Ana sayfa 151. Sayı ‘Bilginin psikanalizi’ ışığında Bachelard’ın ‘tözcü engel’ analizi

‘Bilginin psikanalizi’ ışığında Bachelard’ın ‘tözcü engel’ analizi

286
PAYLAŞ

Atakan Altınörs

Bachelard’ın “bilginin psikanalizi” kavrayışı, bir yorum tekniği, hermeneutik bir yöntem olarak psikanalizin, bilim tarihine tatbik edilmesiyle geliştirilmiş başarılı bir düşünsel sentezdir. Bachelard’ın, bilimsel zihniyetin tarih sürecinde biçimlenmesinin, hakikatler kadar hatalı açıklama denemelerinin eleştirisinden de beslendiğini vurgulaması, felsefî ve pedagojik açıdan son derece değerlidir.

Gaston Bachelard (1884-1962): Heisenberg, Einstein, Bohr, Dirac gibi fizikçilerin çalışmalarıyla “yeni fizik” paradigmasının doğuşuna tanıklık ederek yaşamış, telgraf idaresinde görev yaptığı sırada bir süre mühendislik okumuş, lisans eğitimini temel bilimler alanında tamamlamış ve orta öğretim kurumlarında bir süre öğretmenlik yapmıştır. Önce edebiyat, ardından da felsefe doktorasını tamamlamasının ardından Dijon Üniversitesi’nde akademik hayatına başlamıştır. Biyografisindeki bu çizgiler, onun filozof olarak kariyerinde belirleyici olmuştur: Poetikaya hayatı boyunca duyduğu ilgi, bilimlerin öğretilmesinde yeni bir pedagojik yaklaşımın ana hatlarını çizmesi, fizik ve kimya bilimlerine vâkıflığı, teori ile uygulama ya da “teknik” arasındaki ilişkiye yaptığı vurgu, empirizm ile rasyonalizm arasındaki diyalektik üzerine refleksiyonları, Bachelard’ın biyografisinin, felsefesi üzerindeki etkileri arasında anılabilir. Auguste Comte’un “üç hâl yasası”, Ferdinand Gonseth’in “idoneizm”i, Sigmund Freud’un bilinçaltı psikolojisinin Carl Gustav Jung tarafından yeniden yorumlanmış şekli, Bachelard’ın başlıca ilham kaynaklarındandır. Bachelard’ın Türkçede yayımlanmış eserleri şunlardır:

Mekanın Poetikası, çev: Alp Tümertekin, İstanbul: İthaki yay., 2013.

Düşlemenin Poetikası, çev: Alp Tümertekin, İstanbul: İthaki yay., 2012.

Bilimsel Zihnin Oluşumu, çev: Alp Tümertekin, İstanbul: İthaki yay., 2013.

Yeni Bilimsel Tin, çev: Alp Tümertekin, İstanbul: İthaki yay., 2008.

Mumun Alevi, çev: Ali Işık Ergüden, İstanbul: İthaki yay., 2008.

Sürenin Diyalektiği, çev: Nami Başer, İstanbul: İthaki yay., 2010.

Uygulamalı Akılcılık, çev: Emine Sarıkartal, İstanbul: İthaki yay., 2009.

Ateşin Psikanalizi, çev: Aytaç Yiğit, Bağlam yay., İstanbul, 2010.

Su ve Düşler, çev: Olcay Kunal, Yapı-Kredi yay., İstanbul, 2006.

Yok Felsefesi, çev: Alp Tümertekin, Yapı-Kredi yay., İstanbul, 2006.

Bu yazımızda, Bachelard’ın bilimsel bilgiye erişmek üzere aşılması gereken epistemolojik bir engel olarak değerlendirdiği tözcü engel [obstacle substantialiste] hakkındaki analizini, “bilginin psikanalizi” diye adlandırdığı yöntemi ışığında incelemeye çalışacağız. Bu çerçevede öncelikle, onun bilimsel zihniyetin oluşumuna dair üç dönem anlayışını ele alacağız. Ardından, Bachelard’ın detaylı analizlerine konu olmuş çok sayıdaki epistemolojik engeli kısaca açıklayarak “tözcü engel”i aşmanın bilimsel zihniyete erişmek bakımından önemini inceleyeceğiz. Sonuçta, Bachelard’ın yaklaşımının bilim felsefesi açısından orijinal yanını değerlendirmeye çalışacağız.

