Ana sayfa 166. Sayı Kitapçı Rafı – 166

Kitapçı Rafı – 166

320
PAYLAŞ

Kök Hücre Diyalogları

– Tıbbın Sınırlarında Felsefi ve Bilimsel Arayışlar-, Sheldon Krimsky, Çev. Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017, 310 s.

Kök Hücre Diyalogları, her biri kök hücre bilimindeki temalardan birini toplumsal etkileri ve etik boyutlarıyla tartışan kurgusal kişiliklerin yer aldığı 25 diyalogdan oluşuyor. Yazar Prof. Sheldon Krimsky, diyalog formunu, kök hücre araştırmalarının gündeme getirdiği zorlu toplumsal, bilimsel ve felsefi meseleleri incelemeye yönelik edebi bir olanak olarak kullanıyor. Bu form yazarın, okurlara yeni bir bilimsel keşfi tanıtmaya dönük basit sorular sorup cevaplar vermesini sağladığı gibi, konuşan kişiler kanalıyla toplumsal ve etik argümanlar geliştirip bunları tartışmasına da yarıyor.
Kök Hücre Diyalogları, kök hücre araştırmalarının, felçlilerin yürümeye başlayacağı, kanserin tedavi edilebileceği, erkeklerin kadınsız, kadınların erkeksiz üreyebileceği, hastalıklara çarenin kendi hücrelerimizden geleceği  ufkunda sürükleyici bir yolculuk vaat ediyor. Bir yandan da, “İnsanlığın yararına bile olsa, araştırma uğruna embriyoları tahrip etmeye hakkımız var mı? Gayriahlaki eylemlerden iyilik doğar mı? Bedenimiz üzerindeki mülki haklarımızın sınırı nereye kadar uzanır? Onaylanmamış bir tedaviyi deneme özgürlüğümüz var mı?” gibi zor sorular çerçevesinde yanıtlar arıyor.

Mağara Ressamları

– Gregory Curtis, Çev. Hilal Dikmen, Redingot Yayınları, 2017, 344 s.

Mağara Ressamları, Fransa ve İspanya’nın mağara resimlerine, bu resimleri keşfeden kişilere, kökenleriyle ilgili teorilere, gizemlerine giriş niteliği taşıyor.

Gregory Curtis, okura resimlerin gücünü ve hayret verici karmaşıklığını gösteriyor; resimlerin yaratıcıları, 40.000 yıl önce yaşamış Cro-Magnonlar ile ilgili bilinenleri anlatıyor. Sanatın, verimliliğin veya av ritüellerinin bir parçası olduğunu söyleyen ya da dini amaçlara yönelik kullanıldığını veya kabilenin mitolojisi olduğunu iddia eden çeşitli teoriler üzerinden yorumların zaman içinde nasıl değiştiğini inceliyor. Mağara Ressamları, hem soyut düşünceyi hem de bunu ifade etmenin yolunu bulan uzak atalarımıza saygı duruşu niteliğinde.

İnsanın Oluşumu

– Christopher Potter, Çev. Çağlar Adnan Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, 2017, 320 s.

Chirstopher Potter, kitabında, insanın varoluşundan bu yana üzerine kafa yorduğu büyük sorulara verilebilecek cevapları oldukça zengin bir anlatımla ve örneklerle aktarıyor. Maddenin özü, evrenin varoluşu, bilimin yöntemi ve felsefesi, zaman, bilinç, algı, davranış, doğa, aşk, sonsuzluk gibi birçok kavrama değinen Potter, insan ve evren üzerine kavrayışa ulaşmamızı amaçlıyor. Yazar ayrıca aşağıdaki sorulara cevap arıyor: Dünyaya nasıl geldik? Neden buradayız? Bir amacımız var mı? Gerçeklik nedir? İnsanın doğası nedir? Madde nedir? İnsan yaşamında kültür ne kadar etkilidir? Tanrı nedir? Aşk nedir? Bilim bize anlamak istediklerimizin ne kadarını sunabilir? Dünya dışında bir yaşam var mı?

Doğa ve İktidar

– Joachim Radkau, Çev. Nafiz Güder, İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, 724 s.

İnsan-doğa ilişkisini dünya tarihini anlama çabasında merkeze koyan bu kitap, kapsamlı bir dünya çevre tarihidir iddiasında. Ekolojik krizlere insanların nasıl cevap vermeye çalıştıklarını, bunların devlet iktidarı ve maddi menfaatlerle ilgili meselelere nasıl bağlandığını ele alıyor. Kitap, insanlığın çevre sorunlarıyla mücadelesinin tarihinin, sanıldığı gibi yeni değil, binlerce yıllık olduğunu ve insani pratiklerin çevre açısından sürdürülebilir olup olmamasının tarihi şekillendiren en temel unsurlardan biri olduğunu savlamaktadır.

Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki Miyiz?

