Ana sayfa Bilim Öyküleri Prof. Ernst Werner’e göre, Şeyh Bedreddin İsyanı Türkiye tarihinin en önemli olayı

Prof. Ernst Werner’e göre, Şeyh Bedreddin İsyanı Türkiye tarihinin en önemli olayı

4695
PAYLAŞ

Ender Helvacıoğlu

Prof. Dr. Ernst Werner (1920-1993) Çekoslovakya’nın Kuzey Bohemya bölgesinde doğan, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Almanya’ya yerleşerek orada tarih eğitimi alan bir biliminsanı. Özellikle ortaçağ tarihi üzerine yoğunlaşan Werner, ülkemizde “Büyük Bir Devletin Doğuşu: Osmanlılar (1300-1481)” ve “Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa” adlı eserleriyle biliniyor. Bu kitaplardan ilkinin son baskısını Mart 2014’de Yordam Kitap yaptı (Almancadan çevirenler Orhan Esen ve Yılmaz Öner). Bedreddin isyanını ele alan diğer kitap ise 2006’da Kaynak Yayınları’ndan Hakan Sevin çevirisiyle yayımlanmıştı. Bu iki değerli eseri de okurlarımıza öneririz.

Werner’in çalışmaları
Marksist bir tarihçi olarak Werner, yoğunlaştığı tarihsel dönemlerde halk hareketlerinin analizine özel bir önem vermiş. Ortaçağ’da Fransa, İtalya ve Almanya’daki halk hareketlerini ve Balkanlar’daki Bogumil hareketini incelemiş. Osmanlı’nın kuruluş dönemini ele aldığı çalışmasında da Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa isyanı önemli yer tutuyor.

Semih Poroy’un Şeyh Bedreddin isyanını konu alan bir çizimi.

Werner’in Türkçede yayımlanan iki eserinde de kendisiyle 1978 yılında yapılan bir söyleşi yer alıyor. Yıldırım Dağyeli tarafından gerçekleştirilen söyleşi Bora dergisinin Kasım 1978 tarihli 1. sayısında yayınlanmış.

‘Bedreddin’in hedefleri gerçekçiydi’
Bu söyleşide Werner’in, Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa hakkındaki soruya verdiği yanıt son derece ilginç. Werner, Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa isyanını tüm Türkiye tarihinin en önemli olayı olarak gördüğünü söylüyor ve Şeyh Bedreddin’in dünya tarihinin en önemli kişilerinden biri olduğunu belirtiyor.

Börklüce Mustafa’nın sınıfsız toplum hedefinin o dönem için başarıya ulaşması olanaksız bir ütopya olduğunu vurgulayan Werner, Şeyh Bedreddin’i ise “bir ıslahatçı (reformcu) ve siyasetçi” olarak gördüğünü ve hedeflerinin çok daha gerçekçi olduğunu vurguluyor. Werner, Bedreddin’in politik çizgisi ve tarihsel önemi konusunda şu ilginç analizi yapıyor:

“Ona göre Osmanlı Hanedanı ortadan kalkmalıydı. Balkanlar’daki Slavlarla da anlayış ve hoşgörü içinde geçinilmeliydi. Yani bir bakıma o toprakları fethedenlerle o topraklarda eskiden beri yaşayanlar birleşmeliydi. Fakat bu, Mevlevilerde olduğu gibi yukarı kademede birbirlerine hoşgörü göstererek olmamalı, tam tersine aşağıdan olmalıydı. Yani Balkan Slavları siyasi eylemlere çekilmeliydi. Böylece aynı zamanda Avrupa’nın yeni yeni başlayan sömürge düzeninin karşısına bir Güneydoğu Avrupa bloğu çıkmış olacaktı. Tabii bu, belli ölçüde bir çeşit yeni bir din olacaktı. Ve bu dinin temelleri, İslam ile Ortodoks Hıristiyanlıkta yatacaktı. Katolik dininin hakim olduğu ülkelerin karşısına dikilecekti. Bu durumu Şeyh Bedreddin’in sahip olduğu büyük bir görev olarak ve o zamanın koşulları içinde gerçek tarihi bir alternatif olarak görüyorum.”

Bedreddin’in istediği düzeni olanak dahilinde gördüğünü belirten Werner, isyanın başarısız olmasının tarihi kökten değiştirdiğini de ekliyor:

“Bu bakımdan onun yenilmiş olması gerçekten çok acıdır. Eğer Şeyh Bedreddin kazanmış olsaydı, Balkan halkları, aynı zamanda Türk halkı, daha sonraki yıllarda çekmiş olduklarını çekmemiş olacaklardı.”

Şeyh Bedreddin’in İstanbul-Cağaloğlu’da bulunan mezarı (Fotoğraf: Ömer Tuncer).
Şeyh Bedreddin’in İstanbul-Cağaloğlu’da bulunan mezar taşı (Fotoğraf: Ömer Tuncer).

Kaotik 400 yıl
Ernst Werner’in analizi aşırı iddialı olarak değerlendirilebilir. Üzerinden 600 yıl geçen bir olayın bu kadar “sıcak” bir biçimde tahlil edilmesi şaşırtıcı bulunabilir. Fakat tarihte öyle anlar vardır ki, çatallanan akışın hangi yöne doğru gideceği soğuk bir nedensellikle açıklanamaz. Çünkü yönlerin ikisi de (hepsi de) olanak dahilindedir, nedenselliğin içindedir; ama bir tanesi gerçekleşir ve tarih o mecradan akar.

Daha yakın bir örnek verelim: 1919’da Almanya’da komünist parti önderliğinde gerçekleşen – Bolşeviklerin de gözünü diktiği- işçi ayaklanması başarılı olsaydı (olabilirdi), kim bilir tarih nasıl değişirdi? Daha lokal bir örnek ama, hâlâ dumanı tüten 2013 Haziran Ayaklanmasını bu gözle değerlendirmeye ne dersiniz? İktidar devrilebilirdi ve şimdi çok başka şeyler konuşuyor olabilirdik.

Tarih böyle bir şey… Küçük süreçlerde kaotik. Nedenselliği ancak büyük süreçleri kavrayabildiğimizde fark edebiliyoruz. Sadece insanlık tarihi değil, canlılığın evrim tarihi de böyle. Kim bilebilirdi, dinozorların ayakları dibinde, onların artıklarıyla geçinip yaşam kavgası veren fare benzeri bir memeliden türeyeceğimizi? Ama o meteor…

Neyse, tarihimizin, 1071 Malazgirt zaferiyle başlayıp 15. yüzyılın ikinci yarısında Fatih ile simgelenen imparatorlaşma sürecinin tamamlanmasına kadar süren 400 yılı bu gözle incelenmeye değer. Çok farklı akışlar da olanak dahilindeydi o kaotik dönemde. Werner Bedreddin isyanına yoğunlaşmış, ama aynı sürecin bir başka keskin momenti olan ve Bedreddin isyanından 200 yıl önce yaşanmış Babai isyanı hakkında da benzer analizler yapılabilir.

Son bir not: Bu konularda araştırma yapacakların Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın “Osmanlı Tarihinin Maddesi” adlı eserini okumadan geçmesi çok büyük eksiklik olur.