Ana sayfa 151. Sayı “Kandırılamayanlar”ın Kütüphanesinden Notlar

“Kandırılamayanlar”ın Kütüphanesinden Notlar

205
PAYLAŞ

“Kandırılma çağı”ndan geçiyoruz.

Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, İstihbarat Başkanı, Başbakan…

Özetle bir koca devlet kandırılmış.

Oysa biz “kandırılma” denilince, köyünden bindiği otobüsten İstanbul’da inen şöhret heveslisi Yeşilçam kızlarını hatırlıyoruz.

Uyaranları yok, yol gösterenleri yok, akıl verenleri yok, tecrübeleri yok…

Hablemitoğlu’nun ve Dink’in kurumayan kanını, devlet istihbaratının onlarca raporunu, hapislere atılan yurtseverleri görüp de hala kandırılmak olur mu?

Oluyor, hem de daha makbul oluyor!

Hiç kanmamış olmak, Fethullah Gülen’in çetesiyle yıllarca mücadele etmek, uğruna ölmek, hapislere düşmek, yerden yurttan kovulmak “kandırılma çağı”nın demodesi.

Şimdi holding televizyonlarının stüdyoları ve iktidarın danışmanlık kadroları, son makbul kandırılma tarihinden, 17 Aralık 2013’ten sonra Cemaat’i keşfetmekten geçiyor.

15 Temmuz gecesi kanla yazılan tarihimizde bu başaşağı duran tabloyu aylar, yıllar önce her şeye rağmen anlatanlar vardı.

Kimi tanıklığa, kimi teoriye, kimi ise kuşkucu bir araştırma faaliyetine dayanıyordu.

Kiminin sonu hapiste kiminin mezarda bitti.

Bugünlerde hurafeleştirilen, adeta komplo teorileri ve falcılıkla yorumlanan Cemaat’i daha iyi anlayabilmek için kaynak arayanlara, Bilim ve Gelecek Dergisi için bir seçki yaptık.

1. Ağacın Kurdu, Mustafa Önsel, Alibi Yayıncılık / İmamların Öcü: TSK’da Cemaat Yapılanması, Yavuz Selim Demirağ, Kırmızı Kedi Yayınları

Kuşkusuz Cemaat’i Türkiye’nin ana gündemi haline getiren en büyük eylem 15 Temmuz darbe girişimi. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, TSK’daki Cemaat yapılanmasının boynuna dolanan kemerle farkına varsa da, Mustafa Önsel uzun süredir bu konuda çalışıyordu. Öyle ki darbeden 5 ay önce Önsel’in Odatv’ye yazdığı yazı “Cemaatçi cunta darbeye mi hazırlanıyor” başlığını taşıyordu.

Önsel, Cemaat’e karşı duruşu nedeniyle Balyoz davasında yıllarca hapis yatmakla, emekli edilerek üniforması üzerinden çıkarılmakla kalmadı. TSK’daki Cemaat yapılanmasını anlatan yazıları nedeniyle hakkında bizzat Genelkurmay tarafından hakkında Orduevlerine giriş yasağı kondu.

15 Temmuz darbe girişimi, Ağacın Kurdu kitabını TSK’daki Cemaat yapılanmasını içerden ve en somut haliyle ele aldığı için ilk okunması gereken metin haline getirdi. Önsel, kitapta isim isim, olay olay Cemaatçi askerlerin adlarını veriyor. 15 Temmuz kalkışmasını yapan askerlerin Cemaat bağlantılarını aylar öncesinden ortaya koyuyor. Kitapta TRT’ye baskın düzenleyen grubu yöneten eski Muhafız Alay Komutanı Albay Muhammet Tanju Poshor’un tabur komutanlığını yaptığı Kara Harp Okulu Malazgirt Taburu’nda askeri liselerden gelen Harbiyelilere ‘şok mangası’ denilen bezdirme yöntemlerini okuyorsunuz. Ya da darbenin sıkıyönetim komutanlarından olan Ömer Kulaç, “Bir gün Harbiyeli N., koğuşta bakış ve duruşundan gözle namaz kıldığını düşündüğü birine ‘Allah kabul etsin’ deyiverir. Karşısındaki birden irkilir. Oldukça tedirgin bir ses tonuyla ‘Amin. Allah razı olsun’ diye karşılık verir” hikayesinin kahramanı olarak karşınıza çıkıyor.

