Ana sayfa 166. Sayı Jeofiziksel değil, çevresel bir bariyer: Anadolu Diyagonali

Jeofiziksel değil, çevresel bir bariyer: Anadolu Diyagonali

700
PAYLAŞ
Şekil 1. Anadolu ve yakın çevresinde biyolojik çeşitlilik sıcak noktaları.

Hakan Gür

Anadolu, biyocoğrafi olarak ilginç, ancak yeterince incelenmemiş bir bölgedir. Anadolu’nun biyolojik çeşitliliğini şekillendiren en belirgin biyocoğrafi özelliklerden biri, Anadolu Diyagonali’dir. Anadolu Diyagonali, önemli bir biyocoğrafi süreksizliğe karşılık gelir. Bu süreksizlik, özellikle sıcaklık mevsimselliği ile ilişkili çevresel süreksizlikle örtüşür.

Sunuş

Okuyacağınız yazı, Hakan Gür’ün Kebikeç dergisinin 43. sayısında “Anadolu Diyagonali: Bir Biyocoğrafi Sınırın Anatomisi” başlığıyla yayımlanan yazısının kendisi tarafından bir miktar değiştirilmiş halidir.

Bir bölgenin biyolojik çeşitlilik sıcak noktası olarak tanımlanabilmesi için, iki katı ölçütü sağlaması gerekir: 1) En az 1500 endemik damarlı bitki türüne ev sahipliği yapmalı, diğer bir deyişle, yeri doldurulamaz, eşsiz olmalıdır! 2) Özgün doğal vejetasyonunun en fazla yüzde 30’una sahip (yani, en az yüzde 70’ini kaybetmiş), diğer bir deyişle, tehdit altında olmalıdır! Dünyada bu ölçütleri sağlayan 36 biyolojik çeşitlilik sıcak noktası vardır. Bu sıcak noktalar, yeryüzünün sadece yüzde 2,3’ünü kaplar, ancak endemik bitki türlerinin yarısından fazlasına, ikiyaşamlı, sürüngen, kuş ve memeli türlerinin ise yaklaşık yüzde 43’üne ev sahipliği yapar (Conservation International 2017).

Türkiye’nin Asya bölümü (Anadolu), dünyadaki 36 biyolojik çeşitlilik sıcak noktasından üçünün karşılaştığı ve etkileştiği bir bölgedir: Akdeniz Havzası, İran-Anadolu ve Kafkasya biyolojik çeşitlilik sıcak noktaları (Şekil 1). Bu, Anadolu’nun yüksek bir biyolojik çeşitliliğe ve endemizme sahip olduğu, ancak özgün doğal vejetasyonunun çoğunu kaybettiği anlamına gelir. Diğer bir deyişle, Anadolu, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik açısından yeri doldurulamaz, ancak zaten özgün doğal vejetasyonunun çoğunu kaybetmiş, yoğun tehdit altında olan bir bölgedir (Conservation International 2017). Anadolu’nun bu yüksek biyolojik çeşitliliği ve endemizmi, belli ölçüde Avrupa, Ortadoğu, İç Asya ve Afrika’nın bağlantı noktasındaki konumu (Şekercioğlu ve diğ. 2011) ve geçmişteki ve günümüzdeki jeolojik ve iklimsel dinamiklerle ilişkilidir. Bununla birlikte, insan aktiviteleri, insan uygarlığının en erken beşiklerinden biri olan Anadolu’nun özgün karasal ve denizel ekosistemlerini binlerce yıldır dramatik bir şekilde değiştirmiştir (Şekercioğlu ve diğ. 2011).

Şekil 2. Anadolu Diyagonali üzerine olan veya Anadolu Diyagonali’ne bir şekilde değinen makalelerin yıllara göre sayısı (Google Akademik sonuçları).