Gaston Bachelard, kendisi gibi felsefeci olacak olan kızı
Suzanne Bachelard ile.

Bilimsel zihniyetin gelişim evreleri

Bachelard’ın, bilimsel zihniyetin tarih sürecinde geçirdiği dönüşümü hangi evrelere ayırdığını gözden geçirmekle başlayalım. Bachelard la Formation de l’Esprit scientifique başlıklı eserinin başlangıcında, bilimsel zihniyetin oluşumunu üç tarihsel döneme ayırır:

1) Bilim-öncesi dönem: Antikçağ’dan Rönesans’a ve hatta on sekizinci asra kadar, hayli uzun bir döneme yayılır.

2) Bilimsel dönem: On sekizinci asrın sonundan başlayarak on dokuzuncu asrın sonuna ve yirminci asrın başlangıcına kadar sürer.

3) Yeni bilimsel zihniyet çağı: Bachelard bu dönemi, 1905 yılında, Einstein’ın izafiyet teorisinin, o zamana dek bilimin aslî ve değişmez kavramları olarak kabul edilegelen kavramları alaşağı etmesiyle tarihlendirir. Yirmi beş sene zarfında kuantum mekaniğinin ve De Broglie’nin dalga mekaniğinin yanı sıra Heisenberg’in matris fiziğinin ve Dirac mekaniğinin katettiği yol, Bachelard’a göre bilimde yepyeni bir zihniyetin oluşumu anlamına gelmektedir (Bachelard, 2004, s.9).

Bachelard’ın nazarında bilimsel zihniyetin gelişiminin temel göstergesinin “soyutluk” olduğu görülmektedir. Bachelard, genel olarak bilimsel zihniyetin tarihsel serüvenine ilişkin yukarıdaki üç döneme, bir bireyin zihninin bilimsel formasyon kazanmasındaki şu üç dönemin tekabül ettiğini öne sürer:

1) Somut dönem: İnsanın henüz doğa fenomenlerinden edindiği ilk hayâllerle oyalandığı evredir.

2) Somut-soyut dönem: Bu evrede insan, fizikî dünyaya ilişkin deneyimlerini, geometriden yardım alarak açıklamaya teşebbüs eder. Bachelard’a göre somut-soyut evrede insan zihni paradoksal bir durum sergiler. Şöyle ki, yaptığı geometrik soyutlamadan, bu soyutlama bir duyusal görüyle [par une intuition sensible] ne kadar açık bir şekilde temsil ediliyorsa, o kadar emin olur.

3) Soyut dönem: Nihayet, bu üçüncü dönemde, insan zihni reel uzayın görüsünden yakasını kurtarmış ve dolaysız deneyimden koparılmış bilgilere isteyerek geçer. (Bachelard, 2004, s.11)

Bachelard’ın İsviçreli ressam Livia Alessandrini tarafından yapılan portresi.

Duyusal bilgi ile bilimsel bilgi arasındaki kopuş

Bachelard’ın bilim felsefesine uyarladığı psikanalitik yöntemin işlevi, her şeyden önce bilimi, “psikanalize tâbi tutulmamış” bir zihniyetin içerdiği kanılardan arındırmaktır. Hemen belirtmek gerekir ki Bachelard’ın nezdinde, gündelik/olağan, doğrudan/dolaysız, kendiliğinden/spontane bir tavırla dünyaya yöneldiğimiz esnadaki kavrayışımız, bilim-öncesi [préscientifique] ve dahası bilim-dışı/karşıtı [anti-scientifique] bir yapıdadır. Söz konusu kavrayış ile, bilimin perspektifinden edinilen dünya kavrayışı arasındaki farklılığı ifade eden “kopuş” [rupture], bu bakımdan Bachelard için aslî bir önem taşır. Bachelard duyularımızla edindiğimiz bilgilerimiz ile bilimsel kavrayış arasındaki kopukluğu, “duyu bilgisi ile, bilimsel bilgi arasında hakikî bir kopukluk [bulunduğunu] kabul etmek gereklidir” (Bachelard, 2004, s.286) cümlesinde de olduğu gibi her vesileyle vurgular. Bachelard’ın “ortak bilgi” [connaissance commune] diye de andığı, dünyayı dolaysız ve spontane kavrayışımız ile, bilimsel bilgi birbirinden farklıdır:

