Ana sayfa 35. Sayı Kant ve Mendelssohn’a ait aynı başlıklı iki ünlü yazı: “Aydınlanma nedir?”i aydınlatmak

Kant ve Mendelssohn’a ait aynı başlıklı iki ünlü yazı: “Aydınlanma nedir?”i aydınlatmak

757
PAYLAŞ

Prof. Dr. Betül Çotuksöken

1784 yılında yazılmış olan “Aydınlanma Nedir?” başlıklı ünlü iki yazı güncelliğini hâlâ koruyor. Biri Moses Mendelssohn’a ait, diğeri Immanuel Kant’a. Her iki yazının da ortak paydası, insanın diğer insanlarla ve toplumla/kamuyla olan ilişkisine yönelik olması ve her bireyin toplum üzerinden, toplumsal/kamusal ilişkiler üzerinden kendini anlamasının yolunu göstermeye çalışmasıdır.

Yaklaşık iki yüz elli yıldır düşünürler, filozoflar, “aydınlar”, “Aydınlanma”nın ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. 1784 yılında yazılmış olan “Aydınlanma Nedir?” başlıklı ünlü iki yazı ise güncelliğini hâlâ koruyor. Üstelik yazılardan daha sonra yazılanı, Kant’a ait olanı (1), çok büyük bir ün kazanmış durumda. Adı çokça anılmayan ya da Kant’ın yazısı kadar ünlü olmayan öteki yazı ise Moses Mendelssohn’a ait (2). Her iki yazının da ortak paydası, insanın diğer insanlarla ve toplumla/kamuyla olan ilişkisine yönelik olması ve her bireyin toplum üzerinden, toplumsal/kamusal ilişkiler üzerinden kendini anlamasının yolunu göstermeye çalışmasıdır.

Mendelssohn: Aydınlanma ve kültürün aynı adımlarla yol alması

Mendelssohn’un yazısında aydınlanma, kültür ve eğitim kavramlarıyla birlikte anılmaktadır. Eğitim dikkate alındığında, eğitim; dil aracılığıyla, kültür ve aydınlanma olarak somutlaşmakta; insan, birey ve yurttaş, toplum da kamu ve ulus haline gelmektedir. Öyleyse bu bağlamda dil-kültür-aydınlanma ilişkisi üzerinde özellikle durmak gerekmektedir; çünkü “Bir dil, bilimler aracılığıyla aydınlanır; toplumsal ilişkiler, edebiyat ve sohbetler aracılığıyla kültüre ulaşır.” (3) Bu, kısacık ancak son derece ufuk açıcı metinde Mendelssohn, kavramların sayısını çoğaltır ve “bilgi”yi de öne çıkarır; böylece, dil, kültür, eğitim, aydınlanma, bilgi, bilim, edebiyat kavramlarının birbirini bütünleyen, birbirini gerekseyen kavramlar olduklarını fark ederiz. Ayrıca burada sıralanan kavramlarca imlenen söz konusu oluşumlar insan-insan, insan-toplum/kamu/ulus ilişkileri dolayımında ortaya çıkarlar.

Bireyin, insanın, toplumun ve ulusun aydınlanmasını belli bir düzen içinde mercek altına alan Mendelssohn bu uzgörüsüyle (: vizyon, özgörüş) metnine “tarihüstü” olma niteliğini kazandırır. Ona göre: “(…) bir ulusun aydınlanması şunlarla ilişkilidir: 1) bilgi oranıyla, 2) bilgilerin önemiyle, yani bu bilgilerin a- insan olarak insanın ve b- yurttaş olarak insanın yapısıyla olan ilişkileriyle, 3) onların bütün toplum sınıflarına yaydırılmasıyla, 4) mesleklere göre olmasıyla ilişkilidir. Böylece bir ulusun aydınlanma derecesi, en az bu dörtlü ilişkiye göre belirlenmelidir; tek tek bu ilişkiler ise yine daha basit ilişki öğelerinin bir araya gelmesiyle oluşur.” (4)

