi olmasından dolayı özgür bir insan etkinliğidir.

Oyun, içgüdüsel bir davranış olarak hayvan dünyasından, kültürel bir faaliyet olarak çocuk ve yetişkin dünyasına kadar geniş bir alanda çeşitlilik gösteren bir aktivitedir. “Yaşamın ciddiyetiyle karşılaşmazdan önce ailesinin koruması altında yaşayan küçük çocuğa özgü” (Fink 1994:26) bir faaliyet olarak anlam bulan oyun; çocukların yetişkinlerin dünyasına katılmalarını sağlayan bir yol olarak, “yetişkin yaşamının taklidi ve hazırlığı” (Seymour-Smith 1986:224) olarak kabul edilir.

Çocuk için faydalı bulunan oyun, yetişkin için “çocukça” bulunmakta; böylece oyun değersel olarak iki zıt kutupta yer almaktadır. Bir boş zaman faaliyeti olarak değerlendirilen oyunun kavramsal çözümlemeleri, çalışma ve oyun karşıtlığı temel alınarak yapılmaktadır. Ancak kimi araştırmacılara göre, bu zıtlık, Batı kültürünün çalışma merkezli yapısından kaynaklanır. “Rasyonel, bürokratik, endüstriyel ve kentli batı uygarlığı için oyun, kültür içinde karşıt bir sembol” (Oriard 1991:443) olarak gözükmektedir. Endüstri devrimi öncesinde, tarım toplumlarında, dini bayramlar ve mevsimlik festivaller içinde gerçekleşen oyunsal faaliyetler; endüstri devrimi sonrasında özellikle Batı toplumlarında, çalışma saatleri dışında kalan, yani “boş zaman”larda gerçekleştirilen faaliyetlere dönüşür (Cross 1987:25).

Oyunun tanımlanmasında ve çözümlenmesindeki zorluklardan biri, Batı toplumlarının ve Batılı-olmayan toplumların oyuna ve oyunsal faaliyetlere ilişkin farklı kavrayışlarla ilgilidir. Örneğin, Heider’in 1977’de incelediği, Yeni Gine’nin dağlık bölgesinde oynanan Dani oyununda -rekabetin olmadığı genel kültür değerlerine uygun olarak- skor yapma ve kurallara bağlılık neredeyse yok olmuştur; numaralar ve sayma işlemi dikkate alınmadan düzenlilik ve kurallar tesadüfi davranışlar doğrultusunda belirlenmektedir. (akt. Chick 1987: 6)

Menomini Kızılderilileri tarafından ölünün onuruna cenaze törenlerinde oynanan “lacrosse” oyunu.

Oyunların tanımlanmasındaki bir diğer güçlük, geçim faaliyetlerine dönüşebilmesinden kaynaklanmaktadır. Güneybatı Amerikan yerlileri veya Havaililerde olduğu gibi geleneksel sanat, zanaat ve törensel pratikler, turistik ticari amaçlarla yeniden canlandırılmaktadır ve bu yerel performanslar seyircilerin beklentilerine uygun olarak değişime uğramaktadır. “Keesing’in gösterdiği, Menomini Kızılderilileri tarafından ölünün onuruna cenaze törenlerinde oynanan lacrosse oyunu ile turistlere sergilenen oyun arasında bağlam ve anlam bakımından çok az fark vardır.” (Chick 1987:6)

Benzer bir durum, oyunsal aktivitelerden olmakla birlikte, modern toplumlarda endüstriyel bir ürüne dönüştürülen spor için de söz konusudur. Spor rekabete dayalı bir aktivite olarak, oyun ve çalışma zıtlığının arasında yer almakta ve taşıdığı çalışma karakteri oyun ruhu ile bir paradoks yaratmaktadır. (Oriard 1991:XIII) “Yaşamın oyuncak bölümü” (Greendorfer 1987:140) olarak tanımlanan spor; diğer taraftan “günlük yaşamın bütün unsurlarını içinde barındıran ve (onları) yansıtan toplumun mikrokosmosu” olarak tanımlanmakta ve bu iddia “Spordaki davranış tarzı çevresindeki kültürü içerir; başka bir deyişle, Amerikan futbolu ile Trobriand kriketindeki davranış tarzları çok fazla farklılıklar taşımaktadır.” (Sands 1999:3) şeklinde desteklenmektedir. Oyunun, kültürü yansıtan karakteri, tamamen rekabete dayanan modern futbol ile Yeni Gine’de yaşayan Gahuku-Gama’ların oynadığı futbol arasındaki farklılıkta kendini göstermektedir. Gahuku-Gamalar “… birkaç gün üst üste, iki tarafın kazandığı oyunlarla, kaybettiği oyunların denkleşmesi için kaç parti gerekiyorsa o kadar oynarlar.” (Levi-Strauss 2000:55)