“Ortak bilgi ile bilimsel bilgi arasında, bu iki bilgi türünün felsefelerinin aynı olmadığını bize çok net gösteren bir kopuş vardır. Ortak bilgiye uygun düşen felsefe ampirizmdir. Bunun tersine, bilimsel bilgi rasyonalizmin destekçisidir ve biz öyle istesek de istemesek de, rasyonalizm bilime bağlıdır ve rasyonalizm bilimsel amaçları ortaya koyar.” (Bachelard, 2007, s.224)

Bachelard’ın duyusal bilgi ile bilimsel bilgi arasındaki kopuşu izah etmek için kullandığı basit örnek “termometre”dir: ortak/gündelik/dolaysız bilgiden farklı olarak bilimsel zihniyet, sıcaklığı bir “duyum” olarak değil, termometrede okunan bir değer olarak kavrar (Bachelard, 1999b, s.10). Bir başka deyişle, bilim insanının nezdinde sıcaklık, artık hissedilen bir nitelik değil, termometrede okunan bir niceliktir. Bilimsel bilgi bu bakımdan, tabiatın gözlemlenmesinden ibaret kalan dolaysız bir veri, basit bir temaşa/seyir olmaktan uzaktır; o, her şeyden önce rasyonel bir inşa sürecinin ürünüdür.[1] Bachelard’ın yaklaşımı açısından bilimsel bilgi, dünya karşısındaki doğal tavrımızdan kopmak suretiyle formasyon kazanmış bir zihniyetin ürünüdür. Epistemolojik engeller, bilimsel zihniyete erişebilmenin önüne, işte bu doğal/doğrudan tavrın koyduğu engellerdir ve psikanalitik çalışmayla aşılmaları gerekir.

‘Bilginin psikanalizi’nin önemi

Bachelard’ın “bilginin psikanalizi” yönteminin bilimdeki sağaltıcı işlevi esasen, bilimadamının tabiata yönelirken bilincine varmadan düşüncelerini sevk eden eğilimlerini ve psikolojik yansıtmalarını/projeksiyonlarını gün ışığına çıkarmaktır. Bu bakımdan bilimsel düşünce biçimi, bir psikanalitik çalışmayı şart koşar. Bir başka deyişle, Bachelard’ın nazarında, psikanalize tâbi tutulmamış bir zihniyetin [esprit] ürünü olan herhangi bir idrak, henüz bilimsellik vasfını kazanmış değildir. Bachelard bu hususa, la Philosophie du Non başlıklı eserinde şu sözlerle dikkat çeker:

“Hangi bilimsel mefhum [notion] olursa olsun, bize göre onda daima düzeltilmesi gereken bir hata vardır. Herhangi bir objektif bilgiye geçiş yapmadan evvel, zihniyetin [esprit] sadece genel olarak değil, aynı zamanda tek tek her mefhum seviyesinde de psikanalize tâbi tutulması gerekir. Bilimsel bir mefhum, bütün kullanılışlarında, çok nadiren psikanalizden geçirilmiş olduğu için ve bir kullanılışının başka bir kullanılışına da sirayet etmiş olmasından her zaman endişe duymak mümkün olduğu için, bütün bilimsel kavramlarda [concepts] psikanalizden geçirilmemiş anlamlara daima dikkat çekmek gerekecektir.” (Bachelard, 1999, s.25)

Bu itibarla, objektif bilimsel bilgiye erişebilmek için yapılması gereken psikanalitik çalışma, tek seferlik değildir; bilimsel zihniyet her çağda ve tek tek her kavramı, durmadan psikanalize tâbi tutmak zorundadır. Şimdi, Bachelard’ın bilginin psikanalizi yöntemini, bilimsel düşüncenin önündeki epistemolojik engellerin teşhisinde ve aşılmasında nasıl kullandığını inceleyelim.

