Ana sayfa 151. Sayı Kitapçı Rafı – 151

Kitapçı Rafı – 151

259
PAYLAŞ

Ahlakın Coğrafyası Bilim, İnsani Değerleri Nasıl Belirler?

– Sam Harris, Çev. A. Gazi Vural, Akılçelen Kitaplar, 2016, 360 s.

Bilim, ahlak ve hayatın amacı gibi insani değerleri belirler mi? Bu, kadim bir tartışmanın en temel sorusu olup, verilen cevap bağlamında örtük bir uzlaşının da bulunduğu bir sorudur. Ahlak ve hayatın amacı gibi insani değerlerin gerek bireysel düzeyde “öznelliği”, gerekse de toplumsal düzeyde “kültürel göreceliliği” anlayışı en radikal muhafazakârlarla en ilerici düşünceye sahip felsefecileri ve bilim insanlarını, “Bilimin, insani değerler hakkında söyleyeceği hiçbir şey yoktur.” önermesinde birleştirmektedir. Bu uzlaşı, en radikal söylemlerin toplumsal düzeyde hoşgörüyle karşılanmasına ve giderek eleştiriden muaf tutularak bir kutsallık zırhına bürünmesine yol açmaktadır.

Sam Harris kitapta bu toplumsal uzlaşıya sert bir eleştiri getirerek ahlakın ve insani değerlerin bilimin çalışma konusu olacağını ve fizik biliminin yasalarına benzer evrensel ahlak yasalarının keşfedilmeyi beklediğini savunuyor. Bu savunusunu, ahlaki ilkeleri ve yasaları din ya da erdemler gibi maddi olmayan düşünsel dünyada arayanların aksine bilinçli varlıkların esenliği üzerinde temellendirir. Ahlak ve hayatın asıl amacı hakkındaki soruların, aslında bilinç sahibi varlıkların esenliği ile ilgili sorular olduğunu ileri süren Sam Harris’e göre bu değerler bilimsel olarak anlaşılabilecek gerçeklerdir. Ona göre bilinçli varlıkların esenliği, tümüyle dünyadaki olaylara ve insan beyninin durumuna bağlıdır.

Dünyaya Kafa Tutan Köy

– Dan Hancox, Çev. Ali Karatay, Metis Yayınları, 2016, 224 s.

Kürenin üzerinde 37° 22′ 16¨ Kuzey, 4° 57′ 29¨ Batı noktası: Marinaleda. Asteriks’in köyünü hatırlatan bu Endülüs köyü bildiğimiz dünyaya kafa tutuyor: Burada insanlar kâr için değil, insanca bir hayat sürmek için çalışıyorlar.

Marinaleda’da köyle ilgili kararlar herkese açık genel toplantılarla alınıyor. Çiftliklerin ve üretim tesislerinin mülkiyeti ortak. İnsanlar ömür billah konut kredisiyle cebelleşmek yerine, kooperatifin sağladığı malzemeyle ve eş dost yardımıyla kendilerine bir ev inşa etmeyi öğreniyor, çok cüzi bir miktara barınma imkânına sahip oluyorlar. Ayda bir gün köyü geliştirmek için ücretsiz çalışıyor, köylerinde bir polis kuvveti bulundurmaya ihtiyaç duymuyorlar. Yani dünya üzerinde küçücük bir nokta olmasına rağmen, bir köyden çok daha fazlası Marinaleda: siyasal bir örnek, başka bir dünyanın mümkün olduğunun somut bir örneği. Arsız bir bireyciliği ve müşterek kaynakların özelleştirilerek yağmalanmasını teşvik eden liberal uygulamaların hiçbir alternatifi olmadığı iddiasını çürütebileceğimizin yaşayan bir kanıtı. Kuşkusuz bu noktaya bir günde gelmedi Marinaleda: Bu kitapta okuyacağınız, toprak işgalleri, açlık grevleri, “kamulaştırma” ve eylemlerle geçen uzun bir mücadele tarihi var.

Bıçak Altında

– 28 Ameliyatta Cerrahi Tarihi, Arnold van de Laar, Çev. Erhan Gürer, Koç Üniversitesi Yayınları, 2016, 360 s.  

