Ana sayfa Bilişim Düşünen bir makine yapılabilir mi?

Düşünen bir makine yapılabilir mi?

1065
PAYLAŞ

Derleyen: Uğur Erözkan

Yapay zekâ, son yılların en popüler konularından biri. Özellikle, 80’lerin bilimkurgu filmlerindeki birçok “fantastik” öğenin bugün hayatımıza girmiş ve normalleşmiş olması, bilgisayar çağında yapay zekâ ile “her şeyin yapılabileceği” algısı yaygınlaşmış durumda.

Peki yapay zekâ insanlığın gündemine nasıl girebildi? Bir makinenin düşünebileceği fikri nasıl ortaya çıktı? Bu soruların ilginç öyküsünü geçtiğimiz günlerde Bilim ve Gelecek Kitaplığı’ndan çıkan 50 Soruda Yapay Zekâ (1) kitabında, Cem Say şöyle anlatıyor:

“Düşünen bir makine yapılabilir mi?

“Gottfried Wilhelm Leibniz, bir koltuğa bir karpuz tarlası sığdırmayı başaran o özel insanlardandı. Hukuk eğitimi alan Leibniz hayatını birkaç asilzadenin emrinde danışmanlık, diplomatlık, tarihçilik ve kütüphanecilik yaparak kazansa da “boş zamanları”nı felsefe, matematik ve fizik çalışmalarıyla değerlendirerek bilim ve düşünce dünyasında neredeyse damga vurmadık alan bırakmamıştı. Bizim hikâyemizdeki rolü ise, tarihteki ilk bilgisayar mühendislerinden olmasıyla ilgili.

Cem Say’ın kaleminden, 50 Soruda Yapay Zekâ, geçtiğimiz günlerde yayımlandı.

“Fransız bilgin Blaise Pascal toplama ve çıkarma işlemlerini yapabilen ilk mekanik hesap makinesini icat ederken henüz bir bebek olan Leibniz, 25 yaşına geldiğinde dört aritmetik işlemin dördünü de yapabilecek bir makine geliştirmek için kolları sıvadı. “En basit kişinin bile makine kullanarak kesinlikle yapabileceği hesaplar için mükemmel insanların saatlerce köleler gibi uğraşmasına değmez!” diyordu. 1673’te diplomatik bir görev için gittiği İngiltere’de makinesini Londra’daki Kraliyet Akademisi’ne sundu. Bu başarısı Akademi üyeliğine kabul edilmesini sağladı.

“Günümüz insanına sadece dört işlemi yapmakta kullanılabilen, üstelik çalıştırmak için bir kolu döndürmeniz gereken bir alet etkileyici gelmeyebilir, ama 17. yüzyıl için bu bir yapay zekâ başarısıydı (Avrupalı soyluların para hesaplarını yaptırmak için aritmetik bilen okumuş gençleri istihdam ettikleri çağlardan söz ediyoruz). Leibniz buluşunun uzun vadedeki sonuçlarını düşündü: Bu müthiş bilişsel iş makinelere yaptırılabildiğine göre neden diğerleri de yaptırılamasın? Nihayetinde insanların akıl yürütürken yaptıkları da bir tür hesap değil miydi?

“Muhakemelerimizi düzeltmenin tek yolu, onları matematikçilerinkiler kadar elle tutulur hale getirmektir, öyle ki hatamızı bir bakışta bulabilelim ve kişiler arasında anlaşmazlıklar olduğunda hemencecik ‘Hesaplayalım, kimin haklı olduğunu görelim’ diyebilelim.”(2)

“Leibniz, düşünme işlerimizi bizim için yapabilecek bir makine hayal ediyordu! Bu sisteme “calculus ratiocinator” adını vermişti. Bunun için ilk adım olarak, nasıl kendi hesap makinesi sayıları temsil edebiliyorsa, düşüncelerimizde geçen türlü kavramların matematiksel olarak temsil edilebileceği bir tür sembolik dile ihtiyaç olduğunu görmüştü.

(…)

“Belki de en büyük buluşu olan türev ve integral hesabı fikrini Isaac Newton’dan aşırdığının iddia edilmesi, Leibniz için bir kırılma noktası oldu. Bugün bilim tarihçileri Newton’la Leibniz’in bu matematik şaheserini birbirlerinden bağımsız geliştirdiklerini kabul ediyorlar (Liseden kimilerimizin aşk, kimilerininse nefretle hatırladığı ∫ ve dx sembollerini Leibniz yaratmıştı). Öyle görülüyor ki Newton bu konudaki çalışmalarını yıllarca yayımlamadan tutmuş, paralel olarak aynı sahada çalışan Leibniz ise daha sonra başlayıp daha önce yayın yapmıştı. İki matematikçinin de eserlerini yayımlamalarının üzerinden onlarca yıl geçtikten sonra, son derece huysuz ve tuhaf bir karakter olan Newton, muhtemelen Leibniz’in “Önce ben buldum” söyleminden rahatsız olarak, Leibniz’e karşı bir suçlama kampanyası başlattı. 64 yaşındaki Leibniz kendisini savunmaya çalıştıysa da, iş bir İngiltere-Almanya çekişmesine döndü. Leibniz’in “hakemlik edin” diye başvurduğu Kraliyet Akademisi, Alman Leibniz’den olayı kendi açısından anlatmasını isteme gereği duymadan İngiliz Newton’un haklı olduğunu ilan ediverdi. Leibniz 1716’da 70 yaşında öldüğünde sözüm ona hamisi olan İngiltere Kralı I. George cenazesine katılmadı. Ne Londra ne de Berlin Akademileri, ikisinin de yaşam boyu üyesi olan Leibniz’in ardından bir anma yapma gereği duydu.

“Leibniz felsefi anlamda bir iyimserdi. ‘Tanrı her şeye kadir ve iyi ise, o zaman dünyada neden kötülük ve ıstırap var?’ sorusuna yanıt olarak içinde bulunduğumuz dünyanın mümkün olan tüm dünyalar arasında en iyisi olması gerektiğini savunuyordu. Fransız filozof Voltaire 1759’da yazdığı ve asırlar boyunca okunacak olan matrak Candide romanında, başına art arda gelen felaketlerden sonra habire ‘Yine de olabilecek dünyaların en iyisindeyiz’ diye avunan çok bilmiş öğretmen Pangloss karakteriyle Leibniz’i alaya aldı. O sırada ölümünün üzerinden 40 yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen adamcağızın mezarına bir taş bile dikilmemişti.”

Kaynaklar:
1) Say, Cem, 50 Soruda Yapay Zekâ, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, İstanbul, 2018, ss. 15-17.
2) Gottfried Wilhelm Leibniz, “De arte characteristica ad perficiendas scientias ratione nitentes”, C. I. Gerhardt (Ed.), Die philosophischen Schriften von Gottfried Wilhelm Leibniz, Cilt 7, 1890, Berlin: Weidmannsche Buchhandlung.