Bachelard, bazı eserlerinin kapaklarıyla birlikte.

Epistemolojik engeller

Bachelard la Formation de l’Esprit scientifique başlıklı eserinde, “epistemolojik engelleri meydana çıkarmak, aklın psikanalizinin temellerinin atılmasına katkıda bulunmaktır” (Bachelard, 2004, s.22) cümlesiyle, psikanalitik çalışma ile, epistemolojik engellerin teşhisi ve ortadan kaldırılması arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Bachelard söz konusu eserinde “epistemolojik engeller” olarak gördüğü şu yaklaşımları analiz eder: “İlk tecrübe”, “genel bilgi”, “sözel engel”, “üniter ve pragmatik bilgi”, “tözcü engel”, “realizm”, “animist engel”, “sindirim mitosu”, “libido” ve “nicel bilgi”. Bachelard bu epistemolojik engellerden kaçınmak üzere bilim insanının entelektüel ve duygusal bir katarsis/arınma gerçekleştirerek peşin hükümlerden ve kanılardan [opinions] arınması gerektiğini belirtir. (Bachelard, 2004, s.16)

Bachelard’ın “ilk tecrübe” adıyla andığı engel [obstacle de l’expérience première] bir fenomenin, bilimsel bilgi bakımından önem taşıyan veçhelerinden kavranması yerine, çarpıcı ve ilgi çekici yanlarına odaklanılmasıdır. Bachelard ilk tecrübenin, bilimsel kavrayışa geçişin önünde oluşturduğu engelin okullardaki kimya derslerinde kolayca fark edilebildiğini belirterek bir örnek verir: Yanıcı-parlayıcı bir kimyasal tepkimenin teorik açıklamasını yapmadan önce, sınıfta bu tür bir deneyi öğrencilerine gösteren hoca. Parlayan tepkime öğrencilerin muhayyilesini/imgelemini öylesine etkiler ki, artık dersin kalan kısmında hocanın bu fenomen hakkında tahtada yapacağı bilimsel açıklama, onların pek umurunda olmaz. (Bachelard, 2004, s.46)

Çarçabuk genelleme yapmaktan meydana gelen “genel bilgi” ise, bir fenomenin esas özelliklerini dikkate almanın önünde engel teşkil eder. Muhtelif bilim dallarında -âdeta klişeleşmiş- yerleşik genelleyici hükümler vardır: Mekanikte, “bütün cisimler düşer”; optikte, “bütün ışık ışınları doğrusal yayılır”; biyolojide, “bütün canlılar ölümlüdür”. (Bachelard, 2004, s.68) Meselâ, bütün cisimlerin boşlukta aynı hızla düştüğünü bildiren Newton yasasını öğrenmek, Bachelard’a göre genelleyici bir bilgi olarak, cisimlerin yeryüzünde yukarıdan aşağıya düşüşündeki ağırlık etkisiyle, yerden yükseğe doğru fırlatıldıklarındaki ağırlık etkisi arasındaki farkı ihmal ederek düşme fenomenini daha dikkatli incelemenin önünü keser. (Bachelard, 2004, s.69-70)

Sözel engel, bir fenomenin adlandırılmak suretiyle açıklandığına inanmaktan kaynaklanır. (Bachelard, 2004, s.89) Meselâ Réamur’ün, bulutların yağmur bırakmasını açıklamayı denediği sırada “sünger” metaforundan faydalanması, bir sözel engel meydana getirir. (Bachelard, 2004, s.90) Bu durumda bir kelime, bir tahayyül/imge veya bir metafor, o fenomenin asıl açıklamasının yerine konmaktadır. Bachelard, bilimsel zihniyetin tahayyüllerle/imgelerle, analojilerle ve metaforlarla durmaksızın mücadele etmesi gerektiğini vurgular. (Bachelard, 2004, s.25)

