Ana sayfa 73. Sayı Afrika’dan Anadolu’ya en eski insan göçleri

Afrika’dan Anadolu’ya en eski insan göçleri

113
PAYLAŞ

Hücrelerin içinde dünyamızdaki tüm canlıları oluşturan DNA’lar bulunur. Geçmişimiz ve geleceğimiz de bu DNA’larda saklıdır. Nasıl ki kitaplar bize geçmiş hakkında bilgi veriyor, DNA’da aynı şekilde insanın geçmişi hakkında bilgiler verebilmektedir. DNA’mız aslında bir zaman makinesi gibi bizi geçmişe götürüp geçmişimiz hakkında bilgi verir. Son bulgulara göre, şu anda Avrupa’da, Asya’da, Amerika’da yaşayan tüm insanların kökeni yaklaşık olarak 60-50 bin yıl önce Afrika’dan göç eden küçük bir Afrikalı gruba aittir.

Prof. Dr. Erksin Güleç

Doç. Dr. Timur Gültekin

 

Modern insanın ortaya çıkışı ve göç yolları geçmişte ve günümüzde toplumda büyük merak konusudur. Bu konunun aydınlatılması için antropologlar Afrika’nın savanalarında tüm zor koşullara rağmen kazı çalışmalarını sürdürmekteler ve bu araştırmacıların buldukları fosiller, iskeletler ve arkeolojik bulgular bize en önemli ipuçlarını vermekte. Bu üç veri kaynağı 1980’li yıllara kadar insanın göç yollarıyla ilgili ortaya atılan bütün fikirlerin temelini oluşturur. Fakat bazı çevreler bilinçli ve önyargılı olarak kazılarda elde edilen fosil ve iskeletlere dayanılarak ortaya atılan bu fikirlerin sağlıklı olamayacağını her defasında dile getirmişler. Bu nedenle antropologların insan evrimi ve bu evrimleşme sürecindeki göç yolları üzerindeki hipotezleri her defasında bilim dünyasında tartışma yaratmış. Günümüzde genetik ve moleküler genetik bilimindeki müthiş ilerlemeler sayesinde atalarımızın izini geçmişten günümüze daha güvenilir bir şekilde sürebilmekteyiz. Genetik bulgular geçmişte antropologların ileri sürdükleri fikirleri doğrulamakla kalmıyor, aynı zamanda bize yeni ipuçları da sağlıyor. Sonuç olarak antropologlar farklı topluluklara ait mtDNA ve Y kromozomlarını karşılaştırarak göçler sırasında bu toplulukların yollarının nerede ve ne zaman ayrıldığı konusunda görece fikir sahibi olabiliyor.

Genler ve göçler

İnsanların bireysel merakı soy ve akrabalıkları ile ilgili olsa da antropolog ve genetikçiler için esas merak konusu popülâsyonların tarihi, akrabalıkları ve izledikleri göç yollarıdır. Hep merak etmişizdir, acaba genler toplumların göç yolları ve akrabalıkları (ata-torun ilişkisi) hakkında önemli bilgiler verebilirler mi? İnsandaki bir damla kan veya yanak sürüntüsünden elde edilen DNA molekülüyle bu soru işaretlerini nasıl cevaplandırabiliriz?

Farklı popülâsyonlarda değişen genetik özellikler bulunabileceğinin gösterildiği ilk çalışma Hirszfield’ler tarafından 1919 yılında yayınlandı. Bu çalışma AB0 kan gruplarının popülâsyonlar arasındaki farklılıklarını ortaya koyan bir makalenin bilim dünyasına sunulması ile tamamlandıktan sonra, devam eden yıllarda bu ayrımı ortaya koyacak diğer belirteçlerin arayışı günümüze dek sürdü. 1980’li yıllarda kimliklendirme amaçlı kullanılmaya başlanan ve DNA’nın enzimler tarafından değişik şekilde kesilmesi prensibine dayanan RFLP (Restriction fragment length polymorphism) yönteminin ardından 1990’larda istenen DNA parçalarının kolay bir şekilde çoğaltılmasına yarayan PCR (Polymerase Chain Reaction) tekniğinin keşfi ile genomun benzerlikleri ya da farklılıklarını ortaya koyan çalışmalarda yeni bir çağ başlamış oldu.

