Ana sayfa 159. Sayı Hadi gel 50’lere geri dönelim!

Hadi gel 50’lere geri dönelim!

141
PAYLAŞ

Ogan Güner

Kitabın yazarı Derya Bengi’yi Roll, Express ve başka mecralardaki müzik yazılarından tanıyoruz. Küratörlüğünü yaptığı “Uzayda Bir Elektrik Hasıl Oldu (1960’lı Yıllarda Müzikli Türkiye)” ve “İşte Benim Zeki Müren” sergileri için hazırladığı kataloglar ise titiz popüler kültür arşiv araştırmacılığının iki nadide örneği sayılabilir şimdiden. Şimdiki Zaman Beledir bir anlamda önceki iki sergi kataloğuyla aynı hattan yürüyor ama,“Diğer ikisi temelde bir belgesel sergi çalışması olduğu için lafı fazla uzatmamak icap ediyordu. Bu ise doğrudan doğruya bir kitap projesi. Dolayısıyla kaleme kâğıda abandım,” diyor Derya Bengi. “Bir ansiklopedik sözlük hazırlamak da, okumak da çok oyuncaklı ve zevkli bir şey. Kronolojik bir anlatımda gözden kaçabilecek pek çok ayrıntıya odaklanmayı sağlıyor. İnsan bir sözlüğün herhangi bir sayfasını açıp istediği yerden okumaya başlayabilir. Ayrıca müziğin ritmine daha uygun bir form. Bir inceleme kitabına, bir romana veya bir filme çoğu zaman ortasından dalamazsınız, ama bir albümde istediğiniz şarkıyı istediğiniz zaman dinleyebilirsiniz.”

50’ler toplumsal hafızamızda çelişkileriyle yer etmiş bir onyıl. 2. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası siyasi arenada kartların tekrar dağıtıldığı ve Türkiye’nin de çokpartili hayata geçişle birlikte kendini yeni konjonktüre göre tekrar tanımlamaya çalıştığı bir dönem. Edebiyatın şaha kalktığı, Amerika’nın bilinçaltımıza alabildiğine sızdığı ilk dönem. “Niye 50’ler?” sorumuzu şöyle cevaplıyor Bengi: “50’lere Alaturka ile Alafranganın karşılıklı ilişkiye girdiği ilk onyıl demek ne kadar doğruysa, Alaturka ile Alafranganın karşılıklı ilişkiye girmediği son onyıl demek de o kadar doğru. 60’larda yaşanacak kültürel ve toplumsal patlamaları hazırlayan, bir anlamda 60’ların ufaktan ufaktan provasını yapan, yoluna taş döşeyen bir onyıl bence 50’ler… Sebepleri son derece aşikâr: Çok partili demokrasiye geçiş, radyonun tüm yüzölçümüne yayılması, Yeşilçam’ın doğuşu, karayolları hamlesiyle kırla kentin birbirine bağlanması, tarımda mekanizasyon sonucunda işsiz kalan kitlelerin kentlere göçü hep 50’li yılların olguları. İkinci Dünya Savaşı sonrası tüm dünyaya hâkim olan sil baştancılıktan Türkiye de payına düşeni aldı. 50’lere özgü bu başlangıç noktası ya da sıfır noktası hissiyatını anlamaya çalıştım ve geçmiş onyılların birikimini de gözeterek 50’lerde yaşanan ilklerin, yeniliklerin peşine düştüm.”

Peki elimizdeki sözlük nasıl bir okuma serüveni sunuyor bize. Bunu anlamak için sözlük maddeleri arasında rasgele bir dolaşalım: Sanat ağırlıklı ilk yaz şenliği olan “Erdek Şenliği”, 6-7 Eylül olaylarının anlatıldığı “Gling Gling”, “Brüksel Sergisi”, “Jukebox”, “Bilen Kazanıyor”, “Yurttan Sesler”, “Yetmiş Sekizlik”, Eartha Kitt’in Kâtibim türküsü yorumu “Usku Dara”, ilk yerli radyo markası “Nevtron”, 25’lik Yeni Rakı Şişesine ismini veren “Mini Mini Valimiz” Fahrettin Kerim Gökay… Çoğu zaman o günlerin sözlü kültüründen cımbızlanan kelimelerin madde başlığı haline geldiği bu sözlüğün ana damarını ise müzik oluşturuyor: “Kitapta müzik kimi zaman başrolde, kimi zamansa sadece bir eşlikçi kimliğinde. Ama hiç susmadan çalıyor. Kitabı okuyan bir arkadaşım, üşenmeyip doğrudan ve dolaylı bahsi geçen şarkıları derleyerek Spotify’da tam 22 saatlik bir dinleme listesi oluşturdu mesela. Kitapta müziği bir tutkal olarak düşündüm: Kore Savaşı’ndan 6-7 Eylül olaylarına, Küçük Amerika ideallerinden İstanbul’un imar politikalarına kadar 50’lerde yaşananları müzik birbirine bağlıyor.”

Kitabın hazırlığı meşakkatli ve uzun bir arşiv çalışmasının sonucu. “50’lerin plaklarının ve filmlerinin üzerinden tekrar tekrar geçerken, bir yandan kütüphaneler kanalıyla dönemin bütün gazete ve dergilerine ulaştım, bir yandan İnce Memed’den Zenciler Birbirine Benzemez’e kadar pek çok romanı -bazılarını yeniden, bazılarını ilk kez- okudum. Aslında galiba matbaadan çıkmış o kâğıtları, o gazeteleri, o kitapları kulağımla dinledim. Nezihe Meriç’in bir öyküsünde mırıldanılan ezgi, bazen öykünün olay örgüsü kadar veya bir gazetedeki küçük bir radyo programı haberi, bazen gazetenin manşeti kadar önemliydi benim için.” Bu arşiv çalışması emeğini keyifle okunacak hale getiren ise Derya Bengi’nin yalın ama kıvrak üslubu. Bir sözlük okuduğunuzu zannetseniz de, her bir maddenin anlatım dili ayrı bir keyif. Peki Derya Bengi’nin yazarken en çok keyif aldığı üç madde ne olabilir: “Niçin Anırtıyorsunuz Bu Adamı, Hilton ve Hiltonizm, Rock’n Roll ve Striptiz Yasaklansın”. Kitabı elinize aldığınızda bu maddelerden başlayabilirsiniz.

Daha şimdiden Derya Bengi’den 60’lı yıllar kitabını beklemeye başlayabiliriz.

– “Şimdiki Zaman Beledir”-50’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük, Derya Bengi, Yapı Kredi Yayınları, 2017, 372 s.