Anadolu’nun biyolojik çeşitliliğini anlamak açısından en belirgin biyocoğrafi özelliklerden biri, son yıllarda bir hayli ilgi çeken Anadolu Diyagonali’dir (Şekil 2 ve 3). Türkiye ve Doğu Ege Adaları Florası “Türkiye Florası” serisinin (Cilt 1-9, Davis 1965-1985; Cilt 10, Davis ve diğ. 1988; Vol. 11, Güner ve diğ. 2000) ilk cildindeki bitki türlerinin coğrafi dağılım örüntüsüne dayanarak, Cullen tarafından farkına varılmış ve ilk kez Güneydoğu Asya’nın Bitki Yaşamı Sempozyumu’nda Davis (1971) tarafından önerilmiştir. Daha sonra, Ekim ve Güner (1986), “Türkiye Florası” serisinin bu kez ilk sekiz cildindeki bitki türlerinin coğrafi dağılım örüntüsüne dayanarak, Anadolu Diyagonali’nin varlığını doğrulamıştır. (Bkz. Kutu). Anadolu Diyagonali, Türkiye’nin kuzeydoğusundan (Bayburt-Gümüşhane yakınından) güneybatıya doğru uzanır ve Akdeniz’e doğru iki kola ayrılır: Orta Toros Dağları ve Nur Dağları. İran-Anadolu biyolojik çeşitlilik sıcak noktasının (bu sıcak nokta için, bkz. Eken ve diğ. 2004, Conservation International 2017) Anadolu bölümünü iki bölgeye ayırır: Genellikle 1500 metrenin altında olan İç Anadolu ve genellikle 1500 metrenin üstünde olan Doğu Anadolu (Davis 1971, Ekim ve Güner 1986). Bu bölgeler, farklı ekolojik bölgelere ev sahipliği yapar: Anadolu Diyagonali’nin batısında “İç Anadolu Step” ve “İç Anadolu Yaprak Döken Orman”, doğusunda ise “Doğu Anadolu Yaprak Döken Orman”, “Doğu Anadolu Dağ Step” ve “Zagros Dağları Orman Step” ekolojik bölgeleri vardır (Welch ve Kirwan 2008; Şekil 3).

Anadolu Diyagonali, birçok popülasyonun (örneğin, soy hattı) ve taksonun (örneğin, alttür ve tür) coğrafi dağılım sınırıyla çakışır (Kaynaklar için, bkz. Gür 2016). Örneğin, Türkiye’deki 1200 endemik bitki türünün birçoğu, sadece Anadolu Diyagonali’nin hemen batısında veya doğusunda dağılım gösterir (Conservation International 2017). Öyle görünmektedir ki, Anadolu Diyagonali, bir bariyer olarak işlev görür. Dahası, bölgesel tarihsel-kültürel farklılıkların Anadolu Diyagonali ile ilişkili olduğu da ileri sürülmüştür (Aydın 2004). Düring (2016)’e göre, Küçük Asya, Anadolu’nun kabaca İskenderun ile Trabzon arasındaki hattın (ki, yaklaşık olarak Anadolu Diyagonali’ne karşılık geldiği söylenebilir) batısında kalan kısmıdır. İskenderun ile Trabzon arasındaki hattın belirlediği bu coğrafi sınır, güneyde Büyük Mezopotomya ve Levant, doğuda Toros, Karadeniz, Kafkas, Zagros ve Elbruz Sıradağlarının bir araya geldiği dağlık bölge ve batıda Küçük Asya olmak üzere, bu üç bölge arasında tarihöncesi ve sonrası boyunca önemli bir kültürel ayrım oluşturmuştur.

Şekil 3. İran-Anadolu biyolojik çeşitlilik sıcak noktasını, bu sıcak nokta içindeki ekolojik bölgeleri ve Anadolu Diyagonali’ni gösteren harita. “İç Anadolu Stepi” = S; “İç Anadolu Yaprak Döken Ormanı” = İAO; “Doğu Anadolu Yaprak Döken Ormanı” = DAO, “Doğu Anadolu Dağ Stepi” = DS; “Zagros Dağları Orman Stepi” = OS. Üçgenler ve siyah noktalar, sırasıyla Anadolu Diyagonali’nin batısında ve doğusunda dağılım gösteren iki sanal popülasyonu temsil eder. Açık gri = < 1500 metre; koyu gri = 1500-2000 metre; siyah = > 2000 metre.

