Ana sayfa 156. Sayı Görmenin ideolojisi ve John Berger

Görmenin ideolojisi ve John Berger

190
PAYLAŞ

“Görme konuşmadan önce gelmiştir.
Çocuk konuşmaya başlamadan önce
tanımayı öğrenir.”

John Berger’i geçen ay kaybettik. Türkiyeli okurun çok sevdiği bir yazardı. Berger’i bu kadar sevilen biri yapan elbette güçlü kalemi, deneme dili ve romanlarıydı. Oysa Berger daha çok Yurdanur Salman’ın dilimize kazandırdığı efsanevi  “Görme Biçimleri” kitabıyla tanındı. Okur ona doğru bu kitapla yolculuk etti. Defalarca Türkiye’yi ziyaret etmesi, Şeker Ahmet Paşa, Abidin Dino ya da Selçuk Demirel gibi bizden sanatçılar üzerine kalem oynatması onu bu topraklardan bir yazar yapmıştı neredeyse. En son Roll dergisinde Yücel Göktürk’ünyazarla yaptığı söyleşi olan “İstanbul’dan Gelen Telefon” ile de buraya yakınlığını duyumsamıştık. Bir telefon mesafesi kadar bize yakın dostumuzdu. Ama en çok  “Görme Biçimleri” kitabıyla bilindi, okundu. Hatta bu başlığın aynı zamanda bir terim olarak yaygınlaşmasına yol açtı.

“Görme Biçimleri” Berger’in 1970’li yılların başında Sven Blomberg, Cris Fox, Michael Dibb ve  Richard Hollis ile birlikte BBC için hazırladıkları dört bölümlük bir belgeselin kitaba dönüşmesiydi aslında. Kolay anlaşılır dili, kıvrak bağlantıları ve çarpıcı örnekleriyle aslında koskoca bir birikimi sunuyordu yüzü ve sesiyle. Belgeseli, daha çok da kitabı bu kadar etkileyici yapan bugüne kadar akademide daha çok uzmanlar arası dolaşımda olan bir dili sindirip geniş kitle-lere ulaştırabilmesindeydi. Bu gerçekten devrimci bir dönüşümdü. Sanat tarihi, estetik ya da genel anlamda sanat felsefesi tartışmasını daha çok 18. yüzyılda Romantizm ve de sonrası bir aralığa borçluyuz. Kant, Hegel, Schlegel Kardeşler, Lessing, Baumgarten gibi müthiş yoğun bir hat Winkelmann üzerinden modern sanat tarihinin temellerini atıyordu. En genel anlamda Alman idealizmi dediğimiz bu zenginlik daha önce Platon ve Aristotales’ten Plotinus’a, oradan ortaçağ kilise babalarına güzel, iyi, erdem, mimesis, tekne, poesis gibi gibi temel kavramlar üzerine düşünmüş, Rönesans’ta Alberti gibi isimler üzerinden sanatçıların biyografilerine kadar uzanıvermişti. Daha çok “güzel nedir?”üzerinden gelişen ve Grek referanslı müthiş bir zenginlikten bahsediyoruz; unutmayalım. Güzel tartışması Romantizmle, özellikle Kant’la beraber, kavramsızlık, nedeni kendi olan neden, çıkarsızlık ve Yüce üzerine modern bir hatta evrilmişti. Arkasından Hegel sanat istencini tarihselleştiriveriyordu.  Sembolik, Klasik evrelerden sonra gelen  Romantik evre gibi.. Ya da mimari, heykel, resim, müzik, şiir ve arkasından gelen sanatın sonu. Sanat eksik konuşulan bir dil olarak geride kalacak ve  İdea kendini felsefede (ve de filozofta) gerçekleştirecekti. Bütün bu debdebeli tarih yirminci yüzyılın başlarında Erwin Panofsky, Heinrich Wölfflin gibi yazarlar ile bambaşka tartışmalara ve modernizmi anlamaya dönüşüverdi. Klasik, Gotik, Barok, Rokoko ve 1870’lerden sonra modernizmi anlamaya dönük tutkulu bir uğraş oluverdi. Sonra Gombrich elbette… O “Sanatın Öyküsü” adlı devasa çalışmasıyla sanat tarihini bir best seller gibi geniş kitlelere ulaştırmayı başarıvermişti.