Üniter bilgi, âdeta simyacıların felsefe taşıyla yapmayı hayâl ettiği gibi, kâinattaki bütün fenomenleri tek bir şeye indirgemek suretiyle açıklamaya kalkışmaktır. (Bachelard, 2004, s.115) Bachelard’ın üniter bilgiye verdiği örneklerden biri, Kont Tressan’ın Essai sur le fluide électrique considéré comme agent universel başlıklı çalışmasında sergilediği yaklaşımdır. (Bachelard, 2004, s.115) Yazar bu kitabında kâinattaki bütün fenomenleri “elektriksel akışkan”ın faaliyeti üzerinden açıklamaya teşebbüs eder.

Pragmatik bilgiye gelince, bir fenomeni sağladığı fayda aracılığıyla açıklamaya çalışmaktan doğan bir engeldir. (Bachelard, 2004, s.111-112) Bachelard’ın ele aldığı pragmatik yaklaşım örneklerinden biri, J. B. Robinet’nin De la Nature başlıklı eserindeki bakış açısıdır. Bachelard, Robinet’nin eserinde tabiattaki her şeyin bir mevcudiyet gayesi bulunduğu ve farkında olalım ya da olmayalım bir fayda taşıdığı tezini savunduğunu nakleder. (Bachelard, 2004, s.114) Bachelard, ereksel/teleolojik açıklamaların, objektif bir bilimsel kültüre geçmenin önünde engel teşkil ettiğini belirtir. (Bachelard, 2004, s.114)

Animist engel, canlı organizmaların birtakım özelliklerinin cansız nesnelere atfedilmesinden kaynaklanan bir epistemolojik engeldir. (Bachelard, 2004, s.180) Bachelard animist engelin bilim tarihinde rastlanan çok sayıdaki örneğini ele alır. “Hastalık” kavramının, canlıların dışında kalan maddelere de tatbik edilmesi, Bachelard’ın ele aldığı örneklerden sadece biridir. Öyle ki, Recherches sur la direction du fluide magnétique başlıklı eserinde De Bruno “pas”ı, demirin bir “hastalığı” olarak nitelendirmiştir. (Bachelard, 2004, s.188) Bachelard elektriksel fenomenlerin de bilim tarihinde animist bir yaklaşımla açıklanmaya çalışıldığını gösterir. Bununla ilgili örneklerinden biri de, Watson’a yazılmış bir mektubun müellifinin, tabiatın başlıca ilkesi olarak gördüğü elektriğin[2], aslında “canlılık” [vivacité] diye adlandırılmasının daha yerinde olacağını belirtmesidir. (Bachelard, 2004, s.185)

Bachelard’ın “sindirim mitosu” diye adlandırdığı bir başka epistemolojik engel daha söz konusudur. Bachelard sindirim faaliyetinin asırlar boyunca, ilgili ilgisiz birçok fenomenin açıklanmasında kullanılan bilinçaltı bir tema olduğunu tespit eder. (Bachelard, 2004, s.203) Öyle ki, optimizmi ve pesimizmi bile mideyle ilişkilendirmek alışkanlık halini almıştır. Bachelard bilim-öncesi zihniyetle, doğal fenomenlerin, insan bedeninde cereyan ettiği şekliyle, mide ve sindirim aracılığıyla açıklanmaya çalışıldığını gözlemler. Kullandığı çok sayıdaki örnekten biri, Hunault’nun Discours physique sur les fièvres qui ont régné les années dernières başlıklı kitabında sergilediği yaklaşımdır. Bachelard, yazarın bu kitabında birtakım biyolojik fenomenleri, yerküreyi bir sindirim aygıtı gibi, âdeta devasa bir mide gibi mütalâa ederek ele aldığını belirtir. (Bachelard, 2004, s.211-212)