Oyun ve oyunsal faaliyetlerin gösterdiği kültürel farklılıklar ve oyunun kendi içinde sergilediği çeşitlilik, kavramın tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Kültürel çeşitliliği esas alan antropolojik perspektif, bu noktada işlevsel gözükmektedir.

Antropoloji çalışmalarında oyun kavramına bakış

1800’lü yılların sonuna doğru antropologların çalışmaları kültürel difüzyon, evrim ve dinin kökenine ilişkin önemli teorilere yönelmiştir; oyun gibi ikincil insan davranışlarını göz ardı eden bir bakış söz konusudur. (Sands 1999:3) Bu genel tutum ilerleyen yıllarda da devam edecek; fonksiyonalizmin en parlak döneminde, yani 1930’lar, 40’lar ve 50’ler süresince, oyun gibi kültürel öğeler oldukça önemsiz görülerek dikkate alınmayacak; akrabalık, ekonomik ve politik organizasyon ve geçim örüntüleri gibi öğelere göre ikincil bir önem verilecektir. (Chick 1987:5)

Antropolojide oyun çalışmacılarında öncü isim olarak E. B. Tylor’ı görüyoruz. “Tylor, spor gibi aktivitelerin antropologlar için, tarihin erken aşamasındaki kültürlerde, coğrafi anlamda birbirlerinden uzak olan insan gruplarının kontak kurduğuna ilişkin önemli kanıt oluşturabileceğinin farkındadır.” (Blanchard’dan akt Sands 1999: 4) Buna göre, “Sadece satranç ve tenis gibi kompleks oyunlar değil, rahat tanımlanabilecek formda olan çocukça sporların yayılmalarının izleri harita üzerinde aşama aşama izlenebilir; tıpkı bir botanikçinin bitkilerin coğrafi merkezlerine izlerden ulaşması gibi. (Tylor 1994:735)” Tylor’a (1994: 116) göre günümüzde oynanan “Tavla tarzı oyunların oluşturduğu grup antik dünyaya aittir ve bu dünyada geniş bir alana yayılmışlardı.” Örneğin, Hindistan’da oynanan pachisi ile Antik Meksika’da oynanan patolli oyunları arasındaki benzerlikler, Tylor’ın iddialarına önemli bir kanıt oluşturmaktadır ve “difüzyon ve kültürel temas teorisi için dayanak noktası oluşturan örneklerden biridir”.

Oyun “özgür ve gönüllü bir aktivite”dir ve neşe ve eğlence kaynağı bir faaliyet olarak tanımlanmalıdır.

Tylor’dan sonra, aynı dönem içersinde birkaç kuramcı odaklarını oyunlara yöneltir. Bunların içinde en ilginci olan Steawart Culin, Kuzey Amerika yerlileri arasında pek çok çalışma yapmıştır ve oyun ve spor aktivitelerine ilişkin kapsamlı ve sistematik bir yapıt veren ilk etnologdur. (Sands 1999:4) Raymond Firth, A Dart Match in Tikopia: A Study of the Sociology of Primitive Sport’da, Tikopia kültüründe dart yarışmaları ile sosyal organizasyon ve dini inançlar arasındaki ilişkiyi inceler. Çalışmanın sonunda Firth’in önerisi, sporun daha yoğun bir ilgiyi hak ettiği ve araştırmalar için verimli bir yol olma potansiyeli taşıdığıdır. Yine yakın tarihli bir çalışma olan The Pawnee Ghost Dance Hand Game’de, Alexander Lesser oyunun Pawnee kültürüyle bağlantısını incelemektedir.