Anadolu Diyagonali, uzun zamandır İç ve Doğu Anadolu arasında biyocoğrafi bir sınır (aslında daha çok floral bir kesinti) olarak bilinmesine rağmen, tam olarak nasıl işlev gördüğü anlaşılamamıştır. Davis (1971), bu floral kesintinin fiziksel ve iklimsel farklılıklar ile açıklanamadığını ve Anadolu’nun paleojeolojik (Senozoyik) tarihinin bir sonucu olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Ekim ve Güner (1986), Anadolu’nun Senozoyik tarihini göz ardı etmemekle birlikte, ekolojik ve iklimsel faktörlerin daha önemli olduğunu belirtmiştir. Son olarak, Gür (2016), bu tartışmayı bir çözüme kavuşturmak amacıyla, ekolojik niş modellemesi yaklaşımını ve ilişkili metrikleri (Warren ve diğ. 2008, 2010, Glor ve Warren 2011) kullanarak, Anadolu Diyagonali’nin önemli bir çevresel bariyer, yani ani bir çevresel değişimin gerçekleştiği bir bölge olup olmadığını incelemiştir. Bunun için, İran-Anadolu biyolojik çeşitlilik sıcak noktasının Anadolu bölümündeki steplerde ve/veya antropojen steplerde, biri Anadolu Diyagonali’nin batısında, diğeri ise doğusunda olacak şekilde, dağılım gösteren iki sanal popülasyon oluşturmuştur (Şekil 3). Bu popülasyonlar, Anadolu Diyagonali tarafından ayrılan veya Anadolu Diyagonali’nin sadece bir tarafında dağılım gösteren bazı popülasyon (örneğin, soy hattı) veya takson (örneğin, alttür veya tür) çiftlerini temsil eder (örnekler için, bkz. Ekim ve Güner 1986, Çıplak ve diğ. 1993).

Gür (2016), batı ve doğu popülasyonlarının farklı çevresel uzamları kullandığını, bu popülasyonlar arasındaki çevresel ıraksamanın rasgele yerleştirilmiş biyocoğrafi sınırların ayırdığı popülasyon çiftleri arasında gözlenenlerden daha büyük olduğunu ve bu çevresel ıraksamayı daha çok sıcaklık mevsimselliğinin yönlendirdiğini bulmuştur. Bunlar, Anadolu Diyagonali’nin önemli bir çevresel bariyer, yani, (özellikle sıcaklık mevsimselliğinde) ani bir çevresel değişimin gerçekleştiği bir bölge olduğunu ileri sürer. Bu, Anadolu Diyagonali’nin hem İç Anadolu ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu iklim bölgeleri (Unal ve diğ. 2003) hem de ekolojik bölgeler (Welch ve Kirwan 2008; Şekil 3) arasında bir sınır oluşturduğu düşünülürse, şaşırtıcı değildir. Doğu Anadolu, kıtasal çarpışmanın en önemli örneklerinden birinin gerçekleştiği bir bölgedir ve yaklaşık olarak 2000 metre ortalama yüksekliği ile Alp-Himalaya dağ kuşağının yüksek platolarından birini oluşturur (Keskin 2007). Bu nedenle, Anadolu Diyagonali’nin doğusu batısından genellikle topoğrafik ve iklimsel olarak daha heterojendir, daha soğuk, mevsimsel ve yağışlıdır ve daha önce de değinildiği gibi, farklı ekolojik bölgelere ev sahipliği yapar. Sonuç olarak, Anadolu Diyagonali, birçok popülasyonun ve taksonun coğrafi dağılım sınırı ile örtüşür (kaynaklar için, bkz. Gür 2016). Öyle görünmektedir ki, birçok popülasyon ve takson, Anadolu Diyagonali’nin diğer tarafında çevresel olmayan nedenlerden (örneğin, dispersal, rekabet) ziyade çevresel nedenlerden (örneğin, özellikle de sıcaklık mevsimselliği ile ilişkili uyumlar) dolayı dağılım göstermez. Bu durum, en azından son buzul dönem (115-12 bin yıl önce; Cowie 2007) için de geçerli görünür. Bu sonuçlar, Anadolu Diyagonali’nin jeofiziksel bariyer işlevini dışlamasa da, çevresel bariyer işlevinin çok daha önemli olduğunu vurgular. (Gür 2016) Ancak Anadolu Diyagonali’nin aynı zamanda Akdeniz Havzası ve Kafkasya biyolojik çeşitlilik sıcak noktaları arasında bir köprü/göç koridoru olarak işlev gördüğü de unutulmamalıdır (Veith ve diğ. 2003, Ansell ve diğ. 2011).

