Ana sayfa 159. Sayı Sosyal tarihçilikte zengin bir tarihsel anlatı, derin bir kavramsal çerçeve

Sosyal tarihçilikte zengin bir tarihsel anlatı, derin bir kavramsal çerçeve

129
PAYLAŞ

Orkun Saip Durmaz

Çalışma sosyolojisi ve sosyal tarih gibi alanlarda önemli yeri olan sosyolog ve felsefeci Robert Castel’in Ücretli Çalışmanın Tarihçesi- Sosyal Sorunun Dönüşümü adlı eseri 22 yıl sonra nihayet Türkçe’de. Orijinali 1995’de yayımlanan çalışmanın ancak 2017’de çevriliyor olması (İngilizce’ye 2003’te çevrilmiş) Castel’inkine benzer bir çalışma ilişkileri mefhumunun Türkiye’de -özellikle akademik çevrelerde- yeni yeni yaygınlaşmasının göstergesi gibi.

Castel kitabında neo-liberal dönemi karakterize eden güvencesizliğin Fransa’daki tarihsel temellerini araştırıyor. Ancak belirtilmesi gerekir ki, çalışmanın kapsamı değilse de ufku kesinlikle Fransa’yla sınırlı değil. Kitaptaki tartışmanın ana hatlarıkapitalizmin merkez ülkelerinin neredeyse tamamı için aynı kavramsal çerçeveden yürütülebilir. Bizimki gibi çevre ülkeler söz konusu olduğunda ise, İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar olan dönemi Castel’in yaklaşımı ve kavram seti aracılığıyla değerlendirmenin mümkün olduğunu söyleyebiliriz.

Ücretli Çalışmanın Tarihçesi – Sosyal Sorunun Dönüşümü, iki ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, geleneksel koruma sistemiolan“feodal himayecilik” ve onun çöküşü ile sonrasında ortaya çıkan kitlesel korunmasızlık dönemi ele alınıyor. Castel’in “liberal modernite” dediği bu korunmasızlık dönemi, birey ile toplum arasındaki aidiyetlik ilişkisinin çözülme noktasına geldiği, ilkel ya da yetersiz de olsa herhangi bir sosyal koruma önleminin geliştirilmediği, oldukça uzun süren bir döneme tekabül ediyor.Feodal toplumun vesayet, modern toplumun ise sözleşme mefhumlarına referansla bu bölüme “Vesayetten Sözleşmeye” adı verilmiş. İkinci bölümde ise sosyal koruma anlayışının -bu sefer- modernite çatısı altındaki geri dönüşü ve o geri dönüşün kapitalist toplumdaki evrimi konu ediliyor. Bu geri dönüş, Castel’in sözleriyle, “…emekçiyi, soyut bir düzleme, kolektif anlaşmalara, çalışma hakkının ve sosyal güvencenin kamusal düzenlemelerine dahil eden bir bireysellikten çıkma süreci[ne]…”, özetle çalışmanın bir hak olarak kurumsallaşmasına karşılık geliyor. Tam bu nedenle ikinci bölümün başlığı da “Sözleşmeden Statüye”. Castel ücretliler toplumunun -yani emekçiyi işine ve işi aracılığıyla da topluma bağlayan, bunu bazen yasaların ve kuralların gücüne dayanarak, bazen de ihtiyaçların ya da açlığın dayatmasıyla yapan sosyalleşme mekanizmasının- çatırdamaya başlamasıyla birlikte,sosyal sorunun yeniden ortaya çıktığı sonucuna varıyor ve çalışmasını neo-liberal toplumdaki güvencesizlik mefhumunu tartışmak suretiyle tamamlıyor.