– Frans De Waal, Çev. Ahmet Burak Kaya, Metis Yayınları, 2017, 344 s.

Hayvanlarla ilgili çalışmalarda insanmerkezci yaklaşımın değişmesinde önemli bir rol oynayan Hollandalı primatolog Frans de Waal kargalar, yunuslar, papağanlar, koyunlar, eşekarıları, yarasalar, balinalar ve elbette primatlarla ilgili son araştırmalardan faydalanarak hayvan zekâsının gerçek boyutlarını keşfe çıkıyor. İnsanların en tepede olduğu bir bilişsel hiyerarşiyi reddeden de Waal, onun yerine insan dahil her hayvanın kendine özgü zekâ, yeti ve yetenekleriyle değerlendirilip takdir edildiği daha objektif bir model öneriyor. Kitap, hayvanların bilme yetisi konusunda yapılan araştırmaları ele alarak, insan zihnini hayvan zihninden çok ayrı, “özel” bir yere koyma eğilimimizi gözden geçirmemize neden oluyor. Ahtapotların alet kullandığını, daha iyi bir yiyecek geleceğini bildiklerinde karga ve kuzgunların önlerindeki yiyeceği yemeden dakikalarca bekleyebildiğini, şempanzelerin hafızalarıyla insanlara rakip olduğunu vb. örnekleri ele alan kitap, hayvanların zekâlarının küçümsenmemesi gerektiği iddiasında.

Türlerin Kökeni

– Charles Darwin, Çev. Bahar Kılıç, Alfa Yayıncılık, 2017, 472 s.

İlk basımı 1859’da Londra’da yayımlanan Türlerin Kökeni, dünyamızın bilim ve kültür tarihini değiştiren kitapların başında gelir. Darwin’in 20 yıllık araştırması sonucu ortaya çıkan ve evrimin mekanizmalarını açıklayan Türlerin Kökeni sadece biyoloji bilimlerine değil, aynı zamanda tüm doğa bilimlerine ve edebiyattan felsefeye tüm insanlık kültürüne yeni bir bakış kazandırarak, insanın dünyayı anlama macerasında bir dönüm noktası olmuştur.

Borges Sekseninde

– Haz. Willis Barnstone, Çev. Celal Üster, Can Yayınları, 2017, 270 s.

Çağının büyük edebiyatçılarından Jorge Luis Borges, öykü, şiir, deneme gibi türlerin sınırlarını bulanıklaştıran bir yazar. Yaşama, ölüme, edebiyata, sanata, seyahate ve daha nice konulara değindiği bu sohbetlerde de söyleşi kalıbına sığmayı reddediyor. Dinleyicilerine, “Ne de olsa kalabalık bir yanılsamadır. Kalabalık diye bir şey yoktur. Ben sizinle teke tek konuşuyorum” diyor. Gerçekten de sayfadan uzayıp okurlarıyla da teke tek konuşmayı başarıyor. Karabasanlar, labirentler, aynalar gibi edebiyatında önemli yer tutan temalar, Eski İngilizce ve Eski İskandinav sagaları gibi hayatı boyunca ilgisini çekmiş konular, Whitman ve Poe gibi el üstünde tuttuğu yazarlar, Borges’in 80’li yaşlarında yaptığı bu sohbetlerin hepsinde iç içe geçmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Borges Sekseninde, ustayı yakından tanımak isteyenler için samimi ve eşsiz bir portre çiziyor.

Evrenler Kitabı

– John D. Barrow, Alfa Yayınları, 2017, 350 s.

Astrofizikçi John D. Barrow günümüzdeki çok sayıda evren modelini, tarihsel arka planlarıyla birlikte özetliyor. Binlerce yıl boyunca evrenin yapısını tanımlamak ya da açıklamak için ortaya atılanlar çoğu kez dini, ulusal, sanatsal ya da kişisel önyargılarca güdülenmiş anlatımlardı. 20. yüzyılın başlarındaysa her şey aniden değişti: Einstein fizik yasalarıyla ve kütleçekimin özelliğiyle uyumlu tüm olası evrenlerin nasıl bulunabileceğini, geçmişin nasıl kurgulanabileceğini ve gelecekleriyle ilgili ne gibi tahminlerde bulunulabileceğini gösterdi. O zamandan bu yana gökbilimciler, matematikçiler ve fizikçiler, Einstein’ın karmaşık denklemlerini çözmeye ve bu evrenleri bulmaya çalıştılar. Bu kitabın konusu, işte bu çabalar ve bunların giderek ortaya çıkardığı olasılıkları incelemek.

Sinemanın İstanbul’da ilk Yılları

– Nezih Erdoğan, İletişim Yayınları, 2017, 320 s.