Şekil 4. Anadolu Diyagonali’nin kuzeyinden (üstte), ortasından (ortada) ve güneyinden (altta) geçen ve Anadolu boyunca batı-doğu ekseninde uzanan üç güzergâhta (39.708, 39.042 ve 38.292 kuzey enlemleri) yüksekliğin (düz çizgi) ve iklimin (kesikli çizgi) değişimi. Oklar, Anadolu Diyagonali’nin batı yönünden yaklaşık konumunu gösterir. İklim değişkeni, WorldClim veri tabanındaki (www.worldclim.org) biyoiklim verisi (19 biyoiklimsel değişken) temel bileşenler analizi ile tek bir bileşene indirgenerek elde edilmiştir. Bu değişken, en çok sıcaklık mevsimselliği ile pozitif ilişki sergiler.

İran-Anadolu biyolojik çeşitlilik sıcak noktası içinde kalacak ve Anadolu Diyagonali’nin kuzeyinden, ortasından ve güneyinden geçecek şekilde, Anadolu boyunca batıdan doğuya doğru üç güzergâhta hem yüksekliğin hem de iklimin nasıl değiştiği incelendiğinde, Anadolu Diyagonali’nin jeofiziksel bariyer özelliğinden daha çok çevresel bariyer özelliği dikkati çeker (Şekil 4). Buna verilebilecek güzel örneklerden biri, Anadolu yer sincabının (Spermophilus xanthoprymnus) coğrafi dağılımının Anadolu Diyagonali ile olan ilişkisidir (Şekil 5). Anadolu yer sincabı, İç ve Doğu Anadolu, komşu Ermenistan ve Kuzeybatı İran’ın yaklaşık olarak 800 metreden 2900 metreye kadar olan steplerinde ve alpin çayırlarında yaşar (Kart Gür ve Gür 2010). İç Anadolu soy hatları (soy hattı 2, 3, 4 ve 5), doğuda Anadolu Diyagonali’ne kadar uzanır, ancak onu geçemez. Anadolu Diyagonali’ni izleyerek kuzeyde Doğu Anadolu soy hattı (soy hattı 1) ile karşılaşır (Gündüz ve diğ. 2007, Gür 2013; Şekil 5). Anadolu Diyagonali’nin 1500 metrenin üzerinde ve genellikle 2000 metrenin altında bir yüksekliğe sahip olduğu düşünüldüğünde (Şekil 3 ve 5), Anadolu yer sincabının bu coğrafi dağılım örüntüsünü başlıca çevresel faktörlerin (Anadolu Diyagonali’nin jeofiziksel bariyer özelliğinden daha çok çevresel bariyer özelliğinin) şekillendirdiği söylenebilir (bkz. Gür 2013).

Şekil 5. Anadolu yer sincabının (Spermophilus xanthoprymnus) İç (üçgen) ve Doğu (nokta) Anadolu soy hatlarının coğrafi dağılımı. Eğri çizgi, Anadolu Diyagonali’nin doğu yönünden yaklaşık sınırını gösterir. Diğer açıklamalar için, bkz. Şekil 3.

Sonuç olarak, Anadolu, biyocoğrafi olarak ilginç, ancak yeterince incelenmemiş bir bölgedir. Anadolu’nun biyolojik çeşitliliğini şekillendiren en belirgin biyocoğrafi özelliklerden biri, Anadolu Diyagonali’dir. Anadolu Diyagonali, önemli bir biyocoğrafi süreksizliğe karşılık gelir. Bu süreksizlik, özellikle sıcaklık mevsimselliği ile ilişkili çevresel süreksizlik ile örtüşür. Bu çevresel süreksizliğin organizmaların uyumlarını/uyarlanmalarını nasıl şekillendirdiği ile ilgili çalışmalar, neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu konudaki istisnalardan biri, Anadolu Diyagonali’nin her iki yakasında Anadolu yer sincabının hibernasyonu (Kart 2000, Kart Gür 2008, Kart Gür ve diğ. 2009, 2015, Kart Gür ve Gür 2015) ve vücut büyüklüğü (Gür 2007, 2010, Gür ve diğ. 2016) üzerine yapılan çalışmalardır (Bkz. Bilim ve Gelecek, bu sayı, izleyen makale).

