Ana sayfa 152. Sayı Hal ve gidiş sıfır*

Hal ve gidiş sıfır*

183
PAYLAŞ
Tlos Antik Kenti.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre, taşınır/taşınmaz kültür varlıklarının sahibi devlettir. Bu varlıklara ne yapılacağına ilişkin kararları ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın (bundan sonra KTB) ilgili birimleri verir. Arkeologlar, ister bir kazı veya yüzey araştırması olsun, ister bir müzenin deposundaki bir eser olsun, kültür varlıklarıyla ilgili araştırma yapmak istedikleri zaman, KTB’den izin almak zorundadır. Bilimsel araştırma yapabilmek için bakanlığın iznine tâbi olduklarından, arkeologlar “devlet”le iyi geçinmeye çalışır. Yalnızca devletle değil, devleti temsil eden herhangi bir kişiyle dahi iyi geçinmeyen bir arkeolog, KTB’den bilimsel araştırma izni alamaz. Bu öyle kuru kuruya bir iftira değil maalesef. Son günlerde yaşanan Göbekli Tepe tartışmaları, bu durumun kamuoyu önünde cereyan eden bir örneği. Göbekli Tepe -haklı olarak- çok popüler bir yer olduğu için, köşe yazılarına, haberlere konu olabiliyor.[2] Ancak gündeme gelmeyen, arkeologların maruz kaldığı, duyduğu, bildiği fakat ses etmediği bir yığın benzeri haksızlık mevcut.

Örneğin KTB’nin davacı konumunda olduğu bir davada, bakanlık aleyhine bilirkişi raporu hazırladığı için, kazılara katılma izni alamayan arkeologlar var. Üstelik bu olay tek değil; özellikle baraj, boru hattı vb büyük projeler için hazırlanan bilirkişi raporlarında projenin (devletin) aleyhine bir sonuca varmak, bir daha mesleğinizi yapamamak anlamına gelebiliyor. Eğer bilirkişiden bakanlığın/devletin tarafını tutması bekleniyor, aksi halde cezalandırılıyorsa, dava açmaya, bilirkişiliğe, tüm bu hukuk tiyatrosuna ne lüzum var acaba?

İktidarda olan partinin (AKP’nin) herhangi bir politikasını eleştirmek yahut KTB’nin kültür varlıklarıyla ilgili bir uygulaması hakkında görüş belirtmek de araştırma izinlerinin reddedilmesine neden olabilir. Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Işın, bakanlığın eski eser politikaları hakkında yazdığı eleştirel bir yazı nedeniyle, 2 yıldır devam ettiği Tlos Kazı Heyeti Başkan Yardımcılığı görevinden alınmıştı.[3] Balık baştan kokar; KTB de aynen iktidar partisi gibi, ya benimle aynı düşünür ve bunu beyan edersin ya da sana bilimsel çalışma hakkı tanımayız diyor.

KTB’den kazı ve araştırma izni alabilmek için sadece “uysal” olmak da yeterli değil. Yabancı arkeologlara, bakanlıkla aralarındaki bir problem nedeniyle değil, sırf Almanya, İngiltere, Yunanistan vb vatandaşı oldukları için kazı izni verilmeyebiliyor. Onlar ayrıca kendi hükümet/devletlerinin politikalarından da sorumludur. Örneğin 2016 yılında Almanya’dan başvuru yapan kazı ekipleri izin alamadılar. Nedeni ise Almanya’nın Ermeni soykırımı yasa tasarısını kabul etmesi. Aslında bakanlık burada bir hata yapmış; kazı izni için başvuran yabancı ekip üyelerinden, Ermeni Soykırımı iddialarının bir yalan olduğunu yazılı olarak beyan etmelerini isteyebilirdi. Önceki yıllarda da Türkiye’de kazı yapan yabancı ekiplere, (100-150 yıl önce) ülkelerine kaçırılmış eserler geri gönderilmediği takdirde kazılarının ellerinden alınacağı uyarısı yapılmıştı, özel toplantılarda. Bunların dışında, yabancı kazı ekiplerinin Türkiye’de kazı yapmamaları için elden ne gelirse yapılıyor, hem de çirkin sayılabilecek yöntemlerle.[4] Bu yazı yazılırken, Efes kazılarının durdurulduğu haberleri yer aldı medyada. Nedeni açıkça belirtilmese de Avusturya-Türkiye ilişkilerinin buna neden olduğu iddia ediliyor.[5] En temizinden ırkçılıktır bu. Irkçı bir siyasi partinin üyelerinden bazılarının, Çinli diye Uzakdoğulu herhangi birini dövmesi de işte bu ırkçılıkla malul zihniyetin sonucudur. Efes kazılarının durdurulmasının temelde bu davranıştan bir farkı yoktur.

