Ana sayfa Fıçılarda Yaşamak Estetik deyip geçmeyin… Toplumsal dramların perde arkası

Estetik deyip geçmeyin…
Toplumsal dramların perde arkası

11531
PAYLAŞ

Sadık Usta

Bundan iki hafta önce bir seyahat esnasında okuduğum Genç Bir Doktorun Anıları’nda (Mihail Bulgakov) özellikle bir nokta dikkatimi çekmişti. Henüz yeni mezun olmuş ve saha deneyimi olmayan genç bir doktor (Bulgakov’un kendisi), Moskova’dan oldukça uzak, en yakın demiryolunun 40-50 km uzaktan geçtiği ve ancak kızak ve kağnıyla gidilebilen ücra bir kasabaya atanır.

Doktorun ilk dikkatini çeken şey, selefinin (Dr. Leopold) hastaneyi oldukça iyi düzenlemiş ve sonra onun da çok işine yaracak olan ciddi bir kütüphaneyle donatmış olmasıdır. Kütüphanede yer alan tıp kitaplarının büyük bir çoğunluğu Alman hekimleri tarafından yazılmış eserlerden oluşmaktadır. Kitaptaki bu ayrıntı çok önemliydi, ama doğrusu beni çok şaşırtmadı. Neden? Çünkü Alman bilimciler, özellikle de doğa bilimleri alanında çalışanlar, insanlığın ilerlemesinde ve uygarlaşma serüvenimizde çok büyük katkıda bulunmuşlardır.

Konumuz sağlık ve tıp olduğu için bu alanla ilgili önemli başarılardan birine, estetik cerrahi alanına dikkat çekeceğiz. Rus doktor, başı her sıkıştığında ameliyathaneden kütüphaneye koşar ve hızlıca Almanca yazılmış kitaplar arasında birkaç cümle veya çizime bakarak üstlendiği zorlu işin altından kalkmasını bilir.

Okuduğum bu kitabın etkisinden henüz kurtulamamışken, geçen hafta sosyal medyada bir mesaj gördüm. Çanakkale savaşında bir İngiliz gemisinden atılan bir merminin yüzüne isabet etmesi sonucunda suratının ön kısmını (gözün biri, burnun tamamı, yanakların ikisi, üst çenenin tamamı, dilin yarısı, üst damağın tamamı ve alt çenenin büyük bir kısmı yoktu) bütünüyle kaybeden teğmen Mustafa İpar’ın, 1918 yılında Almanya’ya götürülerek yeniden bir yüz kazanmasına ilişkin cerrahi bir başarının haberiydi bu.

Aslında twitterda paylaşılan kısa bir mesajdı bu ve doğrusu gelişmenin sonucunu ve doktorun kim olduğunu çok merak etmiştim. İşin izini sürünce konuyla ve estetik cerrahi bilimle doğrudan alakalı olmayan ama doktorun hayatına dair birçok bilgiye de ulaştım. Şimdi size bunları kısaca aktarıyorum.

1915 Çanakkale savaşında yaralanan teğmenimiz önce Türkiye’de ameliyat edilmiş, ancak görünen o ki yapılan iş, sadece onun hayatta kalmasını sağlamakla sınırlı kalmış. Mustafa Teğmen konuşamadığı gibi, yemek de yiyemiyor ve görünümü nedeniyle insan içine de çıkamıyor. Alman Kızıl Haç’ın yardımıyla Ocak 1918’de Almanya’ya gönderiliyor ve Prof. Josef’in denetiminde çalışan bir cerrahi klinikte her biri birkaç saat süren, çok sayıda ameliyat geçiriyor. Birkaç ay sonra da Mustafa Teğmen yeni bir yüz kazanmış (ne yazık ki diş protezi bir türlü başarıyla yapılamıyor) olarak Türkiye’ye geri dönüyor. Aslında ameliyatın ayrıntıları da ilginç, çünkü fotoğraflarda da görüleceği gibi Mustafa Teğmen yeni yüzünü, kafatası derisinin aşağıya doğru uzatılmasıyla, baldırlarından alınan derilerin yüz kısmına implante edilmesiyle ve ayrıca sedeften yapılma birçok küçük protezin (elmacık kemiği, çene, damak vs.) yerleştirilmesi sayesinde ediniyor.

Dr. Jacques Josef.