‘Türkiye Florası’ ve Anadolu Diyagonali

Cullen, “Türkiye Florası” serisinin ilk cildindeki 550 bitki türünü incelemiş ve bunların yüzde 66’sının coğrafi dağılımının Anadolu Diyagonali ile ilişkili olduğunu bulmuştur: 228 tür temel olarak batıda, 135 tür ise temel olarak doğuda dağılım gösterir (Davis 1971). Ekim ve Güner (1986), aynı cildi tekrar incelemiş ve 114 türün batıda, 123 türün doğuda, 62 türün ise Anadolu Diyagonali üzerinde dağılım gösterdiğini bulmuştur. Farklı araştırmacılar tarafından hemen hemen aynı türlerin bu şekilde incelenmesi, bu iki çalışma arasında sonuçlar açısından bazı farklılıklar olmasına rağmen, Anadolu Diyagonali’nin sübjektif bir değerlendirmenin sonucu olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Ekim ve Güner (1986), aynı zamanda “Türkiye Florası” serisinin ilk sekiz cildindeki bitki türlerini incelemiş ve bunların yaklaşık yüzde 33’ünün coğrafi dağılımının Anadolu Diyagonali ile ilişkili olduğunu bulmuştur: 1108 tür batıda, 1138 tür doğuda, 390 tür ise Anadolu Diyagonali üzerinde dağılım gösterir.

Kaynaklar

1) S. W. Ansell, H. K. Stenoien, M. Grundmann, S. J. Russell, M. A. Koch, H. Schneider ve J. C. Vogel; “The importance of Anatolian mountains as the cradle of global diversity in Arabis alpina, a key arctic – alpine species”, Annals of Botany 108 (2011): 241-252.

2) S. Aydın, “Anadolu Diyagonali: Ekolojik kesinti tarihsel-kültürel bir farklılığa işaret edebilir mi?” Kebikeç 17 (2004): 117-137.

3) Conservation International. “Conservation International: Hotspots”. Erişim tarihi 07 Şubat 2017. http://www.conservation.org/how/pages/hotspots.aspx

4) J. Cowie, Climate Change: Biological and Human Aspects. Cambridge: Cambridge University Press, 2007.

5) B. Çıplak, A. Demirsoy ve A. N. Bozcuk; “Distribution of Orthoptera in relation to the Anatolian Diagonal in Turkey”, Articulata 8 (1993): 1-20.

6) P. H. Davis, Flora of Turkey and the East Aegean Islands Vol. 1-9, Edinburgh: Edinburgh University Press, 1965-1985.

7) P. H. Davis, “Distribution patterns in Anatolia with particular reference to endemism”, Plant Life of South-West Asia, ed. P. H. Davis, P. C. Harper ve I. C. Hedge, 15-27. Edinburgh: The Botanical Society of Edinburgh, 1971.

8) P. H. Davis, R. R. Mill ve K. Tan; Flora of Turkey and the East Aegean Islands (Supplement) Vol. 10. Edinburgh: Edinburgh University Press, 1988.

9) B. S. Düring, Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı-Toplayıcılardan Erken Kentsel Toplumlara, Çev. Azer Keskin. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2016.

10) G. Eken, M. Evans, A. Karataş, Ö. Balkız, E. Karaçetin, T. Kılıç … ve A. Karataş; “Irano-Anatolian”. Hotspots Revisited, ed. Mittermeier, RA, Gil, PR, Hoffman, M, Pilgrim, J, Brooks, T, Mittermeier, CG, …, ve Da Fonseca, GAB, 287-295. Mexico: CEMEX, 2004.

11) T. Ekim ve A. Güner, “The Anatolian diagonal: fact or fiction”? Proceedings of the Royal Society of Edinburgh, Section B, Biological Sciences 89 (1986): 69-77.

12) R. E. Glor ve D. Warren, “Testing ecological explanations for biogeographic boundaries”. Evolution 65 (2011): 673-683.

13) I. Gündüz, M. Jaarola, C. Tez, C. Yeniyurt, P. D. Polly ve J. B. Searle; “Multigenic and morphometric differentiation of ground squirrels (Spermophilus, Sciuridae, Rodentia) in Turkey, with a description of a new species”, Molecular Phylogenetics and Evolution 43 (2007): 916-935.

14) A. Güner, N. Özhatay, T. Ekim ve K. H. C. Başer; Flora of Turkey and the East Aegean Islands (Second Supplement) Vol. 11. Edinburgh: Edinburgh University Press, 2000.