Ancak kitapta en çarpıcı bulduğum ayrıntı Harp Okulu’ndan atılan/ayrılan öğrencilere dair verilen rakamlar. Sadece bu rakamlar bile durumun vahametini ortaya koyarken, birileri hala “kandırıldık” diyebilir mi? “Kıyas anlamında şunu ifade edeyim ki 12 Eylül 1980 darbesi sırasında Harbiye’de öğrenciydim. O zaman Harbiye’den atılan öğrenci sayısının toplamı yüzü (100) bulmamıştır” diyen Önsel, rakamları şöyle sıralıyor: “2008 yılında 262 öğrenci; 2009’da 465; 2010’da 283; 2011’de 330; 2012’de 222; 2013’te 200 ve 2014’te 160 öğrenci…”

Mustafa Önsel, 2008 öncesinde, (2001-2007 arası) sağlık nedenleriyle ayrılan öğrenciler de dahil olmak üzere atılan/ayrılan öğrenci sayısının yıllık ortalama 20, toplamda 150 olduğunu belirtirken, Cemaat’in etkin olduğu 2008-2014 yılları arasında sağlık nedenleri hariçken dahi, rakamın 2000’in üzerine çıktığına dikkat çekiyor. 7 yıllık iki dilim kıyaslandığında Kara Harp Okulu’ndan atılma ve ayrılma rakamlarında devasa artış göze çarpıyor. Bu rakamlar bile Genelkurmay’a değilse de, okuyucuya “TSK’da bir şeyler oluyor” dedirtecek türden.

TSK’daki Cemaat yapılanması konusunda okunması gereken bir diğer kaynak ise Yavuz Selim Demirağ’ın İmamların Öcü – Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Cemaat Yapılanması isimli kitabı. Eski bir asker olarak, gazeteci gözüyle TSK’daki Cemaat yapılanmasını inceleyen kitapta özellikle Hulusi Akar’a ilişkin bölümler tartışma yaratacak türden. Akar’la uzaktan akraba olan Demirağ, “Su uyur, Hulusi Akar” sözlerinin ardından Akar’ın Cemaat’le ilişkisindeki soru işaretlerine de yanıt arıyor. Akar’ın Balyoz davasında ya da komutanlık yaptığı okullarda tercihlerini sorgulayan Demirağ’ın kitabı da dönemin “ironik” eserlerinden. Zira, darbeden 14 ay önce TSK’daki Cemaat örgütlenmesini yazan Demirağ, Genelkurmay tarafından mahkemeye verildi. Genelkurmay 15 Temmuz’dan sonra ne düşünür bilinmez ama, Demirağ’ın kitabı TSK’da Cemaat yapılanması konusunda tartışmasız önemli kaynaklardan biri.

2. Haliç’te Yaşayan Simonlar, Hanefi Avcı, Angora Yayıncılık

Hanefi Avcı’nın Haliç’te Yaşayan Simonlar kitabı kuşkusuz bu dönemin unutulmazlarından. Kitabı unutulmaz kılan sadece içindeki bilgiler değil, ardından yaşananlar da Türkiye tarihine damga vuracak cinsten. Zira muhafazakar kökenli bir polis olarak bilinen Avcı, söz konusu kitabın ardından Devrimci Karargah ve Ergenekon davasında aynı anda örgüt suçuyla yargılandı. TİKKO ve PKK propagandasıyla mahkeme önüne çıktı. Kitap yayınlandığında Fethullah Gülen, Hanefi Avcı için ölülere söylendiği şekliyle “Allah taksiratını affetsin” demişti. Hapislik, Avcı’yı öldürmenin “modern” dönemdeki yoluydu.

