Ana sayfa Bilim Gündemi Beynin evriminde büyüklüğün önemli bir yeri mi var?

Beynin evriminde büyüklüğün önemli bir yeri mi var?

184
PAYLAŞ
Bir Afrika saz ardıcı, basit bir şarkı söylemeye ve böcekleri yemeye adapte olmuş bir türdür.

Çeviren: Semih İşbaş

Hacim olarak daha büyük beyinler mi, yoksa özelleşmiş davranışları kontrol eden geniş beyin bölgeleri mi; evrimsel süreçte hangisi daha önce oluştu? Onlarca yıldır sinirbilimciler tarafından tartışılan bu soruya Cornell Üniversitesi’nin çalışması bir yanıt buldu.

Çalışma, omurgalı hayvanların beyinlerinin boyut, yapı ve yetenek bakımından farklılık gösterdiğini, beyin büyüklüğünün evriminin bu farklılıkların çoğuyla ilişkili olduğunu, büyük beyinlerin daha fazla kabiliyete neden olduğunu ortaya koyuyor.

58 ötücü kuş türüyle yapılan çalışma ayrıca hacim olarak daha büyük beyin geliştirilince, gaga ve ağzı kontrol eden beyin bölgeleri ile şarkı söylemeyle ilgili beyin bölgelerinin yeni sinir ağları geliştirdiklerini keşfediyor.

Kolombiya Üniversitesi’nden doktora sonrası çalışan Jordan Moore ile Cornell Üniversitesi’den psikoloji profesörü Timothy DeVoogd’un ortak çalışması 10 Mayıs’ta Proceedings of the Royal Society B.dergisinde yayımlandı.

Bulgular, bu ilkenin insanın evriminin açıklanmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor; önce hacim olarak daha gelişmiş beyin, sonra dil gibi belirli yetenekleri kontrol eden gelişmiş adaptasyonlara imkân veren daha büyük beyin bölgelerini geliştirmiş olabiliriz.

DeVoogd, “Pek çok sinirbilimci, beynimizin evrimleşme yolu konusunda özel bir durum olmadığını düşünüyor; bunu anlamak için yapmamız gereken şey, genel olarak beyin evriminin altında yatan ilkeleri anlamaktır” diyor ve ekliyor: “Daha büyük bir beyin inşa etmek, her şeyi büyütmek değil, yavaş yavaş ilerletmek veya gelişim parçalarını genişletmektir.”

Böylelikle daha büyük beyinler, hayvanlarda ve insanlarda en son gelişecek  bölge olan daha gelişmiş bir kortekse sahip olacaktır (Korteks, bellek, dikkat, algı, bilinç, düşünce, dil ve bilinç açısından önemli rol oynamaktadır).

Bu çalışma, beyin evrimine dair birbiriyle rakip iki teoriyi karşılaştıran ve çözen ilk çalışma. Teorilerden biri, doğal seleksiyonun beynin belirli alanlarında aşamalı değişiklikler yaparak, daha sonra türlerin hayatta kalmalarını sağlayan daha büyük beyinlere yol açtığını kabul eder. Diğer teori ise, bazı türlerin zamanla hacim olarak daha büyük beyin kazandıklarını ve özelleşmiş karmaşık davranışları kontrol eden beyin bölgelerinin daha sonra kazanıldığını iddia eder.

Bu teorileri test etmek için, Moore ve DeVoogd, 20 familya, 58 türü kapsayan ötücü kuşların davranışlarını kontrol eden 30 ayrı beyin bölgesini inceledi. DeVoogd, “Kuşların beyinlerine bakmanın avantajlarından biri, çok sayıda farklı türün örneklerini almanın nispeten kolay olması ve farklı türlerin ne yaptıkları hakkında çok sayıda verinin bulunuyor olması ve bu işlevlere ayrılmış belirli alanların kolayca görülebileceğidir” diye belirtiyor.

Beyin bölgelerindeki varyasyonların çoğu, beynin genel boyutundaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Fakat iki belirli sistemde, beyin büyüklüğü ile açıklanandan daha fazla değişkenlik mevcuttu. Şarkı söylemeyi kontrol eden alanlar, daha çeşitli ve karmaşık şarkı üreten türlerde çok daha büyüktü. Ayrıca, yüzü ve ağzı kontrol eden beyin bölgeleri, tohumları yiyen kısa, şişkin gagalı türlerde büyük ve böcekleri tüketen uzun, ince gagalı türlerde ise küçüktü. “Eğer bir ayçiçeği çekirdeği yiyen bir kuşu izlerseniz, tohumları diliyle ittiğini ve gagasında farklı noktalar ile kavradığını ve daha sonra onu açıp tersyüz ettiğini göreceksiniz” diyor.

DeVoogd, insanlara gelince “Benliğimizi nasıl oluşturduğumuz tartışmalıdır” diyor. Büyük bir beyin daha çok enerjiye ve oksijene ihtiyaç duyduğundan bazı araştırmacılar, yüksek kaliteli gıdaları bulma ve pişirme becerisi de dahil olmak üzere, erken insanın diyetindeki değişikliklerin, gerekli kalorileri ve proteini sağlayarak genel insan beyninin büyümesini kolaylaştırdığını iddia ediyorlar. DeVoogd, diğer bazı araştırmacıların ise, sosyal yaşamın ilkel insanları koruduğunu ve dil geliştirmek için evrimsel baskılar yarattığını söylediklerini ekliyor.