Ana sayfa Antropoloji Bilimkurgunun değişmez sorusu: Hayvanlar konuşabilir mi?

Bilimkurgunun değişmez sorusu: Hayvanlar konuşabilir mi?

670
PAYLAŞ

Uğur Erözkan

Bu hafta Sorularla Bilim köşesinde bilimkurgu filmlerinin değişmez konularından birini ele alıyoruz: Hayvanlar konuşabilir mi? Ya da hayvanlar, iletişim kurmak için insanların kullandıkları dillere benzer bir dil oluşturabilir mi?

Bu konu, antropolojik araştırmaların yanı sıra bir miktar felsefi tartışmayı da içeriyor. Çünkü her hayvan birbirleriyle ve insanlarla iletişim kurmak için az ya da çok bazı hareketler ve sesler içeren birtakım yöntemler kullanır. Bu noktada sorulması gereken soru, hayvanların kullandıkları bu yöntemlerin “dil”den ayrılan yanları nelerdir?

Bu sorulara, Atakan Altınörs, 50 Soruda Dil Felsefesi (1) adlı kitabında şöyle yanıt veriyor:

“Hayvanlar arasındaki iletişim biçimleri bir dil meydana getirir mi?
“Sözlü olmayan iletişim tarzlarına çeşitli hayvan türleri arasında rastlanmaktadır. Bu konuda ilk akla gelen örnek “arıların dansı”dır. Münih Üniversitesi zooloji profesörlerinden Karl von Frisch’in 1950 yılında yayımlanmış raporunun ilk örneklerinden biri olduğu arıların dansı konusundaki çalışmalar, bal arılarının sergilediği figürler aracılığıyla birbirlerine polenlerin yoğun olarak bulunduğu yönü ve çiçek tarlalarının mesafesini bildirdiğini belgelemektedir (Frisch, 1969: 159). Arıların dışında, karıncalar, yunuslar, şempanzeler gibi birçok hayvan türünün kendi aralarında hormonal salgılar, sonar dalgaları, çığlıklar, vb. yollarla haberleştiği de bilinmektedir.

Gardner çifti Washoe adını verdikleri şempanze üzerinde 1966 yılında başladıkları sabırlı çalışmaları sonucunda, ona ASL aracılığıyla insanlarla iletişim kurmayı öğretmeyi başarmıştır.

“Hatta, aynı türler arasındaki haberleşme dışında, uzun yıllar süren sabırlı çalışmalar sonucunda şempanze ve goril gibi primat familyasından bazı deneklerin Amerikan işaret dili (ASL) aracılığıyla insanlarla iletişim kurduğu gözlemlenmiştir. Örneğin, Nevada Üniversitesi’nde etolog bir karı-koca olan Gardner çifti Washoe adını verdikleri şempanze üzerinde 1966 yılında başladıkları sabırlı çalışmaları sonucunda, ona ASL aracılığıyla insanlarla iletişim kurmayı öğretmeyi başarmıştır (bkz. Gardner’s, 1969). Bu zahmetli eğitim süreci sonunda Washoe, örneğin şu türde bir mesajı ASL ile iletebilmektedir: “Haydi bahçeye gidip gezelim, elma toplayalım” (Huisman&Vergez, 1974: 18). Aynı şekilde, Stanford Üniversitesi’nden Dr. Francine Patterson’ın eğittiği Koko adlı goril de altı yüz civarında işaret kullanmayı öğrenmiştir (Condon, 1998: 18).

“Sözlü olmayan bir iletişim şekline birtakım hayvanlarda da rastlanmakla birlikte, bu iletişim biçimiyle insan konuşması arasında radikal farklılıklar bulunduğunu da kaydetmek gerekmektedir. Bu farklılıklar arasında en belirgin olanı şudur: Hayvanlar arasında doğuştan gelen ve biyolojik kalıtım yoluyla aktarılan bir iletişim söz konusudur; oysa insan, dili öğrenmeyle edinmekte ve kültürel miras yoluyla sonraki nesillere aktarmaktadır. Değindiğimiz örneklerdeki gibi şempanzelerin ve gorillerin ASL’i bir dereceye kadar öğrenmeleri mümkün olduğu halde, bu dili sonraki nesillere aktarmaları imkân dâhilinde görünmemektedir.