Kitabın öne çıkan iki özelliğinden bahsetmek gerekir. Eser bir sosyal tarih çalışması olmasına karşın, Castel’in araştırma sorunsalını siyasi tarihle sentezleyerekişlemesi, günümüzde özellikle emek tarihi alanında popülerleşen detay tarihçiliğine önceden verilmiş bir yanıt gibi. Çalışmayı okurken bireylerin yaşam deneyimleri içinde boğulmuyor, aksine o deneyimleri Fransa tarihindeki temel kırılmaların/dönüşümlerin içinde anlamlandırabiliyorsunuz. Öte yandan bu,gerçek insanların tarihsel anlatımın dışında bırakıldığı anlamına da gelmiyor. Soyutlama düzeyi en yüksek olan kısımlar da dahil olmak üzere, kitabın başından sonuna kadar hem gerçek insanların hayatlarına, hem de o insanların yüzyıllar boyunca her daim anlamlı bütünlüklerin içinde eylediklerine şahitlik ediyorsunuz.Çalışmanın öne çıkan diğer özelliği iseCastel’in hayranlık uyandırıcı soyutlama yeteneğinde saklı. Gerek sosyal tarih gerekse de çalışma sosyolojisi alanlarında çok ender görülen bu kavramsallaştırma becerisininCastel’in sadece bir sosyolog değil, aynı zamanda bir felsefeci de olmasından kaynaklandığını söylemek sanırım yanlış olmaz. “Sosyal sorun”, “sosyal mülkiyet”, “kitlesel korumasızlık”, “olumsuz bireycilik”, “kolektif statü” ve “kolektif bireycilik” gibi son derece güçlü anlamlar yüklü kavramlar oluşturmak ve her bir kavramı iç tutarlılığı yüksek bir kuramsal anlatının parçası yapmak neresinden bakılırsa bakılsın etkileyici. Bu etkileyicilik bizlere Türkçe’sinden yansıtıldığı için eseri dilimize kazandıran Işık Ergüden’e teşekkür etmeliyiz. Kavramsal kategoriler oluştururken -proleterleri, işçileri ve ücretlileri sanayi toplumunda ortaya çıkan birbirinden farklı çalışan figürleri olarak tasavvur ederken yaptığı gibi-zaman zaman aşırıya kaçmış olsa da, bu aşırılık çalışmadakikuramsal derinlik için bir nazar boncuğu olabilir ancak.

Çalışma ilişkilerine bu kadar emek temelli yaklaşan bir araştırmacının Marksist olması beklenir; amaCastel bir Marksist değil. Ücretli Çalışmanın Tarihçesi – Sosyal Sorunun Dönüşümü’nün Durkheimcı sosyolojiden ve Polanyi’ninsosyal iktisadından esintiler barındırdığını söylemek mümkün. Bu bağlamda Castel’in kapitalist toplumun aşılmasıyla değil, toplumla uyumsuz hale gelen kimi bireylerin toplumla yeniden uyumlu hale gelmesiyle, yani “devrimci dönüşüm”le değil “sosyal içerme”yle ilgilendiğini belirtmek durumundayız. Marksist olmamak elbette kendi başına bir eleştiri konusu teşkil etmez. Ancak sosyal içerme düşüncesine dayanan yaklaşımların, “tarihsel özne”olarak işçi sınıfımefhumunu çok geniş bir “sosyal dışlananlar” kategorisi içinde eritip neredeyse tamamen silikleştirmelerieleştiri konusu olmalıdır. Özetle Marks’ın yaklaşık 150yıl önce yedek işgücü ordusu ile lümpen proletarya arasına koyduğu ayrımın arkasındayız. Bu ayrımgünümüz çalışanlarının en kritik ortak paydası olan güvencesizlik temelinde dahi olsa bulanıklaştırılmamalıdır. Bu bulanıklık “prekarya”dan bahsetmek isteyenler için işlevsel olabilir ve fakat “proletaryanın sorunlarını” konuşacaksak, hem tarihsel hem de siyasal olarak, net devrimci özne tanımlarına ihtiyacımız var demektir.

Castel’in Ücretli Çalışmanın Tarihçesi – Sosyal Sorunun Dönüşümü, prekaryadan da bahsetmekle birlikte, proletaryanın sorunlarını konuşmak isteyenlere zengin bir tarihsel anlatı ve derin bir kavramsal çerçeve sunuyor.

– Ücretli Çalışmanın Tarihçesi – Sosyal Sorunun Dönüşümü, Robert Castel, Çev. Işık Ergüden, İletişim Yayınları, 2017, 440 s.