Ana sayfa Antropoloji Kötü haber: Yataklarımız şempanzelerinkinden daha kirli!

Kötü haber: Yataklarımız şempanzelerinkinden daha kirli!

742
PAYLAŞ
Araştırmacı şempanze yuvalarından örnek alıyor. @ North Carolina State Üniversitesi.

Çeviren: Ebru Oktay

İnsan türü temizlik yönünden kendini diğer hayvanlarla kıyasladığında daha iyi olduğuna dair pek bir böbürlenir. Ancak yapılan kazılarda açığa çıkan 700 ilmekli Mısır pamuklu çarşaflarının sanıldığının aksine, pek de öyle pırıl pırıl olmadığı tespit edildi. Royal Society Open Scinence’de yayımlanan ve National Geographic’den Jason Bittel tarafından haberleştirilen yeni bir çalışmada, şempanzelerin yataklarını daha derli toplu ve bakteri sayısı olarak da daha düşük düzeyde yani daha temiz tuttukları gösterildi.

İnsan ev ve yataklarının kirliliği şaşırtıcı derecede çok sayıda araştırmanın konusu olmuştur. Kuzey Karolina Üniversitesi’nden çalışmayı yürüten Megan Thoemmes, insan türünün, evlerinde bulunan organizmaların çeşitli alt türlerinden oluşan bir dizi mikroorganizma ile yataklarını kirlettiklerini ve bunun da bir çeşit “kendilerine ait etkili bir ekosistem” yaratmış olduğunu belirtiyor. Örneğin, yataklarda tespit edilen bakterilerin yüzde otuzbeşi, doğrudan kendi vücudumuzdan; dışkı, ağız ve derideki bakterilerden gelmektedir.

Thoemmes ve arkadaşları ise yaptıkları çalışmada, uyumak için bir “mesken” edinen diğer memelilerde bu mikrobiyal ekosistemin nasıl olduğunu sorguladı. Çalışmada, Tanzanya Issa Vadisi’nde yaşayan 41 şempanzenin yattıkları yerden pamuklu çubukla örnekler aldılar. Kalan onbeş yuvadan da artropodları vakumlu bir cihazla çekerek aldılar.

Yuvalar çok sayıda bakteri içermekle birlikte bunların büyük kısmı çevre orman habitatına aitti. Sadece yüzde üç buçuk kadarı şempanzelerin dışkı, salya veya derilerinden gelen kendilerine ait bakteri türleriydi. Ve sayıları kesinlikle insan yatağındakilerden daha azdı.

Pire ve bit gibi parazitlerin sayısı da çok düşük seviyedeydi. Tüm yataklarda sadece dört dış parazit tipi belirlendi. Bunlar da bireysel örneklerdi, yani farklı dört tür değillerdi.

Thoemmes’e göre bu, şempanzelerin kürkleri içinde oluşabilecek dışkısal bakteriler de düşünüldüğünde şaşırtıcı derecede “temiz” bir durumdu.

Elbette çalışmadan çıkan sonuç, sürekli sıcak bir duş almayan ve henüz çamaşır makinesi icat etmemiş bir tür olan şempanzelerin insanlardan daha temiz oldukları anlamına gelmiyordu. Neticede şempanzeler orman içinde her akşam 30 metre yüksekliğinde ve farklı ağaçlarda farklı yuvalarda uyuyorlar ve böylece “kirlenecek” vakti bulamıyorlardı.

Öte yandan insanlarsa her akşam aynı yatak ve çarşaflarda yatarak zamanla çok sayıda bakteri biriktirebiliyorlar. Yatak örtüleri ve yastıklarımızda çok miktarda toz, mayt ve deri artıkları yığını oluşabiliyor.

Ayrıca şempanzeler, ormanla çevrelenmiş bir ekosistemde tamamen dışsal bakterilerle iç içe iken bizler az ya da çok kendimizi dış ortamdan izole ederek uyuduğumuz için oluşan kirlilik daha çok bizim bedenimizin atıklarıyla oluşmaktadır. Ancak sonunda bu pek de iyi bir şey olmayabilir. Zamanla bu yarattığımız izole ortam, aslında doğal olan dış çevre mikroplarından bizi uzaklaştırarak onun yerine daha az mikroplu ve daha ziyade kendi bedenimizden gelen çeşitlilikte bir sistemle bizi başbaşa bırakmış oluyor.

Doğaldan ziyade bu çevresel faktörlerle yaratılan maruziyet ise, allerji, astım ve otoimmün hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. “Hijyen hipotezi” denen bu durum, gereğinden “temiz” ve endüstrileşmiş bir çevresel ortama alışmak, vücudumuzu, allerjenlerle ve diğer faktörlerle karşılaştığımızda bunlara nasıl uygun yanıtı vereceğimiz konusunda yetersiz ve afallamış olarak bırakıyor.

Yani Thoemmes’e göre temiz bir çevre arayışı, etrafımızı daha “az ideal” hale getirebiliyor.

Çözüm? Bazı çalışmalar zaman zaman çiftliklerde hayvanlarla yaşamanın otoimmun hastalıklardan koruyabileceğini göstermiştir. Ya da daha uç noktaya giderek antropolog Fiona Stewart’ın dediği gibi ormanda 6 gece şempanze yataklarında uyuyup nasıl gittiğine bakabiliriz.