“Cassirer, Darwin’in biyolojik bir teori çerçevesine yerleştirerek sunduğu hayvanların vücut diliyle ilgili olgulardan hareketle, hayvan dili konusunda değerlendirmelerde bulunmuştur. Önemli tespitlerinden ilki, “hayvan dili” diye adlandırılan dilin her zaman “öznel” bir dil kalmaya mahkûm olduğudur; bu dil çeşitli duygu durumlarını dışavurur, ama nesneleri ayırıp tasvir edemez (Cassirer: 1997: 142). Yine ona göre, bu heyecan veya duygu dilini aşıp hüküm oluşturacak bir dil düzeyine geçmeyi başarmış herhangi bir hayvan olmuş mudur sorusunun cevabını bilmiyoruz; kültürün en “alt” düzeylerinde bile, insanın sadece duygusal ya da jestlerden ibaret bir dille kısıtlanmış olduğuna dair de elimizde herhangi bir kanıt yoktur.

“Condon da hayvanların insanlardan bazı işaretler kullanmayı öğrenerek iletişim kurmaları olgusu üzerinde durur ve buna rağmen hayvanın yoksun bulunduğu kapasitenin “sembol” kullanmak olduğunu vurgular ve ekler: «Susanne Langer, bu farklılığı, işaretlerin ilân ettiğini, sembollerin ise hatırlattığını söyleyerek ifade ediyor. Yani, hayvanlar beslenmek, cinsellik veya tehlikeye işaret eden sesler çıkarabilir ve algılayabilir. Ama bir hayvan, besinin mahiyeti üzerine düşünüp perhiz yapmanın iyi bir fikir olabileceğine karar veremez!» (Condon, 1998: 20).

“Emile Benveniste “arıların dansı” hakkındaki değerlendirmesinde (1966: 60-61) hayvanların aralarındaki işaretleşmeler ile insan dili arasındaki temel farklılıkları şöyle açıklar:

“[1] Arıların danslarında ve diğer hayvan türlerinin işaretleşmelerinde söz konusu olan dil, doğuştan ve kalıtsal bir dildir. Buna karşılık insan dili, biyolojik kalıtımla değil, kültürel miras ve öğrenme yoluyla edinir.

“[2] Arılarda haberleşme olduğu halde “dilsel mübadele” yoktur. Dilsel mübadele, muhatabın aldığı bir dilsel mesaja yine bir dilsel mesaj aracılığıyla tepki vermesiyle gerçekleşen sürecin adıdır. Oysa arılar ve diğer hayvanların iletişiminde alınan mesaja yanıt kabilinden mesaj gönderilerek dilsel mübadeleye girilmez. Örneğin, polenlerin yoğun olduğu yöne dansıyla işaret eden bir arıya kovanın diğer arıları “tamamdır, anladık” gibi bir mesajla yanıt vermez. Oysa insanın dili en ekonomik kullanım biçimi gözüyle bakabileceğimiz emir-komuta kalıplarında bile muhatap dilsel mesaja “başüstüne” diyerek yine bir dilsel tepki verir.

“[3] Arıların mesajları, bileşenlerine analiz edilemez veya en azından bileşenleri basmakalıptır (yön ve mesafe gibi). Oysa insan dilindeki mesajlar bileşenlerine (kelimelere, hecelere ve sesbirimlere) analiz edilebilir.

“Benzer bir karşılaştırmayı, Karl Popper’da da buluyoruz. Popper insan dilinin, hayvanların dilinin şu iki alt düzeydeki işlevini paylaştığını kaydeder: [1] Kendini dışavurma ve [2] işaret mübadelesi (Popper, 1991: 199). Dilin, “kendini dışavurma” işlevinden kastı, canlı organizmanın her tür fizyolojik durumunun hayvanlarda olduğu gibi bizlerce de dışavurulması olgusudur. Bir başka organizmada cevap mahiyetinde bir tepkiye yol açabilme yeteneğimiz de hayvanlarla aramızda ortak olan işaret mübadelesidir, yani “iletişim”. Popper üst düzeydeki dilsel işlevleri açıklamaya geçmeden önce şunu vurgulamakta yarar görür: İnsan dilinde beliren üst düzey işlevler, hemen hemen her zaman iki alt düzey işlevle ilişkilendirilebilir. Ama insan dilindeki üst düzey işlevleri sergileyen bir hayvan -en azından bugüne kadar- görülmemiştir. Popper, söz konusu üst düzey işlevlerin en önemlilerinin [3] tasvir etme işlevi ve [4] ispatlama/argümantasyon işlevi olduğunu savunur. Ona göre insanlığımızı, aklımızı borçlu olduğumuz şey de işte bu yüksek düzey dilsel işlevleri geliştirebilmiş olmamızdır (1991: 200). Ve dilin bu yüksek düzeyli işlevlerinin, iki şeyi daha iyi kontrol edebilme baskısıyla evrimleştiğini savunur: dilin alt düzeydeki işlevleri ve çevreye uyum sağlama. Popper, çevreye uyum sağlamanın da sadece yeni âletler geliştirecek bir metot arayışıyla sınırlı düşünülmemesi gerektiğini, yeni bilimsel teoriler inşa edecek bir metot arayışının da buna dâhil olduğunu ekler (1991: 361).

