Ana sayfa Arkeoloji Türkiye arkeolojisinin önemli isimlerinden Muhibbe Darga’nın ardından…

Türkiye arkeolojisinin önemli isimlerinden Muhibbe Darga’nın ardından…

1083
PAYLAŞ
Şemsiyetepe kazılarında bulunan bir kulpu inceliyor, 1987. Kaynak: "Muhibbe Darga Armağanı"

Nalân Mahsereci

Nalân Mahsereci

Okuyacağınız yazı, Emine Çaykara’nın Muhibbe Darga ile yaptığı geniş nehir söyleşiden oluşan, “Arkeolojinin Delikanlısı” başlıklı yaşamöyküsü kitabını tanıtmak için kaleme alınmıştır; 2012 yılında Cumhuriyet Kitap ekinde yayımlanmıştır. Dün, yani 6 Mart 2018’de kaybettiğimiz değerli arkeolog Muhibbe Darga’yı anlatan yanları dolayısıyla yayımlıyoruz. (Cenazesi bugün, 7 Mart 2018’de, Üsküdar Şakirin Camisi’nden kalkacak.)
Yazının devamında Prof. Dr. Muhibbe Darga’nın, Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün ardından Bilim ve Gelecek için kaleme aldığı yazıya ve gene Darga’nın hayatından anekdotlar sunan kitabı “Kazı Başkanının Karavanası”nın Bilim ve Gelecek’te yayımlanmış bir tanıtımına ulaşabilirsiniz.

Genç Cumhuriyet Dönemi’nin en önemli klasik arkeologlarından Arif Müfid Mansel’i araştırırken, gene ona başvurdum. Ama bu kez Can Yayınları tarafından biraz genişletilerek yapılmış yeni baskısına. Muhibbe Darga ile yaşamı temelinde yapılan destan gibi bir söyleşiden oluşan, Arkeolojinin Delikanlısı kitabından söz ediyorum. Genç kuşak arkeologların bile, yalnızca yazdığı eserler üzerinden, o da çok sınırlı tanıdığı; değeri kendisini bizzat tanımış olanlar dışında neredeyse unutulmuş Prof. Dr. Arif Müfid Mansel’i yapıp ettikleriyle, hocalığıyla, kişilik özellikleriyle yaşatan, sınırlı birkaç kaynaktan biri Arkeolojinin Delikanlısı. Sadece bu değerli ismi mi? Naziler’den kaçarak, Türkiye’ye sığınan, Hititoloji’yi geliştiren Prof. Dr. H. T. Bossert’i, gene Nazi Almanyası kaçkını, Roma tarihi ve nümizmatik dersleri hocası Prof. Dr. Emin Bosch’u, ülkemizin ilk kadın arkeologlarından Prof. Dr. Halet Çambel’i, dünya çapında Hititoloğumuz Prof. Dr. Sedat Alp’i, Doç. Dr. Bahadır Alkım’ı, Prof. Tahsin Özgüç, Prof. Dr. Nimet Özgüç ve Prof. Dr. Ekrem Akurgal’ı… Listeyi satırlarca uzatmak yerine kısa yoldan şöyle söylesek daha iyi. Bir bölümü bugün hâlâ üniversitelerde kürsü başkanı, çeşitli unvanlara sahip akademisyenler olarak çalışan, ülkemizin arkeolojik zenginliğini ortaya çıkaran bilimsel kazıları yürüten, Anadolu arkeolojisine Cumhuriyet’in kuruluşundan beri hizmet etmiş, bu bilimi yaratmış, gelişmesini, ilerlemesini sağlamış birkaç kuşak arkeolog, filolog, müzeci, hatta sanat tarihçileri ve tarihçilerin neredeyse tümünü… Yanı sıra, başka uzmanlık alanlarından akademisyenler ve birçok aydını… Sadece isimlerde değil, Türkiye’de arkeoloji çalışmaları tarihinin bütün boyutlarında çok önemli kayıtlar düşüyor bu sözlü tarih tanıklığı kitabı. Arkeoloji eğitimin yapılış, veriliş biçimleri, geçirdiği evreler, Genç Cumhuriyet’in zorlu koşullarında yapılan ilk kazı çalışmaları, bunlarla ortaya çıkarılanlar, yarattıkları yankılar, dönemsel siyasi değişimlerin arkeoloji bilimine ve genel olarak üniversite yaşamına yansımaları vs. Taze bir ülkenin, bilimlerin, üniversite yaşamının neredeyse sıfırdan kuruluşunu bizzat yaşamış, hatta kurucu olmuş, Cumhuriyet değerleriyle yoğrulmuş ilk kuşakların kimi temsilcileri hâlâ hayattayken, bu türden tanıklık kitaplarının çoğalmasının ne denli önemli olacağını düşündüren bir yapıt bu. Söyleşiyi yapan Emine Çaykara’nın eline sağlık.