Tüm bu faşist/despotik uygulamalara, “Kazı’m elimden alınmasın”, “Bakanlıkla aram bozulmasın” vb kişisel ikbal kaygılarıyla en ufak bir itirazda bulunmayan bir arkeoloji camiamız var maalesef. Aksine bir kısmı “yabancı” kazı ekiplerine uygulanan her yaptırımdan sonra “Ama onlar da…” diye başlayan cümlelerle bu kararların ne denli haklı olduğunu gösterme telaşında. Ülkenin genel düşünce iklimine hakim “nedensiz” yabancı düşmanlığı sayesinde, “biz”e, “bizim geçmişimiz”e ait bir yerin “onlar” tarafından kazılıyor olması da gencinden yaşlısına, hemen hemen tüm kuşaklardan arkeologlar arasında şikayet edilen bir durum.

Türkiye’deki arkeoloji camiasından bu tür uygulamalara bir tepki çıkmasını beklemek, abesle iştigal aslında. Zira Türkiye’de arkeologlarla devlet ilişkisi her zaman böyle bir bağımlılık ilişkisi olagelmiştir. Arkeolojik kazı vb araştırma yapabilmenin önkoşulu, devlete bağlı bir üniversitede öğretim üyesi olmak ya da devlete bağlı bir müzede çalışmak, yani devletten maaş almaktır. Araştırmalara ekonomik desteği de devletin çeşitli kurumları (KTB, TTK, TÜBİTAK, üniversiteler) sağlar. Son yıllarda irili ufaklı bazı özel şirketler ve belediyeler kazılara sponsorluk yapmaya başladılar ama araştırmaların ekonomik ihtiyaçlarını halen büyük oranda devlet karşılamaktadır. Yani tüm bakımlardan devlet, arkeologların “patron”u pozisyonundadır. Arkeologlar maaşlarını, araştırma izinlerini ve kaynaklarını devletten alan bir tür memur pozisyonundadır. Eh, memur da kelime olarak emir alan, emredilen demek. “Patron” nasıl düşünmeleri ve davranmaları gerektiğini emrederse, “memur”larda öyle düşünür ve davranır.

Dipnotlar

*Ece Ayhan’ın, Çanakkaleli Melahat’a İki El Mektup Ya Da Özel Bir Fuhuş Tarihi kitabından.

[2] http://www.arkeolojikhaber.com/haber-gobeklitepedeki-kirli-tezgah-aydinlatilabilecek-mi-1438/
http://www.urfahizmet.com/haberdetay.aspx?id=89417

[3] Bkz: “Kazı Heyetinden Çıkarılan Profesör, Mahkemeye Başvurdu” (27 Eylül 2013 tarihli haber), http://www.haberler.com/kazi-heyetinden-cikarilan-profesor-mahkemeye-5112515-haberi/

[4] http://www.haber7.com/yazarlar/yasar-iliksiz/847425-gobeklitepede-ziplayan-cekirgenin-derdi-ne

[5] http://www.hurriyet.com.tr/avusturyanin-tum-kazilari-iptal-40217026