Rise of the Planet of the Apes filminde Caesar adlı şempanzenin “Hayır!” diye haykırışı, “hayvanlık”tan çıkışın ve aklın belirmesinin çarpıcı bir temsilidir.

“Sonuçta, hayvanlara işaret dilini öğretmek üzere yapılan sebatkâr çalışmalar arasında en başarılı olanlarında bile, öğrenebildikleri işaretlerle gösterebildikleri performans “birkaç yüz anlatım” ile sınırlıdır. Bu anlatımların, bir dilde sınırlı sayıda sesin eklemlenmesinden meydana gelen sınırlı sayıdaki kelimeyi kullanarak sınırsız cümle kombinasyonu üretebilen insan konuşmasının yanında çok kısıtlı kaldığı aşikârdır. Bu eksendeki bilimsel gözlemlerin, düşünce ile dil arasındaki ilişkiye Descartes’ın yaklaşımındaki şu haklılık payını ortaya çıkardığı söylenebilir: Düşünce ile dil, birbirini besleyen, zenginleştiren yetiler olarak insanda görülür. (…)

“Sözlerimi felsefeden biraz uzaklaşarak bağlamam mazur görülürse, izlediğimden beri üstüne kafa yorduğum bir film hakkındaki düşüncemi paylaşmak isteyeceğim. Ülkemizde Maymunlar Cehennemi: Başlangıç adıyla gösterilen Rise of the Planet of the Apes filminde Caesar adlı şempanzenin “Hayır!” diye haykırışı, “hayvanlık”tan çıkışın ve aklın belirmesinin çarpıcı bir temsilidir. Bir kültür varlığı olarak doğanın içinde kendisine bir dünya kurmuş insanın diline has olan “hayır!”ı bir hayvanın ağzından duymak (“hayır”ın sadece söz olarak değil, bir tavrın dile getirilişi vurgusuyla), moral açıdan sarsıcı bir deneyimdir. Bu duruma sebebiyet veren süreç filmde şöyle resmedilir: İnsanın (bir bakıma tanrısallık taslayarak) maymunları, ilaç endüstrisinde denek olarak kullanması maymun zekâsında âni bir sıçramaya yol açar. Bu dönüşümü geçiren tutsak maymunlar Caesar’ın liderliğinde isyan başlatır. Filmin, hemcinsimizin doğayı dönüştürmede sınır tanımayan narsistik tavrına yönelik eleştirisi üzerinde kanımca uzun uzun düşünülmeye değer…

“Cevabımı bir anekdotla bitirmek isterim. Diderot’nun d’Alembert ile söyleşilerinde şu anekdot geçer: Kralın bahçesinde camlı bir kafes içinde, tıpkı çölde vaaz veren Aziz Yuhanna gibi duran bir orangutan varmış. Kardinal De Polignac bir gün bahçede orangutana yaklaşıp şöyle demiş: “Konuş, seni vaftiz ederim!” (Diderot, 1997: 105).”

Kaynaklar:
1) Altınörs, Atakan (2016), 50 Soruda Dil Felsefesi, İstanbul, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, ss. 28-32.
2) Cassirer, Ernst (1997), İnsan Üstüne Bir Deneme, Çev. Necla Arat, İstanbul: Yapı Kredi Yay.
3) Condon, John C. (1998), Kelimelerin Büyülü Dünyası, Çev. Murat Çiftkaya, İstanbul: İnsan Yay.
4) Benveniste, Emile (1966), Problèmes de Linguistique Générale, Cilt: I, Paris: Gallimard.
5) Diderot, Denis (1997), Felsefe Konuşmaları, Çev. Adnan Cemgil, İstanbul: Sosyal Yay.
6) Frisch, Karl von (1969), Vie et Moeurs des Abeilles, Fr. çev. André Dalcq, Paris: Albin Michel.
7) Gardner, R. Allen; Beatrice, T. (1969), “Teaching Sign Language to a Chimpanzee”, Science, Cilt: 165, No. 3894, pp.664-672 (elektronik edisyon): http://www.psych.yorku.ca/gigi/documents/Gardner_Gardner_1969.pdf
8) Huisman, Denis; Vergez, André (1974), Nouveau court traité de philosophie, 2. Cilt, Paris: Fernand Nathan.
9) Popper, Karl Raimund (1991), La Connaissance Objective, Fr. çev. Jean-Jacques Rosat, Paris: Flammarion.