Tanıklık eden Darga olunca…

Ama kitabın tarihsel tanıklık değerini arttıranın, biraz da Muhibbe Darga’nın kişiliği olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Her şeyden önce, kendisinin de sık sık vurguladığı gibi, arkeolojiye tutkuyla bağlı Muhibbe Darga. Mesleğini aşkla, coşkuyla, heyecanla yapmış. Koşullar zaman zaman uzaklaştırsa da, ne yapıp edip arkeolojiye tekrar dönmüş. Aslında bu özellik, Cumhuriyet’in ilk kuşaklarının ortak özelliği, para ya da başka bir çıkar gözetmeden, faydalı olma isteğiyle mesleğine adanmak…

Ama Muhibbe Hanım’a özgülük, belki de şuradan kaynaklı: Muhibbe Hanım, arkeolojiyi ve bir arkeolog olarak yaşadıklarını anlatırken de coşkulu. Sözlerinden yaşam fışkırıyor. Çünkü, Oktay Akbal’ın onu anlattığı bir yazısında tanımladığı gibi, bir “yaşam ustası”. İnsanı yorgunluğundan, karamsarlığından utandıracak kadar yaşam, canlılık, enerji dolu. Sözcüğün tüm anlam içeriğiyle, “renkli”, hatta rengârenk bir insan. Dedesi saray mabeyncisi Mehmet Emin Bey’le başlayan ve hekim babası A. Sait Darga ile devam eden, kültüre, kitaba çok önem verilen bir aile ortamında yetişmiş. Ama bu ortamı, sağlam bir genel kültür altyapısı edinerek değerlendirmeyi de bilmiş. Yaşamını inceliklerle zenginleştirmeyi, sanat başta olmak üzere, kültürün her alanından dem ve tat almayı, okumayı, öğrenmeyi bilen, çok şeyi merak eden, meraklarının peşine bir araştırmacı titizliğiyle düşen, yaşama “muziplikle” bakan, bulunduğu ortamın muzırı olan, disiplinle, sorumlulukla yaşamdan zevk almayı birleştirebilmiş bir insan. Gene dikkat çekici bir yan, anılarına gömülmüş, geçmişinde yaşamaya başlamış pek çok yaşıtından farklı olarak Muhibbe Darga’nın günümüz kültürel, akademik ve politik yaşamıyla da son derece yakından ilgili olması. Sonuç: Renkli ve dolu bir yaşamın kitabı da renkli ve dolu oluyor.

Şükriye Dikmen’in “Muhibbe Darga portresi”nden bir kesit.

Muhibbe Darga’nın anlattıklarını özgün kılan, biraz da yaşadıklarını ve yaşadığı insanları geniş bir açıyla değerlendirmesini, süzmesini, sorgulamasını bilen bir akla sahip olması. Kişiler ve olaylar hakkındaki her yorumunu, her konudaki değerlendirmesini aklının mihenk taşına vurmuş bir kişiden söz ediyoruz. Aynı zamanda, kendi eksiklerine, yanlışlarına da dürüstlükle bakan, özeleştirisini içtenlikle yapan. Bir de üstüne, sözünü sakınmayan, “delikanlı” bir üslup söz konusu olunca, bu yaşamöyküsü kitabı elden düşürülmeden, su gibi okunmayı hak ediyor. Dönemin görsel tanıklığını yapan resimler ve kimi belgeler de cabası…