15) H. Gür, Anadolu Yer Sincabı (Spermophilus xanthoprymnus)’nda Morfometrik Varyasyon ve Seçilen Çevresel Değişkenlerle İlişkisi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi, Doktora Tezi, 2007.

16) H. Gür, “Why do Anatolian ground squirrels exhibit a Bergmannian size pattern? A phylogenetic comparative analysis of geographic variation in body size”. Biological Journal of the Linnean Society 100 (2010): 695-710.

17) H. Gür, “The effects of the late Quaternary glacial-interglacial cycles on Anatolian ground squirrels: range expansion during the glacial periods”? Biological Journal of the Linnean Society 109 (2013): 19-32.

18) H. Gür, “The Anatolian diagonal revisited: testing the ecological basis of a biogeographic boundary”. Zoology in the Middle East 62 (2016): 189-199.

19) H. Gür, T. Kankılıç, U. Perktaş ve M. Kart Gür; Anadolu Yer Sincabının (Spermophilus xanthoprymnus) Vücut Büyüklüğünde ve Nötral DNA Belirteçlerinde Popülasyonlar Arası Farklılaşma Örüntüleri, Ankara: TÜBİTAK, Proje Raporu, 2016.

20) M. Kart, Spermophilus xanthoprymnus’ta Hibernasyonun Davranışsal ve Biyokimyasal Açıdan Değerlendirilmesi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi, Bilim Uzmanlığı Tezi, 2000.

21) M. Kart Gür, Anadolu Yer Sincabının (Spermophilus xanthoprymnus) Hibernasyon Modeli. Ankara: Hacettepe Üniversitesi, Doktora Tezi, 2008.

22) M. Kart Gür ve H. Gür, “Spermophilus xanthoprymnus (Rodentia: Sciuridae)”. Mammalian Species 42 (2010): 183-194.

23) M. Kart Gür ve H. Gür, “Age and sex differences in hibernation patterns in free-living Anatolian ground squirrels”. Mammalian Biology 80 (2015): 265-272.

24) M. Kart Gür, R. Refınetti ve H. Gür; “Daily rhythmicity and hibernation in the Anatolian ground squirrel under natural and laboratory conditions”. Journal of Comparative Physiology B 179 (2009): 155-164.

25) M. Kart Gür, H. Gür ve K. Kankılıç; Doğada Serbest Yaşayan Anadolu Yer Sincaplarının (Spermophilus xanthoprymnus) Hibernasyon Sırasındaki Vücut Sıcaklık Profilinin Değerlendirilmesi. Kırşehir: Ahi Evran Üniversitesi, Bilimsel Araştırmalar Birimi, Proje Raporu, 2015.

26) M. Keskin, “Eastern Anatolia: a hotspot in a collision zone without a mantle plume”. Geological Society of America Special Papers 430 (2007): 693-722.

27) Ç. H. Şekercioğlu, S. Anderson, E. Akçay, R. Bilgin, Ö. E. Can, G. Semiz, …, ve H. N. Dalfes; “Turkey’s globally important biodiversity in crisis”. Biological Conservation 144 (2011): 2752-2769.

28) Y. Unal, T. Kındap ve M. Karaca; “Redefining the climate zones of Turkey using cluster analysis”, International Journal of Climatology 23 (2003): 1045-1055.

29) M. Veith, J. F. Schmidtler, J. Kosuch, I. Baran ve A. Seitz; “Palaeoclimatic changes explain Anatolian mountain frog evolution: a test for alternating vicariance and dispersal events”, Molecular Ecology 12 (2003): 185-199.

30) D. L. Warren, R. E. Glor ve M. Turelli; “Environmental niche equivalency versus conservatism: quantitative approaches to niche evolution”, Evolution 62 (2008): 2868-2883.

31) D. L. Warren, R. E. Glor ve M. Turelli; “ENMTools: a toolbox for comparative studies of environmental niche models”. Ecography 33 (2010): 607-611.

32) H. Welch ve G. M. Kirwan, “Turkey’s ecoregions: their biodiversity and conservation”. The Birds of Turkey, ed. G. Kirwan, B. Demirci, H. Welch, K. Boyla, M. Özen, P. Castell ve T. Marlow, T, 31-41. London: Helm, 2008.