Ana sayfa Felsefe Alâeddin Şenel: “Her olgu nedensellik ile açıklanabilir mi?”

Alâeddin Şenel: “Her olgu nedensellik ile açıklanabilir mi?”

679
PAYLAŞ

Derleyen: Uğur Erözkan

Nedensellik bilimsel düşünme biçiminin temellerinden birini oluşturur. Ancak her olgunun açıklamasını nedensellik ile yapmak mümkün müdür? Bu konuya ilişkin 50 Soruda Bilim ve Bilimsel Yöntem kitabında (1) Alâeddin Şenel şunları yazıyor:

“Doğal, toplumsal, tarihsel her olgunun bilimsel açıklaması “nedensellik” ile yapılabilir mi?
“Çok sık karşılaşılan bir düşünsel tutumla, cansız doğa olayları ile canlı doğa olayları (bilinç ve istenç ürünü davranışlar) karıştırılarak aynı çuvala konup ereksel açıklamaları yapılmaktadır. Benzeri ama bunun tersi yönde bir karıştırma (her türlü ereksel açıklamaya karşı çıkılıp) cansız doğa ve canlı doğa olguları kadar düşünsel davranışların toptan nedensel açıklamalarına kalkılması çabalarında görülür.

“Varlığın üç karmaşıklık düzeyi: Jeosfer-biyosfer-noosfer
“Bu karışıklığa, 1930’lu yıllarda, biri Sovyet bilgini ( V. İ. Vernadsky), ötekisi ondan etkilenen Fransız Katolik paleontolog (Teilhard de Chardin) ayrı ayrı, ama aynı kavramları (jeosfer-biyosfer-noosfer) kullanarak son verip az çok bir düzen getirdiler. Açıklamaları aşağı yukarı şöyle: Varlığın, üç farklı görünümü, farklı karmaşıklık derecelerinde üç düzeyi vardır. En önce, en az karmaşıklıkta olup (“yerküre” anlamına gelen bir sözcükle) “jeosfer” denilen bölümü (yani cansız doğa) bulunur. Ondan sonra, onun üzerinde, canlıların görüldüğü “biyosfer” (yani canlı doğa) durur. Biyosfer, denizin dibindeki, toprağın üzerindeki, atmosferin içindeki canlıları da içeren ve jeosferi çepeçevre kuşatan bir sanal küre olarak düşünülebilir. Onun da üzerinde (Eski Yunanca’dan alınan, “düşünce” anlamına gelen bir sözcükle, küre anlamına gelen bir başka sözcüğün birleştirilmesiyle verilen adla) “noosfer” denilen bir katmanın (yani düşünce dünyasının) bulunduğu varsayılmıştır. İnsan davranışları, insan-insan ilişkileri yanı sıra, yeryüzündeki insan istenç (irade) ve emeğinin ürünü olarak gerek cansız doğada, gerek canlı doğada yapılan değişiklikler, yaratılan yenilikler noosfer içine konmaktadır. Örneğin bir kaya parçası jeosfer içindedir. Ama insan onu alıp kaldırım taşına, yontuya dönüştürmüşse, noosfere taşımış demektir. Bir yabanıl tahıl bölgesi biyosfer içinde sayılır. Ama zamanımızdan 10-15 binyıl önce, Ortadoğu topluluklarının kadınları, toplayıcılığını yaptıkları bu tahılların bulunduğu bölgeleri, bir kuraklıkta sulayıp, bir kıtlıkta tohumlarını sulak yerlere taşıyıp ekmişlerse, sonra bunu alışkanlık edinmişlerse, tahıl yetiştirilen yerler ve yetişen (evcil) tahıl noosfer içinde görülmelidir.

1930’lu yıllarda, Sovyet bilgini Vernadsky ve Fransız Katolik paleontolog Chardin; ayrı ayrı, ama aynı kavramları (jeosfer-biyosfer-noosfer) kullanarak nedensellik konusundaki tartışmalara son verip bu konuya az çok bir düzen getirdiler.

“Bu açıklamalara (V. İ. Vernadsky’nin ve de Chardin’in eksik bıraktıkları boşluk doldurularak) jeosferi kavrama yolunda “nedensellik”, biyosfer için “işlevsellik”, noosfer için “ereksellik” kavramlarıyla yaklaşılması gerektiğini eklemekteyim.