Libido”, üremeyle alâkalı olmayan fenomenlere cinsel özellikler yükler. Bachelard’a göre, libidonun bilimler alanındaki izdüşümü, tabiatta aslında cinsellikle alâkasız birtakım fenomenlere de cinsel fanteziler yansıtılmasıdır. Meselâ, Fransızca’da asidin harf-i tarifinin [article] eril [masculin], bazın ise dişil [féminin] olmasından hareketle, asitle baza cinsiyet yüklenerek ilkine aktif, ikincisineyse pasif bir rol biçilir. (Bachelard, 2004, s.233-234)

İlginçtir ki, doğa bilimlerinde kullanılan “ölçme” yöntemiyle, ölçüm sonuçlarını matematiksel niceliklerle ifade etmekten meydana gelen “nicel bilgi” de Bachelard’ın nazarında epistemolojik bir engele yol açabilmektedir. Bachelard hiç kuşkusuz bununla, modern doğa biliminin doğuşunu sağlayan matematikselleştirmeye karşı çıkıyor ve nicel açıklama tarzını reddediyor değildir; bununla, ölçülen şeylerin “nesneleştirilmesi”nin meydana getirdiği bir epistemolojik engele dikkat çekmeyi hedefler. Bachelard, nicel bilginin iptidaî ve psikanalize tâbi tutulmamış bu halinin objektif bilginin önüne koyduğu engeli, “realizm” ve “tözcülük” eleştirisiyle birlikte ele alır. Bachelard’ın realist ve tözcü yaklaşımın psikanalizinden çıkardığı sonuç, incelenen fenomeni nesneleştirerek, tözselleştirerek, onu “avucunun içine” almak, ona “sahip olmak” arzusunun bir dışa vurumu olduğudur. (Bachelard, 2004 s.253) Bu itibarla ölçme, realist yaklaşım için ölçtüğü nesneleri, âdeta bir serveti son kuruşuna kadar hesaplayan bir muhasebecinin -Bachelard buna “noter” diyor- yaptığı gibi, son ondalık hanesine [décimale] kadar ele geçirmektir. (Bachelard, 2004, s.253) Bachelard nicel bilginin bilimsel zihniyet bakımından hakikî işlevinin, objeleştirilen/nesneleştirilen şeylerin ölçülmesi değil, fenomenal bağıntıların ifadesi olduğunu vurgular. (Bachelard, 2004, s.254)

‘Realizm’ ve ‘tözcülük’ eleştirisi

Epistemolojik engeller hakkında yukarıdaki özetimizin ardından, Bachelard’ın “tözcülük” ile kastettiği yaklaşımı açıklamaya ve değerlendirmeye çalışalım. Bachelard’ın tözcü engel analizinde, realist zihniyetin psikanalizinden çıkardığı sonuçlardan yararlandığına şahit olmaktayız. Bu itibarla, öncelikle Bachelard’ın realist zihniyete ilişkin analiz sonuçlarına değinmek gerekir. Bachelard’a göre, “realist”in bilinçaltında, reel olanın tüm zenginliğine sahip olduğu inancı yatar. (Bachelard, 200, s.158). Realistin hasmı olan yaklaşım ise, “savurgan” bir zihniyetin ürünüdür. Bachelard realistin, bir iğneyi bile sarf etmemeye özen gösteren tutumunu “Laffitte[3] kompleksi” diye adlandırır. (Bachelard 2004: 166) Bachelard psikanalitik açıdan bakıldığında, tersi de doğru olmak üzere bütün realistlerin cimri olduğunu iddia eder. (Bachelard 2004: 158) Bachelard bilim tarihinde -altın, pırlanta, vb.- kıymetli maddelerin imtiyazlı bir yer işgal etmiş olmasını, realist yaklaşımın meydana getirdiği epistemolojik bir engel olarak değerlendirir. (Bachelard, 2004, s.159) Bachelard’ın realizm eleştirisi, tözcülüğe yönelik psikanalizine eklemlenir.