Nezih Erdoğan arkeolojik bir kazıyı andıran yöntemiyle, sinemanın İstanbul’daki ilk yıllarının karmaşasını, mekânlarını, kalabalıklığını ve seyrekliğini anlatma çabasında. Bir başvuru niteliğindeki bu kitabı yazarı şöyle tanımlıyor: “Modernliğin İstanbul dediğimiz coğrafyada ete kemiğe bürünüşünde sinemanın nasıl bir payı olmuş olabilir? Arzunun 19. yüzyılda en çok görsel yollardan ifade bulduğunu ileri sürmek yanlış olmayacaktır. Bir Osmanlı şehri olarak İstanbul, çeşitleri gittikçe artan görüntüleme ve izleme aygıtlarının mutlaka yöneldikleri bir şehir idi. Bununla birlikte, bu aynı zamanda modern ve (kısmen de olsa) Avrupai başkent bir arzu nesnesi olmakla kalmadı, modern yaşamın bir koşulu olan bakma ve bakılma arzusunu kendi uzamı içinde tekrar tekrar üretti. Sinemanın şehre gelişiyle modernliğin şehrin dokusuna nüfuz etmesi, biraz da bu nedenle, bir arada düşünülmelidir.”

Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum

– Leo Löwenthal, Çev. Beybin Kejanlıoğlu, Metis Yayınları, 2017, 248 s.

Frankfurt Okulu’nun düşünürlerinden Leo Löwenthal, sosyolojik bir çerçevede Batı’da edebi sanatların ve kitle iletişim araçlarının gelişimini inceliyor. Descartes ve Pascal’ın zamanından 20. yüzyıla gelene kadar halkın ve entelektüel kesimin edebi eserlere yaklaşımının nasıl değiştiğini örneklerle açıklayarak bu değişimin toplumsal içerimlerine işaret ediyor.

Edebiyat sanat mıdır, yoksa meta mı? Her ikisi birden olabilir mi? Gazete ve dergilerin (daha sonra da radyo ve televizyonun) ortaya çıkması edebi eserlerin niteliğini ve toplumdaki yerini nasıl etkiledi? Kitle iletişim araçları insanları pasifliğe mi itiyor? Geçmişten günümüze “yüksek” ve “sıradan” sanat/edebiyat tanımları nasıl değişti? Yazarların artık varlıklı “hamiler” yerine halka, kitapçılara ve yayınevlerine bağımlı olmasının edebi eserler üzerinde ne gibi bir etkisi oldu? “Popüler yazar” tabiri ne zaman alçaltıcı bir anlamda kullanılmaya başladı? “Çoksatan” kitapların nitelikleri bize kitlelerin edebi beğenisi hakkında ne söylüyor? Kitlelerin edebi beğenisi bize zamanın ruhu hakkında ne söylüyor? Popüler kültür toplumun estetik ve ahlaki standartlarını düşürüyor mu? Kitap bu soruların yanıtlarını merak edenler için bir kaynak niteliğinde.

Tıp Tarihi Nedir?

– John C. Burnham, Çev. Özgür Yıldırım, Islık Yayınları, 2017, 176 s.

Bu kitapta John Burnham çok az bilenler için tıp tarihini tanıtarak, bir zamanlar bütünüyle hekimler tarafından yazılmış ancak şimdi sadece genel tarihçileri değil, hem politikacıları hem de her çeşit sağlık çalışanını cezbeden bir alana ışık tutmayı amaçlıyor. Burnham, kitabında aşağıdaki konulara açıklık getirdiğini ve bu çerçevede bütünlüktü bir tıp tarihi çalışması yaptığını savlıyor: Tüm zaman ve mekânlardaki efsunculardan teknik uzmanlara kadar şifacılar, tüm yüzyıllar ve kültürlerden hastalar, şeytanlar tarafından sahip olunandan, her yarım saatte 1 inç genişleme hızındaki enfeksiyonlara ve çözümü zor olan çevresel zehirlere kadar hastalıklar, büyük ve önemsiz, kusurlu ve parlak fikirlerin iletişimi ve keşfi, yüzyıllar içerisinde sağlık sisteminin toplumlar ve sosyal kuruluşlar tarafından şekillenmesi ve toplumları etkileme yöntemleri etrafındaki süren tartışmalar.

Yerçekimi: Kozmik Kodu Kırmak

– Nicholas Mee, Çev. Zeynep Alpar, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2017, 387 s.

Yerçekimi: Kozmik Kodu Kırmak, Büyük Patlama’dan galaksinin merkezindeki süperkütleli kara deliğe kadar her şeyi anlama ve anlatma çabası içinde bir kitap. Okurlarını astronomiden başlayıp günümüzün en ileri fikirlerine doğru bir gezintiye çıkarıyor. Kitapta, bugün bildiğimiz biçimiyle Kozmos’un resmini oluşturan Kepler, Newton, Einstein ve Hawking gibi çeşitli biliminsanlarının hikâyeleriyle birlikte, insanlara evrendeki yerlerinin nasıl keşfedildiğinin tarihi de anlatılmakta.