Ana sayfa 159. Sayı Beyin, yaşamın iki belirgin döneminde çok daha savunmasız

Beyin, yaşamın iki belirgin döneminde çok daha savunmasız

188
PAYLAŞ

Çeviren: Ebru Oktay

Beynimizin bilgiyi işleme ve etkin uyum yeteneği pek çok faktöre bağlı olarak işler. Bunlar, genetiği, beslenmeyi ve yaşam deneyimlerini içerir. Yaşam deneyimleri de, yaşamda az süre tutan, ancak yüksek hassasiyete sahip dönemlerde,beynimizin fiziksel, kimyasal ve işlevsel yeniden yapılanmasını sağlayarak ustalıkla elde edilebilir.

MIT’de nörobilimci olarak çalışan Tara Swart’a göre, “çifte dehşet” de denebilecek yaşamın iki çalkantılı dönemi, aslında beynimizin de en yüksek nöronal bağlantıları kurup şekillendiği dönemlerdir. Sonuç olarak, bu dönemlerde meydana gelebilecek çeşitli travmalar, beyin aktivitesini değiştirerek geri dönüşsüz şekilde olumsuzgen ifadelerine sebep olabilecektir.

“Çifte dehşet”

Yaşamın ilk iki yılında beyin çok hızlı gelişir. Bununla birlikte 2.yılda önemli bir şey olur ve bebekler konuşmaya başlar.Önce konuşmaları anlamaya, daha sonra da kendimizi ifade edebilmek için açık telaffuza başlarız. Ek olarak bu dönemlerde yürümeye de başlanır ki, bu da beyin için kocaman bir edinimdir.

Yeni bir dili öğrenmek ve anlamak beyni çok farklı yollarla zorlar. Nöronlar arası yeni bağlantılar, yeni yollar oluşturur. Zihinsel olarak zorlayıcı bir süreç olduğundan dil ya da bir müzik aleti çalmayı öğrenirken fena halde yoruluruz.

Çok kısa süre içinde meydana gelen bugelişim sırasında oluşabilecek fiziksel ya da duygusal travmalar, bu önemli süreci keserek nörolojik gelişimi sekteye uğratabilir. Çoğu insanın beş yaşından öncesini hatırlamadığı gibi bu kesinti süreçlerini hatırlayamasak da, herhangi bir travmatik olay (suistimal, ihmal, sağlık sorunları, sevdiğinden ayrılmalar) kişide, tüm yaşamı boyunca sürebilecek davranışsal ve bilişsel eksikliklere yol açabilecektir.

Swart, 1980- 1990 arasında Romanya’da kimsesiz çocuklar üzerinde çalışmalarını yürütmüştü. Komünist rejimin değişmesiyle 100.000’in üzerinde çocuk, ekonomik geri gidişin sonucu olarak bölgelerinden ayrılıp, kendilerini ağır koşullar altında bırakacak olan kalabalık devlet kurumlarına yerleştirilmişlerdi.

Swart’a göre bu çocuklar iyi beslenmiş, iyi giyinmiş ve tertemiz olsalar da, pek çok sebeple hiç kucaklanmamış veya hiç oyun oynamamışlardı. Sonrasında bakıldığında bu kişilerin çoğunda zihinsel sağlık sorunları olduğu, meslek sahibi olmakta zorlandıkları, bir ilişkiyi yürütemedikleri belirlenmişti.

Beyin görüntüleme yöntemleri bulunup beyin incelemeleri yapıldığında ise, bu kişilerin temel duyguları kontrol eden beyin bölgesi olan limbik sistemde bazı sorunlar olduğu gözlenmiştir.

Kısaca, sosyal ilişkileri sürdürebilmek ve empati duygusunun gelişmesi, yaşamımızın erken döneminde maruz kalmamız gereken uygun fiziksel temas, göz teması ve oyun oynayabilme ile doğrudan bağlantılıdır. Yani daha yeni yürümeye başlamış bir çocukken gördüğümüz yüz ifadeleri ve bunları anlama çabamız bizi “iyi” biri olmaya yöneltenönemli bir bağdır.

Çalışmada ayrıca beyinleri incelenen Roman kimsesizlerin, beyin aktivitelerinde düşüklük izlenmiş ve fiziksel olarak da ortalamanın altında oldukları görülmüştür. Sonuç olarak, eğer çocuklar iki yaşa kadar sağlıklı ve sevgi dolu bir aile tarafından evlat edinilirlerse, öncesinde yaşadıkları travmanın yaratacağı sorunlardan uzak kalabilme şansları olacaktır.

Ergenlik yılları

Ergenlik çağına gelindiğinde insan beyni erişkin ağırlığına ulaşmış olur. Eşzamanlı olarak da bazı şeyleri elimine etmeye, kırılgan bağlantıları kesmeye ve kullanışsız yollardan uzak kalmaya da başlar. Bu aynı, bahçedeki diğer bitkilerin büyümesine yardımcı olmak için ağaçları budamaya benzer.

Bu süreçte beynin ön lobu, özellikle de prefrontal lobu işlevini arttırır ve ilk kez olarak, pek çok karmaşık konuları birbiriyle karşılaştırmaya ve aynı andaanaliz etmeye başlar.Bebeklerde konuşmayı öğrenmeye başlama süreci gibi, ergen beyni de iletişim yeteneklerini ve duygusal olgunlaşmasını geliştirme ihtiyacı duyar.Bu yaşta kişi, sosyal ve politik ilişkileri daha fazla anlamlandırmaya başlar. Bu oldukça karmaşık bir süreçtir. Bütün bu yoğun beyin aktiviteleri, ergenlerin neden daha fazla uykuya ihtiyacı olduğunu da açıklamaktadır.

Swart’ın çalışması bugüne kadar yapılan pek çok “Beyin nasıl ve ne zaman gelişir?” araştırmasıyla uyuşmaktadır. MRI görüntülemelerinin icadından sonra hız kazanmakla birlikte hâlâ beynin farklı kısımlarının ne şekilde çalıştığı merak konusudur.

Şurası kesindir ki, insan gelişimi sırasındaki tutarlılık ve güven duygusu, zihinsel fonksiyonların tutarlılığının da sağlayıcısı olacaktır. Herhangi bir zamanda başımıza gelebilecek tek bir kesinti bile beyin çalışmamızı dolaşık hale getirebilir. Bunun hayatımızın kalanını nasıl etkileyeceğini ise kestiremeyiz. Beyin çalışmalarını bu kadar önemli kılan da belki işte budur.