Gerek aydınlanma, gerek kültür, kendinde, kendi başına yansız terimlerdir; her ikisi de niyete, amaca göre olumluyu ya da olumsuzu imleyebilirler; başka bir deyişle zehir de panzehir de olabilirler. Mendelssohn bu durumu şu etkili sözlerle ortaya koyuyor: “Kültür ve aydınlanma yeşerdiğinde ne kadar asil ise, çürümede ve yozlaşmasında da o kadar çok iğrençtir. Aydınlanmanın kötüye kullanılışı ahlak duygusunu zayıflatır; katılığa, bencilliğe, inançsızlığa ve anarşiye götürür. Kültürün kötüye kullanılışı ise, lüksü, şatafatı, zayıflığı, batıl inancı ve köleliği yaratır. Aydınlanma ve kültürün aynı adımlarla yol aldığı yerde, bunlar yozlaşmaya karşı en iyi koruma ilacıdırlar.” (5) Günümüzde, iletişim devriminin sınırları zorlayan sözde olanakları içinde bunların hepsine tanık olmaktayız.

Kant: Aydınlanma, insanın araç kılınmasını engelleyecek

Kant, “‘Aydınlanma Nedir?’ Sorusuna Yanıt” başlıklı yazısında, tek kişi için erginleşmenin, olgunlaşmanın; insanın kendisini, bios’a gömülmekten ve onun da üstündeymiş gibi görünmesine karşın, salt psikolojik yüklü inanca, hurafeye bel bağlamaktan kurtarmada ne denli önemli olduğunu vurgular. İnsan ergin olamamanın, olgun olamamanın öznesi ve hatta nesnesi durumundadır. Ergin olmama durumuna insan; bile, isteye düşmüştür; isterse kendini bu durumdan, özgürlük aracılığıyla kurtarabilir.

Kant’ın aydınlanmaya ilişkin bu yazısında en çok dikkati çeken noktalardan biri, itaat kültürüyle birlikte giden “aklın özel kullanımı” ve özgürlükle, ifade özgürlüğüyle birlikte giden “aklın kamusal kullanımı”dır. Kant her iki kullanımı şöyle belirtir: “Kendi aklının kitle önünde, kamuoyu önünde ve hizmetinde serbestçe ve açık bir biçimde kullanılması her zaman özgürce olmalıdır; ve yalnızca bu tutum insanlara ışık ve aydınlanma getirebilir; buna karşılık aklın özel olarak kullanılışı [der Privatgebrauch], genellikle çok dikkatlice ve dar bir alanda kalacak bir biçimde sınırlandırılabilmiştir ve bu da aydınlanma için bir engel sayılmaz. Kendi aklını kamu hizmetinde kullanmaktan [der öffentliche Gebrauch], bir kimsenin, örneğin bir bilginin bilgisini ya da düşüncesini, yani aklını, onu izleyenlere, okuyanlara yararlı olacak bir biçimde sunmasını anlıyorum.” (6)

