Ana sayfa Bilim Gündemi Kurban ritüeli, köpeğin evcilleştirilmesini biçimlendirmiş olabilir

Kurban ritüeli, köpeğin evcilleştirilmesini biçimlendirmiş olabilir

2218
PAYLAŞ

Çeviren: Ahmet Kerim Gültekin

Arktik Sibirya’da Ob Nehri tundranın engin, soğuk bölgelerinde miskince akıyor. Polui nehriyle buluştuğu yerde, Rusya-Salekhard şehrinde, antik bir ritüel alanın kalıntıları uzanıyor. Taşkın yataklarına nazır (konumuyla), Ust’-Polui olarak bilinir. MÖ 260’a kadar geriye uzandığı ve MS 140’a kadar yerleşildiği düşünülüyor. Alan, arkeologları, kemik kalıntılarının yüksek miktarı, çeşitliliği ve insan yapımı eşyalarıyla uzun süredir büyülüyor. Donmuş toprakla korunmuş halde, antik Sibirya toplulukları için özel öneme sahip bir yerleşimin öyküsünü anlatıyorlar.

Bu harita Ust’-Polui yerleşimi çevreleyen bölgesel coğrafyayı gösteriyor.

Araştırmacılardan bir ekip, alanın az çalışılmış bir boyutuna ilgi gösterdi: köpek kalıntılarının sıra dışı sayısı. 1935’teki ilk kazıdan bu yana, en az 128 köpeğin bütün iskeleti yahut parçaları tanımlandı. Kanada Alberta Üniversitesi’nden bir antropolog, Robert Losey, “Kuzey Kutbunda başka hiçbir yerde bu kadar çok köpek kalıntısını tek bir yerleşimde bulamıyoruz” diyor. “Bu durum, buradaki hayvanlarla Ust’-Polui’nin antik yerleşimcileri arasındaki ilişkilerin izini sürmeyi istemek için yeterince ilgi çekici.”

Losey ve meslektaşları, söz konusu hayvanların, yerleşimi iskân eden toplulukların arasında oynadığı rol hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istediler. İnsanlarla etkileşimleri ve onların kültürel pratiklerinin dört ayaklı dostlarımızın evcilleştirilmelerini nasıl yönlendirdiği hakkında bilgi veren çalışmaları, Antropolojik Arkeoloji dergisinin Eylül sayısında yayımlandı.

Son birkaç on yılda, köpek evcilleştirmesi üzerine araştırma, bilim camiasında çok yoğun ilgi uyandırdı. Uzmanlar hem “evcilleştirme” tanımı hem evcil köpeğin kökenleri üzerine tartışıyorlar. Penn Eyalet Üniversitesi’nden, çalışmalara katılmamış, eski bir paleontolog Pat Shipman, “Anlaşmazlıklar baş gösterdi çünkü elinizde sadece kemiksel kalıntılar varsa, bir köpek mi kurt mu olduğunu söylemek zor, dolayısıyla bazı kurtların ne zaman köpeklere evrildiğini ve insanların bu evrimde ne rol oynadığını kesin olarak saptamak kolay değil” diyor.

Güncel çalışmalar evcilleştirme kanıtlarını, genlerin ve iskelet morfolojilerinin değişimini veya antik hayvanların kemik yapılarını tespit ederek bulmaya çalıştılar. Bu analizler bize köpeklerin 15 bin yıldan daha evvel nerede ve ne zaman ortaya çıktıkları hakkında daha net bilgi edinmemize yardım etti. Fakat araştırmacılar nadiren, köpeklerin ve insanların nasıl ve neden ilişkiye geçtiklerine baktılar. Kültürel pratiklerin çeşitliliği bu ilişkileri şekillendirmiş olabilir, fakat şimdiye kadar çok az incelendiler.

İnsanların ve köpeklerin bir arada nasıl yaşadıklarını anlamak önemlidir, çünkü özgün insan davranışları ve türler arasındaki karşılıklı işbirliği, köpeklerin davranışları ve fiziksel boyutlarındaki dönüşümünü açıklayabilir. Losey, “Türler arasında yaşandığı düşünülen ilk karşılaşmadan çok sonra, Ust’-Polui’deki bir grup insan ve köpeğin arasındaki karşılıklı etkileşimleri belgeleyerek, evcilleşmenin bedensel dönüşümlerden daha fazlası olduğunu göstermek istedik” diyor.

İnsan-köpek etkileşiminin iç yüzünü anlamak için, araştırmacılar, hangi aktivitelere katıldıklarına ve nasıl bakıldıklarına dair kanıtlar arayarak, Ust’-Polui’de yaklaşık 2 bin yıl önce yaşamış bazı hayvanların hayat öykülerinin izini sürdüler. Aynı zamanda köpeklerin yaşları, sağlıkları ve vücut yapıları hakkında daha fazla bilgi edinmek için kemik şekillerini ve kafataslarını incelediler.