Bizi ilgilendiren esas konu ameliyatı yapan doktorun kimliği. Adı Yakop Josef olan cerrah, Yahudi kökenli bir Alman (Türkçede Yakup Yusuf denirdi). Ancak ön adını, Fransızca bir isim olan Jacques ile değiştirmiş. Almanya’nın en ünlü ortopedistlerinden Prof. Julius Wolf’ün yönettiği klinikte yardımcı hekim. Prof. Wolf de “Kemikçi Wolf” olarak anılan ünlü bir ortopedist.

Neticede kliniğe bir gün bir kadın, elinden tuttuğu çocuğuyla birlikte gelir ve doktorlardan kulak kepçesi hem aşırı iri hem de Almancada “yelken kulak” olarak tabir edilen dışa dönük kulak kepçelerine sahip olan oğlunun kulaklarının küçültülmesini ve düzeltilmesini ister. Mutsuz annenin anlattığına göre çocuk, okulda kendisiyle alay edilmesinden dolayı hem okulu terk etmiş hem de dışarı çıkmayarak eve kapanmıştır. Böylece çocuk, hayatına henüz başlamadan onu mahvetmek üzeredir.

Buna benzer bir ameliyat o güne kadar yapılmadığı için doktorlar bu isteği tereddüt etmeden geri çevirirler ve kadını çocuğuyla birlikte eve gönderirler. Ancak iki gün sonra yardımcı hekim Bay Josef, kadını arar ve onunla konuyu yeniden baş başa görüşür. Doktor Josef sohbet esnasında yeni bir insani durum keşfeder: bedensel görünüme bağlı olarak psikolojinin aşırı derecede bozulması ve bundan kaynaklanan depresyon ve insani hayatın normal bir şekilde devam ettirilememesi durumu… Doktora göre bu durum tıpta yeni bir vakadır.

Doktor Josef, başhekime haber vermeden çocuğu ameliyata alır ve her aşamayı da fotoğraflayarak kayda geçer. Ameliyat başarılı olur ve çocuk normal hayatına devam eder. Bu arada Doktor Josef, tuttuğu kayıtları bir makale haline getirerek Berlin Hekimler Odası’nın dikkatine sununca hekimlerden büyük bir takdir toplar, ancak bu işi kendisinden gizli yaptığı için başhekimi tarafından azarlanmakla kalmaz anında işten de atılır ve böylece hekimlik-akademik kariyeri bir anda sekteye uğrar.

Savaşta yaralanan bir asker.

Doktor Josef pes etmez, sağlık bakanlığından aldığı özel izinle bir estetik cerrahi kliniği açar. Bir anda yüzlerce insanın başvurusuyla karşılaşır. Başarılı ameliyatları bütün Avrupa’da ve Amerika’da duyulur. Basında haber olur ve Almanya’da “Nasen Josef (Buruncu Josef) olarak şöhret kazanır. Bu arada 1. Dünya Savaşı patlak vermiş ve binlerce genç asker, yüzleri ve uzuvları parçalanmış olarak ülkeye geri dönmüştür. Savaşın sonuçları cerrahi alanda yeni bir durum ve alan yaratır: Estetik cerrahi.

Bizzat Kayser II. Wilhelm Doktor Josef’e, açtıkları yeni kliniğin başına profesör olarak atanacağını, profesörlük prosedürünü yerine getirmemiş olmasının önemsiz olduğunu, ama önce Hıristiyan olmasını ister. Doktor bunu reddeder ve çalışmalarını özel kliniğinde devam ettirir. Fakat sonunda devlet pes eder, Savaş ve Sağlık Bakanlığı Doktor Josef’i akademik prosedürleri yerine getirmediği halde yeni kliniğin başına profesör olarak atar ve savaş sonrasında da onu yaptıklarından dolayı devlet nişanıyla şereflendirilir.

Profesör Josef yüzlerce savaş gazisini tedavi eder. Bu arada Fransa’da Marie Curie’nin de, geliştirdiği hareketli röntgen aleti sayesinde binlerce askerin hayatını kurtardığını, ama herkesi zorunlu tuttuğu kurşun önlükle korunma tedbirini kendi ihmal ettiği için sağlığını mahvettiğini de belirtmiş olalım. Bunu bir başka yazımızda dile getirmiştik: (https://odatv.com/bir-devrimci-kadinin-inanilmaz-hayat-oykusu-0506161200.html)

Prof. Josef bir ameliyat esnasında.