Avcı’nın kitabını önemli kılan belgelerle, birebir tanıklıkla Cemaat’in Emniyet içindeki örgütlenmesini Cemaat’in “Emniyet İmamı”nın ismini dahi vererek anlatmasıydı. Bugün Cemaat’e karşı aslan kesilen bazıları o gün suskun kalsa da Avcı’nın kitabı polis içinde Cemaat’in resmini çizmesi açısından son derece önemliydi. Yapılan yasadışı dinlemeler, yatak odası kasetleri, bilgisayar dosyalarıyla kurulan kumpaslar kitap sayesinde aydınlanıyordu. Şimdilerde “kandırıldık” diyenler Avcı’nın ismini verdiği isimleri değil Avcı’yı tutuklattılar. Oysa KPSS sorularının çalınmasında kritik rol oynayan Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği de Şike kumpasının mimarlarından Savcı Mehmet Berk de o kitapta yeterince anlatılıyordu. Bugün tablo tersine dönerken, Avcı’nın kitabı kütüphanede daha sağlam bir yerde duruyor.

3. Samizdat, Soner Yalçın, Kırmızı Kedi Yayınları

Tartışmasız Cemaat’in iktidar desteğiyle etkin olduğu en büyük kumpas davası Ergenekon’du. Silivri Hapishanesi, ardından gelen davalarla birlikte bu dönemin sembollerinden biri oldu. Milyonlarca sayfa dava dosyası, binlerce klasör, topluma boca edilen “iddia”lar… Davalar mahkeme salonunda değil toplumun yüreğinin ortasında görülüyordu. Yargılanan sanıklar değil, bir bütün olarak Cumhuriyetin değerleriydi. Tablonun bu boyutunu göremeyen kimi “solcular” dahi ellerinde bayraklarıyla Silivri’de savcılara desteğe koştular.

Soner Yalçın “Samizdat” kitabında Ergenekon’dan Balyoz’a, Poyrazköy’den Odatv’ye bütün kumpas davalarını romansı bir dille anlattı. Cemaat kumpaslarına konu olan davalar, Samizdat sayesinde herkes tarafından anlaşılır hale geldi. Sanıkların kişisel öyküleriyle yargılandıkları suçlamaların iç içe geçen hikayesi okuyucuyu adeta Silivri’de avluda volta atar hale getirdi. Tabir doğru mu bilmem ama, Silivri Cezaevi birgün müze olursa turist rehberleri ellerinde Samizdat’la gezintiye çıkabilir.

4. Nusret Senem Külliyatı, Kaynak Yayınları

Bir kitabının adını vermek yerine “Nusret Senem Külliyatı” dedik. Zira Nusret Senem, Silivri davalarını adeta bir “fırsata” dönüştürdü. Bir avukat olarak sanık olduğu davada Gülen Cemaati ile ilgili tüm devlet raporlarını ortaya döktü. Sonuçta ortaya dev bir arşiv ortaya çıktı. Bu kapsamda “Genelkurmay Raporlarında Fethullah Gülen”, “Jandarma Genel Komutanlığı Raporlarında Fethullah Gülen”, “Nurculuk ve Fethullah Gülen Hakkındaki Mahkeme Kararları”, “Fethullah Gülen’in Konuşmaları ve Pensilvanya İfadesi”, “Emniyet’in Işık Evleri Raporu”, “Fethullah ve Susurluk”, “Emniyet İstihbaratının Fethullah Raporları” Senem’in bir araya getirdiği arşivin bazı kitapları olarak not edilebilir. Senem’in kitapları gösteriyor ki Cemaat devlete sızmamış, devletin tüm raporlarına rağmen iktidar Cemaat’e “ne istendiyse vermiş”.

5. Köstebek, Necip Hablemitoğlu, Pozitif Yayınları / Fethullah’ın Copları, Zübeyir Kındıra, Altaylı Yayınları

Bu kez 2 farklı kitabı bir arada öneriyoruz. Zira her iki eser de Cemaat’i çok erken dönemde Türkiye gündemine taşıdı ve yazarlarına bedel ödetti.

