Ana sayfa 165. Sayı Kitapçı Rafı – 165

Kitapçı Rafı – 165

275
PAYLAŞ

Kültür ve Toplum 1780-1950

– Raymond Williams, Çev. Uygur Kocabaşoğlu, İletişim Yayınları, 2017, 501 s.

Raymond Williams, 1958’de basılan ve kültürel çalışmalar disiplininin kurucu eseri olan bu kitabında, modern anlamıyla “kültür” kavramının
ilk defa Sanayi Devrimi sırasında kullanıma girdiğini öne sürüyor. Sanayi Devrimi’nin beşiği İngiltere’de kavramın o tarihten beri geçirdiği dönüşümlerin izini sürüyor.

Coleridge’den John Stuart Mill’e, Matthew Arnold’dan William Morris, John Ruskin ve Oscar Wilde’a kadar kırktan fazla düşünür ve edebiyatçının eserlerine bakıyor, “kültür fikri”nin evrimini inceliyor. Sanayi Devrimi’nin yol açtığı makineleşme, işbölümü, yabancılaşma gibi süreçler karşısında sanatın toplumla ilişkisine dair fikirler de değişiyor.

Sanata ve sanatçıya toplumsal değişimin öncüsü olma görevi yükleniyor. Bu dönemde oluşmaya başlayan “edebiyat piyasası”na ve sanatçıyı piyasa ölçütlerine tabi kılma girişimlerine tepki olarak “sanat için sanat” ilkesi ve estetizm filizleniyor. Sanatı ve kültürü geniş toplum kesimleriyle kaynaştırma çabaları canlanıyor. Kültür ve Toplum, bütün bu değişimlerin arkasındaki ekonomik ve toplumsal yapıyı gözler önüne seriyor.

Ritimanaliz

– Mekân, Zaman ve Gündelik Hayat, Henri Lefebvre, Çev. Ayşe Lucie Batur, Sel Yayıncılık, 2017, 128 s.

Henri Lefebvre üzerinde çalıştığı son kitap olan ve ancak ölümünden sonra yayımlanan Ritimanaliz’de onlarca yıldır sürdürdüğü yoğun felsefi, sosyolojik ve teorik tartışmaların en özgün meyvelerinden birini okurlarına sunuyor. Çalışmasının merkezine felsefe tarihinde ihmal edilmiş “ritim” kavramını alarak onu mekân, zaman ve gündelik hayat bağlamında inceliyor. Bu noktada beşeri bilimlere kendine has bir
metodoloji öneriyor: “Ritimanaliz.”

Döngüsel ve doğrusal ritimlerin, saatlerin, günlerin, dalgaların, müzikal seslerin, insanların beden hareketlerinin analizine odaklanan bu yeni disiplin, toplumsal süreçlerin kavranmasında Lefebvre’in belirlediği önemli sac ayakları olan mekâna, zamana ve gündelik hayata dair bilgimizi derinleştirmeyi amaçlıyor. Böylelikle ritmi felsefi düşüncenin ve toplumsal teorinin odağına taşıyor ve Marksizmin özgün metodolojisini tahrif etmeden, potansiyelinin fiiliyata geçmesine de katkıda bulunuyor.

Batı Felsefesi Tarihi

– Nigel Tubbs, Çev. Doğan Barış Kılınç, Doğu Batı Yayınları, 2017, 287 s.

Batı Felsefesi Tarihi, felsefeye yeni başlayanlar için yazılmış bir kitap değil; üstelik bu tarz el kitaplarının faydalı olabileceği şüpheli. Kapitalist kültür “doksan dakikada felsefe” mantığıyla felsefe tarihinin anlaşılacağı iyimserliğini yaratır. Oysa felsefeyi öncelikle “aklın kurnazlık”larından uzak tutmak gerekir.

Tubbs, ‘standart’ felsefe tarihi kitaplarından farklı bir yaklaşım geliştiriyor. Basit ansiklopedik bilgileri aktarmanın ötesinde zorlu bir terminolojinin içine dalıyor. Tubbs, Batı felsefesinin yanılgıya dayanan tarihini Sokrates ve Platon’dan başlatıyor; ancak bu filozofların düşünceleri ister istemez Sokrates öncesine de değinmeyi gerekli kılıyor. Tubbs’a göre, Aristoteles ve sonraki dönem Yunan felsefesiyle süren öykünün en önemli dönemeçlerinden birisi, İslâm ve Hıristiyan dünyasının dinsel etkiler altındaki felsefelerinin yönelimlerini belirleyen Plotinos’tur.

Plotinos’un ve diğer Yeni Platoncu filozofların Ortaçağ Hıristiyan, İslâm ve Yahudi felsefeleri üzerindeki etkilerini yanılgı kültürünün öyküsündeki en çarpıcı görünümler olarak düşünen Tubbs, modern dönem ve günümüz felsefesini de aynı yanılgı kültürünün içine alıyor. Descartes, Spinoza, Leibniz ve Locke ile süren öykü, Kant, Hegel ve Marx üzerinden Adorno, Habermas, Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger ve Derrida’ya kadar uzanıyor. Batı felsefesi tarihini usun gerçekliği düşünürken yanılgılara düşme, yanlış tanıma olarak okuduğunu söyleyen Tubbs, Batı felsefesinin öyküsü boyunca Tanrı ve insan, yaşam ve ölüm ilişkilerini bu yanılgı kültürünün kurucu ögeleri olarak belirliyor.

Descartes’ın Bir Portresi

– Steven Nadler, Çev. Abdullah Yılmaz, Alfa Yayıncılık, 2017, 272 s.

On yedinci yüzyılın büyük Fransız filozofu

René Descartes’ın Louvre Müzesinin duvarında asılı ikonik resminin, kopya olduğu ortaya çıkana dek, Hollandalı üstat Frans Hals tarafından yapıldığına inanılıyordu. Peki resmin aslı neredeydi? Kopyasında ya da aslında resmedilen gerçekten de Descartes mıydı? Nadler felsefeyi, biyografiyi ve sanat tarihini ilgi çekici bir şekilde buluşturuyor.

Ütopya Edebiyatı

– Haz. Gregory Claeys, Çev. Zeynep Demirsü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, 424 s.

Thomas More’un türe adını veren yapıtı Utopia’nın(1516) yayımlanmasından bu yana, ütopya edebiyatı sürekli büyüyen bir alan haline geldi. Bu kitap, Utopia’nın basımından bugünün distopyacı pesimistliğinin eşliğinde George Orwell’in 1984 ve Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü kitaplarıyla örneklenebilecek karanlık ve umutsuz eğilimlere kadar

uzanan ütopyacılığın gelişim sürecine dair geniş çaplı bir tarihsel araştırma sunuyor. Kitaptaki bölümler ütopya kavramının çetrefilli tanımını irdelerken, bilimkurgu ve diğer edebi türlerle olan ilişkisini değerlendiriyor.

Bu tarihi, politik ve edebi alana hâkim olan uzun süreli geleneğin evrimi ve mevcut hali, dengeli bir genel bakışla okuyucuya sunuluyor. Aynı zamanda kaynakçaları ve notlarıyla zengin bir ütopya literatürü oluşturmada da önemli bir iddiaya sahip.