“Söz konusu kavramların, varlığın çeşitli düzeylerindeki karmaşıklık derecelerinin (evriminin) kavranmasında sağlayacağı yararlar vardır. Biyosfer de jeosfer gibi (“bilimsel” diye) nedensellik kavramıyla anlaşılıp anlatılmaya kalkılırsa, bazı şeyleri açıklamada güçlükle karşılaşılır. Hele noosferle ilgili açıklamalarda güçlükler daha da artar. Bir duygu, bir düşünce olayı, moleküller arası neden – sonuç ilişkileriyle açıklanamaz. Kuşkusuz duygunun, düşüncenin varlığı için moleküllerin ve moleküller arası etkileşimin varlığı gereklidir. Ama alyuvarların götürdüğü oksijenle şekerin yakılmasında açığa çıkan enerji, beyinde bir kararın oluşumunu ve kişinin o kararını gerçekleştirmek amacıyla eyleme geçmesini açıklamaya yetmez. Maddenin (moleküllerin) devinimiyle, etkileşimiyle, tepkime üzerinden bir neden – sonuç bağlantısıyla kafada ne tür çağrışımların oluşacağı nasıl söylenebilir ki? Bu duruma bakan kimi kimseler, maddeden bağımsız, giderek madde dünyasından üstün bir duygu ve düşünce evreninin varlığı (dinsel, felsefi) inancına katılabilmektedir. Bu da evrim karşıtı, yaratılışçı görüşleri pekiştirmektedir.

“Jeosferde nedensellik
“Oysa maddeden bağımsız bir düşünceler dünyası yoktur. Böyle bir yanılgıya düşülmemesi için varlığın üç karmaşıklık düzeyinin ortak ve farklı özelliklerine bakmak yetebilir: Jeosferde, yani cansız doğada hemen her olgu, her olay, maddeyle, maddede gözlemlenen neden-sonuç ilişkisiyle açıklanabilmektedir. Açıklamadan öte, söz konusu neden-sonuç ilişkilerinin varlığı, kavranan nedenler etkilenerek istenen sonuçların sağlanması ya da istenmeyenlerin engellenmesi yoluyla kanıtlanabilmektedir.

“Biyosferde işlevsellik
“Biyosferde (kurucu öğeleri madde olduğu için) neden – sonuç ilişkileri sürmekle birlikte, maddenin karmaşıklaşmış biçimine uygun olarak, söz konusu ilişkiler de çok karmaşıklaşmıştır. Sonuç organlaşma ve organların canlıda farklı işlevler görmeleridir. Bu, “işlevsellik” denebilecek kavramla anlatılabilecek, biyosfere özgü bir olgudur. İşlevselliği açıklamak için sularda yaşayan bir tekhücreliler kolonisi örnek alınabilir. Bir tekhücreliyi etkileyen nedenler, fizik, kimya, biyoloji yasaları (bölünerek çoğalmayla oluşan kolonide her bir canlı ötekilerin klonu, kopyası, özdeşi olduğu için) ötekilerini de aynı derecede etkileyecektir. An cak bu, kuramdaki durumdur. Yaşamda durum bundan biraz farklı olacaktır. Güneş ışınlarının etkisini ele alalım. En dıştaki tekhücreliler ışınlardan en çok etkilenenler olacaktır, alt sıradakiler giderek daha az etkilenecektir. Öyle ki en ortadaki tekhücreliler belki güneş ışığını hiç alamayacaklardır. En üsttekiler, bol ışının etkisiyle, koloninin en hızlı bölünen, ama en çok yıpranıp, en önce ölen tekhücrelileri olacaktır. Böylece ötekilerden farklılaşmış olacaklardır. Bu örneğin çokhücrelilerdeki benzeri deri hücreleridir. Hücre suyu oranı içerdekilerden daha az olan deri hücreleri kuru, olumsuz dış etkilere (örneğin güneş ışınlarının zamanla öldürücü etkisine) karşı içtekileri koruyan bir kalkan oluşturmuştur. Koruyucu bir organ işlevi kazanmıştır. Ancak bu farklılaşma, ne deri hücrelerinin “İçerdeki kardeşlerimizi koruyalım” amaçlarının, ne de onları yarattığı söylenen Tanrının verdiği görevin (ereğin) ürünüdür.