Ust’-Polui’de parçalı köpek kalıntıları: (a) bütün köpek gömüsü, (b) kafatasıyla birlikte köpek gömüsü ve (c) köpek kafatası ve boyna ait omurga.

Araştırma ekibine göre, Ust’-Polui’nin iskân edildiği dört yüz yılda, yüzlerce köpek yaşamış olabilir. Losey ve meslektaşlarının bulduğu birçok parçalanmış kemik, bazı kesik izi kalıntılarıyla, genç köpeklere aitti. Araştırmacılar, Ust’-Polui’daki insanların bu hayvanları öldürdüklerini ve muhtemelen yediklerini öne sürüyorlar.

Ekibe göre, Ust’-Polui’deki antik topluluklar, yerleşimde sıra dışı biçimde bol olan, köpek kafatasına özel bir önem veriyordu. Bu kafataslarıyla birlikte bazı hayvanların çene kemikleri süs olarak sopaların veya kemerlerin ucuna takılıydı ve bazılarının insanlar tarafından giyildiği düşünülüyor. Bu kalıntıların ait olabileceği köpekler, ritüel olarak kurban edilmiş olabilirler. Ek olarak bazı hayvanlar, doğal bir ölüm gibi görünen nedenden ötürü, bütün olarak gömülmüşler.

Losey ve meslektaşları, öncelikle, yerleşimde gömülü köpeklerin diyetini belirleyebilmek için kemiklerin kimyasal yapılarını analiz etti. Birkaçı, muhtemelen bazı temel ihtiyaçları için insanlara bağımlı olduklarını gösterir biçimde, yakındaki nehirlerden balık tüketmişti. Biliminsanları aynı zamanda, hayvanlar tarafından çekilmiş görünen, tahtadan kızaklar buldular. Kızak çekmek, biliminsanlarına göre, vücutlarına zarar vermiş ve onları zamanla dönüştürmüş olabilir. Uzun vadede köpeklerin kemik yapısı kızak çekmenin güçlüklerine daha iyi dayanacak biçimde adapte olmuş olabilir.

Araştırma yazarlarına göre, hangi hayvanın yaşayacağını, çalışacağını ve üreyeceğini seçmek, seçici yetiştirmenin bir türüdür ve evcilleştirmenin önemli bir özelliğidir. Bu itibarla, insanların eylemleri Ust’-Polui’de yaşamış hayvanların kişisel özelliklerini ve fiziksel karakterlerini şekillendirdi.

Gerçek şu ki bazı köpekler (yemek için) kesilirken bazılarının ritüelle gömülmesi, köpeklerin toplum içerisindeki yeriyle ilişkili karmaşık inanç setlerini düşündürüyor. Köpekler homojen bir grup olarak görülmedi. Araştırmacılar neden farklı muamele gördüklerini bilmiyor fakat bu yeni bulgular, insanların sadece topluluk için değerli buldukları köpeklerle kalıcı ilişkiler inşa ettiklerini, onları ihtiyaçları ve kültürel özgüllükleri için şekillendirdiklerini düşündürüyor. Angela Perri, İngiltere’deki Durham Üniversitesi’nden, çalışmaya katılmamış bir arkeolog, “Bu çeşitli pratikler -niyetli yahut değil- bu bölgede köpeklerin evcilleştirilmesine ve evrimine yön verdi” diyor.

İngiltere Oxford Üniversitesinden Greger Larson, çalışmaya katılmayan bir evrimsel biyolog, yeni araştırmadaki yöntemleri övüyor. “Kanıtın birden fazla boyutuna bakmaya başlamamız önemlidir” diyor. “Tek başına antik DNA’yı analiz etmek bile bize bir köpeğin soyu hakkında bilgi verecek büyük bir yöntemdir, fakat bize gerçekte hayvan ve insanlar arasındaki ilişkiyi anlatamaz.”

Bu ilişkiyi anlamak, Sibirya kutup bölgesinde ve dünyanın herhangi bir yerinde evcilleştirmenin nasıl olduğu hakkında daha fazla bilgi edinmek için anahtardır. Losey, “Genetik ve vücuttaki değişimler neden değil fakat evcilleştirmenin sonuçlarıydı” diyor. “Biz evcilleştirmeyi devam eden bir süreç olarak yeniden düşünmek istiyoruz, böylelikle, insanların evcilleştirilmiş hayvanlarla birlikte yaşadığı ve onları kültüre entegre ettiği dünyanın herhangi bir yerinde de çalışabiliriz.”

Kaynak: https://www.sapiens.org/archaeology/dog-domestication-ritual-sacrifice/