Ana sayfa Bilim Gündemi Gen sayıları ve DNA büyüklükleri evrimi çürütüyor mu?

Gen sayıları ve DNA büyüklükleri evrimi çürütüyor mu?

612
PAYLAŞ

Nıvart Taşçı

Yaratılışçıların iddiası: Gen sayıları ve DNA büyüklükleri evrimi çürütüyor

Bilimin yanıtı: Ne gen sayısı ne de DNA büyüklükleri evrimi çürütür

 “Ne gen sayıları ne de DNA büyüklükleri, evrimcilerin öne sürdüğü gibi bir “evrim zinciri” göstermemektedir.” (www.harunyahya.org/evrim/darwin_dna_bilseydi/darwin_dna_bilseydi_11.html).

Prof. Dr. Aslıhan Tolun – Nıvart Taşçı – Mehmet Doğan
Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü

Biliminsanları savlarını insanın daha karmaşık bir canlı olduğu, dolayısıyla gen sayılarının da daha fazla olduğu mantığı üzerine kurmazlar. Gen sayısı tür içinde korunmakla beraber, türler arasında belli bir aralıkta değişkenlik gösterir. Örneğin Mycoplasma genitalium türü bakteride 470, maya hücresinde 6.000, bir meyvesineği türü olan Drosophila melanogaster’de 13.000, Arabidopsis thaliana bitkisinde 25.000 gen bulunur. İnsan Genom Projesi’nin tamamlanmasıyla beraber, insanlardaki gen sayısının yaklaşık 30.000 olduğu saptanmıştır. Genler, vücuttaki her türlü moleküler eylemin ve yapısal oluşumların şifresini içermelerine rağmen, bunlardan sentezlenen moleküllerin sayısı gen sayısının çok daha üzerindedir. Bunun anlamı, her genin tek bir protein -veya RNA molekülüne- karşılık gelmediğidir. Aynı genden farklı proteinlerin ya da RNA’ların üretilmesi için çeşitli genetik mekanizmaların varlığı bilinmektedir. Bunun dışında şifresi değişmese de, bir genden farklı dokularda farklı proteinler sentezlenebilir. Örneğin distrofin geni, kasta, beyin dokusunda ve retinada farklı proteinler üretir. Protein sentezindeki bu çeşitlilik, hücrenin dış etkilere vereceği cevapta ya da gelişim takvimine uyma çabasında yeterli karmaşıklığa ulaşmasını sağlar. Ayrıca genlerdeki üretim sadece nitelik düzeyinde değil, zamansal ve nicel açılardan da farklılık gösterebilir. Yani bir genin üretimindeki tek kritik nokta, dolayısıyla biyolojik karmaşıklığı belirleyen tek etken sadece genin ürünü değil, aynı zamanda üretim zamanı ve hızıdır. Sonuçta hücrelerin tümünde aynı DNA olması, hücre farklılaşmasını engellemez. Önemli olan genomun içinde bulunduğu hücresel dinamiklerin DNA üzerindeki belirleyiciliğidir.

Yapılan çalışmalar, fizyolojik olarak daha basit olan arkea ve bakteri gibi canlıların genom boylarının belirli bir minimum değerde olması gerektiğini göstermiştir. Bu organizmalarda çöp DNA oranının çok düşük olması, genom uzunluğu ile gen sayıları arasında belli bir doğrusallık yaratmaktadır. Minimum genom boyu ilkesi aynı şekilde, yüksek ökaryotlar için de geçerlidir. Fakat ökaryotlarda genom boyu ve gen sayısı arasındaki ilişki kaybolmuş, yerini doğrudan genlerin kendi alt birimlerinin (şifreleyici eksonlar, sentez zamanını ve miktarını ayarlayan tetikleyici veya yavaşlatıcı diziler gibi) sayılarını artırması, yani genlerin karmaşıklaşması süreci almıştır. Yani gen sayısına bakarak, bir organizmanın karmaşıklığı hakkında ancak üstünkörü bir tahminde bulunabiliriz. Yüksek ökaryotlardan bir canlının gen sayısının insandaki gen sayısından fazla olması, bu organizmanın insandan daha karmaşık olduğu anlamına gelmez, fakat kesinlikle bakterilerden daha karmaşık olduğunu söyleyebilir. Ökaryotların kendi aralarındaki niteliksel karşılaştırmalar ise genom boyu veya gen sayısı üzerinden değil, doğrudan genlerin yapısı, etkileşimleri ve ürünleri olan proteinlerin özellikleri aracılığıyla yapılmaktadır.

Sonuçta doğanın hem moleküler hem makro düzeyde karmaşıklık üretmek için binlerce mekanizması vardır. Bu mekanizmalardan hiçbiri, A özelliği sadece B değişkenine bağlıdır gibi basit, tek boyutlu ve her an yıkılma riskine sahip bir bağıntı içermez ve içermemelidir. Bilimin, organizma karmaşıklığını sadece gen sayısına bağlama basitliğine düşeceğini varsaymak önyargılı bir yaklaşımdır.

Kaynak

1) Lewin, B., Genes VIII, Perason Education, Inc., New Jersey,2004.