Köstebek, Necip Hablemitoğlu’nun tamamlanmamış eseri. Hablemitoğlu katledildiği tarihte Cemaat’in devlet içindeki örgütlenmesini anlatan Köstebek’i yazıyordu. Bedelini canıyla ödedi. O günlerde Köstebek kitabına karşı adeta adı konmamış bir yasak yaşandı. Oysa Hablemitoğlu, basamadığı kitabının notlarında yıllar sonra olacağı bakın nasıl anlatıyordu: “Şantajı yapanlar değil de özel yaşamının gizli şantajla, montajla ortaya dökülmek istenen savcı, siyasetçi, bürokrat vs. Herhangi biri mi suçlu ilan edilecektir? Yazıktır… Bu anlayış Türkiye’yi bitirir. Buna adalet mekanizması, hukukçular prim verirse, hepimizin evlerine gizli kamera koyar bu şantaj çeteleri, yatak odalarımızı teşhire başlar. Bu alçaklığı, pespayeliği, belden aşağı vurmayı haklı çıkartacak tek bir söz hiç bir hukukçuya ya da siyasetçiye yakışmaz.”

Bir diğer kitap ise Zübeyir Kındıra’nın 2001 yılında basılan “Fethullah’ın Copları” kitabı. Ankara Polis Koleji’nden mezun olan ve Cemaat karşıtı solcu kimliği ile okuldan atılan Kındıra, çok erken yıllarda Cemaat’in polis içindeki örgütlenmesini kişisel tanıklıklarıyla anlatmıştı.  Polis Okulu’nda Işık evlerine giden arkadaşlarının hikayesini, Cemaat’in sınav hilelerini, Cemaat’ten uzak duranlara yapılan yıldırmaları isim isim, olay olay anlatan Kındıra’nın kitaptan sonraki hayatı “beklendiği gibi” oldu. Yayınevi basıldı, kitap engellendi, otomobili kundaklandı, muhabirlik yaptığı gazetelerden kovuldu. Ege’de bir kasabaya yerleşerek yaşamını sürdürmek zorunda kaldı. Birileri, Cemaat’in poliste gündem güne büyüyen örgütlenmesini Kındıra’dan ancak yıllar sonra anlayacaktı.

6. Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda, Ahmet Şık, Postacı Yayınevi

Ahmet Şık’ın kitabı Cemaat-AKP kavgasına birinin penceresinden bakanları hüsrana uğratacak önemli eserlerden biri. Hacimce de ağır olan kitapta Cemaat’in ve AKP’nin yol arkadaşlığı irdelenirken, kavgaya konu olan meselelerin sanıldığı gibi hukuktan ya da ahlaktan kaynaklanmadığı anlatılıyor. İki güç arasındaki savaşın bir iktidar savaşı olduğunun her seferinde altını çizen Şık, bu ortaklığı “kirli bir suç ortaklığı” olarak ele alıyor.

7. İn, Sabri Uzun, Kırmızı Kedi Yayınları / Sakıncalı Amiral, Toygun Atilla, Kırmızı Kedi Yayınları

Her iki kitabı da önemli kılan biri Donanma’nın, öbürü Emniyet’in tepesindeki iki ismin Cemaat kumpaslarını birinci ağızdan anlatmaları. Hürriyet gazetesinin uzun yıllardır Cemaat’i izleyen muhabiri Toygun Atilla, Sakıncalı Amiral’de kurulan kumpasları onuruna yediremeyerek istifa eden Nusret Güner’i konuşturuyor. Güner, Deniz Kuvvetleri’nde yaşanan çürümenin asıl sorumlularının TSK’nın tepesinde olduğunu gösteriyor. Açıklamalarından sonra Güner’e de Orduevi yasağı geldiğini hatırlatalım.

Bir dönem Emniyet İstihbarat Dairesi’nin başında olan ve Emniyet içindeki ayrışmada Cemaat’in karşısına düşerek tasfiye edilen Sabri Uzun, “İn” kitabında polis içindeki Cemaat yapılanmasının kumpaslarını deşifre ediyor. Uzun’un kitapta anlattıkları sayesinde bugün Baykal kasedinden Erdoğan’a suikast iddialarına kadar bir dizi olayda daha çok bilgi sahibiyiz. Uzun, söz konusu kitabı nedeniyle az kalsın Odatv davasında sanık sandalyesine de oturacaktı.