Kant’a göre kamu yaşamında, kamu hizmetinde herhangi bir görevi üstlenen kişi, yükümlülüklerini itaat ederek yerine getirmelidir. Burada yasalara, kurallara itaat söz konusudur; özgürlük yoktur. Kant’ın aklın özel kullanımına ilişkin görüşü aslında tartışmalıdır. Çünkü kamu hizmeti de bilgi eşliğinde, kamusal nitelikli bilgi eşliğinde yapılmalıdır. Konuya günümüz açısından bakıldığında, hukuk-yasa ayrımı göz önünde bulundurulduğunda, kimi zaman yasanın keyfi uygulamalara da olanak tanıdığı dikkate alındığında; çalışandan, hizmet verenden itaati beklemek oldukça tartışmalı görünmektedir. Toplum; hukuka dayalı yasaların güvencesi altında örgütlendiğinde, her yurttaş için aklın kamusal kullanımı olağan konuma gelecektir. Bu durum belki de aydınlanmanın tam olarak gerçekleşmiş olmasını, aydınlanmışlığı imler. Öyleyse, aklın özel ve kamusal kullanımı ayrımı, aydınlanma yolunda atılan adımların ancak başlangıcını oluşturabilir. Keyfiliğin yasalara bağlı olarak oluşturulduğu ve sürdürüldüğü bir toplumda durum ne olacaktır? Böyle bir toplum hiçbir zaman kamusallaşmayacak; dolayısıyla aydınlanmış olmayacak, itaat kültürü sürekli olarak yeniden üretilecektir, hem de yasaya, sözde hukuka bağlı olarak! Böyle bir toplumda uç örneği, din konusundaki ergin olmayış oluşturacaktır: “Şimdiki zamanlarda olduğu gibi, insanlığın bir bütün olarak başkasının rehberliği olmaksızın, dinsel konularda kendi aklını iyi bir biçimde ve güvenilir bir şekilde kullanması durumunda olması ya da bu duruma getirilebilmesi için kat edilecek daha çok yolumuz var. Fakat bu yönde özgürce çalışmak için şimdi onların yolunun temizlenip aydınlatıldığına ilişkin farklı göstergelere sahibiz; böylece, evrensel aydınlanmaya giden yoldaki engeller, insanın kendi suçu ile düşmüş bulunduğu bu ergin olmayış durumundan kurtuluşuyla ilgili güçlükler yavaş yavaş da olsa giderek azalmaktadır.” (7) Bu ifadeden de anlaşıldığı gibi, Kant çok umutlu görünüyor aydınlanma yolunda.

Gerçekten de umudumuzu yitirmemeli ve yine Kant’la birlikte ne olduğumuzu, nasıl bir yapıda olduğumuzu görmeye çalışmalıyız. Kant’ın bu konuda yaptığı belirlemeler de son derece çarpıcıdır; bu belirlemelerin ışığında, aydınlanma için umutlu olmamak için hiçbir neden yok gibidir: “Doğa bir defalığına sert kabuğu altındaki tohumu özgürlüğüne kavuşturmuş, bütün yumuşaklığıyla onu kollamış, yani özgür düşünmeye yönelik bu eğilim ve hizmet sonunda giderek halkın zihniyetine, onda yerleşmiş bulunan inançlara tepki göstermiş ve yavaş yavaş özgür eyleyebilme aşamasına gelmiştir. Bu durum, yani özgür düşünme ve eyleme, yönetimlerin, yani hükümetlerin ilkelerini de etkileyecek ve kendilerine göre insanı kullanarak onu sömürebilecekleri ya da ondan yararlanabilecekleri düşüncesi makineden fazla bir şey olan insanın insansal onuruna uygun davranma düşüncesine dönüşecektir.” (8) Aydınlanma, insanın araç kılınmasını engelleyecektir.

Dipnotlar

1) Immanuel Kant, “’Aydınlanma Nedir?’ Sorusuna Yanıt (1784)”, Çeviren: Nejat Bozkurt,  Toplumbilim Aydınlanma Özel Sayısı, Sayı: 11, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2000, ss.17-21.

2) Bu, ülkemiz açısından böyle bir bakıma (B. Ç.). Moses Mendelssohn, “’Aydınlanma Nedir?’ Sorusu Üzerine”, Çeviren: Ali Irgat, Toplumbilim Aydınlanma Özel Sayısı, Sayı: 11, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2000, ss.13-15.

3) M. Mendelssohn, agy., s.13.

4) M. Mendelssohn, agy., 14.

5) M. Mendelssohn, agy., 14.

6) I. Kant, agy., s.18.

7) I. Kant, agy., s.20.

8) I. Kant, agy., ss.20-21.