Prof. Josef, yüzlerce özel hastasına yeni yüz, burun, kulak, çene, göz vs. kazandırır. Hatta kitabında Nasenplastik und Sonstige Gesichtsplastik (Burun Estetiği ve Yüzde Başka Estetikler) okuduğumuza göre ameliyatlarını sadece yüzle sınırlı tutmaz, “psikolojik depresyona neden olması nedeniyle insan yaşamını zorlaştıran” başka uzuvlar üzerinde de gerçekleştirir. Doğumdan gelen ucube görünümlerin yanı sıra aşırı büyük kadın memeleri de buna dahildir. Profesör Josef, 40 yıl içinde bütün Avrupa’da estetik ameliyat alanında bir numara olarak ünlenir. Hatta estetik ameliyatta kullanılan bir alet onun adıyla anılır: “Der Josef”.

Prof. Josef’in Nasenplastik und Sonstige Gesichtsplastik (Burun Estetiği ve Yüzde Başka Estetikler) adlı kitabı.

Ancak Prof. Josef’in sadece bir kusuru vardır: ameliyat ettiği zenginlerden neredeyse bir servet talep ettiği halde yoksullardan para almaz. Ameliyatını izlemeye gelen Batılı hekimlerden o günün parasıyla 100 Mark alırken, Doğu Avrupa’dan gelenlerden sadece 10 Mark alır. Varlıklı hastalardan kazandığı paralarla lüks bir hayat kurar. Ama gel gör ki 30’lu yıllardan itibaren Almanya’da faşizm yükselmekte ve toplumun yanı sıra adım adım bütün devlet kademelerinde etkin olmaktadır.

1933’te Hitler’in başbakan atanmasıyla birlikte Yahudi bilimadamların akademik ve bilimsel çalışmalarını sürdürmeleri imkansız hale gelir ki Profesör Josef de bu durumdan etkilenenlerin başında gelir. Profesör Josef’in birçok yakın arkadaşı ülkeden kaçmayı tercih ederken o kalır ve bütün zorluklara rağmen çalışmalarını oldukça kısıtlandığı halde devam ettirir. Hatta asistanı Gestapo’nun ajanı çıkar; hapse atılır, tehdit edilir. Ne zamana kadar? 1934 yılında bir kalp krizinden ölene kadar. Öldürülen binlerce Yahudi bilimadamını düşününce, kaderin Profesör Josef’in yüzüne güldüğünü ve onu bütün bunları yaşamaktan ve görmekten koruduğunu da düşünebiliriz. 1938’de karısı ve kızı Yahudilerin evlerinin ve işyerlerinin tahrip edildiği “Kristalnacht”tan  (Kristal gecesi) birkaç hafta önce Amerika’ya kaçmayı başarırlar. Ardından Doktor Josef’in işyeri, evi ve mezarı tahrip edilir.

Prof. Josef Almanya’da “Nasen Josef (Buruncu Josef) olarak şöhret kazanır.

Siyah bir granit taşından yapılmış mezar taşı, 2004 yılında büyük bir uğraşın sonunda bulunur ve yeniden yazılarak ve parlatılarak yerine dikilir.

Almanya’da bunlar olurken 1933’te Atatürk’ün emriyle Almanya’dan kovulan yüzlerce Yahudi bilimadamı Türkiye’ye getirtilir. Bunlardan biri de bir başka Alman cerrahtır: Profesör Rudolf Nissen. Cerrahpaşa’da cerrahi bölümünü kuran profesör.

Rudolf Nissen Helle Blaetter, Dunkle Blaetter (Aydınlık Sayfalar, Karanlık Sayfalar) başlıklı anılarında şunları yazmaktadır: “1935 senesinde Atatürk, o tarihlerde tedavi etmekte olduğum kızkardeşi Makbule Atadan’ı ziyarete gelmişti. Benden hasta hakkında bilgi aldıktan sonra, Hitler hakkında ne düşündüğümü sordu. Ben de kendisinin seçimlerle filan iktidara geldiğini söylemeye başlayınca, beni susturdu ve şöyle devam etti: ‘Bakın Herr Profesör, dünya tarihi, Hitler gibi kendisini bütün tarihlerin en güçlü adamı ve komutanı sanan megalomanlarla doludur. O da göreceksiniz ülkesini ve dünyayı büyük bir felakete sürükleyecektir. Ve tarih de onu öyle anacaktır. Devlet adamı deneyimi olmayanlara devlet idaresini teslim etmek büyük bir hatadır.’”

Kıssadan hisse…