Ana sayfa 156. Sayı “Öteki” okur

“Öteki” okur

191
PAYLAŞ

Aynı metinleri okumuş aynı yollardan geçmişizdir de benim bir aldığım topraktan karşımdaki on almıştır. Bitti diyerek bıraktığım posadan o daha neler süzmüştür; hayret ederim. “Yahu ne de güzel okumuş,” derim. Aynı kıyılara ayak basmışızdır fakat o benim yıllarca Hindistan sandığım yerin yepyeni, kocaman bir kıta olduğunu bir bakışta anlamıştır. Neredeyse ezbere bildiğimi sandığım kitabı açar öyle bir yerini gösterir ki değil okumak, o kitaba elimi dahi sürmemiş gibi bakakalırım.

Kitapseverlerin birbirlerine karşı genellikle pozitif önyargıları vardır. Benzer duygu ve düşünce ikliminde yaşayan toplumsal bir gruptan bahsediyormuş gibi bahsederler kendilerini de parçası saydıkları topluluktan. Aslında açıkça ifade etmekten kaçınsalar da zaman zaman insanları okuyanlar ve okumayanlar olarak ikiye ayırdıklarına dair bir izlenim edinmek güç değildir. “Nitelikli okur” diyebileceğimiz, şiir okuyan, ortalamanın üzerinde seyreden edebiyatı takip eden, eli zaman zaman felsefeye, tarihe, psikolojiye de uzanan okurlar arasında sanki daha da kuvvetlidir bu düşünce. Peki gerçekten böyle midir? Belli bir özelliğiyle sıfatlanabilen insanların oluşturduğu kümenin bir cemaat, en azından bir grup oluşturmak için yeterince güçlü bağlara sahip olduğunu sanmıyorum. “Kitapseverlik” belki okumanın kişiye özgülükten kurtarılamayacak bir yanı da olduğu için hayvanseverlik, doğaseverlik gibi büyük uzlaşmalara yaslanarak birlikte hareket etme veya tutum alma, kamuoyu oluşturma gibi sonuçlara kolay kolay yol açmaz. Bir okurun diğeriyle karşılaşma halleri bile çeşitlidir.

Paralel okurlar

Öte yandan, dünya üzerine dağılmış Cortazar, Camus, Calvino, Pessoa hatta Orhan Pamuk okurları diye bir gerçek de vardır. Dahası, Žižek’in, Badiou’nun, Rancière’in yakın takipçilerine Avustralya’dan İskandinavya’ya, Kuzey Afrika’ya, İç Asya’ya kadar herhangi bir yerde rastlamak küresel köyün sakinleri olarak hiçbirimizi şaşırtmaz. Bazı yazarların hiç bilmedikleri uzak diyarlarda kendi topraklarında dahi göremedikleri bir ilginin muhatabı olabilmelerini yadırgamak giderek güçleşiyor.

Bu ortamda aşağı yukarı aynı metinlerle haşır neşir olmuş insanların bulunması, karşılaşması da tesadüf sayılamaz. Paralel okurlar olarak nitelenebilirler mi? Birbirleriyle tesadüfen tanışan akrabalar veya aynı mahallenin insanları gibi nasıl ki aynı fırının ekmeğiyle, aynı manavın meyvesi, sebzesiyle dünyanın tadına varmışlarsa, okurlukları da aynı metinler arasında dolaşarak, aynı yazarlarla ahbaplık ederek boy atmıştır. Aralarındaki dostluk hızla gelişmeye müsaittir böyle iki kitapseverin tesadüfen karşılaşmasında. Bazı yazarların, bazı eserlerin veya zihinlerde yer etmiş cümle parçacıklarının parolalar ve şifreler gibi ardı ardına dizilerek kilitli kapıları açması, dar geçitleri genişletmesi işten değildir. Kimi zaman bir otobüs yolculuğunda başlayıp biten, kimi zaman bir ömür boyu süren sıkı dostluklar doğar bu karşılaşmalardan.