1960’larla birlikte Batı toplumlarında yaşanan değişim hareketleri akademik disiplinlerin bakışlarında önemli etkiler yaratır. Özellikle sosyal bilim alanlarında meydana gelen bu değişimde Marx ve Antonio Gramsci, Herbert Marcuse, Louis Althusser, Henri Lefebvre gibi Marksist ve Marksizm’den etkilenen yazarların etkisi açık bir şekilde kendini göstermektedir. Boş zaman ve eğlence, spor gibi etkinlikler “ideolojik yeniden üretimle kapitalist toplumsal ilişkilerin sürdürülmesine hizmet eden büyük bir aygıtın parçaları” olarak görülür; “modern kapitalist düzenin ekonomi politiğinin önemli bir bölümünü oluşturan ‘kültür endüstrisi’, genel düzenleyici hatları devlet tarafından belirlenen bir fayda ile ‘zevk’i üretir ve dağıtır” benzeri argümanlar ile ele alınır. (Wilson 1987:51)

Bu dönem içerisinde gerek antropoloji, gerekse antropoloji dışındaki alanlarda özellikle spor ve kültürün ilişkilerine ilişkin çalışmaların sayısı hızla artar. Psikoloji, tarih, eğitim ve özellikle de sosyoloji gibi disiplinler “sporun sosyal sistemin dışavurumu olduğu iddiasındaydılar”. (Sands 1999:5) Sosyoloji, antropolojiye göre, “sosyal sistemde daha önemli bir öğe olarak gördüğü” (Blanchard 1985) sporu daha vurgulu bir şekilde ele alır. Ne var ki, antropoloji bu açığı kapatma çabasına girmekte gecikmeyecektir, örneğin, Leslie White, 1964’te American Anthropological Association’daki söylevinde “Antropolojinin spor çalışmaları için, özellikle Amerikan kültürel sisteminin yaşamsal bir dışavurumu olarak gördüğü beysbol için, güvenli bir model sunduğunu ileri sürmüştür”. (Sands 1999:5)

Sosyologlar, spor ve toplum alanındaki araştırmalara önderlik ederken; antropologlar, karşılaştırmalı kültürel bakışlarını sporun kültürel sistemdeki etkisini inceleyen etnografik araştırmalarına dahil ederler. Robin Fox’un, Journal of American Folklore’da yayınlanan 1961 tarihli “Pueblo Baseball: A New Use for Old Witchcraft” başlıklı makalesi Navajo beysbolu ve büyüsel kullanımı hakkında tarihsel perspektifli geniş bir yorumudur. George Gmelch’in Games, Sports and Power (1972) içinde yayınlanan “Magic in Professional Baseball” başlıklı çalışması, Malinowski’nin Trobriand toplumundaki büyü incelemeleri örneğinden hareketle, Amerikan beysbolundaki batıl inanç ve ritüelleri incelemektedir. Blanchard’ın Navajo kültürü ve basketboluna ilişkin çalışması ile Alyce Cheska’nın yerli Amerikan sporları, oyunları ve ritüelleri üzerine araştırmaları, oyunları Batılı-olmayan toplumlarda inceleyen çalışmalardır. (Sands 1999:5) Clifford Geertz’in, “Deep Play: Notes on the Balinese Cockfight” başlıklı makalesi, Bali horoz dövüşleri çerçevesinde “deep play” (derin oyun) kavramını çözümlemeye çalışır. Geertz’e göre horoz dövüşleri, Bali toplumunun doğal hiyerarşisini yansıtmaktadır. (Geertz 1973) Özetleyecek olursak ‘oyun’a ilişkin antropolojik çalışmaları dört yaklaşım çerçevesi içinde ele almak mümkündür:

1) Geçmiş toplum biçimlerinin izini ya da kültürel temaslarını “oyun”lardan süren evrimci/ difüzyonist çerçeve.

2) Oyunları toplumsal tutumun tezahür ettiği ya da bireylerin psikolojik gereksinimlerini karşılayan alan olarak gören yapısal-işlevselci ve işlevselci çerçeve.

3) Oyunu kapitalizm ve/veya ‘tüketim toplumu’ bağlamında irdeleyen Marksist/Marksizm esinli sosyal bilimsel çerçeve.

4) Oyunu kültürü kavramada bir anahtar/model olarak kabul eden yorumsamacı/simgesel çerçeve.

O halde oyun nedir?