Karatepe’nin zorlu yolları

Kitapta, pek çok şeyin yanı sıra, dünya arkeoloji camiasını derinden sarsmış bir keşfin öyküsü de yer alıyor: Karatepe. Toprağın bağrında sakladığı gerçeği katman katman soyma tam bir derviş sabrı ve karınca azmi işiyken; o gerçeği bağrında saklayan yerleri keşfetmenin kendisinin de oldukça maceralı olduğu zamanları düşünün. Anadolu’da yolun izin, doğru dürüst taşıtın, konaklama imkânının olmadığı 1940’lı 50’li yılları… Muhibbe Darga’nın da aralarında bulunduğu küçük bir ekip, başta Prof. Bossert, yardımcıları Halet Çambel ve Bahadır Alkım olmak üzere, o yılların Anadolu’sunda bir Hitit yerleşmesinin izini sürüyor. Yürüyerek, en iyi ihtimalle at sırtında, ya da kamyon, kamyonet kasalarında… Yer yer kar kış koşullarında… Herhangi bir dört duvar bulununca ya da hiç olmazsa Türkmen çadırlarında “Tanrı misafiri” olarak konaklayarak… Maceranın tadına ancak Muhibbe Hanım’ın (ya da Halet Çambel ve diğer tanıkların) anlatımını okuyarak varabileceğiniz bir yolculuğun sonunda, sonradan Geç Hitit Kalesi Azatiwataya olarak tespit edilecek Karatepe Aslantaş’a ulaşılır. Keşfetmek yetmeyecek, toprağa gömülmüş kale kalıntılarını ortaya çıkarmak ve ayağa kaldırmak, Prof. Halet Çambel’in, Prof. Bossert’den devraldığı zorlu bir çaba olarak günümüze kadar gelecektir. Keşfinden birkaç yıl sonra, Karatepe adı dünya çapında bilinir hale gelir. Çünkü Karatepe kazıları, çıkarılan ikidilli yazıtlar yardımıyla (Fenikece ve Hititçe) Hitit resim yazısının çözülmesine yol açmıştır.

İşte, bu büyük keşfi yapan ekibin bir üyesidir Muhibbe Darga. Onun ve diğer ekip üyelerinin adları, popüler arkeoloji yazarı C. W. Ceram’ın kazıları ziyaret etmesi ve Tanrıların Vatanı Anadolu kitabında Karatepe’nin keşif öyküsünü anlatmasıyla, arkeoloji camiası dışında da kısa sürede ölümsüzleşir. Arkeolojinin Delikanlısı kitabından, Ceram’ın, bu kitabı Muhibbe Darga’ya “altı çocuğumun annesine” ithafıyla yolladığını öğreniyoruz. Muhibbe Hanım’ın “muzırlığına” bir göndermedir bu. Muhibbe Darga, Ceram’ın Karatepe kazılarını ziyareti sırasında, ona civarı gezdirmekle görevlendirilir. Yürüyüş sırasında, yolları bir Türkmen obasına düşer. Erkekler, çalışmaya gitmiştir; kadınlar çadırların önünde yufka açmakta, ortalıkta köylü çocukları dolanmaktadır. Bu otantik tablo Ceram’ı, “bitirir”. Çadırların içini görmek ister, ama göçer Türkmen kadınları “gavur” adamı çadırlara sokmak istemez. Muhibbe Darga’nın muzır aklı imdada yetişir, Ceram’la evli ve altı çocuk sahibi olduklarını söyleyerek, kadınların güvenini kazanır. Ceram, ikram edilen taze açılmış yufka ekmeği içindeki keçi peynirinin tadını unutmayacak, kitabında da bu yaşantıyı sıcak duygularla anacaktır.

  • Emine Çaykara, Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga, Can Yayınları, Aralık 2007, 369 s.

Muhibbe Darga kimdir?

Muhibbe Darga 13 Haziran 1921’de, Acıbadem’de Darugazade köşkünde, Ahmet Sait Darga ile Sabiha Darga’nın ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Baba tarafından Osmanlı Sarayı’nda bir dönem Özel Kalem Müdürlüğü ile Maliye Nazırlığı yapan Mehmet Emin Bey’in torunudur. Erenköy Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra, 1939’da babasının yönlendirmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’ne girdi. 1943 yılında Arkeoloji ve Eskiçağ Filolojisi eğitimini tamamladı. Üniversite yıllarında, alanlarında öncü isimlerden, Ord. Prof. Arif Müfid Mansel, Prof. Dr. H. Th. Bossert, Prof. Dr. E. Bosch’un derslerine devam etti, Region kazılarında çalıştı, hocalarıyla Anadolu keşif gezilerine katıldı. Darga 1945 yılında, İstanbul Üniversitesi Eski Önasya Dilleri ve Kültürleri Bölümü’nde asistan oldu. Lisans tezini Prof. Dr. Th. Bossert denetiminde tamamladıktan sonra, aynı hocanın kürsüsünde doktorasını da aldı. Bossert, Halet Çambel ve Bahadır Alkım’la Karatepe’yi keşfeden ekipte yer almıştır, 1947-1951 yılları arasında Karatepe (Adana) kazılarında bulunmuştur. Hitit hiyeroglieri üzerinde çalışmalar yaptı. Prof. Bossert’in iki yıl asistanlığını üstlendi ve 1947 yılında doktor unvanını aldı. 1950 yılından 1959’a kadar Güneydoğu Anadolu’da, Elazığ ve Muş’ta çeşitli liselerde Tarih, Sanat tarihi ve Fransızca hocalığı yaptı.

