Ana sayfa 150. Sayı Erkekler kendi çalışmalarına kadınlara kıyasla daha çok atıfta bulunuyor

Erkekler kendi çalışmalarına kadınlara kıyasla daha çok atıfta bulunuyor

254
PAYLAŞ

Çeviren: Aykut Özbeytemur

1779 ve 2011 yılları arasında yayımlanmış 1,5 milyon çalışmayla yapılan analize göre, erkekler kendi çalışmalarına kadınlara kıyasla ortalama yüzde 56 daha çok atıfta bulunuyor.

Analizde, dijital kütüphane JSTOR’daki (Journal Storage) disiplinlerarası çalışmalar incelendi ve erkeklerin “kendine-atıf” oranlarının son 20 yılda kadınların akademik çalışma sayılarındaki artışına rağmen  yüzde 70 daha fazla olduğu görüldü. Çalışmalarda verilen referansların yaklaşık yüzde 10’undaki kendine atıfların yazarın cinsiyetinden bağımsız olması olası görünüyor.

5 Temmuz’da arXiv’de yayımlanan analiz, bu eğilimin kadınların yüksek akademik pozisyonlarda az temsil edilmesinden mi, yoksa başka bir etkiden mi kaynaklandığını açıklığa kavuşturamıyor. Makaleye göre; çevrebilim, evrim, sosyoloji ve moleküler biyoloji alanlarında çalışan akademisyenler kendine atıf yapmaya en yatkın olanlarken, tarihçiler ve klasik çalışmalar yapan akademisyenler en düşük eğilimi gösteriyor.

Kendi “borularını çalıyorlar”

Atıf, akademik dünyada biliminsanlarının daha iyi veya daha kötü olduğunu belirliyor. Üreticiliği ve araştırmacıların yayınlarının etkilerini ölçen h-index gibi geniş çapta tartışmalı standartlar için değer ölçüsü teşkil ediyor. Akademisyenlerin görevlerine devam etmesinde veya burs başvurularında verilecek kararlara genel olarak bu standart veriler temel oluşturuyor.

Çalışmanın yöneticisi Stanford Üniversitesi’nden sosyolog Molly King, akademisyenlerin meşru kendine atıflarının çoğunun uygun olduğunu belirtiyor. Bunlar şüphesiz bilinçli bir hile girişimi olarak görünmüyor. Yine de küçük bir bölümü kendi akademik atıf sayılarını arttırma maksatlı girişimler olabilir.

King, “Çalışmalarda yapılan her bir atıf gelecekteki çalışmalarda diğer biliminsanlarının ilgisini çekiyor” diyor. “Böylece erkekler kendi çalışmalarına yaptıkları atıflarla meslektaşlarından ekstra ilgi görüyor” diye ekliyor. King, işe alma ve görevi yürütme kararı veren komisyonların araştırmacıları ve çalışmalarını değerlendirirken bu durumu dikkate almaları gerektiğini belirtiyor.

King ve ekibi, çalışmalardaki tüm yazarların isimlerine ve ABD Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına bakarak cinsiyetlerini belirlediler. Cinsiyet bilgisi edinemedikleri yazarları çalışmadan çıkardılar. Aynı zamanda makalelerde yalnızca isminin baş harfi bulunan yazarları da çalışmanın dışında bıraktılar. Doğrusu, çalışmada kadın yazarların bazı durumlarda yalnızca cinsiyetlerini gizlemek için özellikle isimlerinin yalnızca baş harflerini kullandıkları öne sürülüyor.

Coventry, Birleşik Krallık’taki Warwick Üniversitesi’nden veri bilimcisi Adrian Letchford veri tabanındaki tüm yazarların yalnızca yüzde 56,4’ünün cinsiyetlerinin kesin olarak belirlenebildiğini söylüyor. “Özellikle kadınların bilinçli olarak isimlerini gizledikleri düşünülünce geri kalanlar önemli bir veri kaybına sebep oluyor.”

İndiana Bloomington Üniversitesi’nden bilgi bilimci Cassidy Sugimoto, bir akademisyenin üretkenliğini takip etmenin bir yolu olmadığını veya akademide genellikle daha yüksek derecelerde bulunan erkeklerin dolayısıyla daha çok makale yayımladıklarını ve kendine atıf yapmak için daha fazla çalışmaları bulunduğunu belirtiyor. “Kendine atıf üretkenliğe oldukça bağlı: Kimse henüz yazmadığı bir çalışmaya atıfta bulunamaz.” Çalışmada incelenen akademisyenlerin yaklaşık yüzde 78’i erkek ve ancak yüzde 22’si kadın.

Bu eğilimin, çalışmaların yazarlarına bakarak, erkeklerin kendi yeteneklerini gösterme kabiliyetlerinin kadınlardan daha yüksek olduğu veya erkeklerin kadınlara kıyasla kendi tanıtımlarını yaptıklarında daha az toplumsal cezaya maruz kaldıkları gibi başka açıklamaları da olabilir. Bir diğer muhtemel katkı faktörü ise erkeklerin uzmanlaşma eğiliminin daha yüksek olması olabilir. Bu, aynı alanda çalıştıkları mevkidaşlarının daha az olduğunu gösterir ve daha çok kendine atıf yapmalarına sebep olabilir.

Ama yine de, Sugimoto konunun ilgiye değer olduğunu düşünüyor. “Cinsiyete bağlı kendine atıf düzeyleri önemli bir gözlem ve yeni sorgulama alanları açarak bilimsel politikalar için olası öneriler barındırıyor olabilir.”