İşte John Berger çok iyi sindirdiği bu devasa birikimi süzüp bambaşka bir dil oluşturuyordu kendine. Literatürün ön okuma gerektiren çetrefil dilini süzüp, basitleştirmeden bir tv izleyicisine ulaşabilecek hale getirmeyi biliyordu. “Görme Biçimleri” kitabının diğer devrimci yönü ise anlatıma sinmiş Marksizmdi. Kim bakıyor? Nereye bakıyor? Nasıl bakıyor? Hangi araçlarla bakıyor? Bakan kim, bakılan kim? İşte bütün bu sorular aynı zamanda politikti. Berger yapıtları, dönemleri ve üslupları okurken, sınıf ilişkilerini imgeler ve temsil ilişkileri üzerinden ortaya koymaya çalışıyordu. Bu yaklaşım gerçekten yeniydi. Arnold Hauser’in klasikleşmiş “Sanatın Toplumsal Tarihi” kitabı ile iyice görünür olan bir okumayı gerçekleştiriyordu Berger.  Resimlere, sanat yapıtlarına sinmiş, örtük ideolojilerdi “Görme Biçimleri” bir tarafıyla. Berger 17. yüzyıl Hollanda resminin Hals, Rembrant gibi ustalarını bir de bu gözle yorumluyordu. Güç, iktidar, burjuvazinin sınıfsal özgüveni ve krizi. Yoksullar nasıl temsil ediliyordu ya da mülkiyet? Ya da yapıtlara sinmiş cinsel baskıcılık, erkek bakışı ve de özgürleşme söylemi. Yazar 1960 sonrası kuramın yükselişinin ivmelendirdiği göstergebilim, yapısalcılık ve söylem analizini de ustaca yorumlarına sindirmeyi biliyordu. Örneğin Hans Holbein’in ünlü “Elçiler” tablosunu yorumlarken yükselen burjuvazinin özgüvenini, her bir nesneye, haritalara, İran halısına, bir küreye sinmiş sömürge ilişkilerini de görünür kılıyordu. Soğuk bir uzaklıkla bakılan “yakınlık gibi”… Fazla yaklaşma! Ya da yoksullaşmış ressam Frans Hals’a yardım eden yoksullar evi yöneticilerinin yüzlerindeki sınıfsal özgüveni ve de “onlara” bakan yoksulun bakışını…  Veya Gainsborough’un 18. yüzyılda resmettiği ünlü  “Bay ve Bayan Andrews” tablosunu aristokrasi ve  toprak mülkiyeti ilişkileri içinde yorumlaması izleyiciye farklı bir görme bilinci veriyordu. Tabloda figürlerden sağa doğru uzanan o geniş topraklar… Peki Andrews’lerin arazisinde köylülerin gözleri neredeydi acaba?Berger sadece geçmişi yorumlamıyordu, şimşek hızıyla kurduğu ilişkiler- le günümüz reklamlarına sıçrıyor, medya söylemine sinmiş sınıfsal ilişkileri ve cinsiyetçi bakışı da deşifre etmeyi biliyordu. Bütün bu zenginlikleriyle  “Görme Biçimleri” kitabı daha çok 1990 sonrası yaygınlaşacak görsel kültür, görsel ideoloji, söylem analizi ve kültürel çalışmalar alanları için öncü bir rol üstlenecekti.John Berger ve “Görme Biçimleri” bugün de her sayfasında ve okurunda aynı öncü rolünü sürdürüyor.

John Berger

John Berger 1926’da Londra’da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı, belgesel yazarı ve ressam olarak da tanınıyor. 1940’ların sonunda Londra’da

çeşitli galerilerde sergiler açtı. Bu dönemde Komünist Partisi ile yakın ilişki kurdu, sol-kanat haftalık dergi Tribune için makaleler yazdı. 1948-55 yılları arasında resim öğretirken sanat eleştirmeni oldu ve 1951’den itibaren New Statesman için on yıl boyunca sanat eleştirileri yazdı. İlk romanı 1958’de yayımlanan Zamanımızın Bir Ressamı’dır.

Türkçe’de yayımlanmış bazı eserleri:

Kurgu

Zamanımızın Bir Ressamı, 1958

G., 1972

Domuz Toprak, 1979

Bir Zamanlar Europa’da, 1987

Leylak ve Bayrak, 1990

Düğüne, 1995

Kral, 1999

A’dan X’e, 2008

Kıyıdaki Adam (Selçuk Demirel ile birlikte), 2009

Şiir

Gökyüzü Mavi Siyah (şiir), 2016

Diğer

Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı, 1965

Talihli Bir Adam (Jean Mohr ile birlikte), 1967

Sanat ve Devrim, 1969

Görme Biçimleri, 1972

Yedinci Adam (Jean Mohr ile birlikte), 1975

2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus, 1976

Anlatmanın Başka Bir Biçimi (Jean Mohr ile birlikte), 1982

Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü, 1984

O Ana Adanmış, 1988

Görme Duyusu, 1993

Fotokopiler,1996

Şiirin Saati, 1998

Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar, 1999

Buluştuğumuz Yer Burası, 2005

Kıymetini Bil Herşeyin,2007

Bento’nun Eskiz Defteri, 2011

Katarakt ( Selçuk Demirel ile birlikte), 2012

Bir Fotoğrafı Anlamak, 2013

Uçuşan Etekler, 2014

İstanbul’dan Gelen Telefon, 2016

Hoşbeş , 2016

Duman, 2016