1960 yılında doktor asistan olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne geri döndü. Eski Ön-Asya Dilleri ve Kültürleri Kürsüsü’nde çalışmalarını sürdürdü. Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit Sanatı ve Hitit Dili ağırlıklı dersler verdi. Side dili üzerinde çalışmaları ve yorumlarıyla bu dilin çözümüne katkıda bulundu. Hitit hiyeroglierine ilişkin çalışmalarıyla işlevleri saptanamayan birçok yapının ve heykelin tanımını yaptı. Gedikli (Gaziantep), Değirmentepe (Elazığ) ve Eskiyapar (Çorum) kazılarına katıldı.

1965’te doçent, 1973’te profesör oldu. 1983’te Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü’ne başkan atandı. 1985 yılında bu görevinden kendi isteği ile ayrıldı.. 1978-1990 yılları arasında Keban Karakaya Baraj Bölgesi kurtarma kazılarında Şemsiyetepe höyüğü (Elazığ) kazılarını yürüttü. 1986 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektörü Yılmaz Büyükerşen’in daveti üzerine Sinema ve Televizyon Bölümü’nün yüksek lisans öğrencilerine Anadolu Uygarlıkları konulu dersler verdi. 1990-2004 arası Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını yaptı.

Muhibbe Darga Avrupa’da filolojik ve arkeolojik pek çok kongreye katılmış, bildiriler sunmuştur. Yurtiçi ve yurtdışında konferanslar vermiştir. Müzelerimizin düzenlediği Avrupa sergilerinin kataloglarında yazılarıyla bilimsel katkıda bulunmuştur.

Çok sayıda bilimsel makalesinin yanı sıra, “Eski Anadolu’da Kadın”, “Hitit Sanatı, Kazı Başkanının Karavanası” başlıklı kitapları yazmıştır. Büyükbabası Mehmed Emin Bey’in seyahatnamesini yayına hazırlamış ve “İstanbul’dan Asya-yı Vusta’ya Seyahat” ismiyle kitaplaştırmıştır. Emine Çaykara, Muhibbe Darga’nın geniş yaşamöyküsünü, onunla yaptığı bir nehir söyleşiyle “Arkeolojinin Delikanlısı” adıyla kitaplaştırmıştır. 2008 yılında Taner Tarhan, Aksel Tibet ve Erkan Konyar’ın editörlüğünde “Muhibbe Darga Armağanı” kitabı hazırlanmıştır. Prof. Darga, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün muhabir üyesi ve Eski Çağ Bilimleri Enstitüsü şeref üyesidir. 6 Mart 2018’de, 97 yaşını doldurmasına birkaç ay kala aramızdan ayrılmıştır.

Prof. Dr. Muhibbe Darga’nın Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün ardından kaleme aldığı, Bilim ve Gelecek‘te yayımlanmış yazısına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

Prof. Dr. Muhibbe Darga’nın hayatından anekdotlar sunan kitabı Kazı Başkanının Karavanası hakkında, Bilim ve Gelecek‘te yazdığı yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

PAYLAŞ
Önceki makaleAğaç sivrifareleri iki evrimsel kuralı çiğniyor
Sonraki makaleYitirdiğimiz hocaların hocası büyük arkeolog Prof. Dr. Tahsin Özgüç
Nalân Mahsereci
İÜ Eczacılık Fakültesi mezunu. Eczacı ve popüler bilim yayıncısı. Başta Bilim ve Ütopya ile Bilim ve Gelecek olmak üzere, #tarih, Roman Kahramanları, Papirüs, Aydınlık, Cumhuriyet Kitap Eki, Radikal Kitap Eki gibi dergilerde çok sayıda yazısı, söyleşisi ve çevirileri yayımlandı. "Savaş Emek Kitabı - Gel Ey Seher" adlı biyografik bir nehir söyleşi kitabı ve "Hayal Hızı Çetesi İnsanın Atasını Arıyor" adlı bir çocuk kitabı bulunuyor.