Anestezisiz, kanlı ameliyatlardan günümüzün steril ve yüksek teknolojili ameliyatlarına nasıl geçildi? Çığır açan cerrahi keşifler hangi şartlarda yapıldı? Cerrahlar aslında nasıl insanlar? Kendisi de bir cerrah olan Arnold van de Laar, ünlü hastalarla cerrahların tıbbi hikâyelerini anlattığı kitabında bu soruları cevaplıyor. Kraliçe Victoria, XIV. Louis, Lenin, Einstein, Kennedy, Papa II. John Paul, Bob Marley ve Houdini gibi tarihsel figürlere yapılan cerrahi müdahaleleri kendine özgü mizahıyla harmanlayarak anlatırken, cerrahinin gelişimini ve gerçeklerini tüm açıklığıyla önümüze koyuyor.

Bıçak Altında, yüzlerce yıllık geçmişi olan bir mesleğin tuhaf bir zevkle okunan tarihi.
Arnold van de Laar, Amsterdam’daki Slotervaart Hastanesi’nde cerrah olarak çalışıyor.

Bilim Tarihi

– Cemal Yıldırım, Remzi Kitabevi, 2016, 383 s.

– Eski Uygarlıklarda Bilim

– Ortaçağ Avrupası ve İslam Dünyasında Bilim

– Rönesans ve Modern Bilim

– Aydınlanma Çağı

– Endüstri Devrimi ve Çağdaş Bilim

Düşüncenin doğayı anlama ve denetleme çabası insanlık tarihiyle yaşıttır. Bu çabayı sergileyen Bilim Tarihi’nde, insanoğlunun tarih boyunca akıl dışı saplantılardan kurtulma, gerçeği arama, bilimsel araştırma ortamını kurma yolundaki savaşımı yer alıyor. Prof. Cemal Yıldırım, insan aklının bu güçlü ve onurlu atılımını açık, yalın ve akıcı bir dille aktarıyor.

Dinozorların Kayıp Dünyası

– Jean-Guy Michard, Çev. Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, 2016, 144 s. 

Dinozorlar âlemi, bırakın evrimin bir kusuru olmayı, yeryüzündeki yaşamın en şaşırtıcı evrelerinden birini oluşturur. İki veya dört ayaklı, etobur (Tyrannosaurus rex) veya otobur (Diplodocus) olabilen, bazıları birkaç kilo (Compsognathus), bazıları ise onlarca ton gelen (Brachiosaurus) bu kara sürüngenleri inanılmaz çeşitlilikleri içinde 150 milyon yıl boyunca gezegene hükmetmişlerdir. Yok oluşları ise gizemini hâlâ korumaktadır. Bu yok oluş uzun ve acımasız bir süreç miydi, yoksa aniden mi gelmişti? Dev bir göktaşının dünyaya çarpmasının mı, yeryüzünü yüzyıllar boyunca karanlığa mahkûm eden bir yanardağ püskürmesinin mi yoksa Kretase döneminin sonunda deniz seviyelerindeki ciddi bir alçalmanın mı sonucuydu?

Jean-Guy Michard, okuyucuyu kendisiyle birlikte bir zaman yolculuğuna çıkararak paleontolojik bir araştırmaya girişmeye, dinozorların kayıp dünyasını keşfetmeye çağırıyor.

Antropolojinin Akrabalık Yaklaşımları

– Ladislav Holy, Çev. Çağlar Enneli, Heretik Yayıncılık, 2016, 272 s. 

Kuruluşundan bu yana Sosyal Antropolojinin en ayrıcalıklı, belki de karakterini teşkil eden bir alt disiplini akrabalık. Etnografinin klasik döneminden bugüne, yoğunluğu azalarak da olsa dönüp dolaşılıp bir kez daha ziyaret edilen bir liman. Tartışmaların üzerine döndüğü, argümanların ona referansla ortaya konulduğu, neredeyse hiçbir çığır açan antropoloğun uğramadan geçmediği bir fikri durak. Peki, nelerden müteşekkil bu durak? Ana disipline, buradan çıkan ne gibi meseleler önderlik etmiş, neler tartışılmış, neler formüle edilmiş? L. Holy’nin eseri bu sorulara layığıyla cevaplar üretiyor ve buradan yola çıkarak, ana disiplinin kendisine, yani sosyal antropolojiye dair önemli bir izlek sunuyor. Dilimizdeki mevcut antropolojiye giriş kitaplarının ana ve tali alt disiplinlerin tek tek tasnifi üzerinden yürüyen akışının tersine burada, bir alt disiplinden ana disipline doğru bir çıkış eşliğinde detaylı, öz ve münakaşalı bir çerçeve kuruluyor. Eser, tam da bu noktada, bir yanıyla sosyal antropolojinin akrabalık yaklaşımlarını, diğer yanıyla da bütünlüğü içerisinde sosyal antropolojiyi anlamanın en hafif tabirle faydalı bir vasıtasına dönüşüyor; böylelikle, mevcut Türkçe literatüre önemli bir katkı ve maharetli bir sentez sunarak tüm bir disiplinin bu en ayrıcalıklı ve merkezi limanına okuru da davet ediyor.

