Ana sayfa 178. Sayı Kitap fuarı

Kitap fuarı

61
PAYLAŞ

Özer Or

TÜYAP kitap fuarının Tepebaşı’nda olduğunu hatırlayan var mı? Bizim derginin okurları arasında sayılarının az olmadığını tahmin ediyorum. Lisedeyken yaşadığım kasabanın gazete bayisine gelen birkaç dergiden,ama en çok da Lemancılar’ın “kültür-fizik” dergisi Öküz’den ve Cumhuriyet Kitap’tan takip etmeye çalışırdım İstanbul’un kitap gündemini.Yılın en önemli olayıydı kitap fuarı. İlk fuar alışverişimi kendim gelemediğim halde yaptığım listeyle kuzenim benim adıma gerçekleştirmişti. İnternetin kitap alışverişiiçin yaygınkullanılmadığı zamanlardı. Alışveriş için fuarı kaçırmamak önemliydi.

Üniversiteyi İstanbul’da okumaya karar verirken kitaplara, dergilere, fuarlara, panellere, yazarlara daha yakın olmak da vardı aklımda. İlk fuar ziyaretim 98 Kasım’ında. Açıldığı gün gelmiş, hafta boyuncada her gün dersim biter bitmez soluğu kitapların arasında almıştım. Beyoğlu’nun büyük kitapçıdükkânlarında bile karşılaşamayacağım çeşitlilikte kitabı bir arada görmek, elime alıp karıştırmak büyüleyiciydi.“Sonradan görme” olmak böyle bir şey miydi acaba? Yazılarını takip ettiğim, kitaplarını yutar gibi okuduğum Attilâ İlhan’ın imza gününde uzun süre kuyrukta bekledikten sonra, karşısında şaşkın şaşkın dikilecek, sormak, konuşmak istediklerimin hepsini unutacak ve ancak o sorunca güçbela adımı söyleyebilecektim. Neyse ki onu unutmamıştım ama “Kaptan”içine adımı yazıp altına şık imzasını attıktan sonra kitabı bana uzatırken dikkatini arkamda duran“sıradaki” okura yöneltmişti bile. Birkaç kez daha kitap imzalattığım oldu ama özellikle kitap fuarlarındahayranları kalabalık yazarlardan uzak durmaya karar vermiştim. Bir daha heves etmedim imza kuyruğuna.

Yıllar içinde fuara dair algım da bilgimle birlikte değişti. Önceleri fuar benim için indirimli kitap alabildiğim büyük bir mağazaydı.Yıl içinde gözüme kestirdiğim hacimli kitapları uygun fiyata almaya çalışırdım. Yüzde 25-30 indirim yabana atılacak avantaj değildi öğrenci harçlığım ve burslarımla oluşturduğum bütçeme göre. Çoğu zaman da planladığım bütçeyi hayli aşarak her gün çantama doldurabildiğim kadar kitap taşırdım eve fuar süresince. Zaman içinde indirimli kitap almak ikinci plana düştü.Bazı “az ünlü” yazarlarla, fuar boyunca standının başından ayrılmayan küçük yayınevlerinin entelektüel sahipleriyle, kitap kurdu okurlarla karşılaşma, ayaküstü sohbet etme, hatta bazen tanışıp dostluk kurma yeni bir fuar keyfi olarak ortaya çıkmıştı. Galiba biraz da bu nedenle büyük yayınevlerinin stantları oldum olası çekmez beni.Oralar dahaçok satış odaklı ve “profesyonel” kısımlarıdır fuarın. Kitap çaldırmamak için eğitilmiş, uyarılmış, kitaplar hakkında ve standa yaklaşanlarla nasıl ilgileneceklerine dair yüzeysel olarak bilgilendirilmiş genç, uyanık stant görevlileri vardır. Zaman zaman okurlarla sohbet etmekten kendilerini alıkoyamasalar da oradaki faaliyeti yönetmek ve verimli kılmakla görevlendirilmiş bir çift gözün sırtlarına odaklandığını hissetmeleri uzun sürmez. Süre kısıtlıdır, satış hedefine ulaşabilmeleri için çalçene okurlarla vakit kaybetmemeleri gerekir.

Fuar aynı zamanda iyi dağıtılmayan, sıradan dolaşım kanallarında karşılaşmanın nispeten güç olduğu kitaplara da erişim imkânıdır. Yayıncılar dağıtımda tükenmiş olduğu halde depolarında kalmış bir miktar kitabı da getirip koyarlar tezgâha. Belli konularda, belli bir yaklaşıma göre yayın yapan tematik yayınevleri (şimdilerde“butik”deniyor) okurlarıyla buluşmak, tanışmak için fırsat olarak görür fuarı. Hatta bazı okurlarını yazara veya çevirmene dönüştürdükleri de olur bu tanışmalar sayesinde. Panelleri, toplantıları da aslında böyle küçüklüğüne rağmen “meselesi olan” yayınevleri tertip eder. Bazıları demokratik kitle örgütleriyle dayanışma içindedir. Bu gruptakiler Tepebaşı’ndaki fuar salonunda alt kata inen basamakların hemen altında masalara konumlanırlardı. Fuar boyunca kampanyalar yürütürler, imza toplar, dergilerini satarlar, broşürlerini dağıtırlardı fuar koridorlarında.

Fuardan bahsederken nedense hep Tepebaşı’ndaki eski fuar canlanıyor gözümde. Nostalji yapmak, aslında özlediğim gençliğimi anmak için kitap fuarını bahane etmek değil niyetim. Bazı farklar kolayca tespit edilemeseydi kuruntum sanabilirdim düşüncelerimi. Şehir dışına taşınınca evvela okuryazarların her gün veya birkaç kez yerine ancak bir kez uğrayabildikleri bir yer oldu kitap fuarı. Kitapsever bir dostla buluşmuşken gidilen, geçerken uğranılan bir yer olmaktan çıktı. Ciddi bir plan ve organizasyon gerektirir hale geldi. Okurlar için geçerli olan yazarlar ve küçük yayınevi sahibi entelektüeller için de geçerli. İmza günü olmadığı halde orada bulunan bir yazara, yayıncıya rastlamanızkolay değil. Fuarı da hazır imza gününe gelmişken vakit kalırsa şöyle bir turluyorlar. Küçük yayınevlerinin zaten stant kirası vb. maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle pek azı fuara katılabiliyor. Kıyıda köşede kitap pazarlama şirketlerinin arasında kayboluyorlar. Özellikle o yayınevini aramayan bir okurun önünden geçmesi bile tesadüflere bağlı. Geçseniz ne olacak? Yayıncısı, yönetmeni, yazarı fuara teşrif etmeyen yayınevlerinin stantlarıyla kitaplarıbile tanımayan bazı genç arkadaşlar emaneten ilgileniyor.

Kısacası benim için karşılaşma ve muhabbet demek olan fuarın bu nitelikleri tükeneli çok oldu. Yıllar sonra yine büyük bir kitap mağazasına dönüştü. Taşındığından beri bunlardan ilk kez yakınan ben değilim elbette. Daha önce de söylendi, söyleyenlere cevaplar da verildi, yeni durumdan memnun olanlar tarafından. “Fuar alanı çok büyük, büyük stantlar kurulabiliyor, teknolojik altyapısı, havalandırması, aydınlatması, iletişimi, ulaşımı, konforu şahane.” Şahanede 40 yıldır her türlü zokayı böyle “büyük”, “yeni”, “hızlı”diye diye yutmuyor muyuz zaten?