Bachelard’a göre tözcülük, bilhassa simyada yaygın bir bilim-öncesi tutumdur. Söz konusu faaliyet, çeşitli maddelerde birtakım “okült” nitelikler bulunduğunu farz etmiştir. Okült nitelikler cisimlerin “içinde” saklıdır. Bachelard bu bakış açısının dayandığı mitosu, “iç mitosu” veya “derinlik mitosu” diye adlandırır. (Bachelard, 2004, s.118) Tözcülük fikri, maddelerin “içinde”, “derinliklerinde” bir töz çekirdeği sakladığını esas alır. (Bachelard, 2004, s.119) Bu bakımdan tözcülük, nesneleştirerek, tözsellik atfederek incelediği şeylerde asla kaybolmayan bir derin ve iç yapı bulunduğunu varsayar; onlarda değişmeyen, sabit kalan tözler görür. Bachelard “töz”ün, özniteliklerin [attributs] bir kaynaşımı [contexture] olduğunu belirtir. (Bachelard, 1999a, s.152) Bachelard’a göre bilimin konusu olan şeyler, cisimlerin tözleri değil, “fenomenler”dir. Ona göre tözcü bir metafiziğin farz ettiği gibi, araştırılacak şeyler “yalın/basit tözler” değildir; çünkü tabiatta “yalın/basit” bir şey yoktur: “Fenomen bir bağıntılar dokusudur [tissu]”. (Bachelard, 1999a, s.152) Tözcülük, bağıntıların önemini göz ardı ederek her şeyi bağımsız bir cevher olarak ele alır; matematikle ifade edilebilir olan bağıntıları açıklamaya teşebbüs etmek yerine, fenomenleri tözselleştirerek tabiata yaklaşır. Tözcülük, fenomenal bağıntılar yerine niteliklere odaklanarak epistemolojik bir engel doğurur. (Bachelard, 2004, s.132) Bachelard’ın bilim tarihinde tözcü engele verdiği çok sayıdaki örnekten biri, Boerhaave’ın “tatlılığı”, suyun “birincil niteliği” olarak tanımlamasıdır. (Bachelard, 2004, s.133) Bilim-öncesi dönem düşünüldüğünde, buna benzer daha birçok örnek bulmamız mümkündür: “kurşun ağırdır”, “kükürt pis kokar”, “yün sıcaktır”, “mermer soğuktur” gibi tanımlamalar, halisane nitel açıklamalar ve tözselleştirmelerdir.

Tözcülük psikanalize tâbi tutulduğunda, altında yatan bir ruhsal kompleksin keşfedildiğini Bachelard şöyle dile getirir:

“Tözcülüğün tedavisi için gerçekleştirilmesi icap eden psikanaliz, sahip olma duygusunun psikanalizidir. Çözülmesi icap eden kompleks, kısaltmak için ‘Harpagon[4] kompleksi’ diye adlandırılabilecek sinekten yağ çıkama kompleksidir. Yitirilmemesi gereken -yitirilirse yeniden bulunmazlar- ufak tefek şeylere dikkati sabitleyen, sinekten yağ çıkarma kompleksidir. Böylece ufak bir obje, büyük bir dikkatle saklanır. Narin bir vazo en uzun süre sağlam kalan objedir. Demek ki ‘hiçbir şey kaybedilmemelidir’ […] en sonunda da, ispatlanmamış realizmin temel aksiyomuna geçilir: ‘Hiçbir şey yitirilmez, hiçbir şey yaratılmaz’, cimrice bir laftır.” (Bachelard, 2004, s.158)

Bachelard’ın nazarında tözselleştirme, bilimsel zihniyetin, “duyumları” eleştiriden geçirerek sapmak zorunda olduğu teorik dönemeçleri göz ardı eder. (Bachelard, 2004, s.123) Ona göre, bilimsel zihniyet açısından her fenomen, teorik düşüncenin bir momentidir/ânıdır; sevke tâbi [discursive] düşüncenin bir durağıdır, “hazırlanmış” bir sonuçtur. (Bachelard, 2004, s.123) Bu bakımdan da dolaysız gözlemin bir verisi değildir. Bachelard’a göre bilimsel zihniyet, bir fenomeni tasvir eden unsurları basitçe bir cevhere bağlamakla yetinemez; söz konusu fenomenin başka şeylerle bağıntılarını detaylı ve açık bir şekilde saptamak, bilimsel düşüncenin ana vasfıdır. (Bachelard, 2004, s.123)