Oyun, tarihsel ve kültürel düzlemlerde ele alındığında çeşitlilikler sergilemektedir. Buna bir de, farklı disiplinlere ilişkin yaklaşımlar eklendiğinde kavram karmaşık bir hal almaktadır. Bu problemi aşmak amacıyla oyunun temel özelliklerinin belirlenip, böylece oyuna ilişkin genel bir çerçeve kurulabilir. Bunun için, çözümlemelerinin merkezine oyun kavramını yerleştirmiş kuramcılarından hareket edilecektir.

İnsanı anlatmak için Homo ludens (oyun oynayan insan) terimini geliştirip, kültürü sub specie ludi olarak ele alan Huizinga, şüphesiz oyun kuramcıları içinde önemli bir yerdedir. Huizinga, oyun ve kültür arasındaki ilişkiyi Agôn[1] kavramından hareketle çözümler ve oyun kavramının temel niteliklerini şu şekilde sıralar: Oyun, “boş zaman”da gerçekleştirilen ve katılımın keyfi olması bakımından zorunluluk taşımayan, “özgür bir eylem”dir. Oyunun, özgürlüğüne bağlı olarak beliren bir diğer niteliği “gündelik” veya “asıl” hayat olmayışıdır. Gönüllü olarak dahil olunan oyun alanı, aynı zamanda yaşantının terk edilmesi ya da kesintiye uğratılmasıdır. Oyunun “gündelik hayattan” farklılaşmasını ve gerçekleşme olanağını sağlayan, kendine ait zamanı ve mekanıdır. Oyun, “Zaman ve mekan olarak bazı sınırları içinde ‘sonuna kadar oynanmakta’dır. Kendi akışına ve bizzat kendi anlamına sahiptir.” (Huizinga 1995:26) Oyunun sınırları içinde mutlak bir düzen vardır ve oyun yarattığı bu düzenle, “Dünyanın mükemmel olmaması ve hayatın karmaşıklığı içinde geçici ve sınırlı bir mükemmellik yaratır.” (Huizinga 1995:27) Oyun alanının içinde var olan düzenlilik oyunun kuralları ile sağlanır. Kurallar, “oyun tarafından çizilen geçici dünyanın çerçevesi içinde neyin yasa gücüne sahip olacağını belirler. Bir oyunun kuralları mutlak olarak emredici ve tartışılmaz niteliktedir.” (Huizinga 1995:28) Kurallar karşısında oyuncunun tutumu yalnızca kesin bir itaattir ve oyun alanının tek etik değerini belirlerler.

Oyun çalışmaları açısından bir diğer önemli isim Caillois, oyun çözümlemesine Huizinga’dan hareket ederek başlar. Tıpkı Huizinga gibi, Caillois için de, oyun “özgür ve gönüllü bir aktivite”dir ve neşe ve eğlence kaynağı bir faaliyet olarak tanımlanmalıdır. Zorunluluk, oyunu oyun olmaktan çıkarıp bir yükümlülüğe dönüştürecek ve böylece oyun, başlıca vasfı olan oyuncunun oyuna “kendi arzusu ve zevki için katılması” özelliğini kaybedecektir. Oyun, “varoluşun geriye kalan bölümlerinden özenle uzaklaştırılmış ve genellikle iyice belirlenmiş zaman ve mekan sınırları içinde yerine getirilen ayrı bir uğraştır.” (Caillois 1961:6) Oyunda “sıradan hayatın karışık ve düzensiz yasalarının yerini” (Caillois 1961:7), kesin ve yadsınamayacak kurallar almıştır. Ancak, oyunun zevki oyuncunun kurallara sıkı sıkıya bağımlı hareketinden çok, kurallar içinde rahat hareketiyle mümkün olmaktadır. “Oyun, kuralların içinde özgür olan bir karşılığı anında bulmak, icat etmek zorunluluğundan ibarettir.”(Caillois 1961:8)