İktidar Radikal Bir Görüş

– Steven Lukes, Çev. Mehmet Ratip, İletişim Yayınları, 2016, 239 s.

“…iktidar, bazılarını burada ele aldığımız birçok biçime bürünebilir: doğrudan sansür ve dezenformasyon, çocuk yerine koyan yargıların muhtelif kurumsallaşmış ve kişisel türleri, bir şeyin başka türlü olabilecekken ‘doğallaştırılması’ ve arzu ve inancın kaynaklarının yanlış tanınması dahil olmak üzere rasyonalitenin kesintiye uğramasının ve hayalî düşüncelerin her çeşidinin desteklenmesi ve sürdürülmesi.”

“Birinin bir başkasına bir şeyi yaptırması” olarak özetlenebilecek iktidarın tek boyutlu ele alınışını radikal bir perspektifle aşındırmayı deneyen Lukes “yanlış bilinç”, “gönüllü riayet”, “tahakküm olarak iktidar” ve daha birçok kavramsal aleti kullanarak hâkim iktidar tanımları ve alternatif kavramsallaştırmalar ile münakaşaya giriyor, tartışarak ilerliyor, iktidarın çokboyutluluğunu göstermeyi deniyor. Sosyal bilimcinin sadece cevap verebileni değil, aynı zamanda iyi soru sorabileni makbuldür önermesini haklı çıkaran kışkırtıcı sorularıyla birlikte aslında iktidarı kavramanın, üzerinde mutabakat varmış gibi görünmesini sağlayan kullanımındaki cömertliğe pabuç bırakmadan, gerçekte bir çocuk oyuncağı olmadığını çarpıcı bir biçimde gözlerönüne sergiliyor. Lukes’un son kullanma tarihi olmayan bu klasik eseri, yaşadığımız tarihsel momentte geçerli olduğu varsayılan “gönüllü kulluk/gönüllü tabiiyet” tartışmasına dair bir dizi soru ve cevap ile katkıda bulunuyor.

Kapitalizmin Yükselişi ve Hukuk

– Michael E. Tigar, Madeleine R. Levy, Çev. Onur Karahanoğulları, Epos Yayınları, 2016, 384 s.

Kapitalizmin Yükselişi ve Hukuk, günümüz hukuk sisteminin kökenlerini ve gelişimini, 800 yıl önce çökmeye başlayan feodal yapı ile yükselen burjuva toplum arasındaki savaşım bağlamında ortaya koymaya çalışıyor. Öykü, 11. yüzyıl kentlerinde ticari yaşamın başlamasıyla açılıyor, burjuva “hukukbilimi”nin 18. yüzyıldaki zaferiyle devam ediyor ve günümüzde burjuva adaletle hesaplaşmayı içeren başkaldırı hukuk bilimiyle kapanıyor. Kapitalizmin Yükselişi ve Hukuk, hukukun ve hukuksal kurumların egemen sınıf çıkarlarını nasıl yansıttığı ve eski sınıfın yerini yavaş yavaş alan yeni sınıfla (burjuvazi) birlikte hukukun nasıl değiştiği üzerine odaklanıyor. “Burjuva hukuku” ya da “burjuva hukukbilimi”nin kapitalizmle birlikte doğuşunu ve nihayet sınırlarını gösteren bu kitap, toplumsal değişimle ciddi olarak ilgilenen herkes için (öğrenci, hukuk uygulamacısı, sade yurttaş) düşündürücü, yönlendirici ve ufuk açıcı olması umuduyla hazırlanmış.