8. Kuşatılan Türkiye, Merdan Yanardağ, Destek Yayınları

Cemaat’i yıllar önce anlatanlar arasında iki dikkat çeken ismi Merdan Yanardağ bu kitapta 10 yıl önce buluşturmuştu. Bir dönem Fethullah Gülen’in en yakınındaki isimlerden olan Nurettin Veren’in itiraflarını o dönem yayınlamaya cesaret eden Yanardağ’ın ekrana çıkardığı bir isim daha vardı. Hem Emniyet içindeki Cemaat örgütlenmesini soruşturan hem de AKP’nin yolsuzluklarını takip eden  İstanbul Emniyeti Organize Suçlar Şubesi eski müdürü Adil Serdar Saçan da 10 yıl önce ekrana çıkarak, bugün Türkiye’nin konuştuğu örgütü anlattı. Şimdilerde konuşmanın kolay olduğu Cemaat’in deşifresi o dönem ateşten gömlekti. Hiç de sürpriz olmayacak şekilde, her üç isim de çeşitli kumpaslarla cezaevini gördü. “Dokunan yanar” teorisi üç kez daha gerçek olmuştu.

9. Sarı Lacivert Öfkeli Adam: Aziz Yıldırım, Aytunç Erkin, Kırmızı Kedi Yayınları

Aytunç Erkin, bu kitapta Silivri davalarının bilinmeyen bir yüzünü, “şike kumpası”nı ele alıyor. Fenerbahçe cephesinden 3 Temmuz tuzağını anlatan kitapta, soruşturma dosyasından çarpıcı detaylar yer alıyor. Kitap “futbol” başlığına sıkıştırılacak bir mesele değil. Zira futbol sadece futbol olmadığı gibi, Fenerbahçe de sadece Fenerbahçe değil. Türkiye’nin Cemaat hesaplaşmasında birçok askerin gösteremediği enerjiyi Fenerbahçe taraftarının gösterdiği unutulmasın!

10. Mahrem, Barış Terkoğlu – Barış Pehlivan, Kırmızı Kedi Yayınları

Kendi kitabımızı negatif ayrımcılıkla en sona bıraktık…

“Mahrem” kitabında Barış Pehlivan’la birlikte Wikileaks tarafından sızdırılan binlerce ABD kriptosu içinden Cemaat-AKP ortaklığına ve savaşına konu olanları ele aldık. Avusturya’dan Ankara’ya, Özbekistan’dan Nijerya’ya uzanan belgeler Cemaat’in uluslararası örgütlenmesiyle ABD arasındaki ilişkilerin de bir sorgulamasını içeriyor. ABD misyon şefleriyle bir araya gelince ülkenin bütün sırlarını veren politikacılar, gazeteciler, bürokratlar düşünülürse kitabın adını neden “Mahrem” koyduğumuz daha da iyi anlaşılır. Kitapta AKP-Cemaat savaşına giden sürecin hem perde arkasında yaşananları, hem de sürecin uluslararası boyutunu ortaya koymaya çalıştık. Cemaat’in önde gelenlerinden Harun Tokak’ın bir kriptoda misyonlarını ABD’ye “İran’ı yenmek” olarak anlatması, Cemaat’in ABD için ne tür bir enstrüman olmak istediğinin özeti gibi. Cemaat’le Erdoğan arasındaki Hakan Fidan krizi bile bu perspektifle geriye doğru okunabiliyor. Zira Fidan, İran nükleer krizinde ABD tarafından kenara not ediliyor.

Kitapta kriptoların yanı sıra Odatv davasına konu olan MİT ve TSK belgelerinin analizi var. İlk kez ortaya çıkan bu belgeler ise devletin kurumlarının defalarca AKP yönetimini Cemaat konusunda uyardığını gösteriyor. Devletin istihbaratı bir dönem Cemaat’in evliliklerini dahi takip ederken, Cemaat arka kapıdan iktidar eliyle devleti teslim alıyor.

***

Yıllardır susmayan, susmadıkça da “sırası gelen” eserlerden seçtiklerimiz böyle.

“Ben bu kitapları yıllar önce okumuştum” diyorsanız, o da sizin ayrıcalığınız!