Bir diğer oyun kuramcısı Suits, “oyun” kavramını “çalışma” kavramı ile olan ilişkisinden hareketle inceler. İlk bakışta çalışmak zorunluluk, oynamak ise zevk için yapılan etkinliklerdir ve oyun, boş zaman etkinliklerinden yalnızca birisidir. Oyunun amacı, oyunun kuralları ile belirlenir. Çünkü kuralların varlığı amaca ulaşmak için, oyun faaliyetini “belirlenmiş yoldan” ya da “yasaklanmamış yoldan” gerçekleştirmeyi öngörür. Oyun; amaç, amaca ulaşmak için gerekli araçlar, kurallar ve Suits’in oyuncu niteliği olarak önemsediği lusorik tavır olarak dört öğeden oluşur. Suits, bu öğelerden hareketle oyunu şöyle tanımlar; “Oyun oynamak, belli bir duruma [prelusorik amaca], yalnızca kuralların izin verdiği araç ve yöntemlerin [lusorik olanakların] kullanılmasıyla varılmaya çalışıldığı; kuralların, daha eksiksiz araç ve yöntemler lehine daha etkili olanları yasakladığı [kurucu kurallar] ve kuralların salt o etkinliği olanaklı kıldığı için benimsendiği [lusorik tavır] bir uğraştır.” (Suits 1995:52)

Sonuç olarak, her bir kuramcı, günlük yaşamın beklentilerinden uzak ve katılımın tamamen keyfi olmasından hareketle, oyunu özgür bir eylem olarak kabul etmişlerdir. Oyun ile günlük yaşam arasındaki sınır, oyunun kuralları ile çizilir. Kurallar, oyunun alanı ve zamanını belirler ve böylelikle oyun, yaşamın dışında kendine özgü bir alanda kurgusal bir biçimde var olur. Şu halde en temel haliyle oyun, kurallarıyla kendine ait zaman ve mekanda var olan ve katılmanın keyfi olmasından dolayı özgür bir insan etkinliğidir.

Dipnot

[1] Agôn, Klasik Yunanca bir kelimedir; Yunan hayatı içinde çocuk oyunlarını ifade eden paidiá’dan ve oyunun “havai, işe yaramaz nüansını ifade eden” athurô ve athurma kelimelerinden ayrılan ve Yunanlıların bütün sportif müsabakalarını içeren bir terimdir ve rekabete yönelik yarışmaları göstermektedir. “Yunan toplumunda agôn’a ilişkin kavram oldukça erken dönemlerde öylesine bir yer kazanmıştır ki, zihinlerin artık onun oyunsal karakterinin bilincine varma olanağı ortadan kalkmıştır. Müsabaka Yunanlılarda her durum itibariyle öylesine yoğun bir kültürel işlev haline gelmiştir ki, ‘alışılmış’ ve tamamen meşru bir şey sayılmış, dolayısıyla oyun olarak hissedilir olmaktan çıkmıştır” (Huizinga 1995:51).

Kaynakça

– Caillois, Roger. Man, Play; and Game, New York, The Free Press of Glencoe, 1961.

– Chick, Garry. “The Anthropology of Leisure”, A. Grafe, S. Parker (Ed.),

Recreation and Leisure an Introductory Handbook, London, Venture Publising ınc. , 1997:5-9.

– Cross, Gary. “Leisure in Historical Perspective”, A. Grafe, S. Parker (Ed.), Recreation and Leisure an Introductory Handbook, London, Venture Publising ınc., 1997:25-29.

– Fink, Eugen. “Felsefeye Layık ve Uygun Bir Konu Olarak Oyun”, (Çev. Hülya Tufan), Sanat Dünyamız, Sayı 55, Bahar 1994:25-34.

– Geertz, Clifford. “Deep Play: Notes on The Balinese Cockfight”, İnterpretation of Cultures, New York, Basic Book, 1973.

– Huizinga, Johan. Homo Ludens – Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir  Deneme, (Çev. M. A. Kılıçbay), İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1995.

– Levi-Strauss, Claude. Yaban Düşünce, (1962) (Çev. Tahsin Yücel), İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2000.

– Oriard, Michael. Sporting With the Gods, New York, University of Cambridge, 1991.

– Sands, Robert R. Anthropology, Sport, And Culture, London, Bergin&Garvey, 1999.

– Seymour-Smith, Charlotte. Macmillian Dictionary of Anthropology, London, Macmillian Press Ltd., 1986.

– Suits, Bernard. Çekirge – Oyun, Yaşam ve Ütopya, (Çev. S. Sertabiboğlu), İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1995.

– Tylor, Edward Burnett. “The History of Games”, The Colelcted Works of Edward Burnett Tylor, London, Routledge/ Thoemmes Press, 1994.

– Wilson, John. “The sociology of Leisure” A. Grafe, S. Parker (Ed.), Recreation and Leisure an Introductory Handbook, London, Venture Publising ınc., 1997:49-53.