Okumak ve Anlamak

– Edebiyatta Psikanaliz: Freud, James, Nabokov, Pessoa, Proust, Rancé, Schnitzler, Michel Schneider, Çev. Nazlı C. Sümter, Kolektif Kitap, 2016, 312 s.

Freud, James, Nabokov, Pessoa, Proust, Rancé, Schnitzler…
Özenle örülmüş edebi metinlerin kurgularını psikanalizle çözerek bizi konuşamadıklarımızla yüzleştiren Michel Schneider, Nabokov’un kelimelerinde dil üzerinden tahakküm kuran totaliter rejimlerin izini sürerken, Freud’a “Ne düşünüyorsun?” diye sorarak düşünürün zihne duyduğu tutkuyu masaya yatırıyor. Yer yer “ideal” psikanalizin peşine düşen Schneider, Pessoa’nın yarattığı şair maskelerinin ardındaki içsel mücadeleleri ifşa ediyor. Henry James ve Schnitzler’in eserlerinde saklı arzuları ararken, Proust’un annesiyle kurduğu ilişkinin inkar ve yadsımaya dayanan köklerini kazıyor.
Okumak ve Anlamak, bir yanda psikanaliz kuramını sorgularken, diğer yanda edebiyatın karanlık dehlizlerindeki insanlık hallerini çözümlemeleriyle aydınlatıyor.

Yaramaz Çocukları İlaçlamayın!

– Mutluhan İzmir, Hayy Kitap, 2016, 112 s.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, günümüzde sıkça duyduğumuz bir hastalık! Çocukların % 14’ü bu hastalıktan ve tedavisinde kullanılan ilaçlardan muzdarip! Muzdarip, çünkü bu hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar, küçücük çocuklarda ‘büyük’ yan etkilere sebep olabiliyor. Durum böyle olunca, vicdanlı hekimlerin ve anne babaların aklına birçok soru geliyor…
Antidepresan Tuzağı kitabının da yazarı olan Psikiyatrist Dr. Mutluhan İzmir, tüm dünyada güncel olan bu soruları, yapılan son çalışmaların ışığında sizler için yanıtlıyor. Ülkemizde de büyüyen bir sorun haline gelen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hastalığının teşhisi ve tedavisi ile ilgili merak ettiğiniz her şeyi vicdanlı bir hekimin kaleminden okuyacaksınız.

İktisadı Anlamak

– Dani Rodrik, Çev. Can Madenci, Efil Yayınevi, 2016, 240 s. 

Küresel mali krizin ertesinde iktisat bilimi eleştirilerin gözde hedefi hâline gelmiş bulunuyor. İktisatçılar adamakıllı yeriliyor ve sahip oldukları nüfuz kamuoyu tarafından alaya alınıyor. Yine de, iktisatçıların sunduğu hizmetler her zamankinden daha fazla talep ediliyor. Bu çelişkiyi çözmek için iktisadın kuvvetli ve zayıf yönlerini anlamamız gerekiyor. Dani Rodrik iktisatçıların “model” olarak adlandırdığı çok sayıda teorik çerçevenin iktisatta bir arada yer almasının iktisadın kuvvetli yönünü oluşturduğunu ileri sürüyor. İktisatçılar gerçek dünyaya ilişkin çeşitli ve olasılıkla çelişkili modelleri akıllarında tutacak şekilde eğitim alırlar. İşlerini düzgün yaptıklarında iktisatçıların dünyayı anlamalarını, onu daha iyi bir yer hâline getirmek için faydalı önerilerde bulunmalarını ve bilgi birikimlerini zamanla arttırmalarını sağlayan şey budur. Kısaca söylemek gerekirse, iktisadı – fizikten ya da diğer doğa bilimlerinden farklı olmakla birlikte – “bilim” yapan budur.
Bu kitap hem iktisadı savunuyor hem de onu eleştiriyor. İktisatçıların toplumsal fenomenler hakkındaki düşünce biçimleri büyük faydalar sağlıyor. Fakat beceriksiz iktisatçılar tarafından kullanıldığında, iktisadın esnek ve bağlamsal yapısı onun yumuşak karnını oluşturuyor.

Yaşamın Matematiği
– Varoluşun Sırlarını Açığa Çıkarmak,
Ian Stewart, Çev. Cengiz Yücel, Akılçelen Kitaplar, 2016, 492 s.