Bachelard’ın bilimsel zihniyet üzerine refleksiyonlarının, memleketi Fransa’da, Canguilhem, Foucault, Bourdieu gibi taraftarları yanında, Derrida gibi eleştirmenleri de olmuştur. Derrida, Bachelard’ın metaforlara yaklaşımını eleştirerek, metaforlardan bütünüyle masun/bağışık bir düşüncenin söz konusu olamayacağını savunur. Derrida’ya göre Bachelard’ın temel kavramlarından biri olan “teori” de zaten bir metafordur; zira “seyretmek/görmek” anlamına gelen bir etimolojik kökten türemiştir. (Derrida, 1972, s.303)

Jose Corti’nin çizimiyle Bachelard.

Bachelard’ın analizinin önemi

Bachelard’ın ele aldığımız tözcü engel analizi örneği üzerinden açıklamaya çalıştığımız “bilginin psikanalizi” kavrayışı, bir yorum tekniği, hermeneutik bir yöntem olarak psikanalizin, bilim tarihine tatbik edilmesiyle geliştirilmiş başarılı bir düşünsel sentezdir. Bachelard’ın, bilimsel zihniyetin tarih sürecinde biçimlenmesinin, hakikatler kadar hatalı açıklama denemelerinin eleştirisinden de beslendiğini vurgulamasının, felsefî ve pedagojik açıdan son derece değerli olduğunu düşünüyoruz. Bachelard’ın dikkat çektiği gibi -ülkemizde lise müfredatına kadar girmiş bir klişenin aksine- bilim “kümülatif” ilerleyen bir bilgiler yığını değil, “seçici”, “ayıklayıcı” anlamında kritik/eleştirel bir düşünce sürecidir.

Bachelard’ın, insanın kendiliğinden/spontane bir tavırla tabiata yöneldiği sıradaki kavrayışının bilim-dışı/karşıtı bir yapı sergilediğine ışık tutmasını, bilim felsefesine yapılmış önemli bir katkı olarak değerlendiriyoruz. Bachelard’ın, bilimsel zihniyete erişebilmek için aşılması gereken epistemolojik engellere dair analizleriyle, psikanalize tâbi tutulmamış bir zihniyetin tabiî fenomenlere atfetme eğiliminde olduğu psikolojik yansıtmaların/projeksiyonların ve antropomorfik açıklamaların teşhisinde ve aşılmasında son derece işlevsel bir yaklaşım ortaya koyduğunu düşünüyoruz.

Dipnotlar

[1] Bachelard çeşitli eserlerinde vurguladığı ve bilimsel bilginin rasyonel bir inşa sürecinin ürünü olduğu düşüncesini, la Formation de l’Esprit scientifique’te “[bilimsel bilgide] her şey inşa edilmiştir” cümlesiyle dile getirir (Bachelard, 2004, s.16).

[2] ʽElektrik’ kelimesi, Eski Yunanca ήλεκτρον (elektron) kelimesinden türemiştir. Elektron, Yunanca’da ilk anlamıyla “sarı amber” ya da “kehribar” diye bilinen minerale işaret eder. Kumaşa sürtülen bu mineralin saman çöplerini çektiği Thales’ten itibaren bilinmekteydi.

[3] Jacques Laffitte (1767-1844) Fransız banker ve siyasetçi. Sahip olduğu büyük serveti yanlış yatırımlarda kaybederek hayatının son yıllarını yoksulluğun pençesinde geçirmiştir.

[4] Molière’in ünlü Cimri piyesinin başkarakteri.

Kaynaklar

– Bachelard, Gaston (1970) Études, Paris: Vrin.

– (1999a) Le Nouvel Esprit scientifique, altıncı baskı, Paris: PUF.

– (1999b) La Philosophie du Non, dördüncü baskı, Paris: PUF.

– (2004) La Formation de l’Esprit scientifique, Paris: Vrin.

– (2007) Le Matérialisme Rationnel, üçüncü baskı, Paris: PUF.

– Derrida, Jacques (1972) Marges de la Philosophie, Paris: Minuit.