Jeosferi kavrama yolunda “nedensellik”, biyosfer için “işlevsellik”, noosfer için “ereksellik” kavramlarıyla yaklaşılması gerekir.

“İşlevsellik, doğa yasaları (neden – sonuç ilişkisi, yani nedensellik) dışı bir olgu değildir. Onun bir “çoklu ve karmaşık nedensellikler paketi” olduğu söylenebilir. Sayısıza dek uzanabilen nedenleri bir bir ortaya koyarak bir hastalığı anlamak ve sağaltmak kolay, gerekli, bazen de olanaklı bir iş değildir. Bir bütün olarak nedensellikler paketine bakılabilir ve söz konusu organın işlevini neden yerine getiremediği (içlerinde psikolojik, psikosomatik olanların da bulunabildiği) araştırılarak hastalık, ölüm nedeni anlaşılabilir. Böyle bir kavramın (işlevselliğin) eksikliği durumunda (hele insan davranışlarının iki kara kutusundan biri olan hücre çekirdeğinin açılmadığı zamanlarda ve yerlerde) biyosfer olgularının karmaşık nedenlerle değil (yaradanın ona yüklediğine inanılan) ereklerle açıklanmasına şaşılmamalı.

“Noosferde ereksellik
“Gelelim varlığın en karmaşık düzeyi ve görünümü olan noosfere. Noosferde durum biyosferdekinden çok farklı, çok daha karmaşıktır. Gerçi (son yüzyıla dek ikinci kara kutu durumunda bulunan) beyin de doğa yasaları, nedensellik ilişkileri dışında değildir. Ayrıca beynin, duygu ve düşünce üretimi işlevi görmesi, işlevsellikçi yaklaşımın onun için de geçerli olacağını gösterir. Ama beynin bunlardan öte bir özelliği daha vardır. Bu, düşünceler yoluyla erekli davranışlar üretmesidir. Onun bu niteliği “bebek ile soba” örneğiyle daha iyi anlatılabilir: “Diyelim ki bir köy evinde, Zonguldak’ta 30 işçinin yaşamı pahasına, ucuza çıkarılan kömürle soba yakılmış. Evin çocuğu yürümeyi yeni öğrenmiş. Sobanın kızıllığının albenisine kapılıp ona dokunuyor; eli yanıyor (neden), yanan elini refleksle çekiyor (sonuç). Aradan bir iki ay geçiyor. Elinin yarası iyileşmiş. Sobaya yaklaşınca nar gibi kızarmış olduğunu görüyor. Kendiliğinden bir çağrışımla, kızarmış sobanın yol açtığı elinin acısını anımsıyor. Ve eli bir daha yanmadan, yanmasın diye (erek) elini çekiyor (sonuç). Çocuğun (yanmadan, yanmasın diye) elini çekişi ereksel bir eylemdir. Noosferdeki bu olay, jeosferdeki neden-sonuç ilişkisiyle (nedensellik ile) değil, erek-sonuç ilişkisiyle (ereksellik ile) anlaşılıp açıklanabilir.

“Buna karşın noosferin de biyosfer gibi nedensellik dışında olmadığını belirtmek için şöyle bir anlatıma gidilebilir. Jeosferde yalnızca nedensellik ilişkisi vardır. Biyosferde, nedensellik yanı sıra bir de işlevsellik bulunur. Noosferde ise nedensellik ve karmaşık nedensellikler paketi olan işlevsellik yanı sıra, nesneler değil, simgeler arası (çağrışım, karşılaştırma gibi işlemlerde yürütülen) ilişkiler olarak, nedensellikten bambaşka bir olgunun varlığı da (ereksellik de) söz konusudur. Ve bu olgunun noosferin belirleyici öğesi olduğu söylenebilir. Öyleyse jeosferde evrimin (maddenin evriminin) neden-sonuç ilişkileriyle, biyosferde evrimin (canlının evriminin) işlevsellik ilişkisiyle, noosferde (duygular, simgeler, düşünceler, istenç – irade, emek ürünü olan nesneler ve olaylar dünyasında yani “kültürel evrim” alanında) ereksellik doğrultusunda geliştiği söylenebilir. Örnek: Tüm insanların daha mutlu yaşayacağı bir dünya kurma ereği!”

Kaynak:
1- Ed. Şenel, Alâeddin, 50 Soruda Bilim ve Bilimsel Yöntem, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, İstanbul, 2017, ss. 40-44.