Hasım okurlar

Tersi de mümkün. Tanıdığımızı varsaydığımız yazara dair henüz sohbetin başında abartılı bir övgü veya yersiz bir sövgü duyduğumuzda yanlışlıkla sobaya değmiş gibi çekeriz elimizi. Tanışmanın başına gelen bir talihsizlik sayılabilir. Belki de isabetli bir önyargının kendimizi korumamıza yardımcı olmasıdır; bilemeyiz. Hele siyasal gerilimin yüksek olduğu hallerde böyle antipatik çarpışmalara çok daha sık rastlamak mümkün. Kimine göre “darbeci”, diğerine göre “şeriatçı”, öbürüne göre “soykırımcı”, bir başkasına göre “terörist” gibi normal şartlar altında bir dünya görüşünü tarif etmekten çok uzak kavramlarla nitelenen şairler, yazarlar, düşünürler hitap ettikleri varsayılan veya kendilerini benimseyen toplumsal kesimler içinde istemeseler de adeta karantinaya alınmışlardır. İrili ufaklı birkaç metin yazıp dolaşıma sokmuş herkesin kolayca harcanmasına, mahkûm edilmesine veya omuzlarda taşınmasına imkân sağlayacak bir sözünü yakalamak mümkündür. Karşı kıyılara ait bu yazı emekçilerinin tanışıklıklarına, daha da ötesi dostluklarına rağmen okurları hasım oluverir birbirine.

Paralel okurluk muhabbetleri veya karşı tarafın okurlarıyla girişilecek mantık ve diskur mücadeleleri beni çekmez. Coşkun bir neşenin veya gözü kararmış öfkenin ateşine odun atmaktan kaçınmaya çalışırım. Sevdiğim yazarların sevenleriyle de uyuşamam kolay. Yazar dostumun karşımdaki tarafından yanlış veya eksik anlaşıldığına hükmediveririm. Söylediklerini takip etmeye çalışırken, “neyi, nasıl okumuş ki böyle düşünebiliyor,” diye geçiririm içimden. Ben konuşmaya başladığımda, bakış açımı ortaya koyduğumda muhtemelen karşı tarafta da benzer hisler oluşuyordur. O da beni dinlerken bir yüzeysel okur olduğumu iddia etmeyecek kadar nazik olsa bile meseleyi tamamıyla yanlış anladığımı pekâlâ düşünebilir. Açık bir çatışmadan kaçınmalarına rağmen düşman okurlarınkinden bile zordur bu ikili arasında güvenli bir bağ oluşması.,

Sıkı okura çatmak

Nadir gerçekleşse de bir başka okur türüyle karşılaşmadır asıl ilgimi çeken. Aynı metinleri okumuş aynı yollardan geçmişizdir de benim bir aldığım topraktan karşımdaki on almıştır. Bitti diyerek bıraktığım posadan o daha neler süzmüştür; hayret ederim. “Yahu ne de güzel okumuş,” derim. Aynı kıyılara ayak basmışızdır fakat o benim yıllarca Hindistan sandığım yerin yepyeni, kocaman bir kıta olduğunu bir bakışta anlamıştır. Neredeyse ezbere bildiğimi sandığım kitabı açar öyle bir yerini gösterir ki değil okumak, o kitaba elimi dahi sürmemiş gibi bakakalırım. Bu halin bana zaman zaman kısa süreliğine kendimi kötü hissettirdiği de olur. Daha evvel karşılaşmış olduğum halde iyi bir kitaba hak ettiği zamanı ayırmadığım, benden beklediği sabrı göstermediğim için pişmanlık duyarım. Dönerim, tekrar başlarım karıştırmaya. Kimi zaman parça parça, kimi zaman baştan sona okurum. Peki her kitap başına böyle bir kaliteli okurla karşılaşma şansına sahip olabilecek miyim? Oysa okuduklarıma, bildiğimi sandıklarıma dair kendi kendimi şüpheye sürüklemeye gücüm yetmeli. Her bit yeniği vesile yeni bir yola koyulmak için.