Peki genlerimiz nasıl oluyor da insanlığın geçmişi hakkında güvenilir bilgiler verebiliyor? DNA’mız aslında bir zaman makinesi gibi bizi geçmişe götürüp geçmişimiz hakkında bilgi verir. DNA nesilden nesle aktarılırken bir aşamada ebeveynlerden gelen genetik bilginin çaprazlanması sonucunda her bireyi anne ve babasından farklı kılan bir süreçten geçer. Ancak DNA’nın bazı özel bölümleri bu süreçte hiçbir değişime uğramadan ebeveynlerden direkt çocuklarına aktarılır. Örneğin sadece babadan oğla geçen Y kromozomu erkeklerin babadan kalıtımlarının izini sürmede genetik bir soyad gibi davranırken, sadece annelerden çocuklarına aktarılan mtDNA da (mitokondriyal DNA), anne soyu ile ilgili çalışmalarda takip edilecek belirteçleri sunar. mt-DNA’nın evrim hızı nükleer DNA’ya göre 10-20 kat daha fazladır. Bu durum, mtDNA’nın oksijen radikallerine daha fazla maruz kalması, koruyucu ve tamir sistemlerinin yokluğundan kaynaklanır. Bu yüzden mt-DNA mutasyonlara daha açıktır.

Elbette DNA’nın diğer bölümlerinde olduğu gibi Y kromozomu ve mtDNA da nesiller arasında aktarılabilecek zararsız bazı mutasyonlara maruz kalır. Birkaç jenerasyon geçtiğinde belli bir coğrafik bölgede yaşayan tüm erkek ve kadın bireylerde bu mutasyonların toplamı olan belli bir ortak genetik kimlik oluşur. İnsanlar yaşadıkları bölgeden ayrıldıklarında bu genetik kimliği beraberlerinde götürürler. İşte farklı popülâsyonlarda genler üzerinde çalışma yapıldığında bilim insanları belli bir belirtecin nereden ve ne zaman doğduğunu bu bilgi ışığında değerlendirirler. Her bireyin DNA’sında bulunan bu “marker (işaretler)”lar o bireyin atalarının göç modeli ile ilgili değerli bilgiler verir. Örneğin Orta Asyalı bir erkekten alınan yanak sürüntüsü veya birkaç damla kan yardımıyla DNA’sını elde edip 2 bin nesil öncesine yani yaklaşık olarak 40 bin yıl önceki Amerika yerlilerinin atası olan bir erkeğe ulaşabiliriz.

Günümüzde belli bir türün farklı bireylerine ait DNA diziliminde tek nükleotit farklılıklarını bulmayı amaçlayan SNP (Single Nucleotide Polymorphism) analizleri hastalıklara, kimyasallara, ilaçlara ve diğer ajanlara verilen kişisel cevabı etkiledikleri gerçeği sebebiyle yoğun bir şekilde çalışılmaktadır. Birbiri ile istatistiksel olarak ilişkilendirilebilen SNP’ler belli bir haplotipi ve ortak bir ata tarafından paylaşılan haplotip grupları da haplogrupları oluşturur. İnsanoğlunun Afrika’dan başlayan ve dünyanın diğer kıtalarına yayılan göçü sırasında bu haplogrupların izlerini takip etmek mümkündür. Günümüz popülâsyonları üzerinde yapılan genetik analizler sonucunda mtDNA ile Y kromozomu için dünyanın haplogrup haritaları çıkartılmıştır. Bu haritalar geçmiş toplulukların dağılım modelleri konusunda değerli bilgiler verir. Bu çalışmalara destek olması açısından son derece önemli olan antik DNA çalışmaları, teknik güçlüklerine rağmen, son yıllarda ivme kazanmıştır. Günümüz popülâsyonlarından ve antik topluluklardan elde edilen bilgiler toplanıp bir arada değerlendirildiğinde insan evrimi, popülâsyonların birbirleri ile geçmişte olan ilişkileri, popülâsyonların devamlılıkları ve yaşam standartları hakkında eşsiz bilgiler sunmaktadır.

Unutulmaması gereken, genler yardımıyla insanlığın tarihine yapılan yolculuğun amacının popülâsyonların zamana bağlı olarak gerçekleştirdikleri yer değişimleri ve insanlık tarihinin detaylarını anlamak olduğudur. Popülâsyon genetiği çalışmaları sanılanın aksine etnik grupların izini sürmeyi konu etmez. Etnik köken tamamıyla kültürel bir olgudur. Genetik olarak birbirlerine çok yakın olan bireyler farklı etnik gruplara mensup olabilir. Bu açıdan genetik çalışmalar etnik ayrımcılığı ve ırkçılığı reddeder.