Ian Stewart yaşamın sır perdesini matematikle nasıl aralayacağımızı gösteriyor.
Yeni ve büyüleyici bir işbirliği içinde çalışan biyologlar ve matematikçiler, hayvan ve bitkilerin gizemli karmaşıklığını derinlemesine analiz ediyor. Bu araştırmalar, türlü organizmaların davranışları ve karşılıklı etkileşimlerinin ekolojik dengeye ne tür etkilerde bulunduğunu daha iyi anlamamızı sağlayacak. Ayrıca, biyolojik çeşitlilikteki değişimlerin gezegenimizin ekolojisine etkileri hakkında da daha fazla bilgi sahibi olacağız.
Ian Stewart, aralarında hücrenin gizli mekanizmaları, beynin işleyişi ve virüslerin davranışları da bulunan ve çok geniş bir yelpazeye yayılan pek çok konuyu keşfe çıkıyor. Stewart, yapay yaşam formlarının tasarımı ve yaratımı üzerine kafa yoruyor ve evrenin başka yerlerindeki yaşam olasılıklarını değerlendiriyor.
Matematikçiler ve biyologlar, insan ırkının bugüne kadar yüzleşemediği kadar çetrefilli bilimsel problemlerin yanıtlarını birlikte arıyor. Yaşamın Matematiği, bize bu çalışmalar ve devam eden bu araştırmaların olası sonuçları konusunda görüşler sunuyor.

Albert Camus bir zamanlar İspanya için “Başkaldıran insanın anavatanı, en büyük başyapıtların imkânsıza karşı haykırışlar olduğu yer,” demişti. Marinaleda, adaletsizliğe ve eşitsizliğe başkaldırısıyla tam da Camus’nün söz ettiği türden bir başyapıt: Barış yolunda süregiden bir ütopya.

Tek Bir Çin Pek Çok Yol

– Ed. Chaohua Wang, Çev. Evren Çelik Wiltse, İletişim Yayınları, 2016, 480 s.

Geçtiğimiz çeyrek asırda Çin Halk Cumhuriyeti, dünyanın sayılı ekonomik güçlerinden biri oldu. Dünya ekonomisine, o mahut piyasalara, pazarlara büyük bir damga vurdu. Özellikle demir perdenin yıkıldığı ve Çin’in dünya pazarlarına damga vurmaya başlamasından hemen öncesine denk gelen dönemde, içinde işçilerin, öğrencilerin, aydınların yer aldığı eylemler, meşhur Tiannanmen Meydanı olayları dünya tarihine geçti. Ancak bir güç odağı haline gelen Çin’deki siyasi gelişmeler sadece iktisadi göstergeler düzeyinde ele alındı. Tek Bir Çin Pek Çok Yol, ekonomisiyle görünür hale gelen ancak düşünsel anlamda yeterince tanınmayan, Batı’ya bugüne kadar kısıtlı bir şekilde sunulmuş Çin’in entelektüel dünyasını geniş bir biçimde tanıtabilmek amacıyla hazırlandı. Chaohua Wang’ın editörlüğünü yaptığı eser, sosyalist Çin’in tek tip kabul edilen düşünce dünyasındaki farklılıkları, Çinli düşünürlerin bakış açılarındaki çeşitliliği, siyasi temsil kaygısını da dahil ederek eleştirel bir perspektifle ortaya koymaya çalışan makale ve söyleşilerden oluşuyor. 1989’da işçiler, öğrenciler ve aydınlarca ortaya atılan özgürlük taleplerinin neler içerdiğini, buna karşı gösterilen reaksiyonun toplumsal, siyasal, ideolojik ve iktisadi kökenlerini ele alıyor. O günlerden 2000’li yıllara geçilirken nelerin değiştiğini, nelerin değişmiş gibi göründüğünü, nelerin değişmesi gerektiğini araştırıyor. Çin entelektüellerinin eğitim, halkın ekonomik durumu, kırsal ve kent arasındaki eşitsizlik, adalet, toplumsal yapı ve temel hak ve hürriyetler gibi hayati konulardaki fikirlerini ortaya koyuyor. Önemli toplumsal olayların ışığında Çin düşünce dünyasının bir panoramasını sunuyor.