Ana sayfa Bilim Öyküleri Paul Wittek’e göre, neden Osmanlı?

Paul Wittek’e göre, neden Osmanlı?

1848
PAYLAŞ

13. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu karmakarışıktır, derin bir politik kriz yaşanmaktadır. Gerek Moğol akınları, gerek yeni Oğuz göç dalgaları, gerekse Selçuklulara karşı büyük Türkmen halk isyanları (Babailer) sonucunda Anadolu’da merkezi otorite kurabilecek iki büyük güç odağı da (Bizans ve Anadolu Selçuklu Devleti) bu niteliğini yitirmiş, Anadolu beyliklere bölünmüştür. İşte bu beylikler içinde belki de en mütevazı olanı Osman’ınkidir.

Avusturyalı tarihçi Paul Wittek (1894-1978), “Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” adlı eserinde (Çev. Fatmagül Berktay, 1. baskı: Şubat 1985, Kaynak Yayınları; 2. baskı: 2013, Pencere Yayınları), “neden diğer beylikler değil de Osman’ın küçük Gazi Devleti, bir cihan imparatorluğuna evrilebildi?” sorusuna yanıt arar.

Avusturyalı tarihçi Paul Wittek (1894-1978)

Bizans’la kim savaşıyorsa…

Wittek ilk olarak “Gazilik” karakterine vurgu yapar. “Gaza yapma”, yani en önde kutsal savaş verme niteliği… Gaziler, İslam’ın ve Türklüğün öncü savaşçılarıdır. Gazilerin şefleri “sultan, hakan, imparator” falan değildirler; askerleriyle (diğer gazilerle) birlikte aynı otağda yatıp kalkarlar, aynı kaptan yemek yerler, birlikte kılıç sallarlar.

Anadolu’da Osman’ınkiyle karşılaştırıldığında çok daha olgun, oturmuş ve güçlü iki beylik vardır: Selçuklu devletinde önemli rol oynamış bir aileye dayanan ve başkenti Kütahya olan Germiyan Beyliği ile Selçukluların resmi varisi olduklarını iddia eden Konya’yı başkent edinmiş Karaman Beyliği.

Wittek’in “Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” adlı eseri.

Bu iki beylik de Selçukluların mirasını devraldıklarını iddia ederler ve diğer tüm beylikleri kendi otoriteleri altında birleşmeye çağırırlar. Ama “gazi” değildirler; hatta bu unvanı almak istemezler ve batıdaki komşularına (Osman gibilerine) bırakırlar.

Fakat diğer bütün beyliklerde ve yeni gelenler içinde ne kadar savaşçı ve dinamik unsur varsa, bunlar Germiyanoğullarına veya Karamanoğullarına biat etmezler, gidip Osman’ın gazilerine katılırlar. Bu, gelecekte merkezi birliğin nasıl sağlanacağının da ilk işaretidir.

Çünkü ortada bir kriz ve savaş vardır. Kaldı ki asıl başarılı Selçuklu geleneği, 200 yıl önceki Malazgirt (Alpaslan) pratiğidir. Günün Alpaslanları, Germiyan ve Karaman Beyleri değil, Osman’ın gazileridir.

Demek ki birlik için soy, miras, gelenek yetmiyor. Bizans’la kim savaşıyorsa birliği de o sağlar.

Osmanlı Beyliğinin kurucusu Osman Gazi.

Yıkıcı-kurucu sentezi

Savaşçı olmak yetmiyor. Wittek şu soruyu da ortaya atar: Savaşçı (gazi) birçok beylik vardı. Menteşe Beyliği, Aydın Beyliği, Saruhan Beyliği, Karesi Beyliği, Teke Beyliği, Çandarlı Beyliği, Hamidoğulları vb… Neden bunlar değil de Osmanlı Beyliği?

Çoğu Batı Anadolu’da yer alan bu beylikler de Bizans’a karşı savaşmışlar, geniş toprakları fethetmişlerdir. Fakat fazla hızlıdırlar. Fethedilen yerlerin yeniden inşa edilmesi, örgütlenmesi, düzenin ve dirliğin sağlanması gerekir. Yoksa o topraklar elde tutulamaz. Bu da “kurucu kadro” meselesidir, savaşçılar yetmez.

İşte bu sorunu çözebilen biricik gazi beyliği Osman’ınki olmuştur. Neden ve nasıl?

Bizans’la kim savaşıyorsa birliği de o sağlıyor.

Birincisi Osmanlılar yavaş olmak zorunda kalmışlardır. Osman Bey’in fazla ihtiyatlılığından değil, son derece inatçı bir Bizans savunmasıyla karşılaştıklarından dolayı.

Çünkü Osmanlılar Bizans’ın merkezine, Konstantinopolis’e (İstanbul’a) en yakın beyliktir. Ucun da ucudurlar. Bizans açısından Aydın’ın, İzmir’in alınması o kadar önemli değildir; ama merkez (İstanbul) ölümüne savunulmalıdır.

Bu nedenle Osmanlı’nın ilerleyişi yavaş olur. Ama bu yavaşlık ona kuruculuk niteliği edinmesi için zaman kazandırmıştır. Fethedilen yerlerde yerleşmek ve bir dirlik sağlamak için vakit bulmuştur Osmanlı.

Osmanlı’ya sadece savaşçı unsurlar değil, hem üretici hem de kentli olan Ahiler de, İslam uygarlık geleneğini temsil eden ulema da katılmıştır.

Osmanlı’ya sadece savaşçı unsurlar değil, hem savaşçı hem üretici hem de kentli olan Ahiler de, İslam uygarlık geleneğini temsil eden ulema da katılmıştır. Yani yıkıcıların yanı sıra kurucuların da birliği sağlanmıştır, buna vakit bulunmuştur.

Demek ki başarı için yıkıcılık yetmez, kuruculuk da gerekir. Birlik, yıkmaya cesaretle girişebilmekle başlar; ama başarı asıl birliğin, yıkıcılarla kurucuların birliğinin sağlanmasıyla gerçekleşebilir.

İşte Osmanlı’nın gazi olmayanlardan ve diğer gazilerden farkı budur.

Devrimci geleneğini unutma!

Wittek’in eserinde bir önemli konu daha var. Sonraları, Yıldırım Beyazıt önderliğinde gazilik niteliğini unutup erken bir imparatorluk peşinde koşan Osmanlı’nın, Timur’un okkalı tokadını yiyip kendine gelme öyküsü.

Timur’un tokadı Osmanlı’ya “gaziliği” anımsatır.

Beyazıt, bir İslam imparatorluğu hedefiyle Doğu’ya yönelmesini isteyen ulemanın aklına uyar. Yıkıcılığı unutmuş, kuruculuğa fazla önem vermiştir. Timur’un tokadı Osmanlı’ya “gaziliği” anımsatır. Sanki “İşini yarım bırakma, bitir” diye uyarmıştır Timur.

Bu da kıssadan hisselerin üçüncüsü: Devrimci geleneğini unutma; unutursan fena hatırlatırlar!

Wittek’in analizleri böyle. Dr. Hikmet Kıvılcımlı da benzer sonuçlara ulaşmış, hem de çok daha ayrıntılı analizlerle. Bir ara onu da ele alırız.